John Steinbeck favori yazarlarım arasında ilk sıralardadır. Onun, Fareler ve İnsanlar romanıyla okuma sevdasına yakalandım diyebilirim. Çocukluk yıllarımda yazarın birçok kitabını da okumuşumdur, şimdilerde özledikçe elime tekrar alıyorum.
İnci, novella tarzında yazılan bir kurgu, kısa olmasına rağmen insana ve kadere dair öyle şeyler söylüyor ki, ister istemez üzülüyorsunuz. Beşerin açgözlülüğü ve hırsı, iyiniyetle çıkılan yolların en nihayetinde cehenneme varması... Bunlar öyle tanıdık ve bizden ki olayları esefle okuyoruz.
Kahramanımız Kino fakir bir inci avcısı, geçimini denizin dibinde bulduğu olağanüstü değerli taşlarla sağlıyor. Onu seven bir karısı ve yeni doğan bir oğlu var. Hikayede olaylar bebeği bir akrebin sokmasıyla başlıyor. Kino'nun yavrusunu kurtarma mücadelesi, hayatlarına mucizevi bir şekilde giren güzel inci...
Bazen hayır gördüğümüz şeylerin şer olması, kötü olayların sonunun iyiye varması... Kader paradoksu kadar insanoğlunun içinin karanlığına ve cehennemine de ışık tutan bir hikaye İnci.
Kino'nun acıklı hikayesi bize, halihazırda varolan toplumsal sınıfların daha da katılaşarak devam ettiğini, zengin ve güçlünün demir yumruğunu fakir sınıfın üzerine nasıl vurduğunu, emperyalizmin demir parmaklıklarını kırıp kaçmanın ne derece zor olduğunu gösteriyor.
İnci, kesinlikle okunması gereken bir kitap, tavsiye ediyorum.
Sağlıkla kalın.