İslam ve İnsan / Mevlana ve Tasavvuf

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.676
Gösterim
Adı:
İslam ve İnsan / Mevlana ve Tasavvuf
Baskı tarihi:
Şubat 2016
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759952433
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Türlü sefaletlerle ihtirasların parça parça böldüğü hasta bir vücudu andıran İslam dünyası, en bedbaht devirlerinden birini yaşıyor ve her İslam memleketinde ruhlar birbirinden ayrılmış, birbirlerine saldırıyorlar. Her sene yüzbinlerle ziyaretçi ile dolan Kabe´nin etrafında ruh birliği ve beraberliği meydana gelemiyor. Bunun sebebi ne siyasi, ne iktisadi, ne de esasında ilmi ve fikridir. Bu halin sebebi, İslam´ın temeli ve Kur´an ´ın özü olan ahlakın kaybedilmiş olmasıdır. Bugünkü müslümanlar, birtakım geleneksel hareketleri dikkat ve titizlikle yapmaktan başka endişesi olmayan, ilkçağın ve ilkel devrin sihirbazlarını andırıyorlar. Kur´an harikası olan devrin sihirbazlarını andırıyorlar. Kur´an harikası olan ilahi ahlak İslam diyarında çoktan gömülmüştür.Ahlaka idealine karşı ruhlarda işlenen bu zulmün tarihte çok tekrarlanan tehditleri, bugün büyük sanayi medeniyetinin insanı makinalaştıran ve makinaya esir yapan zulmüyle elele vermiş bulunuyor. Belki yakın bir gelecekte büyük petrol kuyularıyla İslam ülkelerinin tröst sahipleri bu vasıflarını şeyhlikle birleştireceklerdir. İnsanlığın beşbin yıllık ruh ve vicdan eserini inkar ederek düşünmeyi günah sayan sefaleti din diye tanıtan gerilikle taassup, bu zulme sığınmış bulunmaktadır. Kalbe karşı gelen kaideleri İslam çerçevesi içinde insan ruhunun esaret zinciri yapmakla geçinenler kendilerine din adamı dedirttikçe ve halkın bunlara hörmet ve itibarı devam ettiği müddetçe İslam dünyasının, içinde yüzdüğü sefaletten kurtulması imkansızdır.
(Arka Kapak)
208 syf.
·9/10
Es Selam Dostlar…

Ahlak üzerine yaptığı bereketli çalışmaları ile münevver , nadir mütefekkirlerden biri Nurettin TOPÇU…
Avrupa’da Ahlak Felsefesi üzerine doktora yapmış ve Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe doktorası yapan ilk Türk olarak kayda geçmiştir.
Fransa’da kalması yönünde yapılan teklifleri kabul etmeyip Türkiye’ye dönmüş ve Abdülaziz Efendi (Bekkine) ile tanıştıktan sonra hayatı boyunca ona intisap etmiştir.
Hepimizin bildiği gibi sıra dışı bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu noktada Nurettin TOPÇU hocamızın İslam dünyasına dair tespitleri kayda değer.
Her sene yüz binlerce ziyaretçi ile dolan Kabe’yi ne kadar ziyaret etsek de birlik ve beraberliği sağlayamıyoruz. Bunun sebebi de ne siyasi ne ilmi ne de fikridir. İslam’ın temelinden ve Kur’an ahlakından uzak kalmamız en büyük etkendir der Üstad.
Bu noktada geçmişten beri Pagan kültürünün yansımalarını şu cümleleri ile net bir şekilde (dini istismar) ifade etmiştir.
‘‘Asırların artığı sözde din adamları, devrimizin maddeci yıkımını göstererek kendilerinin ALLAH YOLCUSU oldukları vehmini halka sunuyorlar.’’
Filhakika ;
‘’ALLAH YOLCULUĞU ,mevlidhanlıktan , duacılıktan ,mukabelecilikten ve kasidecilikten geçmediği gibi kinin , tekfirin , tehdidin ve ruh karartıcılığının da ilahi yolculuğa yoldaşlığı olmadığını ,yolumuzun İslam’ın sahih kaynaklarındaki (Kur’an-Sünnet) nurlardan fışkıran ümit ile iman sevdasının aleme ve Allah’ın bütün kullarına ulaştırma yoludur. İslam’ın insanla birleştiren yolda işte budur.’’diyerek çözümü daha doğrusu reçeteyi bizlere sunmuştur.
Peki aciz insanlar olarak sonu olan dünyamızda sonsuzluğa hislerimizle mi akıl ile mi ilham ile mi ulaşırız sorusuna cevaben der ki;

Hisler;cüz’idir , egoisttir,kördür.

Akıl hislerin üstünde olup ebedi ve alemşumuldur. Sağlam ölçülere sahip olup hisler gibi yanılmaz. Akıl insana kendini kaybettirmez bilakis kendine getirir. Mümeyyiz vasfı ve hayali hakikatte ayırt ettirir.

İlham ise; bizleri sonsuzluğa ulaştıran his ve akıldan da üstün olan ilahi unsurdur.

Değerli Dostlar!
Yaşadığımız postmodern dünyada Üstadın şu sözleri günümüz din anlayışı ne güzel ifade etmektedir;
İnsanlığın kurtuluşu için inen İslam dini ,kabuklanmış kaideler ,kin kuvvetleri,şiddet tehditleri , din adına manevi bezirganlık ile birlikte İslam ruhunun yaşandığı ashab ahlakının yerine geçmişten günümüze kadar kaideci taassup anlayışı hakim olmuştur.
İslamı yükseltmek ve bu bağnazlıktan kurtulmak için yapmamız gereken şudur ki;

İslam ideali ,insan idealidir.

İnsan ideali, kalp tekniğine muhtaçtır.

İlimle ahlakın birlikteliği ile hikmet ile, kalbi inkişaf ile yol almaktır.

Bu bağlamda hep beraber bir tefekküre ne dersiniz?
Her varlığa bağlanan ve dünyalara sığmayan her ümidin arkasında yokluk gizlidir desem katılır mısınız bana?
Ve geriye dönüp baktığımızda sonsuzluk isteğinin hasıl olduğu bu dünyada iyilikle fenalık hep mücadele içinde olacaktır ve olmaya devam edecektir. Bizlerde biliyoruz da maalesef fenalık bir adım öndedir. Bizleri rahatlatan unsur ise dünya fani, diğer
alemin baki olması ümidi…
Ve ilahi huzurda kazanacak olanların hep iyilerin olması…

Her varlığın koşarak hiçliğin kucağına atıldığı bu alemde zerre sonsuzluk inancı ruhumuzu doyum,fazilet ve hayatı yaşamaya değerli kılan saadet hazinesidir.
Bizler yaratılmışların en şereflisi olmamızın yanında kabul edelim ki en sefihi de olabiliyoruz.
Dağların kabul etmediği emaneti üzerimize de alarak her türlü hal, hareket ve davranışlardan sorumlu bir varlık olmuşuzdur.
Bu sorumluluk nasıl yerine getirilir?
Üstad der ki;
Allaha yönelik ahlaki fazilet şairimizdir. Bunu terk ettiğimiz an çirkefleşiyoruz,bambaşka bir karakter bürünebiliyoruz. Bunca sefih davranışların barındığı bir dünyada yaşamak şüphe yok ki çetin bir imtihandır. Hayat mektebinde bu sınavı başarabilmek için ilk şart aşka ulaşabilmektir, aşk yolu dinin yoludur, fani olan varlıkta vücud ,çehre,emeller ve şekiller silinir ve yalnız ‘’ALLAH AŞKI varlığın mutlak sevgisi olarak zuhur eder.
O aşk ki,
Fuzuli sezdi,
Yunus anladı, anlattı…
Turdaki Musa dayanamadı,
Miraç’ta Muhammed murada erdi…

İÇ GÖZLEM

En can alıcı tespitlerden…
İç gözlem;bir nev’i nefsimizle baş başa kalmak,kalabilmek,hatta psikolojik bir metod da diyebiliriz .
Diyor ki Üstadımız;
İnsan kendi iç gözleminden uzaklaştığı nispet ile otomat ve taklitçi olmaya mahkumdur. Bir buçuk asırdır yaptığımız millet olarak iç gözlemden uzak kalmamız değil midir?
Nihayetinde iç gözlem en büyük yararımız olup hayatımızın merkezine almadığımızda her alanda taklitçilik hatta putlaştırma tipi davranışlar hasıl olabilmektir.
Ki iç gözlem küçük yaştan itibaren öğretim metodu olarak gençlerimize uygulansın ve sonucunda ezbere dayalı iradesiz mecalsiz şaşkın bırakan unsurlardan beri olalım …

Nurettin Hocamız bilginin yanında düşünmenin muhakkak olduğunu, ruhun düşünmeden hakikate ulaşamayacağını ilgili bölümlerde ısrarla vurguluyor.
Çünkü düşündürmeyen bilgi kısır bir sevdadır. Lakin kafa ambarlarına doldurulan her çeşit bol bilgi yükü, düşünme ile işlenmedikten sonra boş bir hafızadan ibarettir.
Bilgi düşünce ile yoğrulunca engin ufuklara geniş dimağlara götürücü kuvvet sağlar

İslam dünya’sının da geri kalmasında en büyük etken düşünmeyi bırakıp, hakikat diye kalıplanmış düşüncelere bağlanmalarıdır diyerek bilim ile düşünmenın ayrılmaz bir bütün olduğunu ifade ediyor.
Bu yüzden bu tarz davranışları ile;

Kur’an ruhundaki mana gömüldü.

Kur’an kendi hayat sahnelerine icra edildi.

Cennet deyince parlak bir gazino benzeri ,huri ve gılman denilince dişili, erkekli garsonlar düşünülüp heveslenildi.

Yapılan Kur’an tefsirleri mana ve hüviyetinden uzak bir şekilde yapıldı
gibi örneklerle düşüncesini pekiştirmeye çalışıyor.

Hamiş;
Düşünmek ruh selameti aramaktır.o’n da manaya ulaşmaktır.


Peki nasıl bir Müslümanlık,nasıl bir kişilik?
Bütün dinlerin geneline baktığımızda , insanların ahlakını yükseltmeye çalıştıklarını görürüz.
Ve idrak ederiz ki her dininde kendine özgü ahlak kuralları vardır ve bir sistemde belirli esaslar çerçevesinde teşekkül ederler.Mensup olduğumuz dine baktığımızda esasların temeli de;

menfaatsizlik,

sonsuzluğa uzanma

aşk ve

samimiyet kapsar.

İşte ruh arayışı bu dört unsur ile yükselmektedir. İslam Alemi’nde geri kalmasının en büyük etkenlerden birininde ruh ve ahlak düşüklüğü olduğunu pek iyi anlıyoruz diyebiliriz. Ki en az üç yüz yıllık hurafecilikte fikir esaretinden ve taassup kabusundan kurtulamayan İslam dünyası hala bu kabus ve esaretin tazyiki altında bulunmaya devam etmektedir.
Ne yazık ki bunun yansıması,zamanımızın dini,kültür ve neşriyatı,hep eskilerin tekrarı,hikayesi,övülmesi ve tabullaştırılmasından ibarettir.

DİN EĞİTİMİ…
Daha doğrusu Din Adamı nasıl olmalı ( Kendime de pay biçtim alındım:)))…
Üstad bu konuda oldukça hassas ve bir o kadar da düşünceli…
Din Adamı,söz ile yazısı bir ve özellikle ahlaki ile halka örnek olmalıdır.
Genç kalplerin iç yaralarna merhem olan, kin ile kibirden temizlenmiş bir eğitim neferi…
Ayin,terennüm,teganni,temcit işlerinden uzak duran…
Unutmayalım ki İslam’ın aslında ruhban sınıfı olmadığı gibi bir yüzü merasim ve teganni olan Din Adamları sınıfı da yoktur .

DİN TERBİYESİ
Din cehaletin değil,ilmin,hikmetin ve felsefenin konusudur.
Din terbiyesi cahilane bir anlayış ile yapılacak bir eylem değildir.
Din terbiyesi şahsiyet terbiyesidir.
Çok bilgi,hikaye ve öğütler insanı dindar yapmaz.
Ancak AŞK Terbiyesi ile verilir dini terbiye…
,ilmi, sanatı, ahlakı ve insanlığı severek ALLAH’a ulaşmaya kabiliyetli bir ruh övgüsüdür.

İSLAM AHLAKI
Ahlak,İslam dininin özü,esası hatta bizzat kendisidir.
Bize düşen ise bu mantık anlayışına sahip olmaktır, kendimizde yaşamaktır.
Akıl ve hikmet sözüyle Kur’an’ın en büyük en esaslı kavramı da Ahlaktır.
Ebediyet’in mutlu bir yolcusu olabilmemiz için Ahlak-ı Aşk ile yaşamamız elzemdir.
Ve diyoruz ki;
alemde ahlaktan daha güzel,daha gerçek bir şey yoktur .

Demem o ki;
Sayfa 130 ‘a kadar inceleme yaptığımı vurgulamak istiyorum öncelikle.
Niçin Mevlana ve tasavvuf konusu hakkında yazmadığım bahsine geçince…
Bu konuda daha detaylı ve ilmi bir araştırma ile ki çok çetrefilli bir konu, ayrıyeten bir değerlendirme yapmayı düşünüyorum…

Hasılı;
Kitaba dair o kadar yazacak cümle ve konu var ki en güzeli en kısa zamanda bu eseri okumam(n )ız derim.

Var ise hatamız affola.. Dil sürçer kalem yanılabilir….

Selam ve dua ile..!
208 syf.
·9 günde·Beğendi·7/10
İslam dinini evvela ruhta yaşanılmasını ısrarla savunmakta merhum. Maddeden sıyrılıp, aşk ile hareket edilmesini defalarca anlatmakta. Konular itibariyle biraz ağır kitap olsada, herkesin okuması gereken bir eser. Keyifli okumalar
208 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kitap islamda aslolan şeyin ahlak ve ruhun merhametle dolması, sadece şekillerle oluşturulan ayinlerle gerçekleştirilen dinin insanı herhangi olgunluğa ve yükselişe eriştiremeyeceğini bu yüzden gayz, kin ve nefret yerine güzel ahlakın köklere salınması gerektiğinden bahseder uzunca. Tüm insanlığı kuşatıcı kucaklayıcı bir üsluba ve anlatıma şahit oluruz bu kitapta. Kitabın 2.bölümünde Türk mutasavvıflarından Mevlana ve Yunus Emre’nin vahdeti vücûd olan görüşlerini ve bu görüşlerin batı felsefesindeki karşılıklarını ayrıntılı anlatır. 3. bölümde mistisizmin tarihsel serüvenine değinir. Kitabın dili ve anlatımı çok güzel okumanızı tavsiye ederim.
223 syf.
·17 günde·Puan vermedi
Ders kitabımız olarak okuduk. Yazarın farklı yerlerde yazdığı makalelerinden oluşuyor. Sadece Mevlanayı değil, sosyal hayatta dini yaşantının nasıl olması gerektiğine dair bilgiler veriyor
208 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
İnsanın yaşamı boyunca merak ettiği "Ben Kimim?" sorusu oldu. Bunu kimi milletler kendini bilmek,Nirvanaya ulaşmak,Insan-i Kamil olmak olarak ele aldılar. Sahi insan kimdir?
İnsan madde ve mana cephesi ile iki cepheli bir varlıktır.Madde cephesinden ziyade insanın aslı ve ölmeyecek (sonsuz olan) kısmı mana cephesidir. Beden toprak olup doğal denge devam ederken ruh bedenden ayrılır. Bir şeyin aslını daha doğrusu saf halini anlayabilmek için kaynağına gitmek gerekir.O halde ruh nedir? Ve kaynağı nelerdir sorusu akla geliyor. Ruhun ne olduğu hakkında kendi inancıma göre yorumlar isem
Kuran-ı Kerim'de Secde Suresi 9.ayette buyruluyor ki;
"Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz?"
Bu ayet gösteriyor ki insanın ruhunun kaynağı Yaratan Allah oluyor. Ve insanın kendini bilmesi için yaratan Rabbini bilmesi ile oluyor. Bu kapsamda çoğumuzun bildiği hadiste kendini bilen (veyahut nefsini bilen) Rabbini bilir buyrulmuş.
Bu kapsamda İslami ve İnsani ele alan Nurettin Topçu iki eseri olan İslam ve İnsan ile Mevlana ve Tasavvuf eserini bir kitapta toplayarak bizlere sunulmuş. İlk kitapta İslamın saf hali anlatılarak insanların daha doğrusu Müslümanların yanlışlarına değinir iken ikinci kitabında Vahdet-i Vücud (Kainat ve Allah ayrı degil tek olarak ele alan düşünce) mimari Mevlana üzerinden doğru İslam'ı yaşayan kendini bulan Yunus Emre,Hallac-ı Mansur, Beyazid Bestami gibi İslam büyüklerini ve Tasavvuf felsefesini anlatmış. Ek bölümde Tasavvuf'un tarihsel gelişimini ve geçmişini de bizlere sunmayı ihmal etmemiş.
"Biz, Hazreti Mevlâna'nin aşkını değil, sadece aşkının dile gelen ifadesini elde ettik.Peltek dilimizle anlatmaya çalıştığımız bundan ibaret.Huzur denizine yalnız o daldı, bize vecdinin fırtınasından çıkan sesler kaldı. Heyhat! Onu Mevlâna zannediyoruz" diyen yazar yine de ancak yaşayarak bunu anlamanın mümkün olduğunu belirtmiş.
Tasavvuf sevenler için şahane bir eser. Kalemine hayran olduğum Nurettin Topçu'nun Turkiye'nin Maarif davası ve Varlık eserleri sonrası okuduğum bu eserini de sizlere tavsiye ederim.
Dipnot:
Ben dilim döndüğü kadarı ile sizlere anlatmaya çalıştım. Okuduğunuz zaman çok daha fazla şey olduğunu göreceksiniz.Not alarak okumayı ihmal etmeyin
208 syf.
·24 günde·7/10
Eğer tasavvufa meraklı bir insan değilseniz ve 'bağzı ilahiyat'çılar tarafından eleştiriliyorsanız böyle bir kitabın incelemesini yapmak zor. Çünkü fikre dair getirdiğiniz her eleştiriyi şahsa indirgeyip avukatlık yapanlar olacaktır. Baştan söyleyelim. (Mevlana değil) Muhammed Celaleddin Rumi çok çok büyük bir alim, Nurettin Topçu da doçentliğinden de bilindiği üzere büyük bir mütefekkir. Şimdi kitaba gelmeden bi de şunu diyeyim; bu ders kitabı olarak okutuluyormuş bazı fakültelerde. Üzüldüm. Size Paskal'dan, Kierkegaard'dan, Blondel'den 'minik pasajlar verilip' 'konu özet'i yapılan bir kitap akademi de 'ders kitabı olarak' okunamaz. (Tırnakla belirtilen yerlere dikkat edelim.) Okunmamalı yani. Bence.
Her ne ise.
Kitap üç bölümden oluşuyor;
İslam ve İnsan
Mevlana ve Tasavvuf
'EK' başlığıyla Din Psikolojisi ve Mistizm-Tasavvuf.
İlk bölümünde çok az söz ile çok şey söylemeyi ne güzel de yapıyor. İnsana İslam'a dair her kelimesinde bin bir düşünce etüdü yaptığı aşikar olan Topçu kalemini resmen konuşturuyor. Bir cümle okuyup bir gün boyunca etkisinde kaldığınız olacak ve bütün kitaplarını hemen okuyup onu tanımak için heyecanlanacaksınız. Sanatı, merhamet anlayışı, ilmi ve azmi teşvikiyle çizdiği insan profiline aşık olacaksınız.(Eğer aşka inanıyorsanız tabii.) Bununla beraber eleştirdiği kişiler var; din adamları tabi ki. İçimizi soğutan cinsten haykırdığın için bu gerçekleri sana teşekkür ederim bunu herkes yapamıyor. Şimdi kimse yapmıyor.
İkinci bölümde ise Topçu'nun o sert eleştirilerini ben göremedim...Ki eleştirilecek çok şey varken... Bir büyüğü sevmemiz onun bütün görüşlerini kabul edeceğimiz anlamına gelmez. Hakeza bir görüşünü kabul etmediğimiz bir düşünürün diğer görüşlerini de reddedeceğimiz* anlamına da gelmez.
Ben; aklın başımızın üzerinde yeri olduğuna, kalbin insanın can kafesinde korunacak kadar kıymetli olduğuna, birinin diğerinin alternatifi olmadığına bilakis birbirlerini tamamlayan bir ahenk olduğuna inananlardanım. Tek kanatla uçmak uçamamaktır bence illa biraz da çakılmaktır. Denge önemli bir mesele...
Hafif ağır diline, bir tutam literatür bilgisi gerekliliğine, sevmiyorsanız eğer biraz tasavvuf tahammülüne rağmen;
okumanızı tavsiye ederim.
Keyifli okumalar dilerim.
Ha bir de EK bölümde minnacık tanımlar var hani şu bağzı üniversite hocalarının tav olduğu. İnatla suyu kaynağından içmeyen hocalar.
*bu kelime doğru mu yazıldı bilmiyorum.
208 syf.
·13 günde·Puan vermedi
Nurettin Topçu şüphesiz ki çok büyük bir değer. Hem yaşantısı itibari hem de olayları ele alırken ki kendine has fikirleriyle etrafa bir hayli ışık saçıyor.Kendi ışığını ise Mevlana, Yunus Emre ve Tasavvuftan aldığını müşahede edebiliyoruz yazdıkları itibariyle.
Ancak fikirlerinin çoğuna katılmıyorum. Dünya görüşü gerçekten mükemmelimsi bir yaşam istiyor. Kendisine öfke ile saldıran kalabalığa ellerimizi iki yana açarak hallerine acımalı ve onları affetmeliyiz...
Bilemiyorum okumalarımın çoğunluğunu N.Fazıl'la doldurduğumdan mıdır yahut fıtratım itibariyle midir iyimserci anlayışa pek sıcak bakamıyorum.Hele hele Müslümanların bugünkü hallerine bakınca iyimserci, karşı tarafı mutlak surette kucaklayıcı tavrı kaldıramam herhalde.
Felsefeyi çok ön plana alıyor, Kur'anın felsefi tefsiri yapılmalı sözünü ne bağlamda söylediğini bilemiyorum ancak pek tutarlı olduğu söylenemez.
Özellikle sürekli İslami Kültürün ayrılmaz parçası olan, onu hayata nasıl tatbik ederizi ana hatlarıyla çizen kitaplarımızdan kara kitap diye bahsetmesi çok rahatsız edici. Ona göre bugün Müslümanlar kurtulmak için yeni bir şeyler ortaya koymalı, felsefeyi ortadan kaldırdıkları gibi gerisin geriye getirmeli ve farklı anlayışları cem etmelidir. Kanımca Müslümanlar bugün dünyaya bir şeyler söylemek istiyorlarsa kendi içlerine dönmeleri yeterli olacaktır. Ellerindeki kaynaklar onları tekrardan dünyayı refah yurduna dönüştürmeleri için kafidir. Genel görüşün sıkıntısı da bu zaten. İnsanlar İslamiyeti reforma tabi tutulması gerektiği inancındalar. Bilim diye bir put var her şeyi onun kılıfına uydurmak için ellerinden geleni yapıyorlar(N.Topçu'nun görüşleri bu yönde değil).
Hadisi şerifler onlara göre uydurma, sonra Kuran ahlak kitabından öteye geçemez dolayısıyla tarihseldir.Saçmalardan seçmeler işte.Bunların hepsi kendi içinde barındırdığın ilimleri bilmemekte kaynaklanıyor. Hadisleri topyekun reddeden birisi Hadis ilmini bilmiyor, zayıf,metruk, mevkuf,, garip gibi kavramlar neyi ifade ederden haberi yok. Bilmediğine cahil olması yetmiyormuş gibi bir de düşman...
Nurettin Topçu mutlaka okunmalı ve istifade edilmeli demekle beraber getirdiği çözümler ve bazı olaylara bakış açısı pek de iç açıcı değil velhasıl kelam...
Her şeyden öte neyin ne olduğunu bilerek okuyun ve okutun bu eseri efendim.
208 syf.
"meyvasız, çiçeksiz ağaçlara bakarak ağaçları bir odun yığını görenler, gece gündüz gaflet lokması yiyenler, hınç davasında her müşkülü kılıçla çözenler..."
Nurettin Topçu'nun size -pardon bize- söylemek istediği birkaç şey var.
"Zihnî alışkanlıklardan sıyrılmak ve kibrin idare ettiği taassuplardan kurtulmak isteyenler" beri gelsin.
Bütün insanlar, ahlak adına başkalarını itham etme kuvvetini, bizzat kendilerini bilmeyişlerinden alıyorlar. Kendilerini bilselerdi ithamları nefislerine çevrilir onları yetiştirecek azab ile ıztırabın mayası olurdu. Hz İsa'nın Mart ismindeki fahişe kadını taşlayan halka çevrilip; "içinizde kim temizse ilk taşı o atsın" deyişindeki hikmeti anlarlardı
Yedi yaşındaki çocuğun beynini “Falan kurtarıcımızdır, ona tapacaksınız; filan yaşatıcınızdır, onu alkışlayacaksınız.” diye yeryüzünün şahit olmadığı korkunç taassup telkinleriyle çürütmeye çalışan, bütün bir gençlik dimağının ateşlerini matematik ve fizik formüllerini ezberletmekle söndüren ve bunların yanında bir masal tarihi, bir sözde inkılap felsefesi ve bir sürü şarap ve oğlan beyitleriyle iradesiz, mecalsiz ve şaşkın bırakan terbiyeye veda etmeliyiz. Bu, bütün bir memleket meselesidir. İnkılâp buradan başlayacaktır.
Allah Yolculuğu;
mevlidhanlıktan, duacılıktan,mukabelecilikten ve kasidecilikten
geçmediği gibi kinin, tekfirin,tehdidin ve ruh karartıcılığının da
ilahi yolculuğa yoldaşlığı uymaz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İslam ve İnsan / Mevlana ve Tasavvuf
Baskı tarihi:
Şubat 2016
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759952433
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Türlü sefaletlerle ihtirasların parça parça böldüğü hasta bir vücudu andıran İslam dünyası, en bedbaht devirlerinden birini yaşıyor ve her İslam memleketinde ruhlar birbirinden ayrılmış, birbirlerine saldırıyorlar. Her sene yüzbinlerle ziyaretçi ile dolan Kabe´nin etrafında ruh birliği ve beraberliği meydana gelemiyor. Bunun sebebi ne siyasi, ne iktisadi, ne de esasında ilmi ve fikridir. Bu halin sebebi, İslam´ın temeli ve Kur´an ´ın özü olan ahlakın kaybedilmiş olmasıdır. Bugünkü müslümanlar, birtakım geleneksel hareketleri dikkat ve titizlikle yapmaktan başka endişesi olmayan, ilkçağın ve ilkel devrin sihirbazlarını andırıyorlar. Kur´an harikası olan devrin sihirbazlarını andırıyorlar. Kur´an harikası olan ilahi ahlak İslam diyarında çoktan gömülmüştür.Ahlaka idealine karşı ruhlarda işlenen bu zulmün tarihte çok tekrarlanan tehditleri, bugün büyük sanayi medeniyetinin insanı makinalaştıran ve makinaya esir yapan zulmüyle elele vermiş bulunuyor. Belki yakın bir gelecekte büyük petrol kuyularıyla İslam ülkelerinin tröst sahipleri bu vasıflarını şeyhlikle birleştireceklerdir. İnsanlığın beşbin yıllık ruh ve vicdan eserini inkar ederek düşünmeyi günah sayan sefaleti din diye tanıtan gerilikle taassup, bu zulme sığınmış bulunmaktadır. Kalbe karşı gelen kaideleri İslam çerçevesi içinde insan ruhunun esaret zinciri yapmakla geçinenler kendilerine din adamı dedirttikçe ve halkın bunlara hörmet ve itibarı devam ettiği müddetçe İslam dünyasının, içinde yüzdüğü sefaletten kurtulması imkansızdır.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 121 okur

  • Maşite sevimli
  • Fazlı Ceniklioğlu
  • leylâ
  • serdengeçti.
  • Mihrimah*
  • Elif Sabır
  • Bilgeyolcu
  • Sümeyra Uyaroğlu
  • Halit Koca
  • Nusret TURAN

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%12.5
25-34 Yaş
%31.3
35-44 Yaş
%37.5
45-54 Yaş
%12.5
55-64 Yaş
%6.3
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%41
Erkek
%59

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%53.7 (22)
9
%19.5 (8)
8
%12.2 (5)
7
%4.9 (2)
6
%4.9 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%4.9 (2)