1000Kitap Logosu
Fuzuli
Fuzuli
Fuzuli

Fuzuli

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
9.1
414 Kişi
1.612
Okunma
815
Beğeni
15,4bin
Gösterim
Unvan
Türk divan şairi
Doğum
Hilla, 1483
Ölüm
Kerbela Ya da Bağdat, 1556
Yaşamı
Mehmed bin Süleyman Fuzûlî (Fużūlī (فضولی); d. 1483, Hilla - ö. 1556, Kerbela ya da Bağdat), Türk divan şairidir. Asıl adı Mehmet bin Süleyman'dır. Türk Bayat boyundan olduğu aktarılmaktadır. Türk şiirini önemli ölçüde etkilemiştir. Yedi Ulu Ozan'dan biri kabul edilir. Ailesi göçebe hayatı bırakıp günümüzdeki Irak bölgesine yerleşmiş olan Oğuzların Bayat boylarındandır. Fuzûlî; ne kadar kesin bilinmese de 1483 yılında Akkoyunlular zamanında şimdiki Irak'ta Kerbela veya Necef'de veya Kerkük iline bağlı Kale semtinde doğduğu tahmin edilir. Fuzûlî iyi bir eğitim almak için ilk önce Hillah şehirinde müftü olan babasından, ve daha sonra Rahmetullah adındaki bir öğretmenden eğitim görmüştür. Daha sonraki öğrenimi hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte; eserlerinden İslamî bilimler ve dil alanında çok iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Su Kasidesi'nin 2. beytinde; "Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem" "Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su" diyerek astronomi bilgisinin de iyi olduğunu ortaya koymuştur. Türkçe Divanı'nın önsözünde; “İlimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir.” demektedir. Türkçe, Arapça ve Farsça divan şiirlerini yazmıştır. Eserlerinde kullandığı dil dönemindeki divan şairlerine göre daha sade, anlaşılır bir Türkçedir. Halk deyişlerinden bolca yararlanmıştır. Bedensel zevklerden ziyade tasavvufî bir aşk, Ehl-i Beyt'e duyulan özlem, ayrılık acısı şiirlerinin konusunu teşkil etmiştir. Duygu ve düşüncelerini çok içten ve lirik bir şekilde ifade etmeyi kolayca başarmıştır. Bu açıdan bakıldığında Türk şiirinde karşılaştırılabileceği tek şair Yunus Emre'dir. "Leyla ve Mecnun" mesnevîsi aynı konuda yazılmış (Arapça ve Farsça dahil) en iyi mesnevîlerden biridir. İran şiirinden Hâfız, Türk şiirinden ise Nesimî ve Nevai çizgisini en başarılı şekilde kemâle erdirmiştir. Kendisinden sonra gelen bütün divan şairlerini etkilemiştir. Onun, Kerbela'da 1556 yılında içinde yaygın olan salgın bir hastalık sonucunda, veba veya kolera'dan öldüğü tahmin edilir. Fazilet (erdem) kelimesinin kökü olan "FUZUL" kelimesinden türeyen -fazilet sahibi -erdemli manasında fuzuli mahlasını kullanmıştır. Irak'ta yaşamıştır. Hayatı yoksulluk, bahtsızlık ve ilgisizlik içinde geçmiştir. Bu durum onu derinden etkilemiş ve bu yalnızlık duygusu sanatının ilham kaynağı olmuştur. Yaşadığı atmosferi şiirine yansıtmıştır. Kendisi çölde yaşamış; çöl kimsesizlik, hasret ve hüzün demektir. Fuzuli bu unsurları şiirinde yoğurmuştur. Fuzuli şiirlerinde Tek Varlık görüşünü en fazla işleyen şairdir. Onda "Visal" (Allah'a kavuşma) isteği kuvvetlidir. Ama vuslat yoktur. Tasavvuf onda yaşı ve sanatı ilerledikçe koyulaşmıştır. Divan edebiyatında ilah-i aşkı en fazla işleyen şairdir. Bu durum ondaki ideal aşkı gösterir. Fuzuli derdi, ıstırabı seven bir kişidir. Nitekim şu beyiti bunu açıkça gösterir. "Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib Kılma derman kim helakım zehri dermanındadır." Fuzuli derin ve samimi bir aşk şairidir. Ölüm, toplum, yoksulluk, felsefe, tabiat temalarını hep bu aşk etrafında yazmıştır. Çağdaşlarına göre sade bir dili vardır. Arapça, Farsça ve Türkçe'yi çok iyi bilen şairin gücü; bu üç dilden aldığı kelimeleri kullanıp, bunlarla düşünmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu yönüyle Divan Edebiyatı'nın en büyük şairlerinden sayılmaktadır.
N.Cldr
Tevhid Fuzuli'yi inceledi.
96 syf.
·
Puan vermedi
Fuzulî gibi kıymetli bir Divan Edebiyatı şairimiz, üstadımız divanının Tevhid bölümü beyitleri ve şerhinden oluşmakta. Tevhid nedir,nasıl ve neden yazılır,kisaca belirtilmiş. "Ben varlıklara duygu ve akıl gözüyle baktım.Onlar üzerinde fikir ve düşünce ayağıyla yürümeye çalıştım " diyerek Tevhid şiirinden bakış açısını ifade eder. Fuzuli,Allah'ın nakil ve akıl yoluyla bilinebilecegini söyler ve Kur'an 'dan bazı ayetleri nakil örneği olarak zikreder.Akil yolu ile ilgili çeşitli kelamî ve felsefi ekolleri tartışarak delilleri değerlendiren şair, " Doğru olan ,akıllı kişinin yaratılışı hususunu düşünmesi;varlığının mahiyetini araştırması; başlangıçtaki ve sondaki halini idrak etmesi" diyerek aklın önemini vurgulu bir üslupla ifade eder.. Eserimiz ,bizim acımız,kaybımız, yaramız olan ayrı düştüğümüz, koptuğumuz kendi edebiyat eserlerimize olan yabanciligimizin,edebiyatımızın eserlerinden Fuzuli Divânı Tevhid bölümü beyitleri önce latinize ederek ,kelimelerin karşılıkları verilerek ve sonra şerh edilerek yani açıklanarak hazırlanmış özel bir eser..
Tevhid Fuzuli
10.0/10
· 8 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
7
Tayfun
Leyla ve Mecnun'u inceledi.
605 syf.
·
3 günde
·
9/10 puan
Mecnun Öldü, Leyla Öldü... Aşk kaldı sağ!...
“Ruhunla temizle yüce aşkının kapısının önünü. O zaman olursun O’nun gerçek aşığı…”* Şark geleneği ve geleneğimizde aşkı ayıp sayarız. Daha düne kadar aşk sadece gönül işiydi, ancak günümüz aşkı ayaklar altına alıp bir erkek ve kadın arasında geçen bayağı bir çıkar ilişkisine çevirdi. Sayısız kişiye sorsan aşkı; genel olarak ya Ayşe der ya Fatma, ya Mehmet der ya Hasan. Ancak aşk bu değildir. Bu sebeple bizim çok aşk hikâyemiz vardır ama âşıklarımız çok azdır... Leyla ve Mecnun hikâyesi – bana göre hikâye değil, hikâyât’tır; hayattır. – daha İslamlaşmamış Arap kabilelerinde bir anlatı – Kadim Arap Masalları - olarak; sonradan ismi Mecnun olan Kays’ın Leyla’yla hüzünlü ve kavuşamadıkları aşklarını konu eder. Anlatı; Kays’ın Leyla’ya söylediği şiirler, söylentiler ve dahası yorumlardan oluşur. Hikâyenin asıl kaynağı Araplardır. Ancak günümüzde hikâye üç farklı toplulukta görülmektedir; Araplar, Farslar ve Türkler. Çok daha dramatik olduğu için benim asıl sevdiğim Leyla ve Mecnun hikâyesi aslında Farslardan çıkanlardır. Keza şöyle bir durumda vardır ki Romeo ve Juliet, Leyla ve Mecnun hikâyesinden daha dramatiktir. Zaten dram Avrupalı, hüzün ise şarklıdır. “İnsanlar, var olanı yok zannederler; yok olanın varlığına aldanırlar.” (Alıntı #42160031 ) X. yüzyılda yazıya dökülen Leyla ve Mecnun hikâyesi birçok şaire ilham kaynağı olmuş; biz Türklere ise Gülşehrî’nin Mantıku‟t-tayr eserinin içerisinde Dâsitân-ı Leylâ vü Mecnûn başlığıyla yetmiş sekiz beyitlik bölümle karşımıza çıkar. Hikâye İslam’ın daha yayın olmasıyla içsel bir aşk anlatımına kavuşur. Eser 1534’te Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat’ı almasından sonra: “Bizi arayan bulur, bulan tanır, tanıyan sever, seven âşık olur, âşık olana bizde âşık oluruz.”** Gönül dostumuz, kelime sarrafımız Fuzuli’nin Asker Kıran hükümdar Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat Seferi’nden sonra bir dost meclisine yolu düşer. Kelimelerini çatan dostlar; heybetli, arı ve duru kelimeler, cümleler karşısında mest olur ve Fuzuli’ye derler ki; Araplar ve Acemlerde bir Leyla ve Mecnun hikâyesi vardır ancak bizim dilimizde yoktur. Neden sende yazmayasın! Buradan sonra Fuzuli’nin edebi kişiliği konuşur ve 1535 yılında Üveys Bey’e Leyla ve Mecnun Mesnevisini sunar. Bana göre Leyla ve Mecnun hikâyesinin en hakikatli yorumu, dilimden ve yüreğimden düşürmediğim; “Leyla ve Mecnun bir eser değil şaheserdir. Leyla hakikat sırrıdır; Mecnun ise hakikati arayan insan ruhudur. Leyla Hak’tır, Mecnun ise Hakk'ı arayan kuldur.” “Eğer Fuzuli ''güzellerde vefa var" derse, aldanma; Çünkü şair sözüdür bu, elbette yalandır.” (Alıntı #42170423 ) Ve Mecnun; Kâbe’ye dertlerine deva bulmaya yola çıkanda; Kâbe’yi gören her kişinin elleri semaya kalkar ve duaya başlar. Ancak Mecnun der ki; “Kâbe’nin örtüsü Leyla’mın saçlarına ne kadar benzer.” Kapısının önünde yatan sevimsiz, uyuz çomarı gören herkes kovar, iter, uzaklaştırır ve yine Mecnun o köpeği kucağına alır. Sever, okşar ve gözlerinden öper; çünkü o Leyla’nın bekçisidir, onun gözleri Leyla’yı gören gözlerdir. Mecnun Sûret’ten geçip Sîret’e kul olandır. Mecnun’u anlamak akıl işi değildir; akıldan çıkanın işidir. Madde dahi ahdine vefa gösterirse sonunda cevher olmaya layıktır... Eserde aşkın ve hüznün yanında; dönemin toplumsal yapısını görmekte mümkündür. Kişilerin bakış açılarını, başkalarının kendi üzerlerinde düşündüklerinin ne kıymetli şeyler olduğunu, “aşk” ve “güzelliğin” felsefi yanlarını şiirsel olarak bulmaktayız. Genel olarak da toplumumuzda bize ait olan hikâyeler toplum beklentileri üzerine göre anlatılır veya hikâye edilir. Mesnevi dîbâce, tevhit, münacat, naat ve miraç ve Kanuni Sultan Süleyman’a övgü ile başlar. Bu zorlu sınavı ve kitabın yazım aşamasına da değinir. Kitabımız Yapı Kredi Bankası Yayınları’na ait olup, 2002 2. Basım olarak Kazım Taşkent Klasik Yapılar Dizisi’nden çıkmıştır. Yazar hayatı ve çevirmen kişiliği hakkında açıklamaya gerek yok; Fuzuli ya da çevirmen Muhammed Nur Doğan edebi kişiliği derinlerde olan iki önemli şahsiyettir. Eserin çevirisi belki de en iyi olan kitaptır. Toplamda 3098 beyitten oluşmaktadır. Ancak beyitler düz yazıya aktarılmış, açıklamalar ve notlar ile bezenmiştir. Sayfa kalitesi normalin çok üzerinde muazzam denecek kadardır. En az içi kadar kitabın dışı da doludur. Eser sonunda ise 22 tane hikâyeye ait muazzam güzellikte minyatürler bulunmaktadır. “Kemal sahipleri açıkça bilirler ki, güzellikle aşk ikizdir. Aşk dünyanın bütün gerçeklerini gösteren bir ayna; güzellik ise onun cilasıdır; Güzellik olmasa, aşk ortaya çıkmaz; aşk olmasa, güzellik belli olmaz. Güzellik olmasa aşktan ne fayda? Aşk sahiplerini maşuklar olgunlaştırır. Aşk olmazsa, güzellik hor ve zelil olur; güzellik sahiplerinin pazarı aşk ile sürüm bulur. Ne onsuz bunun neşesi vardır; ne de bunsuz onun ortaya çıkma imkanı.... Mecnun, meclis aydınlatan bir mum idi; Leyla ise onun gönül yakıcı ateşi ...” (Alıntı #42206435 ) Ve son olarak; Feridüddin Attar, Fuzuli, Mevlana, Şeyh Galib, Yunus Emre, Nabi, Nedim, Tapduk Emre gibi nice şark edebiyatının şairi ve önde gelen düşünce adamlarının aşkı içselleştirip, gerçeği sorgulamada aşkın kullanılmasını gerek görerek; hem toplumu hem de kendinden sonra gelenlere birer kılavuz oldukları için gönülden teşekkür ederim. Sözün özü; aşkı içselleştirip, Leyla’dan geçip Mevla’ya varmak isteyenlere bire bir devadır kitap. Okunması kolay ve keyiflidir. Ayrıca kendi kültürümüzün devamını sağlamak için bu toplumlarda doğan her bireyin okuması ve okutturması gereken naçizane bir eserdir. Bu sebeple aşırı okunulası ve şiddetle tavsiye edilesidir. Sevgi ile kalın. 1 – Bab’ Aziz filminden bir replik. 2 - Bilinmiyor. Bu şaheser Osman Y. abimin #41656188 nolu okuma etkinliği sebebiyle okunmuştur. Teşekkür ederim.
Leyla ve Mecnun
9.0/10
· 1.098 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
17
105
Ayfer ÖZGÜR AYDOĞAN
Leylâ vü Mecnun'u inceledi.
488 syf.
·
8 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Hicranla dolu bir hikayenin aynı mezarda vuslata ermesidir Leyla ile Mecnun . Birçok yazar ve şair ele almıştır bu hikayeyi ama asıl olan Fuzuli den okumak gerek . Mesnevi olarak ele alınan bu hikayeyi okurken dış alıcılara kapalı olmam gerekti çünkü derinlemesine bir mâna ve o mânaların sırrına erdikçe çözümlenen düğümler vardı. Okudukça büyük zevk aldığım kitaplardan biriydi. Özellikle betimlere ve kişileştirmelere çokça yer verilmiş ki zaten bu da divan şairlerinin özelliğidir. Mecnun’un , Leyla’nın aşkı ile yanıp tutuşurken sevgilisini karşısında görünce «Sen Leyla değilsin» demesi ve onun için Leyla’nın farklı bir boyut kazanması çok etkiledi beni. Aslında Mecnun’un Bir Olan’dan yok olması ile sadakatin , aşkın , sevgiliden mahrum kalmanın bir sembolü olmuştu .Maddi aşktan manevi aşka yükselişin , hamuru Aşk ile yoğurulmuşların hikayesidir Leyla ile Mecnun. Herkese iyi okumalar
Leylâ vü Mecnun
9.0/10
· 1.098 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
11