İbrahim Tenekeci

İbrahim Tenekeci

YazarDerleyenEditör
8.5/10
1.779 Kişi
·
7bin
Okunma
·
1.980
Beğeni
·
80,2bin
Gösterim
Adı:
İbrahim Tenekeci
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar, Şair
Doğum:
Kastamonu, Türkiye, 1 Eylül 1970
1 Eylül 1970 tarihinde Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde doğdu. Lise eğitimini yarıda bırakıp edebiyata yöneldi. Bir dönem kitapçılık yaptı.
İlk şiiri 1988 yılında yayınlandı. Sonrasında ağırlıklı olarak Dergâh, Kırklar, Derkenar, Merdiven, Endülüs, Kardelen, Düş Çınarı ve Kaşgar dergilerinde göründü. 1998-99 yılları arasında Sağduyu gazetesinde kültür sanat editörü ve köşe yazarı olarak çalıştı. Milli Gazete'de köşe yazarlığı ve düşünce sayfası editörlüğü yaptı. 2000-2005 yılları arasında, 36 sayı yayınlanan Kırklar dergisinin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Aynı yıllar içinde, Birey ve Birun yayınlarında dizi editörlüğü yaptı. Kırk civarında şiir, hikâye ve deneme kitabının yayınlanmasına vesile oldu.

Ağır Misafir adlı eseriyle, 2008 yılında, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Yılın Şairi seçildi. Aynı yıl, Yılın Yazarı ödülünü de aldı. Evli ve beş çocuk babasıdır.
200 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Popüler kültürün bir mağduru daha..
Okumadan elde gezdirilen, kahve ile fotoğrafı instagramda sıkça paylaşılan bir yazar İbrahim Tenekeci. Hadi okusa neyse, ama mazallah sayfalar eskir.
Yine kursta bir arkadaşta görmüştüm Ibrahim Tenekeci'yi. Uçuş denemeleri isimli kitabıydı. Kız bana kitabın sayfaları eskir diye vermedi kitabı. Böyle bahane mi olur? Yemedik kitabını al senin olsun diyemedim. İçimde kaldı. İnşallah denk gelir de burayı okur, alır cevabını. Neyse.
O zamandan sonra yazarı sıkça görür oldum.  Ama ya parasızlıktan ya da başka kitaplara yatırım yapmaktan bir türlü tanışamadım yazarla. Kısmet bu zamanaymış. Bu zamanaymış da, biraz geç oldu.. Olsun.

Arkadaşı kardeşime altı çizili olarak hediye etmiş bu kitabı. Ne kadar da nahif ruhlu bir arkadaş. Mesela benim arkadaşlarım benim kitapları deli gibi sevdiğimi, hediye olarak kitap alınca havalara uçtuğumu bildikleri halde doğum günümde kupa koleksiyoncusu haline geldim. Yok canım tabiiki kıskandım. Ama konumuz bu değil.
Kardeşimden alıp okumak için kitaba el koymamla sonunda gecikmiş bir tanışma tamamlandı.
Gelelim kitaba:

Kitap iki bölümden oluşuyor vs. teknik bir inceleme yaparak kitaptaki samimiyeti öldürmek istemiyorum. Ama azcık kullanmak zorundayım. Mazur görün. ^^

Kitabın ilk bölümü gezi yazılarından, bolca kuş, çiçek ve ağaçtan oluşuyor. Ama öyle bildiğimiz gezi yazıları değil. Dağlar, mağaralar, köyler..

Aynı şeylerden zevk aldığın insanlarla yapılan gezilerin güzelliğini anlatmaya gerek yok. Ve ben İbrahim Tenekeci ile çoğu konuda el sıkışan bakış açıma dayanarak onunla gezi arkadaşı olmak isterdim.
Bir gün onun ardına takılıp muazzam su kaynakları olan bir dağa, ardından dağdan inerken güzelim Anadolu insanlarının yaşadığı bir köye gidip gezmek isterdim. Bir gün olsun gerçekten yaşamak belki.. Toprakla, suyla el ele. Toprağa yakın, insana uzak..

Ve tabiiki ağaçlar..
Ağaç tepelerinden inmeyecek kadar şanslı olan çocukluğuma göz kırpıyor ve ağaçların tepesine çıkıp meyve yemenin zevkini bilmeyen çocuklara hüzünle bakıyorum.
Hele ki erik. Dalların yeşil yıldızı..
Ceplerini kütür kütür eriklerle doldurup, onları üstüne başına silerek temizledikten sonra yemeyen bir çocuk eriğin tadını nereden bilebilir?
Kreşte çalıştığım dönem bahçedeki ağaca çıkıp öğrencilerime kayısı toplamıştım. Sonra onları o ağacın altında bi güzel yemiştik. Umuyorum ki o çocuklar o kayısıların tadını unutmaz ve ağaçlardan uzaklaşmaz..

Tabii meyve ağaçlarının yanında bir de anıt ağaçlar var. İlk defa Bursa gezimizin dönüşünde gördüğüm, bu kitap sayesinde de sayılarının hiç de az olmadığını öğrendiğim anıt ağaçlar..
Şimdi plansız kentleşmeye boyun bükmüş ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıyalar. Bir insan Selçuklu ve Osmanlıyla yaşıt olan ağaçları nasıl yok eder? Neden yok eder?
"Kanunlarla hiçbir şeyi koruyamazsınız, insanın içinde olacak." (s.56) diyor İbrahim Tenekeci. Susuyorum..

Şimdi ufak bir teknik bilgi daha. İlk bölüm kendi içinde 36 bölüme ayrılıyor ve bu bölümlerden sadece 10 tanesi dağ gezileri ile ilgili. (evet saydım)
Yani bir kitabı sevmemek çok başka, yanlış tanıtmak çok daha başka..

Kitapta anlatılan her şeye ufak ufak değinmek istiyordum ama bir başlayınca uzun uzun yazdığımı farkedince bu düşüncem uzaklaştı.
Kısacık değinmem gerekirse; gökyüzünün sahipleri kuşlar, çiçeksiz çiçekçi dükkanları, Mustafa Kutlu'nun çiçek sevdası, bahara nahif bir bakış ve yolculukların güzelliği ile dopdolu ilk bölüm.
Bir çok yazarın sözleriyle yoğrulmuş konular. Yeni yeni yazarlar tanıdım. Yeni yeni kuş, ağaç, çiçek cinsleri öğrendim. Benim için dopdolu bir kitaptı..

İkinci bölümde biraz İstanbul, bolca çocukluk, kaderin büyüsü, kara bir tren, mektupların vazgeçilmezi pullar, dolma kalemler, tesbihler vardı. Bildiğimi zannettiğim şeyler hakkında ne çok bilmediğim varmış meğer..

Bilmediklerimin yanında içimi acıtan ve haberlerde göstermedikleri acı gerçekler..
Doğamız yok oluyor. İnsanlar buna kör. Günü birlik gittiğim yeri neden temiz tutayım kafasında yetişen bir nesil yetişiyor. Hani geleceği anlatan filmlerin çoğunda evler neredeyse gökyüzünde, gökyüzü gri ve etrafta hiç ağaç yok ya.. Korkarım gerçek olacak bu senaryolar. Bir çiçekte huzuru tatmanın güzelliğini bilmeyen çocuklar, kimseye huzur vermez olacak. Sanki böyle giderse gelecekteki insanlar cepleri para dolu, kalpleri boş olacak..
Ben bunları gördükçe eskileri özlüyorum. Keşke eskilerde yaşasaydım diyorum..
80'lerden beri bu kadar kötüleşen insan kalbi, gelecekte kim bilir ne kadar kötüleşecek? Bu soru korkutuyor. Eskileri daha çok özletiyor..

Normalde bana kalsa kitabı öve öve bitiremezdim ama biri gelip kitabı benim tavsiyemle ojur ve sevmezse yine başıma bela olur. O yüzden bu kadar anlatımla yetiniyorum.
Kendinizden bir parçaya rastlarsanız çok seveceğiniz bir kitap. Ben kendimden birçok parçaya rastladım. O yüzdendir bu sevgim...

Arada aklıma geliyor ve kitabn kapağını okşuyorum. Az önce sarıldım. Sevgimi belli etmeden duramama şeysi işte bu benimki.
Ve sonsöz: "Sevgili İbrahim Tenekeci, size baba diyebilir miyim? Hani şu kızlarıyla dost olan babalardan.."
72 syf.
İbrahim Tenekeci ile ''Uçuş Denemeleri'' sayesinde tanıştım. Kitap; bazıları bir cümlelik,bazıları bir sayfalık kısa denemelerden oluşuyor. Bir naiflik,bir sakinlik,bir duygusallık var kitapta. Okurken sizi duygusallaştırıyor,size zihninizde yolculuk yaptırıyor.Çünkü üzerinde düşündürebilen,can alıcı cümleleri var Tenekeci'nin, elinden tutuyor sanki her bir cümle bazen düşündürüyor,bazen güldürüyor,bazen de bir paragraf çekiyor seni içine ve çıkamıyorsun o paragrafı iyice hazmetmeden, ayrıca cümleleri net ve tabir nasıl olur bilmem ama,tam bir dobralık ile düşündüklerini ve doğruları insanların yüzüne doğru haykırıyor.

Son olarak insanoğlunu, "bantın ucunu arayan tırnak..." olarak tanımlayan bir adamın kitabı her zaman okunmaya değer bence.

Kitapla kalın;)
72 syf.
İbrahim Tenekeci kitaplarıyla karşılaşmam aklıma geldikçe mutluluk hissederim, Okudukça hüzün… İlk aldığım kitabı, Uçuş Denemeleri...

Çok sevdiğim bir hocam hediye etmişti...
Uçuş Denemeleri… Kitabın kapağını açtığımda önüme çıkan ilk cümle: “Rabbim, sen olmasan kimin aklına gelirim ben?” gerisi yok… O güne dair tek satır hatırlamıyorum. İncecik bir kitap, içerisinde ne yok ki? Döne dolaşa okuyorum. Daha sonra İbrahim Tenekeci’nin şiirleri olduğunu öğrendiğimde, tutup ilk defa şiir kitabı aldım.

Haşmet Babaoğlu’nun “İbrahim Tenekeci var, şair. Tenekeci, şiirden uzaklaşmış birçok insanı şiire döndürebilecek bir kaleme sahip” sözlerinin ne demeye geldiğini anladım. İnsanı çarpan cümleleri var. Kullandığı kelimeler çok sıradan, yalın, ben dahi yazarım hissine kaptıran cinsten… Muhtemel ki sadeliğidir bizi sersemleten.

“Yeryüzünde insana en çok benzeyen şey kibrit çöpüdür. Çünkü her ikisi de kafa tutunca yanar…”

“Soğuktan eliniz, ayağınız uyuşmuş bir vaziyette eve geldiniz ve hemen sobanın yanına sokuldunuz.
Isınmak için sobanın yanına sokulduğunuz andan itibaren, her geçen dakika sobadan biraz daha uzaklaşır ve en sonunda odanın, sobaya en uzak köşesine oturursunuz.
İlk dakikada sizi rahatlatan, huzur veren ateş, yavaş yavaş canınızı sıkmaya başlamıştır.
Önce üstünüzdeki kazağı çıkarır, daha sonra evdekilerin bütün itirazına rağmen, pencereyi hafifçe aralamaya kalkarsınız.
Aşk da böyledir işte…”

Son olarak yapmış olduğu duasına âmin diyelim.

“Allahım, sadece annemi babamı değil, gökyüzünü de başımdan eksik etme…(âmin)”
48 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Herkese Şimdi den iyi okumalar der
ilk inceleme mi ilk okuduğum şiir kitabına yazmak da anlamak kadar zor olacak :)

(.....)
Çünkü bir tuhaf burada her şey,
Denizi sel basıyor, hayret
Hayret, şehir sığmıyor taksiye
Ve terör estiriyor rüzgar
Kaldırıyor dağın eteklerini bile.


(.....)
Bir jeton
Yanağıma getiriyor da yanağını
Kokunu rüzgâra salsan
Bana getirmiyor

(....)
Baba yarısıdır ölüm, götürür bizi parka
Geri getirmez ama kalırız oracıkta...


İki yada üç kere okuyup Anladığım dizeler. Şaşırdım, anlayıp kafama toslatan cinsten di hepsi

Bilek işe yaramaz, cüzdandır sıkı yumruk
Kaşlarımız açılır gülsün diye çocuklar.

Ahh İbrahim Abi ahh

Paranın putlaştığını iki cümle ile anlatmak buna denir galiba

Ve Bayram öncesi içimi titreten şu dize gözlerimi doldurdu

Bezden Anne yapıyor öksüz
Öpmek için kendisine...

Şunu söylemeden geçemiyeceğim kaybetmeden değer anlaşılmıyor emin olun siz sahip çıkın değerlerinize sevdiklerinize gerçekten hayat kısa

Neyse 48 sayfalık kitabı ne anlattın arkadaş diyeceksiniz ilk deneyim galiba ondan dır.

Ama şiir severlere sorum şu nasıl anlıyorsunuz o sözleri banada yazarsanız sevinirim...

Tavsiyesi içinde
https://1000kitap.com/KubilayKaraer
Zalım baba teşekkürler :)
64 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Ah İbrahim Bey,
Ne de çok şey anlattın o kısa kısa satırlarında...

~Başta okurken ne diyor yahu bu İbrahim abi,hiç de kafa dengim değilsin dedim,hiç yazamamışsın bile demişimdir,Sonra fark ettim ki İbrahim Abimin her bir satırı şiirmiş...

~Şiirleri anlamak,Öykü ve Romanları anlamaktan zordur;
Sahi neden zordur ?
"
İki dizelik yazının anlaşılmaması mı olurmuş diye soranlarınız var tabi,Roman ve Öyküler olayları anlatır iken Şiirler duygulardan bahseder,Yüreği anlatır,Aklı ve Fikri anlatır ve bu yüzden duyguları anlamak zor oldugu için,Şiirleri anlamak da bi o kadar beceri ister..."

~Eskiden hatta çok eskiden beri okumak istediğim bir şiir kitabıydı,okudum kurtuldum tabi bu işin şaka yanı,Bir diger kitabı"Ağır Misafir'de"sıra şimdi,bakalım o nasılmış....

"Her bir satırı,şiir olan bu kitabı hâlen okumadınız mı ? "
Hadi Başla
Hayırlı AkşamalarKitapla Kalmanız Dileğiyle
48 syf.
·1 günde·6/10
Nedendir bilmiyorum ama İbrahim Tenekeci deyince, biri bana; ağır bir ağbi figürü geliyor karşıma. Saçı sakalına karışmış, elinde cigarası, basıyor hayatının tam ortansına dumanını...

Kitap 22 tane şiirden oluşup, toplamda 46 sayfadır. Elinizde yük yapmaz ama yüreğinizde bir ağırlık oluşturabilecek güçtedir.

Divan şiiri hastası olmama rağmen çağa ayak uyduran şiirler demek istiyorum kitapta bulunan şiirlere... Zaten aşırı bir duygu, söylev ve etki beklemiyordum. Vücudun şiir ihtiyaçını karşılayabilecek nitelikte bir kitap.

Şiir meraklılarının okumasına tavsiye olunur.

Sevgi ile kalın.
64 syf.
Bu şiir kitabını okurken önce şiirlerinde mısraların birbiriyle pek alakası olmadığını gördüm. Bunlar nasıl şiirler dedim. Sonra anladım ki her cümlesi zaten bir şiirmiş. O yüzden tek cümleler halinde alıntılar yaptım. Kitap 63 sayfa olduğu için bir çırpıda okunabiliniyor. Kitap bitmesin istedim, zaten güzel şeyler hep çabuk biter veya geçer ….
72 syf.
·1 günde
Madem uyandık bu saatlerde o halde incelememizi yazmaya da pek tabii başlayabiliriz. İbrahim Tenekeci'yle kitabında ilk karşılaşmamız. İbrahim abiyi -ki her zaman abi derdim, kitaptan sonra gerçekten bir abi olduğunu öğrendim- Yeni Şafak'taki yazılarından, İtibar'dan, ödüllerinden haberdar olmadığı asla söyleyemem sadece kitaplarına bir türlü adımımı atamamıştım. Bu yılımın son yarısını da sanırım böyle kitaplara verdim daha çok.. Ama hep şu cümleyi söyledim: Neden bu kadar geç kaldım, aslında doğru zaman belki de bu zamandı... İnsanın doğru zamanı her zaman yaş kavramıyla örtüşmeyebilir hem şimdi bile ne kadar yaşım var ki iki yıl önce erken olduğunu söyleyeyim.

Kitaba gelecek olursak; kitap kısa kısa denemelerden oluşuyor olsa da her biri ağzınızda en leziz tatlıyı yemiş hissi bırakacaktır. Hatta gelin bu tatlıya baklava diyelim çünkü her biri küçük, kısa olsa da siz de bıraktığı etki asla niceliği kadar olmayacaktır. Kitabı beğenmemek bir kişinin elinde mi hiç bilmiyorum. Zaten İbrahim Tenekeci'yi bilenler bilir başkadır o; içi, dışı, dünyası... Arka kapakta Hüsrev Hatemi'nin de dediği gibi "... mücella aynalarda bile görünmeyecek kadar benliğinden sıyrılmıştır. İç aleminde her gün devr-i âlem seyahati yapar. Dış âlemde, onu sadece evi ile iş yeri arasında yaşıyor sanırsınız. İç âlemde ise her gün sefer vardır." Bu iç âleminin kitaba tezahür etmesi de kitabı güzelleştiren en önemli etkenlerdendir. Kitabın böyle devam eden arka kapağı yazısını okuduğunuzda abimizi tanıyanların yüzü gülümseyecek ve kitabı okumadan daha beğencekler fakat kitap bittikten sonra o kapak yazısının hepsini kendileri yazabilecekler. Evet, beğenmemek elde değil.

Yoksulluktan, ölümden, insandan, aklınıza ince mevzu olan hangi konu geliyorsa hepsine ince ince işelenmiş kitaba. Kitap üç bölümden oluşuyor dedik ya bunlar: Kitap için yazılmış denemeler, Eski Defterler'den, Başka Yerler. Bu üç bölümden birini diğerine ayırmak çok zor. Ancak bu bölümlerde hepsinden daha çok kalbinizin ısındığı kısımlar oluyor sadece. Örneğin ilk bölümün giriş ve ikinci bölümün son sözünden sonra duraksamam boşuna değildi. O an Allah'a şükrettim ve yola İsmet Özel olmak için çıkıp İbrahim Tenekeci olmayı nasip ettiyse Allah, bize de güzel şeyler nasip etmiştir inşallah. Başka Yerler bize kalbimizi hatırlatmak isteyen yegane kısımdı belki de. Evet hepsi birbirinden değerliydi ama Başka Yerler'de İbrahim Abi bizim görmeyen gözümüze bir şeyler göstermek istiyordu ve aklımızın bir köşesine bile gelmeyecek yerleri bize hatırlatıyordu. Allah razı olsun. Yoksa Kimsesizler Mezarlığı kimin aklına gelirdi ki..

Kitabın ilk baskısı 2002 yılında şuanda 11. Baskısında. Daka çok 11. Baskılara inşallah. Lütfen okuyun bu kitabı. Kalbiniz için en azından...
72 syf.
·1 günde·2/10
Hayatımın en berbat şiir kitabını bugün okudum !!!!

Kimsenin Kalbi, kusura bakma İbrahim abi ama bende yazsaydım böyle bir kitabı inan üzerime alınmaz. Ona buna ithaf ederdim. Baya manalı olmuş kitap ismi...

Şiir kitabı lakin şiir ile alakası yok. Hiç tad alamadım. Bir kaç tane hoşuma giden cümle dışında başka bir şey yoktu benim için...

Kitap, 67 sayfa ve 27 şiirden oluşuyor. Sadece kitabım var diye yazılmış bir kitap....

47. Sayfadan küçük bir alıntı...
“Annem korkardı kıştan, kışın
Gidersem bir yere, diyelim köye
Varınca ara derdi, arardım.
Anneniz hayatta mı, değilse
Ablanızı arayın.”

Neyse bişi demiyorum daha...

Sevgi ile kalın....

Yazarın biyografisi

Adı:
İbrahim Tenekeci
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar, Şair
Doğum:
Kastamonu, Türkiye, 1 Eylül 1970
1 Eylül 1970 tarihinde Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde doğdu. Lise eğitimini yarıda bırakıp edebiyata yöneldi. Bir dönem kitapçılık yaptı.
İlk şiiri 1988 yılında yayınlandı. Sonrasında ağırlıklı olarak Dergâh, Kırklar, Derkenar, Merdiven, Endülüs, Kardelen, Düş Çınarı ve Kaşgar dergilerinde göründü. 1998-99 yılları arasında Sağduyu gazetesinde kültür sanat editörü ve köşe yazarı olarak çalıştı. Milli Gazete'de köşe yazarlığı ve düşünce sayfası editörlüğü yaptı. 2000-2005 yılları arasında, 36 sayı yayınlanan Kırklar dergisinin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Aynı yıllar içinde, Birey ve Birun yayınlarında dizi editörlüğü yaptı. Kırk civarında şiir, hikâye ve deneme kitabının yayınlanmasına vesile oldu.

Ağır Misafir adlı eseriyle, 2008 yılında, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Yılın Şairi seçildi. Aynı yıl, Yılın Yazarı ödülünü de aldı. Evli ve beş çocuk babasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 1.980 okur beğendi.
  • 7bin okur okudu.
  • 117 okur okuyor.
  • 2.642 okur okuyacak.
  • 50 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları