Havalimanında gezinir iken, parfümlerin arasına girdim. Almaktan ziyade öylesine zaman geçirmek istemiştim. Markadan markaya geçiyorum, bakıyorum, kokluyorum, almaktan çok, birazda tanıyıp kokuları bilgi sahibi olmak istiyordum. Kazakistanlı bir kadın yanıma yaklaşıp “ eğer çektiğin kokuyu hissetmiyorsan o koku senindir” dedi. Bütün kokuları hissetmiştim oysa, annemin dizine 12 yıllık yorgun gurbet başımı koyuncaya dek.
Bu kitabıda ona benzettim. Çoğu şiir kitabını okur iken, bazı kelimeler insanı yoruyor, belki de insana uymayan bir kaç dize ile karşılaşılabiliyor... Ama bu kitap“ Anne ben geldim, ağrıyan başımın, sızlayan yanlarımın merhemi sende. Anne bana oku… “ der gibi… eve girdiğimde özlediğim bir koku vardı, merdivenlerini çıktığım binanın her adımında çocukluğumun hızlı koşuşturmalarının kokusu vardı. Açılan kapının ardında yüreğime dokunan özlemin, çığlık çığlığa yükselen sesinin yankılanışı duyuluyordu. “ kitabı ilk açtığımda da bunu hissetmiştim” Ve ilk şiir
“içimden dedim gömülü bir ırmağın yalnızlığıdır bu
beraber yürüyelim olur mu…”
Hem seslendirmiştim bu şiiri 6-7 ay önce hemde çığlık çığlığa yükselen bir haykırışın sessiz yankıları oldu.
evet kıyaslamayı büyük yapıyorum yalnız kitabı gurbette okudum, ilk kapı açılışı, ilk koku, ve direk evimden bana gelmesi bana bu hissi yaşattı.
İbrahim Tenekeci’ye ayrı bir hayranım. Şaşırtır beni her zaman. Bazen bir dize beni saatlerce düşündürür… yok artık bu zamanda o oluyor mu demeyin. İbrahim abinin şiirlerinde oluyor. Mesela “ bağırıp duruyorum denizin ortasında/ su buradan ne kadar uzakta “ “kendimi de koysam ayağımın altına/ yine de yetişemiyorum ey aşk/ omzunun hizasına”
Resmi bir inceleme ve eleştiriden çok, ne aldığımı ya da kitabın arasına neler bıraktığımı yazmak istedim. Anayasa yahut hukuk kitabı