Ehmedê Xanî

Ehmedê Xanî

Yazar
9.5/10
409 Kişi
·
911
Okunma
·
573
Beğeni
·
34873
Gösterim
Adı:
Ehmedê Xanî
Tam adı:
Ahmed-i Hani
Unvan:
Kürt Edebiyatçısı, Şair, Tarihçi ve Alim
Doğum:
Han Köyü, Çukurca, Hakkari, Türkiye, 1650/1651
Ölüm:
Doğubeyazıt, Ağrı, Türkiye, 1707
Yaşadığı yörede zaman zaman şeyh olarak kabul edilmiş, halk arasında Hani Baba adıyla da anılmıştır. Ayrıca, molla(Molla Ahmed) olarak da tanınmaktadır. Hânî Aşiretinden olmasından ve Han köyünde doğması ötürü Ahmed Hânî (Ahmed-i Hânî) olarak tanınmaktadır. Doğu Bayazıt medreselerinde müderrislik ve İshak Paşa Sarayında kâtiplik yapmıştır. Dört dil (Arapça, Farsça, Kürtçe ve Türkçe) bilen Hani, eserlerini, dönemin tercih edilen edebiyat dili olan Farsça yerine Kürtçe yazmıştır.

En bilinen eseri, 17. yüzyılda Kürtçe'nin Kurmanci lehçesiyle yazdığı "Mem û Zîn"dir. Xanî, Mem û Zîn adlı eserinde, Emir Zeynettin'in güzellikleriyle dillere destan olan Zin ve Sti adlı iki kız kardeşinin Mem ve Tajdin ismindeki iki gençle olan aşklarını şiir şeklinde anlatır. Eser, aynı adla sinemaya da uyarlanmıştır.

Türbesi Ağrı Doğubeyazıt'tadır.
Da xelqi nebêjitin ku Ekrad
Bê me‘ rîfet in, bi esl û bunyad

Enwa‘ê milel xudankitêb in
Kurmanci tenê di bê hisêb in

Hem ehlê nezer nebên ku kurmanc
‘Eşqi nekirin ji bo xwe amanc
——————————————————
Demesinler, hani Kürd’ün kudreti?
Aslı, kökeni, medeniyeti?

Var mı ilmi, kitabı başka milletin
Kürd’e nasip olur bu hüner çetin

Görenler demesin, eskiden beri
Kürd’ün muhabbetten yoktur haberi
Ehmedê Xanî
Sayfa 63 - nûbihar
Eğer sen en sonunda gösteremeyeceksen vefayı
Henüz işin başındayken önüne koyma o cefayı

Axir tu eger nekî wafeyê
Ewwel mede ber xwe wê cefayê
Ehmedê Xanî
Sayfa 184 - Avesta
725 syf.
·27 günde·Beğendi·8/10
Kürtçe yazılmış bir klasiktir, okuyalım dedilerdi, dünyanın dört bir yöresinin şiiri destanı okunur da kendi toprağımızın şiiri-destanı-efsanesi okunmaz mı, okunur tabi :)

Pdf ile okuduğum için her bir yerini renkli renkli işleyemediğim için çok üzgünüm. Bir çeviri dili bu kadar güzel bu kadar etkiliyken orjinali nasıl uçuyordur çok merak ettim, anlatımı o kadar etkileyici ki hiç dua ederken bu kadar şairane olunabileceğini düşünmemiştim:)

Sağolsun Ehmede Xanî sayesinde bol bol dua ettim:)öte tarafta kurtarır mı bilemem:)

Kötülük bu kadar hakimken aşkın kazandığı nerde görülmüş, değil mi? Anlatmaya gerek yok konuyu.

E bunları yazarken filminden bir ezgiyi de paylaşmadan edemeyeceğim:)
https://youtu.be/UfYn7Ns0Fn8
725 syf.
·Puan vermedi
Benim memleketimin efsanevi aşk hikayesi. Nasıl bir aşkdır ki bu mem zindana atılırken zinin aşkından ölür, ve zin de memin aşkından kendini dicle nehrine atar. Mezarları da şırnağın cizre ilçesinde bulunuyor. Ve ikisi yan yana gömülmüş tıpkı gül bahçesi gibi kokuyor mezarları . Kessinlikle herkese tavsiye ederim....
315 syf.
Ehmedê Xanî (1651-1707) 17. Yüzyılda yaşamış Kürt edebiyatçı, şair, tarihçi ve islam âlimi. Arapça, farsça, osmanlıca ve kürtçe dillerine hakim olan Xani'nin Mem ile Zin mesnevisi, islam dünyasındaki mesnevi geleneği açısından bakıldığında son derece önemli özellikler göstermektedir. Kürtler arasında yaşayan "Memê Alan" destanını temel almaktadır. Bilip-bilmediğimiz bazı yapıtları;
Nûbara Biçûkan- manzum kürtçe arapça sözlük
Eqîda Îmanê- manzum akide
Mem û Zîn - şiir
Dîwan - Tamamı bulunamamış
Yusûf û Zuleyxa - şimdiye kadar bulunamamıs
Leyla û Mecnun - şimdiye kadar bulunamamış
Erdê Xweda - bulunamamış astronomi ve coğrafya kitabı.

Mem ile Zin, Ahmed-i Hani tarafından 1690-1695 yıllarında yazılmış, 1450-51 yıllarında yaşanmış Mem ile Zin'in aşkını anlattığı 60 Bölüm, 2657 beyit, 5314 kafiyeyle anlattığı, Kürtçenin Kurmanci lehçesiyle yazmış olduğu mesnevi eseridir. Aşık olupta kavuşamamanın, iyiliğin kötülüğe galip gelişini ve aşkın ölüme galip gelişini anımsatan güzel ve acı dolu bir sevda destanı. Allah'a, Hz. Muhammed'e övgülerle başlayan beyitler, Xanî'nin bu eseri niçin Kurmanci ile yazdığıyla devam etmekte. Mem ile Zin'in hikayesine geçişten sonra. Ehmedê Xanî'nin kendi kalemiyle olan diyaloğundan sonra bitiyor. Aşk, din, tasavvuf, ahlak, kahramanlık temalı. Orjinal dilinden daha önce okumuştum. Çevirisini merak ettiğimden dolayı Türkçesini okumak istedim. Selim Temo kitabı çok güzel çevirmiş.

Bundan sonrasi Mem ile Zin'in hikayesidir; Ehmedê Xanî'nin beyitleriyle.

Botan yöresinin Mîr'i ( Siirt, Şırnak, Batman ve Mardin'i içeren bölgenin adı) Emir Abdal oğlu Emir Zeyneddin'in dünya güzeli iki kız kardeşi vardır. Birinin adı Zîn diğerinin ise Siti'dir. Tacdin, beyin divan vezirinin oğludur. Mem ise Tacdin'nin can dostu ve manevi kardeşidir. 21 Mart baharın müjdeleyicisi olan Newroz bayramında yapılan şenliklere yöre halkı kızlı erkekli süslenip eğlenirlerdi.Tacdin ile Mem kız kılığına girip şenliğe katılırlar. Şenlik alanında erkek kılığına girmiş iki ayyüzlü kız görürler. O anda yürekleri birbirine bağlanir, karşı karşıya geldiklerinde bakakalırlar. Zin parmagındaki yüzüğü Mem'e, Mem'in yüzüğünü de kendsine alır, aynısını Siti de yapar ve oradan ayrılırlar. Olayın üstünden günler geçer. Kizlar yeme içmeden kesilir.

"İrinsiz, kabuksuz, görünmez bir yara
Bir hastalıktır ki aşk derler adına
Amma öyle bir tutuşur ki içinden
Yüreğın kanı akar iki gözünden"

Durumu gören dadıları Hayzebun bunun ancak gönük yarası olacağını dile getirir ve kızları konuşturur. Hayzebûn Mem ve Tacdin'nin yüzüğünü alıp soluğu bir bilgenin yanında alır. Bilge dermanlarının, kendisinin hekim kılığına girerek çevrede bu dertten hastalanan gençleri sorarak bulabileceğini söyler. Çom geçmeden Dadı, Mem ve Tacdin'i bulur. Dertlerine care bulacağını söyleyip yüzükleri geri ister. Tacdin yüzüğü geri verir ama Mem vermez yüzüğü;

" Dadı mazur göresin beni
Kim verir ki canından olma iznini"

Büyüklerin de araya girmesiyle Mîr Siti'yi Tacdin'e verir. ( aynı anda aynı evden iki gelin çıkamayacağı vasıtasıyla Mem önce kendinden büyük olan Tacdin'nin evlenmesini ister.) Yedi gün yedi gece çok güzel bir düğün olur. Bu arada sıraların kendilerine gelmesini bekleyen Mem ile Zin gizli gizli buluşur, konuşurlar. Onları ve Tacdin'i çekemeyen Bey'in kapıcısı Bekir ( Botanlı olmayıp Iranin bir köyünden, fitneci, fesat biri) bir gün Mîr'e gider;

" Mîrim! Zarar ettin Siti'yi vermekle
O tacın cevheri, cevherin tacıydı
Tacin süsüydü ve süsün de tacıydı
Taht da pek yakışırdı, yani öyle
Bilgili, akıllı ve hünerliydi de
Kederli Kısrâ onu görmek isterdi
İmparator delice sevmek isterdi
Eğer Sezar oğlu için isteseydi
Hakan ise önünde divan dursaydı
Yine de bu kadar ucuza vermezdin
Onlara bu şekilde boyun eğmezdin
Siti'yi verdin ya şu Tacdin'e
Aynı gün Zîn'i Mem'e vermiş kendince"

Bunları duyunca kızan Bey aslından Zîn'i Mem'e vermeyi düşündüğü halde vermekten vazgeçer.

"Bir arzu vardı içimizde
Mem'i Zin'le onurlandıralim diye
Babamın ruhuna yemin ederim ki
Halid'e varana kadar tüm ceddimi
Adem'im neslinde olan hiç kimseye
Vermeyeceğim Zin'i eş olsun diye
Eğer varsa kellesinden bezmiş biri
Zin burda işte, olsun ona müşteri"

Bunu duyan Zin ve Mem aşk ateşi içinde gün geçtikçe kavurulur. Yemeden içmeden kesilir. Deli divane dolaşırlar. Bir zaman sonra Bey'in ava çıktığı bir zamanda. Mem Zîn'i görmeye gider. Fakat bu sırada Mîr ve adamları ansızın çıkagelir. Bir abaya sarılı şekilde Mem'i bahçesinde görür. Abanın altında Zin'in kara saçlarını gören Tacdin onları o durumdan kurtarmak için hemen evine gider. Siti ve çocuğunu alarak evini ateşe verir Mem uğruna.

" Elalem ateşi söndürür su ile
Bense suyu söndüreceğim ateş ile"

Buda inanılmaz bir dostluk örneğidir. Bey ve adamları Tacdin'nin evini söndürmeye giderken, Zin'de Mem'den ayrılıp evine gider. Durumu Beko görür ve Bey'e söyler. Gerçeği ortaya çıkarmak için Mem ve Mîr arasında satranç yarışması düzenlenmek ister. Beko;

"Onu mağlup edip de yendiğin anda
Doğru söyle, yarin kim diye sor ona
Mem, yiğit, pehlivan, saf kalpli biridir
Hele sana karşı yalansız biridir
İnkâr edemez içindeki sevgiyi
İkrar edecek sana bütün gizini
Bu aşkta direten kararlı biri o
Ben ki Zın'e aşığım diyecektir o

Oyun düzenlenir, Bey oyunu kazanması takdirde Mem'in herhangi bir dileğini yerine getireceğine dair siz verir. İyi bir satranç oyuncusu olan Mem Mîr'i ilk üc elde yener. Durum karşısında endişelenen Beko, Zîn'in pencerede oyunu takip ettiğini görür. Kaide ve oyun sırayla diyerekten, yerlerin değismesini ister ve Mem'i Zin'in karşısında oturtur.

" Zîn'i birden görünce Mem'in gözleri
Bedavadan verdi fil ile veziri
Cam ve pencerede kalınca yüreği
Piyonlar için atlarını kaybetti"

Durum böyle olunca Mem oyuna adapte olamaz. Sonraki altı elde yenilir. Bey Mem'in oyunu kaybetmesine rağmen, sevgilisinin kim olduğunu, layıksa onu, kendisine alacağını söyler. Bunu fırsat bilen Beko hemen araya girer;

" Gördüm ben Mem'in sevdiğini
Bir Arap kızıdır, dudağı dövmeli
Baştan aşağı katran gibi kapkara
Değmez Mîr'in istemesi, anmasına"

Bunun üzerine aşk sarhoşu olan Mem şuurunu kaybederek sevgilisinin soylu bir aile kızı olduğunu, melek, ay parçası olan Zîn'in adını söyler. Buna sinirlenen Bey o anda Mem'in ölüm fermanını verir. Fakat Tacdin ve kardeşleri Arif, Çeko buna engel olur.

"Sizin niyetiniz Mem'i yakalamak
Ki sizden üc yüz kişi yaralanacak
Üçümüzü paramparça etmeden siz
Bu Mem'i öylece seyredeceksiniz."

Hal böyle olun Mîr, Mem hakkından yeni karar verir ve zindana atılmasını ister. Bir yıl sonra artık duruma çare bulmak isteyen Tacdin ve kardeşleri Bey'e karşı ayaklanıp Mem'i almak icin hazırlıklara başladı. Bunu duyan Bekir, Bey'in durum karşısında tedbirli davranmasını ister.

" Elçiye Mem ile Zın'i bağışladık de
Onları evlendirip verdik Tacdin'e
Açıkca inat edip ayak sürüme
Fesat ateşini bir kez söndür hele"

Mîr bu fikri gerçekleştirmek icin Zîn'e gider ve olanları anlatır. Halsiz olan Zın'in ağzından ve burnundan kanlar akmaya başlar. Bey kardeşi üzerine ağlamaya başlar ve ne tür bir hataya düştüğünü anlar. Evlilik iznini verdiğini söyler ve gidip Mem'i alıp huzuruna çıkmasını ister. Mem'e giden Zin olayı Mem'e müjdeler. Daha önce Beko tarafından zehirlenen Mem;

"Ben hiçbir Mîrin huzuruna çıkmam
Ben hiçbir esirin kölesi olamam
Bu mîrlik, vezirlik hep görüştedir
Bu bir hayal oyunudur, bir sihirdir
Bunların hepsi boş, hepsi de fanidir
Sonu yok bunların, hepsi de fenadır
Eğer ölüm varsa, o Mîr, mîr değildir
Azledilme varsa, o mîr bir esirdir."

Bunları söyledikten sonra Mem Hakkı rahmetine kavuştu.

"Ve kafesi açılmış bir kuş misali
Hemen uçtu, hic hapsedilmemiş gibi
Çamur zincirinden elini kurtardı
Hemen çırptı gönlünün kanatlarını
Bir şahinmiş gibi dünya merkezinden
Kanat çırpıp Rabb'ine kavuştu hemen"

Kısa bir süre Mem'in ölüm haberi her yere yayıldı. Ölüm haberini alan Tacdin Beko'yu öldürdü. O kadar fitne ve fesada rağmen Zın Beko hakkında kötü düşünmedi.

"Bır kırmızı gülüz, o dikendir bize
Biz bir defineyiz, o yılandir bize
Gül, dikenlerin uçlarıyla korunur
Define yılan sayesinde korunur
Eğer engel olmasaydı aramızda
Batık ve zail okurdu aşkımızda"

Halinde hal kalmayan, kan kusan Zîn, Mem'in mezarı başında can verdi.

"Mem, can ve beden mülkünün sahibisin!
Ben bahçeysem, eğer bahçıvanı sensin
Şu yetiştirdiğin bahçe sahipsiz mi?
Senin yüzün olmazsa neye yarar ki?
Kucakladi mezarı ona sarıldı
Düştü takatten, can bedenden ayrıldı
Sanırsın bir çıraydı da söndü şimdi."

Zîn'in öldüğünü görünce Mîr "Al sana Yar" diyerek, ilk kez görüştükleri, ilk kez buluştukları gibi gerdek mezarına perdesiz yüz yüze gömüldüler. Ayakuçlarına da Beko'yu gömdüler. Rivayet odur ki sonradan iki fidan yetişti Mem ile Zin'in mezarında kolları birbirine dolandı, Beko'nun da mezarında yetişen bir kara çalı da kendini o iki fidanın arasında büyüttü, kavuşmalarına engel oldu.
Mem û Zîn'in mezarı Cizre Sırnak'tadır

Bir şeyi sevmek için, o şeyin senin olması gerekmiyor ahir zamanda, bunu kanıtlıyor Mem û Zîn aşkı. Ehmedê Xanî'nin dediği gibi;

"Kimisi can için ister cananı
Kimisi canan için verir canını
Kimisi kavuşmak ister Siti ve Tacdin gibi
Kimisi aşkı seçer Mem û Zîn gibi"

Gerçek aşkı, sevdayı bulmaniz dileğiyle...
288 syf.
·42 günde·Beğendi·10/10
Ben kimim, ben neydim? Nereden geliyor, nereye gidiyordum? Gençlik yıllarının kimlik arayışının temel soruları.

Hiç kolay değildir bir Kürt genci için. Okulda "Ne mutlu Türküm diyene" evde o yürekler yakan Şivan Perwer'in sesi. Okulda "Türkiye'de Herkes Türktür" evde gönüllere sen Kürtoğlu Kürt'sün diye yaraları açan o melodiler..
Yürek parça parça Yaralı zihin yalanlarla zehirlenendirilmiş işkence çekiyor. İşte böyle sancılıdır bir Kürt gencinin kimlik bunalımı..

Ya aslını İnkar edecek kimliksiz karaktersiz olacaksın, ya da... Ya da Kürdüm deyip ötekileştirilmiş olacaksın. İşte böyle çetrefillidir bir Kürt gencinin kimlik seçimi..

Amin maalouf der ya "Ölümcül Kimlikler" işte Kürt kimliği tam da böyle ölümcül bir kimliktir..

Ben böyle bir ölümcül kimliği tercih ederken iki isim çok etkileyici oldu.
1. Şivan Perwer
2. Ehmedê Xanî

Şivan Perwer hem hemşehrim olması hem de çocukluğumda nenemin evinde o yanık sesi ile "Mala bavê min mala mêran e" derken nasıl gönüllere nakşetmişti. Onca asimilasyon, inkar, yalan ve zehire nasıl panzehir olmuştu o ses..

Ya Ehmedê Xanî'ye ne demeli? İsmin yetiyordu be gönlümün azizi! Mem û Zîn adında Kürdçe bir aşk destanı yazmışsın deniyordu ya.

Ya şu beyitlerine ne demeli?

Da xelq nebêjitin ku Ekrad
Bê merifet in, bi esl û bunyad

Enwaê milel xwudankitêb in
Kurmancî tenê di bê hisêb in

Bunu yaptı ki eloğlu demesin "Zaten Kürtler
Köken ve yapı itibari ile kültürsüzdürler

Türlü türlü milletler kitap sahibi olmuşlar
Yalnız Kürtler bu konuda paysız kalmışlar

..........................

Safî şemirand vexwarî durdî
Manendê durrê lîsanê Kurdî

Saf şarabı bir yana bırakarak tortuyu içti
İnci gibi dizmek için Kürt dilini seçti

İşte Ey gönlümün Azizi, bu beyitlerinin ve Mem û Zîn kitabının bahsi, kitabını okumamış olsak dahi öyle bir kuvve-i maneviye veriyordu ki 300 yıl öncesinden zehirlere panzehir dertlere derman oluyordun.

Gençlik yıllarımda ne Kürtçe konuşabiliyor neden anlayabiliyordum. Bu anne ve babamızın ayıbı değil, Allah'ın bir ayeti olan Kürt dilini inkar eden, yok sayan ve onu konuşanları cezalandıran korkutan ve terörist sayan rejimin ayıbı zülmüdür.

Artık bu ölümcül kimliği seçmiştim ve bir kimliği kimlik yapan dildir. Bir devrimi başlatabilmek için önce onu içinde yaşamak lazım derdi, Tolstoy.
Nefsini ıslah edemeyen başkasının nefsini ıslah edemez diyordu, Bediüzzaman.
Rabbime en yakın olduğum secde vakitlerinde seccadem ıslak bir şekilde yalvarıyordum. "Sensin her şeyi bilen ve hikmetle yaratan, beni bir Kürt olarak yarattın ve bana Kürtçe'yi öğret dilimi geliştir diye dua ediyordum.

Lise 3'te öğrenmeye başlamıştım. Allah'ın izni ile 2 yılda makale yazı ve kitapları okuyacak seviyeye gelmiştim.
Hakkınızı helal edin biliyorum biraz uzunca oldu, kalem gönlümün lisanına yetişemiyor ki durdursun.

Sonra kimliğimi kimlik yapan O mübarek zatın kitabını okumaya sıra gelmişti. Kürtçem kifayet etmiyordu. Kadrî Yıldırım ın çevirisi ile Kürtçem daha iyi gelişti ve divan şiirinin betimleme ve özelliklerini kavramıştım.

Ve o zaman anlamıştım, Ehmedê Xanî hazretlerini ne kadar da az tanıyormuşuz. Mem û Zîn i okuyunca kendime gönül rahatlığı ile Kürd'üm diyebildim. Ve bu kitabı okumayan bir Kürdün kendisine Kürdüm demesin diyorum. Bunlar size faşizanlık gibi gelebilir ama Ehmedê Xanî hazretleri gibi evliya bir zat kendi milletinin ve Allah ın ayeti olan dili için neler yapmış ne kadar emek harcamış. Ve Kürtlere en temel ve halen geçerliliğini koruyan nasihatlerde bulunuyor. Sosyolojik tespitlerde bulunuyor. Bu yüzden Kürd'ü Kürd yapan bir eserdir. Ve muazzam bir edebi inceliğe sahiptir. Allah ve Resulüne olan övgü ne senaları o kadar latif ki dilime pelesenk oluyor.

Şükürlerin en güzeli dilleri ve güzelliği yaratan Allah'a dır.


Etkinlik vesilesi ile okuduğum kitaba gelince, 1000K da Arapça olarak eklemişler. Kitap Arapça değil, İslam harfleri ile yazılmış. Neden İslam harfleri diyorum. Çünkü Araplar İslam'dan önce yazıyı çok bilmezlerdi. Peygamber sav harflerin üzerine nokta koyarak harf sayısını 15-16 dan 28-29 a çıkarıyor. Ve bütün Müslüman milletler dillerini bu alfabeye göre şekillendiriyor. O yüzden bu harfler bir milletin değil İslam'ın harfleridir. Başöğretmeni Hz. Muhamed sav dir. Îslam harfleri ile Kürtçe okumak Kürtçe'nin ses ahengine o kadar güzel yakışıyordu ki okurken muazzam lezzet alıyorum.

Kitabın hikaye içeriğine girmeyeceğim. Çünkü etkinliğe katılan değerli dostlar o güzel incelemeleri ile bende bir mecal bırakmadı. Dostların o güzel incelemelerine havale ediyorum.

Son Bir Tavsiye
1994 yapımı Musa Anter in emekleri ile çekilmiş Mem û Zîn filmi ve Mazlûm Çimen in harika kavalından film müzikleri.

https://m.youtube.com/watch?v=RwlaxbsXuNc

5 yıl önce izlemeye çalıştım. Ancak yarım saat izleyebildim. Gözlerim ıslak gönlüm çıplak soğukta titrer gibi kalmıştım ayazda. Devam edemedim o kadar etkilenmiştim. İnşallah bir gün sonuna kadar izleyebilirim.
725 syf.
·Beğendi·8/10
Mem û Zîn.

Şeyh Ahmed Hânî’nin Kürtçe olarak kaleme aldığı Leylâ ve Mec­nûn, Ferhad ile Şîrin türünde bir mes­nevisidir. Müellifin hatime kısmında do­ğum tarihini verdikten sonra kitabı bi­tirdiğinde kırk dört yaşında olduğunu kaydetmesinden eserin 1104 (1693) yı­lında tamamlandığı anlaşılmaktadır. 60 bölümden meydana gelen eser yaklaşık 3000 beyit ihtiva eder. Hânî, konusu olan aşk hikâyesini akıcı bir üslûpla anlatması yanında kendi düşüncelerini, döneminin idarî ve içtimaî meselelerini, olayın yaşan­dığı Cizre bölgesinin kültürel özelliklerini de eserine yansıtmıştır.

(Bundan sonrası spoiler içerir )

Mesnevinin ko­nusu kısaca şöyledir:

Emîr’in yakın çev­resinde bulunan Mem onun kız kardeşi Zîn’e âşık olur. Ancak Emîr, hizmetkârı Bekir’in telkinlerine uyarak kız kardeşini Mem’e vermez; birlikte kaçma girişimle­rine engel olmak için de Mem’i hapseder. Üzüntüsünden hastalanan Mem zindan­da ölür, Zîn de onun acısına dayanama­yarak can verir. Bunun üzerine Mem’in arkadaşları sevgililerin kavuşmasına en­gel olan Bekir’i öldürüp onların intikamı­nı alırlar. Cizre’de Mîr Abdal Mescidt’nin bitişiğinde bulunan türbenin Mem ile Zîn’e ait olduğuna inanılır ve halk tarafın­dan ziyaret edilir.
545 syf.
·3 günde
Sevgili Mihemedê NOJDAR 'ın yapmış olduğu #28743018 etkinliği münasebetiyle tekrardan elime almış olduğum bu Ehmedê Xanî kitabına kısada olsa bir inceleme yazmak istiyorum. Bu 'acemi incelemesinin' hatalarını mazur görmenizi temenni ediyorum.

Ehmedê Xanî Kürtler ve Kürt aydınlar arasında adından sıkça söz ettiren bir zat-ı muhteremdir. Kendinden sonra gelecek olan birçok Kürt aydınına ve yazarına yol göstermiştir. Kürt diline ve halkına bağlılığını, bu eserini Kürtçe kaleme alarak göstermiştir. Mem û Zîn eserinde Kürtlere ait birçok örf ve ananelerden söz etmesi, bunları hâlâ yaşıyor, devam ettiriyor olmamız bir Kürt olarak beni pek mutlu ediyor. Kürtçe'nin ve Kürt kültürünün bazı dönemlerde üzerinde oyunlar oynanıp yok edilmek istenmesine rağmen hâlâ dipdiri ayakta kalmasını görmek bana bu halkın ve dilinin güzelliğini gösteriyor. Ehmedê Xanî 'ninde de söz ettiği gibi;

Kurmanc-i ne pir di bê kemalin
Emma di yetîm û bê mecalin
Fîlcimle ne cahil û nezanin
Belkî di sefîl û bê xwedanin

..

Hayır... Kürtler o kadar kemalsiz değil,
Fakat öksüz ve mecalsizdir.
Hep birden bilgisiz ve cahil değil,
Sadece sefil ve sahipsizdir.

Mem û Zîn hikayesinin bir diğer şaşırtıcı özelliği ise; nice Kürt köylerinde okunmamasına rağmen bahsediliyor olmasıdır. Sözlü bir şekilde nesilden nesile aktarılarak destansı bir yönü taşımasıdır. Mem û Zîn hikayesi; sevinçten, heyecandan, umuttan, dostluktan söz ettiği gibi derin bir melankoliden de söz eder. Aşığını yakan, kavuran, elden ayaktan düşüren bir aşktan bahseder. Yiğitlikten, kahramanlıktan söz eder. Zamanının devlet anlayışı, halkının kültüründen söz eder. Bunların yanında Tacdin ve Siti'den bahseder. Sevdasını murada erdiren iki güzelden/delikanlıdan bahseder. Yiğit Tacdin'nin dostu Mem'i ölümden kurtarmak için dünyayı ayağının altına aldığından, dünyayı tanımadığından bahseder.

Kısacası Mem û Zîn; hayatın kendisinden bahseder. Bize de bu kavgayı anlayıp, hakkıyla mücadelesini vermek düşer.

İncelemeye son vermeden önce çok kıymetli Kürt sanatçı Nusret İmir'in bu hikayeyi tamda esere uygun bir biçimde albümleştirdiğini söylememde de fayda vardır. bknz:

https://www.youtube.com/watch?v=y2qveaA3iX0
https://www.youtube.com/watch?v=Z4XCaNBNAxs
https://www.youtube.com/watch?v=kZUXkuODLrs
426 syf.
·7 günde·Beğendi
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Bismillâhirrahmânirrahîm
-
Sernameê name namê Ellah
Bê namê wî natemam e wellah
-
Kitabın başlangıcında Allah'ın adı anılır
Vallahi onun adı yoksa kitap eksik kalır.
°°
Ehmedê Xanî XVI. yüzyılda hakkari bölgesinden göç edip bir süre Van çevresinde kaldıktan sonra bugün Ağrı'nın bir ilçesi olan Doğu Beyazıt'a yerleşen Xan aşiretine mensup bir ailenin çocuğu olarak 1061/1650-51 yılında bu ilçede doğmuştur.
Xanî XVII yüzyılın ikinci yarısında doğup yetişmiştir. Xanî Kürt halkının en büyük dinî ve millî şahsiyetlerinden biridir.
Resmî medreselerinde hem dinî hem de millî eğitimlerini kendi ana dilleri ile yapan Osmanlı ve İran devletlerinin yararlandıkları bu nimetten Kürtlerin mahrum olduklarını gören Xanî buna acilen el atmanın kendisi için bir sorumluluk olduğunu hissederek bir proje hazırlamaya başlamıştır. Bu bağlamda 1683 yılında kendi ifadesiyle "ji bo biçûkêd Kurmancan" (Kürt çocukları için) yaklaşık bin kelimelik Kürtçe-Arapça manzûm bir sözlük olan "Nûbehara Biçûkan" (Küçüklerin ilk baharı) hazırlayarak kendi medresesinde ders kitabı olarak okutup ezberletmiş, böylece medreseye yeni başlayan bir Kürt çocuğunun daha ilk adımda bilimsel bir şekilde kendi anadiliyle eğitim görmenin verdiği özgüveni kazanmasını amaçlamıştır.

"Mem û Zîn"
Bu eser adını 1393 yılında Cizre'de yaşanmış bir aşk hikâyesinin erkek kahramanı olan "Mem" ile onun sevgilisi "Zîn"in isimlerinden almaktadır.
Xanî, Kürt realitesi de dahil olmak üzere sosyal, dinsel, kültürel, felsefî ve tasavvufî düşüncelerinin bir bileşkesi olan 2656 beyitlik bu esirini 1694 yılında tamamlamıştır.
Mecazî ve hakikî aşktan tasavvufa, ontolojoden diyaliktiğe, bugün adı Kürt sorunu olarak konulan Kürt realitesinden Kürt diline ve Newroza, Kürtlerin yaşamlarından onların antropolojik ve sosyolojik özelliklerine kadar bütün görüşlerini Mem û Zîn'de ortaya koymuştur.
Ehmedê Xanî bir beytinde düşünceleri için "Mem û Zîn'i bir vasıta kıldığını şöyle vurgulamaktadır:

Şerha xemê dil bikim fesane
Zîne û Memê bikim behane
-
Içimdeki dertleri açıklayıp efsaneleştireyim
Zîn ve Mem hikâyesini buna bahane edeyim.
●●
Xanî duru şaraba benzeyen Arapça, Farsça ve Türkçeyi bir tarafa bırakarak bu kitabı kendi dili Kürtçeyle yazmaya şöyle değinmiştir:

Safî şemirand vexwari durdî
Manendê durrê lîsanê Kurdî

Înaye nîzam û întîzamê
Kêşaye cefa ji boy 'amê

Da xelqi nebêjitin ku 'Ekrad
Bê me'rîfet in, bi esl û bunyad
-
Saf şarabı bir yana bırakarak tortuyu içti
İnci gibi dizmek için Kürt dilini tercih etti

Bu dili düzene koyup ona çekidüzen verdi
Umum halkı için bu yolda eziyetler çekti

Bunu yaptı ki eloğlu demesin "zaten Kürtler
Köken ve yapıları itibariyle kültürsüzdürler
-------
Kürtler için Xanî bütün varlığıyla, söylemleriyle bir hazinedir. Onun duruşundan ve duruşundan yansıyan söylemlerden alacağımız çok ders olduğuna inanıyorum.
Bu kitapta da ders niteliğin de o kadar çok bilgi vardı ki; sarsıldım, düşüncelerimi aştı taştım, bazen altında ezildim, ama çoğu zaman arşa kadar uzandı kalbim, hissettim.
Ehmedê Xanî'nin hazinesinden yaydığı bu söylemler;
Akıllıyı daha akıllı yapar.
Az düşüneni daha çok düşündürür.
Çizgileri çizer.
Çizgilerin ardındaki gizemi vurgularken ihtimali siler.
Paklandığını hissedeceksin zaman zaman...
Zaman, zaman da kendini arıyacaksin kendinde.
Soracaksın, kimim ben diye?
Soracaksın, neydi bildiğimi sandığım, kandığım, yandığım.
Ve yine soracaksın, neydi benim inandığım.
Merak etme hepsinin cevabını bulacaksın, arada bırakmayı red eden bir kitap bu okuyunca anlayacaksın.
O yüzden oku, tanı kendini, özünü, çöz düğümünü.

Ehmedê Xanî'nin bir dua'sıyla nokta koymak istiyorum... Bu dua'da kitaptandır...

Dîsan ji me her tu me xelas ke
Ya Reb me ji bo xwe ra xwenas ke
-
Allahım! Kurtarıver yeniden bizden bizi
Seni tanımak için tanır hâle getir kendimizi...
725 syf.
·Puan vermedi
Kürtçe edebiyatın Türkçeye aktarılması büyük bir sorun olarak karşımızda duruyor. Birbirini çok verimli şekilde besleyebilecek bu iki edebî çevrede alışverişin olmaması üzücü bir gerçek. Kürtçe-Türkçe çeviri yok denecek kadar az. Bilinen birkaç önemli Kürt yazar dışında (Mehmed Uzun, Melayê Cızîrî, Ehmedê Xanî gibi) Türkçe bilen okurlara sunulan eserler maalesef yok. İnternette edebî kaygı taşımayan çevirilerine rastlayabileceğimiz Kürtçe şiirler olsa da bunların müstakil ve amatör çeviriler olması durumu daha da ciddi bir noktaya taşıyor. Tam bu noktada Selim Temo’nun önemli çalışması Kürt Şiiri Antolojisi bize bir kapı aralıyor. Agora Kitaplığı’ndan iki cilt halinde basılan antoloji, 293 şairin 520 şiirinin Türkçe çevirisini içeriyor ve bu alanda çalışmak isteyenlere bir kılavuz oluyor. Selim Temo’nun kendisi ne kadar “Ben Kürt edebiyatını (Kurmanca, Zazaca, Soranca) takip ediyorum; bir okur olarak son derece memnunum. Bu edebî pınardan mahrum kalanlar düşünsün!”* dese de Mem ile Zîn’i biz Türkçe bilen okurlara kazandırdığı için büyük teşekkürü hak ediyor.

“Gelin hele bir hikâyenin önüne

Aşktan yüreği yanmış olanlar hele”

İşte meşhur Mem ile Zîn’in destansı hikâyesine böyle çağırıyor bizi Ehmedê Xanî. Herkesin bildiği şekliyle bu bir aşk hikâyesi; ancak satır aralarına indiğimizde bundan çok daha fazlasını görüyor ve ne kadar önemli bir eser olduğunu bir kez daha anlıyoruz.
Mem ile Zîn, Selim Temo’nun takdir edilecek çevirisiyle Everest Yayınları tarafından okura sunuldu. Herkesin kabul edebileceği gibi edebî çeviri hiç kolay bir iş değildir, özellikle çevirdiğiniz bir mesnevî ise. Bilinen en eski nüshası 1752 tarihine işaretlenen bu mesnevî Kürtçe edebiyatın en bilinen eseri sayılabilir ve şimdiye kadar yapılan çevirileri maceralı bir seyirde ilerlemiştir. Kürtçeden Türkçeye Ahmed Faik (1856), Akif-i Vanî (1860), Aşık Osman Efendi (1869), Abdülaziz Halis (1906), Zülfikar Fethi (1915), Mehmet Emin Bozarslan (sansürlü metin 1968 ve tam metin olarak 1991) tarafından aktarılan eser kimi zaman yarım çevrilmiş kimi zaman ise çeviri ve telif arasında kalmış. Temo’nun özellikle önem verdiği Bozarslan’ın çevirisi ise sansürlenen, üç kez yargılanan bir eser olmuş. Türkçeye aktarılmasının giderek karmaşıklaştığı çevirilere de değiniyor Temo. Kürtçe bilmeyen çevirmenlerin Mem û Zîn’i Fransızcadan, Azericeden, Farsçadan ve hatta Türkçeden Türkçeye çevirmeleri eserin niteliğine zarar vermiştir kuşkusuz. Mem û Zîn’in tiyatroya uyarlanması ve bu uyarlamanın, Şehir Tiyatroları tarafından çok yanlış bir şekilde sahneye aktarılması da bilinen bir gerçek.**
Selim Temo’nun “dünya edebiyatının ilk realist metni” dediği Mem ile Zîn’in 2013 tarihli Kürtçe basımında -Arap alfabesinden Latin alfabesine aktaran- Huseyn Şemrexî, bu eserin sadece edebî değil aynı zamanda tasavvufî ve felsefî özelliklerinden bahsediyor ve içerdiği nasihatlere değiniyor. “Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn’ine yalnızca bir masal veya destan gözüyle bakmamak gerek. Çünkü bu eser Ehmedê Xanî için, gönlümüzün tarlalarını kendi kalbindeki denizle sulamaya bir bahane olmuştur.”*** Gerçekten de Xanî eserine kendini eklemiş bir yazar, Temo’nun deyimiyle “metninin içinde heyecanla dolaşan bir ikinci yazar!”
Doğu edebiyatının en çok ürün verilen türlerinden olan mesnevîler, uzunluğu bir sınıra bağlı olmayan ve genelde destansı aşk hikâyelerinin anlatıldığı eserlerdir. Mem ile Zîn de mesnevîlerin barındırdığı hem tüm bölümleri barındırıyor. Tanrının yarattığı insanı ve doğayı betimleyen tevhit (Allah’ın birliğinin anlatılması), münacaat (Allah’ın sıfatlarının övülmesi), naat (peygamberin övülmesi), miraciye (peygamberin miraca çıkması) bölümlerinden sonra Kürtler hakkında bilgi veren önemli bir bölüm eserde yer alıyor. Bu bölümlerden sonra eserin sunulduğu Botan mîri Mîreza övülüyor ve eseri niçin yazdığını, kusuru varsa affolunmasını söyleyerek agaz-ı destan (asıl konunun anlatılması) kısmına geçiliyor. Hikâye bittikten sonra buradan çıkarılacak derslerle mesnevî sonlanıyor.

Bölümlerde en çok ilgimi çeken kısım 5 numaralı bölüm, yani Kürtler hakkında bazı bilgilerin verildiği ve neden eserin Kürtçe yazıldığının anlatıldığı kısım. Burada Xanî’nin tespitleri günümüze de uyarlanabilir özellikler taşıyor. Bölümün açıklaması bile bu gösterir nitelikte: “Kürt aşiret ve obalarını açıkça ve hevesle övme ve onca millî onur ve cömertliklerine rağmen talihsizliklerini anlatma hakkındadır.” Bu açıklama çok şey anlatsa da bazı beyitlere özellikle dikkat çekilmeli:

Sanatımızın kılıcı konsun yere

Bilinsin kalemimizin kıymeti de

Derdimiz bir kez ilaç bulsun kendine

İlmimiz bir kez revaç bulsun kendine

Dizelerinde, bu eseri Kürtçe yazarken Kürtçenin kıymetinin bilinmesini amaçladığını dile getirir. Hemen bu dizelerin devamında, Kürtlerden de bir hükümdar çıksa durumun çok farklı olacağını söyler ve ekler:

Osmanlı bize karşı galip gelmezdi

Olmazdık baykuşun harabesi gibi

Karşıt ve dilenciye mahkûm olmazdık

Fars ve Türk’e yenilip tâbi olmazdık



Ayıptır bu hükümdar ve emirlere

Hiç suç kalır mı şair ve fikirlere?

İçlerinden bir hükümdar çıkmadığı için kültürleri ve dilleri gibi sanatlarının da kıymet görmediğinden yakınır Xanî. Aynı şey günümüz için de düşünülebilir ve yine değer-bilmezlik/yok sayma sonucuna varılabilir. Xanî’nin de değindiği gibi coğrafî özellikleri de hesaba katarsak dar bir alanda güçlü devletlerce sıkıştırılmış Kürtlerin kültürlerinin ve sanatlarının da göz ardı edilmesi günümüzün de acı bir gerçeği. Ancak Xanî yanlı bir tutum sergilemiyor ve özeleştiri olarak görülebilecek beyitler sunuyor:

Bu yüzden birlik yoktur aralarında

Dikbaşlı ve ihtilaftırlar daima

Eğer bir birlik olsaydı aramızda

Birlikte kabullenseydik esasında

O Türkler ve Araplar ve Acemler ki

Hepsi bize uşaklık ederlerdi

Xanî’nin toplumsal ve siyasal eleştirilerini takip eden bölümler Kürtçe üzerinedir. Kürtlerinde edebî bir dili ve birikimi olduğunu, bu yolda bir eser yazarak kanıtlama arzusunu şu beyitlerle açıklar:

Ki elâlem çıkıp da demesin, ‘Kürtler

Yeteneksiz, hünersiz, temelsizdirler

Türlü türlü milletler kitap sahibi

Yalnızca şu Kürtlerin yoktur nasibi



Kürtler asla yetenekte az değiller

Ve fakat kimsesiz ve mecalsizdirler

Kürtler ve Kürtçe üzerinde bu çarpıcı beyitlerden sonra hikâyenin anlatımına geçen Xanî, Divan ve Fars edebiyatında hep karşılaştığımız bazı mazmunları sıklıkla kullanmış: gül, servi, sümbül, misk, ayva tüyü, pervane, mum, amber gibi. Bunun yanında çoğu beyitt telmih sanatına başvurarak gönderme/çağrışım yaptığı isimler çok çeşitlilik gösteriyor. Gerek Doğu edebiyatından ve efsanelerinden gerekse Batılı filozoflardan pek çok isim karşımıza çıkıyor: Sezar, Süleyman, Hakan, Büyük İskender, Aristoteles, Platon, Hipokrates gibi.
21 Mart Newroz günü, yani gençlerin ovalara yayılıp kendi dengini bulmak amacıyla gezintiye çıktığı gün Mem ile Tacdîn, Sitî ile Zîn’i görerek âşık olur ve aşklarında karşılık alırlar. Hikâyemiz burada başlıyor; ancak destana ismini veren Mem ile Zîn’in aşkı Tacdîn ile Sitî’nin aşkından ayrılıyor. Birincisi tasavvufî bir aşka bürünürken ikincisi dünyevi aşk düzeyinde kalıyor. Mesnevîye adını veren tasavvufî aşk, tüm cinsel birleşmelerden sıyrılarak ruha hitap ediyor.
Mem ile Zîn, mesnevînin orijinal Kürtçe hâline hâkim olamayan, Kürtçe bilmeyen okurlar için mükemmel denecek bir çeviriyle kitapçılarda yerini aldı. Bunun için, 5314 dizenin her birini içinde yankılatan Selim Temo, eserin her sayfasına emeğinin izlerini bırakmış.

Hurdacıyım, altın satıcısı değil

Kendimi yetiştirdim, tahsille değil

Kürdüm ben, dağlıyım ben, hem taşralıyım
725 syf.
·23 günde·7/10
âh ile yutkunamadan bitirdim bu muazzam eseri.
gönül isterdi ki, incelememi kürtçe yazabileyim. ilk defa kürtçe bir eser okumama vesile olduğunuz için Mihemedê NOJDAR öncelikle size çok teşekkür etmek istiyorum.

ehmedê xanî'nin o dönemdeki eserlerde kullanılan dillerin yanısıra bu eseri kürtçe olarak bize ulaştırması, eserlerimizden, kültürlerimizden, değerlerimizden, dinimizi yaşayışımızdan bihaber olmadığımız için en büyük şükranlarımı da ona sunmak istiyorum.

kitabın ilk kısımlarında Allah'a ve peygambere övgülerle yazar, şair, kürt edebiyatçısı ve alim olan xanî'nin teslimiyetini, saf ve sağlam inancını, samimiyetle kitap boyu dile getirdiği acziyetini, mühim nasihâtlerini demleyememek elde değil.

kullanılan üslup, dil ve ahenk ile düşündürücü, sürükleyici, lezzetli ve de oldukça hisli bir okuma gerçekleşiyor. aşkın ötesinde mesaj, mana, vahiy, hadis dolu bir derya var önümüzde. aşkın saflığı, samimiyeti, nizamı, efsunu, âhı, ecri, hudûdu uzun uzun anlatılıyor.
aşk ile okunsun efenim!

kitap boyunca en yürekten âmin ve ecmâinleri şu duaya serpiştirdim:
"Allah'ım xanî'yi kendine âşina kıl"
426 syf.
·Beğendi·9/10
KÜRTLERİN İLK MESNEVİSİ
*

Iranlılar için Ferhad ve Şirin ne ise,
Arap milleti için Leyla ve Mecnun efsanesi ne ise,
Kürtler için de Mem û Zîn efsanesi öyledir.
MEM Û ZÎN DİYE BİR AŞK VAR MI?
Kürt edebiyatında Ehmedê Xanî öncesi döneme baktığımız zaman Elî Herîrî ve Melayê Cizîrî'nin şiirlerinde Mem û Zîn'e rastlarız lakin bir efsane mi, yoksa yaşadılar mı bilinmez ama bu eser de (Mem û Zîn) geçen her sözün Ehmedê Xanî'ye ait olduğunu rahatlık ile söyleyebiliriz, bunu Ehmedê Xanî'nin sözlerinden anlıyoruz:
“Yalnız bilgelerden benim şöyle bir ricam var:
Öğrencilerin yanlışlarını açığa vurmasınlar
İster kötü olsun ister iyi olsun bu kitap
Ben çektim onun için iki yüz çeşit ıstırap
Turfandadır, yavrudur ve yeni yetişmedir
Her ne kadar pek fazla seçkin değildir
Onu bağlardan koparmadım ki onlar
Hırsızmışım gibi araştırıp soruştursunlar
Bu, gönül bahçesinin turfandasıdır
Masumdur, asildir ve günahsızdır
Acı da olsa tatlı da olsa bir turfandadır
Çocuktur, huyu da çocuk huyundandır
Halden anlayanlardan şu ricam var:
Bu yavrucakları kötülemesin onlar
Bu meyve her ne kadar sulu değildir
Kürtçe olup, bu kadarı yeterlidir
O, elbiseleriyle küpeleriyle sevimlidir
Benim öz malımdır, emanet değildir.”
Gördüğünüz gibi, Ehmedê Xanî eserin kendisine ait olduğunu ve çalıntı veya halk ağzından duyulma şeyler olmadığını dile getirmektedir ve dönemin Kürt okur yazar sınıfına bir eleştiri mahiyetinde Kürtçe yazmaktadır.
Ehmedê Xanî Kürt milliyetçiliğinin teorisyenidir, Ünlü Kurdolog Bazil Nikitin “Kürt Ulusal duygusu” başlığı altında Ehmedê Xanî'ye ve Mem û Zîn adlı yapıta böyle dikkat çekmektedir: “Bu konuda hicretin 1061 yılında doğmuş büyük Kürt ozanı Ehmedê Xanî'yi anmak yeter. Mem û Zîn adlı başlıca yapıtında Kürdistan'ı simgeleyen bir tutukluyu anlatan ozan, tutsak yurdu kurtarmak için girişilecek çabaları ve yolları gösterir. Eğer 11.yüzyılda bir Xanî yaşamış olsaydı, Kürt tarihi bir başka yön alabilirdi.”
Kürtler üzerine büyük çalışmaları ile tanınan ünlü Kurdolog Martin Van Bruinessen “Ağa, Şeyh, Devlet” adlı eserinde “Kürt milli bilincinin tarihi” başlığı altında şunları söylemektedir: “Kürt milliyetçiliğinin toplumsal açıdan önemli bir güç olma özelliği yeni bir olgudur. Ancak bu, geçmişte bir Kürt “Milli” bilincinin olmadığı anlamına gelmez. 17.yüzyılda yaşamış olan Kürt şairi Ehmedê Xanî, manzum destanı Mem û Zîn'in önsözünde Kürtlerin Osmanlı ve Safevi imparatorluklarının boyundurluğu altına girmelerine neden olan bölünmüşlüklerden yakınır.”
Ehmedê Xanî'nin milliyetçiliğini kendi eserinden okursak:
“Eğer biz Kürtlerin de bir padîşahı olsaydı
Ve Allah o padişaha bir taç layık bulsaydı
O padişaha tayin edilmiş olsaydı bir taht
O zaman açılacaktı bize yepyeni bir baht
Eğer olsaydı o padişahın giyeceği bir taç
Elbette o zaman biz de görecektik revaç
O zaman bize galip gelmezdi bu Türkler
Olmazdık baykuşun konduğu yıkıntılar
Olmazdık başkasının yönettiği miskinler
Türk ve Farslara yenilip emrine girenler.”
Görüldüğü gibi Ehmedê Xanî bir Kürt padîşahın çıkmasını, ve Kürtlerin bir devlet kurmasını böylelikle Türk ve Fars egemenliğinden çıkmasını istiyor.
Ehmedê Xanî 1650'de doğmuş, 1707'de hakkın rahmetine kavuşmuştur: 57 yıla Mem û Zîn, Nûbihara Biçûkan, Eqîdeya Îmanê ve Dîwan adlı şiirlerini sığdırmıştır.
Ehmedê Xanî kendi çağının en büyük Alimlerinden biridir, eserlerinde tasavvuf, astroloji ve astronomi, müzik, flora, fauna, iblis terminolojisi, ontoloji ve diyalektik, cinsellik, Kürt realitesi ve Newroz gibi konuları yoğun bir edebi üslup ile bizlere aktarmıştır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ehmedê Xanî
Tam adı:
Ahmed-i Hani
Unvan:
Kürt Edebiyatçısı, Şair, Tarihçi ve Alim
Doğum:
Han Köyü, Çukurca, Hakkari, Türkiye, 1650/1651
Ölüm:
Doğubeyazıt, Ağrı, Türkiye, 1707
Yaşadığı yörede zaman zaman şeyh olarak kabul edilmiş, halk arasında Hani Baba adıyla da anılmıştır. Ayrıca, molla(Molla Ahmed) olarak da tanınmaktadır. Hânî Aşiretinden olmasından ve Han köyünde doğması ötürü Ahmed Hânî (Ahmed-i Hânî) olarak tanınmaktadır. Doğu Bayazıt medreselerinde müderrislik ve İshak Paşa Sarayında kâtiplik yapmıştır. Dört dil (Arapça, Farsça, Kürtçe ve Türkçe) bilen Hani, eserlerini, dönemin tercih edilen edebiyat dili olan Farsça yerine Kürtçe yazmıştır.

En bilinen eseri, 17. yüzyılda Kürtçe'nin Kurmanci lehçesiyle yazdığı "Mem û Zîn"dir. Xanî, Mem û Zîn adlı eserinde, Emir Zeynettin'in güzellikleriyle dillere destan olan Zin ve Sti adlı iki kız kardeşinin Mem ve Tajdin ismindeki iki gençle olan aşklarını şiir şeklinde anlatır. Eser, aynı adla sinemaya da uyarlanmıştır.

Türbesi Ağrı Doğubeyazıt'tadır.

Yazar istatistikleri

  • 573 okur beğendi.
  • 911 okur okudu.
  • 36 okur okuyor.
  • 815 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları