Aristoteles

Aristoteles

Yazar
8.1/10
1.221 Kişi
·
4.905
Okunma
·
900
Beğeni
·
19,2bin
Gösterim
Adı:
Aristoteles
Tam adı:
Aristo
Unvan:
Filozof, Felsefe Tarihçisi
Doğum:
Stagira
Ölüm:
Halkis
Aristoteles ya da kısaca Aristo (Yunanca: Ἀριστοτέλης Aristotelēs; Eski Yunanca /aristoˈtelɛːs/; Yeni Yunanca /ˌaris̩toˈteʎis̩/)

Antik Yunan filozof. Platon ile Batı düşüncesinin en önemli iki filozofundan biri sayılır. Fizik, gökbilim, ilk felsefe, zooloji, mantık, siyaset ve biyoloji gibi konularda pek çok eser vermiştir.

MÖ 384 veya 385'te, günümüzde Athos tepesi olarak adlandırılan tepenin yakınlarında ufak bir Makedonya kenti olan Stageira'da, Makedonya kralı II. Amyntas'ın (Philippos'un babası) hekimi olan Nikomakhos'un oğlu olarak dünyaya gelir. MÖ 367 veya 366 'da 17 yaşında Platon'un Atina'daki akademisine (Akademeia) girmesiyle Platon'un en parlak çömezlerinden biri olur. Tütör yahut yardımcı hoca olarak çalıştığı dönemde, okuma tutkusuyla tanınır; (Platon, belki de bir tür tenezzülle, ona "okuyucu" lâkabını takar) Daha sonraları Akademia'daki öğretime kendisi de katkıda bulunur: kimi zaman Platoncu savları rakip Isokratos okuluna karşı savunmak için geliştiren, hatta zaman zaman da Evdamos ya da Can üzerine (Peri tes Psykhes) yazılarında olduğu gibi, bu tezleri büyükseyen diyaloglar yazar. Gryllos yahut Retorik üzerine Aristoteles'in diyalog yazarlığı dönemine aittir.

Platon MÖ 347'de öldüğünde, Akademeia'nın başına ardılı olarak Spevsippos'u atamıştır. Antik Çağ'dan itibaren yaşamöyküsü yazarları -herhalde kötücüllüklerinden- Platon'un bu seçiminde Aristoteles'in Akademeia'yı terk etmesinin asıl nedenini görüyorlar. Aristoteles'in en azından Spevsippos'a karşı kalıcı bir garez duyduğunu biliyoruz. Aynı yıl, belki de ustasının teşvikiyle, Ksenokratos ve Theophrastos ile bugün Biga Yarımadası olarak anılan Troas bölgesindeki Assos kentine gönderilir. Orada Tiran Atarnevs'li Hermias'ın siyasî danışmanı ve dostu olur. Aynı esnada, özgünlüğünü daha o zamandan belli eden bir okul kurar. Bu okuldaki girişimleri arasında yaşambilim üzerine çalışmaları yer alır. 345-344 yıllarında, belki de Theophrastos'un daveti üzerine, komşu Lesbos (Midilli) adasının Doğu kıyısındaki Mytilene (Midilli) kentine varır. 343'te Pella'daki (Bugün Ayii Apostili) Kral Makedonyalı Philippos'un sarayına, oğlu İskender'in eğitimini üstlenmek üzere çağırılır. 341 yılında Perslerin eline düşen Hermias'ın feci sonunu Pella'da öğrenir, anısına bir ağıt düzer. Gerek Pella'da ikamet ettiği sekiz senelik dönem, gerek eğitmenlik vazifesinin içeriği hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. Philippos'un ölümüyle M.Ö. 335 İskender tahta oturur. Aristoteles Atina'ya dönüp Akademeia'ya rakip olarak Lykeion'u, ya da diğer adıyla Peripatos 'u (öğrencileriyle içinde dolaşarak tartıştıkları bir tür çevresi sütunlarla çevrili avlu ya da galeri) kurar. Lykeion'lulara verilen Peripatetikoi adı buradan geliyor. Burada on iki sene ders verir. M.Ö. 323'te Büyük İskender'in bir Asya seferi esnasında ölmesi üzerine Atina'da Makedon karşıtı bir tepki dalgası peydah olduğu vakit, aslında Makedonculuk zannı taşıyan Aristoteles'e karşı, dine saygısızlık davası açılması söz konusu olur. Bir ölümlüyü -Hermias'ı- anısına bir ilâhi yazarak ölümsüzleştirmekle itham edilir. Bunun üzerine Aristoteles, Sokrates'in yazgısını paylaşmak yerine Atina'yı terk etmeyi seçer: kendi deyişiyle, Atinalılar'a "felsefeye karşı ikinci bir suç işlemeleri" fırsatını tanımak istemez. Annesinin memleketi olan Eğriboz (Evboia) adasındaki Helke'ye Khalkis sığınır. Ertesi yıl M.Ö. 322'de, altmış üç yaşında hayatını kaybeder.
Bizi en çok şaşırtan rastlantılar kasıtlıymış gibi görünenlerdir, tıplı Mitys’in ölümüne neden olan adamın, Mitys’in Argos’taki heykeline bakarken, düşen heykelin altında kalıp ölmesi gibi.
Aristoteles
Sayfa 25 - İş Bankası Kültür Yayınları
Herkes kızabilir, bu kolaydır. Ancak doğru insana, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru nedenle ve doğru şekilde kızmak, işte bu kolay değildir.
“Ne de olsa varlığı ve yokluğu hissedilmeyen şey bütünün bir parçası değildir...“
Aristoteles
Sayfa 22 - Say Yayınları - çev: Ari Çokona - 2011
Komedya, daha bayağı insanların taklididir ama kötülüğün her türünü ele almaz, gülünç olanı, yani çirkinliğin belli bir kısmını ele alır. Çünkü gülünç olan, insana rahatsızlık ya da zarar vermeyen bir kusur ve çirkinliktir.
Aristoteles
Sayfa 13 - İş Bankası Kültür Yayınları
İnsanlar adil görünmeyi adil olmaktan daha çok arzuladıkları için adaletin fazla değeri olmadığını düşünürler...
Aristoteles
Sayfa 39 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 1. Basım - 2019 - Çeviri: Ari Çokona
İnsanlar yaradılışlarına göre ne idiyseler o olurlar; ama eylemleriyle mutluluğa ya da tersine ulaşırlar.
Aristoteles
Sayfa 28 - e-kitap
Eğer bir kişinin düşünceleri, söze gerek kalmadan yeterli düzeyde ortaya konabiliyor olsaydı, ne gerek kalırdı ki konuşmasına?
Aristoteles
Sayfa 76 - e-kitap
Geceleri yatağında kitap okurken sol elinde bakır bir gülle tuttuğu, altına da bir leğen koyduğu söylenir. Uykuya daldığında güllenin leğene düşmesiyle çıkan gürültüden uyanıyor, okumaya devam ediyordu.
Aristoteles
İş Bankası Kültür Yayınları
114 syf.
·3 günde·6/10 puan
Felsefe, tiyatro, edebiyat ile ilgileniyorsanız ilk okumanız gereken kitap Platon’un öğrencisi Aristoteles’in Poetikasıdır.


Meraktan,biraz da ilgimi çektiğinden ötürü Antik Yunandan itibaren yazım dünyasıyla tanışmak istedim, fakat olağanüstü karışık ve yüzülmesi güç bir deniz olduğunu fark etmem geç olmadı.
Şiir sanatı, felsefe, mantık,psikoloji, metafizik konularını tragedya üzerinde harmanlayarak anlatıyor Aristoteles.
Diğer sanat dallarıyla karşılaştırma yaparak tragedyanın üstünlüğünü savunuyor aynı zamanda..
Sanatın merkezinin “taklit etmek”ten geçtiğinin altını çizerek, boyutlarıyla ele alırsa şiirde küçük bir taklit etme, tragedyada ise kapsamlı bir taklit etme eylemi barındırdığını savunmakta.
Tragedyanın olmazsa olmaz öğelerine dikkat çekerken, yer yer sıkıcı diliyle karşılaşmak mümkün olsa da ne çok sevdim ne çok sevmediğim arafta kalacak bir yolculuk oldu benim için.
Yine de birikimli iniyorum bu gemiden... :)
120 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
POETİKA

Şiir sanatı üstüne

Umberto Eco'nun 'Gülün Adı' isimli romanında geçen gizemli kitap Poetika. Orada bu kitabın ikinci cildinden bahsediliyor. Tek bir nüshası bile günümüze kadar görülmemiş bu ikinci cilt yazılıp yazılmadığını bilemem. Ama Poetika günümüze ulaşmış Aristo'nun bir eseri.

Aristo, bu eseri hocası Platon'un şiir sanatı üstüne söylediklerine karşı tez olarak yazdığı söyleniyor. Rulo şeklinde papirüse yazılan bu kitabı sağlığında yayınlatmamış. Ölümünden sonra öğrencileri diğer kitaplarla birlikte bir mahzende muhafaza etmişler.
Yüz, yüz elli yıl sonra tesadüfen bulunan eser zaman içinde yıpranmalar ve bozulmalara uğramış. Eksik yerleri çevirmenler tarafından tamamlanmış.
Türkçe çevirilerine gelince onlar da İngilizce ve Fransızca çevirilerden yapılmış. Yani çevirinin çevirisi.
Benim okuduğum kitap Can Yayınları da bu İngilizce ve Fransızca Çevirilerini esas almış.
Kitaba gelirsek benim için faydalı bir okuma oldu. Bir gün kitap yazmaya karar verirsem faydasını göreceğim güzel bir kaynak kitap. Bu yüzden yazar ve şair olmak isteyen arkadaşlara tavsiye ederim.

Kitap yalnızca şiirler hakkında değil, o zamanın Tragedyası, komedyası, destanları ve sahne oyunlarını da içeriyor. Güzel bir eserin yazımda dikkat edilmesi gereken püf noktaları, zamanının eserlerini ve ozanlarını örnek göstererek anlatıyor.

Kitaptan bir alıntıyla incelemeyi bitireyim:
Öğrenmenin yalnızca felsefeciler için değil, ortak çok yanları olmasa da, tüm insanlar için çok hoş bir şey olmasıdır.



Keyifli Okumalar...
272 syf.
·24 günde
felsefe kitaplarına yeni başlayan bir okur olarak beni zorlayan bir kitap oldu. bunun sebebi yeni başlamamın yanı sıra konunun ruh oluşu, sorular ile ilerleyişi, ruhun birçok açıdan ele alınması (felsefe ruh ile başlar düşüncesinden tutun da ruhun duyu organlarıyla ilişkisine kadar birçok inceleme bulunuyor kitapta.) ve hepsinin bir bağlantı içinde yapılmasıydı. fakat bu zorlamaya rağmen (eğer ilginiz de var ise felsefeye) kitap sizi tutuyor, bir sonraki soruyu merak ediyor ve acaba bu durumu nasıl değerlendirecek diye düşünüyorsunuz okurken. ayrıca sayfanın altındaki notlar, kullanılan ve açıklanan yunanca kelimeler ve kitabın sonunda bulunan eski yunanca - türkçe sözlükçe sayesinde çeviri ile kaybedilecek anlamların çoğu (bence) kurtarılmış ve anlama açısından okurun işini çokça kolaylaştırmış.
88 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10 puan
Aristoteles : Filozof, Bilimin kurucusu, Yunan dünyasında ilk bilimsel kütüphaneyi kuran, ilk harita kolleksiyonunu düzenleyen, ilk doğa tarihi müzesini meydana getiren, ilk bilim sınıflamasını yapmış, Platon’un Akademia’da öğrencisi, Büyük İskender’in öğretmeni, bağımsız bilimler kavramını oluşturan, İlk bilim tarihçisi, İslam ve Hristiyan felsefesini derinden etkileyen, kendi okulu Lyceum (Lise)’yi kuran ve sayısız konuda eserler veren bir düşünürdür.
Her ne kadar bilimin kurucusu olarak anılsa da bazı yorumculara göre felsefe tarihindeki en büyük filozoftur. Aristoteles Felsefesine hakim olan düşünce ise bilimsel düşüncedir.

Makedonya doğumlu Aristoteles 17 yaşında Atina’ya gelerek Platon’un Akademia da öğrencisi olmuş daha sonra aynı okulda Retorik hocası olarak görev almıştır. Sonrasında ünlü Makedonya Kralı Büyük İskender’in hocalığını yapmış ve yeniden Atina’ya dönerek kendi okulu Lyceum’u kurmuştur. Aristoteles hiçbir zaman Platon kadar ünlü olmamıştır, ancak Orta Çağ’da Farabi gibi İslam filozoflarının onu ele alması ile yeniden popülerlik kazanmış ve Hristiyan dünyası onunla yeniden tanışmıştır. Yine Orta Çağda Aquinalı Thomas’ın Aristoteles’in öğretilerini Hristiyanlıkla birleştirmesi sonucunda ona yönelik artan bir ilgi olmuştur. Aristoteles Orta Çağda Aquinalı Thomas’a kadar kiliselerde okutulması yasak bir filozoftur. Kendisi de bir dönem Sokrates gibi dinsizlike suçlanmış ve Felsefe’ya karşı ikince kez suç işlenmesine meydan vermemek için Atina’yı terk etmiştir.

Aristoteles’in eserleri genelde derslerde kullanılmak üzere yazılan notlar şeklindedir. Bu nedenle genellikle konu ile ilgilenen kişilere hitap eder. Atinalıların Devleti kitabı ise geniş okur kitlesine hitap eden eserlerinden birisidir. Bu eser alında “Politeia” isimli çok geniş kapsamlı bir eserin küçük bir parçasını oluşturan ve şans eseri günümüze kalmış bir bölümüdür. Politeia eserinin orjinalinde yüzlerce kent ve devlet rejiminden bahsedilmektedir. Elimize ulaşabilen bu eser Atina Devleti’nin geçmiş ve o anki durumunu anlatan, bazı yöneticilerine, yönetim şekillerine ve devlet sistemine detaylı değinen ve demokrasinin adım adım ilerleyişini anlatan bir eserdir.

Bu eserde sizleri neler bekliyor : Atina Devleti’nin siyasi işleyişi, dünya tarihindeki ilk demokrasi kıvılcımları, Halkların dostu ünlü yönetici Solon ve Solon Yasaları, Tiranlar ve Zorba Peisistratos, ölüleri bile lanetlenenler, Monarşi, Oligarşi, Demokrasi, Halk Meclisleri, Arkhonlar, Oylamayla seçilen komutanlar ve askeri görevler, Seçimle başa gelen yöneticiler, liyakatla seçilen görevler, mahkemeler, yargıçların tarafsız olması ve satın alınamaması için alınan önlemler, Ostrakismoslar, Demokrasinin adım adım gelişimi, Otuzlar Yönetimi, Onlar yönetim, mahkemelerde su saatleri ile eşit aralıklarla kendilerini savunan mahkumlar ve daha fazlası..

Bu eserle günümüz dünyasından daha demokratik bir sistemin 2500 yıl önce kurulabildiğini ve varolduğunu bilmek insanlığın yönü konusunda da ciddi bir şüphe yaratıyor. Belki bizler de Solon’un dediği gibi “Sütü çalkalayıp kaymağını almadan duramayan” yöneticileri iktidara getirmemek için yeniden düşünmeli ve sorgulamalıyız. Herkese iyi okumalar.
304 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
MÖ 4. Yüzyılda Aristoteles tarafından insanların en iyi şekilde yaşayabileceği, en iyi devlet düzenini ortaya koyabilmek amacıyla kaleme alınmış bu eser, siyaset ve felsefe alanında etkileyici düşünce ve fikirlerden oluşuyor. Aristoteles'in düşünce ve fikirlerinde Platon'un önemli bir etkisi var. Bu kitapta, Platon'un siyaset felsefesi alanında sunduğu "Devlet" ve "Yasalar" isimli eserlerindeki düşünceleri üzerinde oldukça fazla duruluyor. Kitap toplam sekiz bölümden oluşuyor.

Eserin birinci bölümüne devletin ortaya çıkışı ve devleti oluşturan insanların doğası gereği, cinsiyet, akıl ve fiziksel güç olarak birbirlerinden ayrılması anlatılarak başlanıyor. Aristoteles'in sadece bedensel güçlerini kullanıp zihinlerini kullanamayanları hayvanlara benzetmesi ve bu insanların ekonomik açıdan köle olarak kullanılmasının gerekli olduğunu savunması dikkat çeken bir yaklaşım. Bu kölelerin zihinlerini kullanmaları gerektiğini de söylemiyor ve bu yönde bir eğitimde önermiyor. Çünkü toplum içerisinde bazılarının ekonomik açıdan üstünlük elde edebilmesi, diğer insanları sömürebilmesi, özgür olabilmesi ve ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için kölelere ihtiyaç olduğunu söylüyor. Kölelerin ise karnı doysun yeter. Asil ve soylu yurttaşlar için köleleri mülk olarak görüyor, araba gibi yahut at gibi. Bu köleyi mülk edinme anlayışı insana daha fazla değer verdiğini düşündüğümüz Hristiyanlık ve İslam dininin ortaya çıkmasından sonra dahi yüzyıllar boyunca varlığını korudu. Neyse ki günümüzde modern köleliği saymazsak insanı mülk edinme gibi bir durum yok. (?)

İnsanların mülkiyet kazanmaları daha sonra takas, ticaret ve para kazanma faaliyetlerine girişmeleri kapsamlı bir şekilde ele alınıyor. Burada Aristoteles ihtiyaçlar doğrultusunda mülkiyet kazanmanın gerekliliği ile ticaretin doğurduğu aşırı ölçüde para kazanma isteğini birbirinden keskin şekilde ayırıyor. Aristoteles ana hatlarıyla geçim sağlamanın en uygun yolunun hayvancılık ve tarım olduğunu söylüyor. Ticaret, faiz ve belirli bir ücret karşılığı işçi olarak çalışmanın ise doğaya uygun olmayan geçim kollarından olduğunu savunuyor. Eserde Platon'un "Devlet" isimli kitabında söylediklerine yönelik bol miktarda eleştiri var. Platon ve Aristoteles'in mülkiyet konusunda farklı düşündüklerini görüyoruz. Platon mülkiyet hakkında insanlık ve devletin sürekliliğini sağlamak için daha paylaşımcı bir yaklaşım içerisine girerken, Aristoteles mülkiyetçilik konusuna daha bireysel bir düşünceyle yaklaşıyor. Mülkiyetin ferdî mi yoksa kolektif mi kullanıldığında daha iyi olacağı konusu günümüzde de hala tartışma konusudur. Bugün tartışmaların dönüp dolaşıp saplandığı nokta siyasal ve ekonomik açıdan kapitalizm ve sosyalizmdir yahut türevleridir.

Bu bölümde iki düşünür arasındaki farklı bir diğer görüşte, Platon'un erkeklere ortak bir şekilde sahiplendirdiği kadınlar ve çocukları, Aristoteles'in erkeklerin bir uyruğu olarak görmesi ve tamamen ikinci plana atması. Aristoteles buradaki eşitsizliği ruha bağlıyor; kadın, erkek ve çocukları birbirinden ayıran etkenin düşünme ve akıl olduğunu, aklın ise erdemi ortaya çıkardığını iddia ediyor. "Susma"yı "kadının şanından" sayıyor ve çocukların da henüz gelişmemiş olduklarından erdemlerinin olgunlaşmadığını söylüyor. Çocuklar hakkında söyledikleri günümüzde çocukların 18 yaşını doldurana kadar seçme ve seçilme hakkına sahip olamamaları durumuna sebep olan etkenlerden öte bir şey değil. Platon ve Aristoteles'in hemfikir olduğu temel düşünce şu, devlet var ise iyiye ulaşmak için var.

Aristoteles kitabın ikinci bölümüne, Platon'un "Devlet" adlı eserinde belirttiği kadınları, çocukları, mülkiyeti paylaşma konusuna ve insanları fabrika mahsulü makineler gibi duygusuz ve birbirinin aynı olarak anlatmasına hücum ederek, şiddetli şekilde eleştirerek başlıyor. Platon'un kadın, çocuk ve mülkiyet üzerinde kurduğu ortaklığın ve paylaşmanın daha iyi bir toplumsal dayanışmaya vesile olacağı iddiasına, ortaklığın önemsememe ve savsaklamaya sebep olacağını ve dayanışmaya zarar vereceğini iddia ederek karşı çıkıyor. Platon'un "Devlet" ve "Yasalar" eserlerindeki, özellikle mülkiyet ve anayasa konularıyla ilgili eksiklikler, yanlışlıklar üzerinde duruyor. Bu bölümün geri kalanında Phaleas, Hippodamos gibi düşünürlerin görüşlerini tartışarak toplumdaki servet eşitliği ve anayasalar üzerinde duruyor. O dönemdeki Sparta, Girit ve Kartaca anayasalarını karşılaştırıyor.

Aristoteles eserin üçüncü bölümüne yurttaş, devlet ve anayasa kavramlarını açıklayarak başlıyor. Yurttaş ve yurttaşlık tanımını aristokratik bir çerçevede yapıyor. Örneğin, işçiler ve kölelerin yurttaşlık için gerekli nitelik ve yeteneklere sahip olamayacaklarını söylüyor. Yurttaşlığı belirli bir toplumsal sınıf olarak görüyor. Yurttaşlar dışındaki halk kitlesini uyruk olarak ayrıştırıyor. Krallık, tiranlık, aristokrasi, oligarşi, demokrasi, despotluk, adalet kavramlarını tartışıyor. Bu kavramlardan krallık, aristokrasi ve siyasal yönetim dediği yurttaşların anayasal egemenliğini (politeia'yı) doğru ve normal yönetim olarak tanımlıyor. Bunlara karşılık krallıktan tiranlığın, aristokrasiden oligarşinin, siyasal yönetim ya da çoğunluğun anayasal yönetiminden demokrasinin sapma olarak ortaya çıktığını ve yanlış yönetimler olduğunu söylüyor. Bölümün sonunda mutlak monarşi ve yasalar üzerinde oldukça fazla duruyor. Monarşinin doğru biçiminden krallık, yanlış biçiminden tiranlık olarak söz ediyor.

Dördüncü bölümünde anayasa kavramı tartışılıyor. Aristoteles oligarşik anayasa ve demokratik anayasa arasındaki farkları, hangisinin iyi ve doğru olduğunu, kimlere uyduğunu anlatıyor. Bu bölümde Aristoteles "siyasal yönetim" adını verdiği rejimde bir anayasa oluşturmaya çalışıyor. Buradaki görüşü biraz demokrasiden biraz oligarşiden bir şeyler alarak en iyiyi elde etmek. Bu ortalama anayasa anlayışı, devleti oluşturan halk içerisinde de "orta sınıf insan" arayışına dönüşüyor. Aşırı zengin ve aşırı yoksul insanların bulunmadığı orta sınıf insanlardan oluşan bir toplumda çatışmaların olmayacağı ve adaletin sağlanacağı en iyi anayasanın oluşturabileceğini savunuyor. Bu bölümün sonunda siyasal yönetimdeki yasama, yürütme ve yargı organları üzerinde duruyor. Bu organlarda görev alacak kişilerin halkın hangi kesiminden olacağını, nasıl seçileceğini anlatıyor.

Aristoteles kitabın beşinci bölümünde anayasa kavramını değerlendirmeye devam ediyor. Anayasalarda gerçekleştirilen değişikliklerin nedenlerinin neler olduğunu, anayasaların niteliğini, sayısını, anayasayı etkileyen yıkıcı etkenleri ve anayasaların hangi türlere dönüştüğünü tartışıyor. Bu bölümde özellikle anayasanın değişmesine sebep olan eşitsizlik, gerilim, şiddet, devrim ve yönetim değişikliği konuları üzerinde duruluyor. Krallık ve tiranlığı tehlikeye sokan durumları ve monarkların iktidarı elde tutabilmek için neler yapması gerektiğini anlatıyor. Bu bölümde Aristoteles'in, halkı sömürüp iktidarı elinde tutmak isteyen yöneticilere kurnazca önerileri var. Bu tür önerileri Machiavelli'nin 1500'lü yılların başında, "iktidara giden ve gücü elde tutmak için başvurulan her yol mübahtır" anlayışıyla yazdığı "Hükümdar(Prens)" adlı eserinde de görmek mümkün. Örneğin bu bölümde Aristoteles'in önerdiği bir konu tıpatıp Machiavelli'nin söyledikleriyle örtüşüyor. İki düşünür de diyor ki "Hükümdar dindar görünmelidir. [Dikkat buyurunuz, dindar olmalıdır demiyorlar] Çünkü insanlar Tanrıların bilincinde olduğuna inandıkları egemenlerin kendilerini ezmeyeceğine inanırlar ve ona karşı ayaklanma olasılıkları olmaz." Bu öneriler hala güncelse yıllardır insan yönetiminde değişen hiçbir şey yok demektir. Aristoteles bu bölümün en sonunda Platon'un "Devlet" eserinde timokrasi, oligarşi, demokrasi ve tiranlık yönetimleri üzerine yapmış olduğu açıklamaları eleştiriyor.

Eserin altıncı bölümünde daha önceki kısımlarda anlatılan konulara sık sık değiniliyor. Demokrasilerin ve oligarşilerin en iyi nasıl işletilebileceği, devamlılığının nasıl sağlanabileceği konusu üzerinde duruluyor. Bu bölümün sonunda devlet yönetiminde görev alacak bürokrat ve memurların kimler olacağı ve hangi görevlerde ne kadar süreyle bulunacakları belirleniyor.

Yedinci bölüme en iyi yaşamın, mutluluğun ve erdemin arayışı, tartışılması ile başlanıyor. Aristoteles'e göre yurttaşlar için en iyi yaşam türünü sağlamak en iyi anayasanın amacıdır. Bu bölümle birlikte ideal devletin koşullarını tamamlamaya çalışılıyor. İdeal devletin koşulları, nüfusu, büyüklüğü, konumu, iklim özelliği, şehirlerin yapısı, planı, toplumsal, siyasal ve dinsel kurumlar anlatılıyor. Toplumsal sınıf ayrımı ve toprak sahipleri üzerinde duruluyor. Aristoteles bu bölümün sonu itibarıyla anlatmaya başladığı eğitim konusunu kitabı bitirene dek sürdürüyor. İnsanların yurttaşlık için nasıl eğitileceği ve bu eğitimi kimlerin nasıl vereceği anlatılıyor. Aristoteles'in bütün erdemleri geliştirmeye, ahlaka ve liyakate yönelik bir eğitim anlayışı var. Eğitimin konusu çocuklarla ilgili olduğundan aile, evlilik, ana-babalık üzerinde de duruyor. Aristoteles kitabın başından sonuna Platon'un "Devlet" eserini yoğun şekilde eleştirse de bazı kısımlarda büyük ölçüde anlaşıyorlar. Bu bölümde engelli ve sakat çocukların ölüme terk edildiği, yaşatılmadığı kısım benzer düşündükleri konulara bir örnek olarak verilebilir. Yine bu bölümde çocuk eğitimi ile ilgili konularda iki düşünürün de benzer fikirde oldukları görülüyor.

Kitabın son bölümü olan sekizinci bölümde eğitim sisteminin nasıl olacağı üzerinde duruluyor. Aristoteles'e göre çocukların yetiştirilmesi ve eğitilmesi kamuyu ilgilendiren bir durumdur, çünkü çocuklar geleceğin yurttaşları, geleceğin egemen sınıfıdır. Dolayısıyla düzenli bir programla yetiştirilmeliler. Değerli yurttaşlar erdemli bir eğitimle yetiştirilebilir. Platon gibi Aristoteles'te eğitim konusunda müziğe oldukça önem veriyor. Müzik sadece eğlenmek, dans etmek, içki içmek için değildir, aynı zamanda eğitime uygulanmalı, gençler müzik eğitimi görmeli ve müzikle eğitilmelidir. Son bölüm baştan sona müzik konusuyla ilgili.

Aristoteles kitabın çoğu yerinde Platon’un fikir ve görüşlerini esas alarak eleştirilerde bulunduğu için, Platon’un eserleri okunduktan sonra bu eserin okunması daha sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek ve eleştirileri daha iyi anlayabilmek açısından önemli. Platon’un “Devlet” eserindeki ütopik ve felsefi yöne kıyasla, bu eserin daha gerçekçi ve siyasi bir yaklaşımla yazıldığını söyleyebilirim.

"Sorarlarsa dünyanın gidişini
Eflâtun'dan satırlar okuyacağım" der Rıfat Ilgaz. Yani dünya tiranıyla, yoksuluyla, asiliyle, kölesiyle, iyisiyle, kötüsüyle aynı dünya, aynı hamam, aynı tas azizim, yüzyıllardır değişen pek bir şey yok.

İyi okumalar...
104 syf.
·3 günde·10/10 puan
Edebiyat bölümünde okurken hocalarımız "Poetika" için, edebiyatın ve felsefenin vazgeçilmez kaynaklarından biri olduğunu söylerdi. O zamanlar ders olarak ilgilendiğimden bu kadar inceleyememiştim. Bir kez daha okuyunca anladım. Gerçekten de öyleymiş. İçersinde hem edebiyat hem felsefe hem tiyatro ile ilgili birçok görüş barındıran Antik bir eser.

Yazar, eserde başka başka sanat dallarından bahsederken, okuyucuya tragedyanın üstünlüğünü ispatlamaya çalışıyor. Dönemde bilinen tragedyalardan bol bol örnek vererek görüşlerini destekliyor.

Tragedya, edebiyat, özel ilgi alanına göre tarih, felsefe gibi birçok dalla ilgilenen herkesin dikkatini çekecek bir eser.

Okuyacak olanlara keyifli okumalar diliyorum. :)
240 syf.
Bir babanın oğluna bırakabileceği en güzel külliyat....

''iyi'' kavramını atıyor agora'nın tam ortasına aristoteles. şehirdekiler, ''iyinin'' yere çarpışıyla yankılanan sese irkilip, dönüp aristoteles'e bakıyorlar. kısa bir süre aristoteles'e dönen anlamsızca bakışlar yerdeki iyiliğe yönelince büyük bir şok etkisi geçiriyor insanlar. çünkü koca iyiliğin bir parçası hazza, bir parçası siyasete, bir parçası doğruya, bir parçası erdeme, bir parçası cesarete, bir parçası ahlaka ve dürüstlüğe, hırsa, özgürlüğe gibi bir çok değerli parçacıklara dönüşmüştür. aristoteles bir sihirbaz gibi ''iyi''nin içinden büyük bir felsefe çıkarmıştır.

eser 240 sayfaya sığdırılmaya çalışılmış ancak bu aslında bir külliyattır. ilk boş vaktimde zamanımı kütüphanede geçirmek üzere bu külliyatın parçalarının peşine düşeceğim. umarım editör kıyımı dediğimiz aslında daha önemli olan bilgiler kitap dışında bırakılmamıştır.

antik dönem felsefeleri hep, ''olması gereken'' üzerine konuştular. felsefe o dönem için bir idealizm kaynağıydı belki de. bu yüzden hep olunması gereken nokta, evre olarak değerlendirdi insanlar felsefeyi. bu eserde de yer yer ''olması gereken'' siyaseti, ahlakı, erdemi, doğruyu okudum.

antik dönem felsefesi ile günümüz felsefesi arasındaki en büyük fark bana göre ''gerçeklik'' olgusudur. felsefe artık olması gerekeni terk etmiş, var olanla ilgilenmeye başlamıştır. bu yüzden ''olması gereken erdem'' yazılarını okurken sade'ın erdemi işleyişini hatırlayarak değerlendirdiğimi fark ettim. ''olması gereken ahlak'' anlatılırken tüm mantığımla nietzsche'yi hatırlayarak değerlendirdiğimi fark ettim. siyaseti okurken jean baudrillard'ı, hırsı okurken marx'ı, mutluluğu okurken pessoa'yı hatırlayarak değerlendirdiğimi fark ettim. evet felsefe değişmiş ve ''olması gereken'' insanı bağlamaz olmuştu. keza antik dönem felsefesi yani ilkel felsefe bilim ile pek ilgili olmadığından günümüzde aşırı derecede gelişmiş olan bilimin ihtiyaç duyduğu dil de tam olarak fesefenin kendisi olmuş ve felsefe değişmiştir.

ancak felsefenin bu noktaya gelmesi de aristoteles gibi müthiş insanlar sayesinde gerçekleşmiştir.

epistemolojik tartışmaların kaynağını oluşturan bu külliyat tek kitaba indirgenmiş ve dili basitleştirilmiş şekliyle değerlendirilmemeli diye düşünüyorum. bu külliyatı okumalıyım, okumalıyım, okumalıyım!

Yazarın biyografisi

Adı:
Aristoteles
Tam adı:
Aristo
Unvan:
Filozof, Felsefe Tarihçisi
Doğum:
Stagira
Ölüm:
Halkis
Aristoteles ya da kısaca Aristo (Yunanca: Ἀριστοτέλης Aristotelēs; Eski Yunanca /aristoˈtelɛːs/; Yeni Yunanca /ˌaris̩toˈteʎis̩/)

Antik Yunan filozof. Platon ile Batı düşüncesinin en önemli iki filozofundan biri sayılır. Fizik, gökbilim, ilk felsefe, zooloji, mantık, siyaset ve biyoloji gibi konularda pek çok eser vermiştir.

MÖ 384 veya 385'te, günümüzde Athos tepesi olarak adlandırılan tepenin yakınlarında ufak bir Makedonya kenti olan Stageira'da, Makedonya kralı II. Amyntas'ın (Philippos'un babası) hekimi olan Nikomakhos'un oğlu olarak dünyaya gelir. MÖ 367 veya 366 'da 17 yaşında Platon'un Atina'daki akademisine (Akademeia) girmesiyle Platon'un en parlak çömezlerinden biri olur. Tütör yahut yardımcı hoca olarak çalıştığı dönemde, okuma tutkusuyla tanınır; (Platon, belki de bir tür tenezzülle, ona "okuyucu" lâkabını takar) Daha sonraları Akademia'daki öğretime kendisi de katkıda bulunur: kimi zaman Platoncu savları rakip Isokratos okuluna karşı savunmak için geliştiren, hatta zaman zaman da Evdamos ya da Can üzerine (Peri tes Psykhes) yazılarında olduğu gibi, bu tezleri büyükseyen diyaloglar yazar. Gryllos yahut Retorik üzerine Aristoteles'in diyalog yazarlığı dönemine aittir.

Platon MÖ 347'de öldüğünde, Akademeia'nın başına ardılı olarak Spevsippos'u atamıştır. Antik Çağ'dan itibaren yaşamöyküsü yazarları -herhalde kötücüllüklerinden- Platon'un bu seçiminde Aristoteles'in Akademeia'yı terk etmesinin asıl nedenini görüyorlar. Aristoteles'in en azından Spevsippos'a karşı kalıcı bir garez duyduğunu biliyoruz. Aynı yıl, belki de ustasının teşvikiyle, Ksenokratos ve Theophrastos ile bugün Biga Yarımadası olarak anılan Troas bölgesindeki Assos kentine gönderilir. Orada Tiran Atarnevs'li Hermias'ın siyasî danışmanı ve dostu olur. Aynı esnada, özgünlüğünü daha o zamandan belli eden bir okul kurar. Bu okuldaki girişimleri arasında yaşambilim üzerine çalışmaları yer alır. 345-344 yıllarında, belki de Theophrastos'un daveti üzerine, komşu Lesbos (Midilli) adasının Doğu kıyısındaki Mytilene (Midilli) kentine varır. 343'te Pella'daki (Bugün Ayii Apostili) Kral Makedonyalı Philippos'un sarayına, oğlu İskender'in eğitimini üstlenmek üzere çağırılır. 341 yılında Perslerin eline düşen Hermias'ın feci sonunu Pella'da öğrenir, anısına bir ağıt düzer. Gerek Pella'da ikamet ettiği sekiz senelik dönem, gerek eğitmenlik vazifesinin içeriği hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. Philippos'un ölümüyle M.Ö. 335 İskender tahta oturur. Aristoteles Atina'ya dönüp Akademeia'ya rakip olarak Lykeion'u, ya da diğer adıyla Peripatos 'u (öğrencileriyle içinde dolaşarak tartıştıkları bir tür çevresi sütunlarla çevrili avlu ya da galeri) kurar. Lykeion'lulara verilen Peripatetikoi adı buradan geliyor. Burada on iki sene ders verir. M.Ö. 323'te Büyük İskender'in bir Asya seferi esnasında ölmesi üzerine Atina'da Makedon karşıtı bir tepki dalgası peydah olduğu vakit, aslında Makedonculuk zannı taşıyan Aristoteles'e karşı, dine saygısızlık davası açılması söz konusu olur. Bir ölümlüyü -Hermias'ı- anısına bir ilâhi yazarak ölümsüzleştirmekle itham edilir. Bunun üzerine Aristoteles, Sokrates'in yazgısını paylaşmak yerine Atina'yı terk etmeyi seçer: kendi deyişiyle, Atinalılar'a "felsefeye karşı ikinci bir suç işlemeleri" fırsatını tanımak istemez. Annesinin memleketi olan Eğriboz (Evboia) adasındaki Helke'ye Khalkis sığınır. Ertesi yıl M.Ö. 322'de, altmış üç yaşında hayatını kaybeder.

Yazar istatistikleri

  • 900 okur beğendi.
  • 4.905 okur okudu.
  • 239 okur okuyor.
  • 4.492 okur okuyacak.
  • 135 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları