Bir konuya açıklık getirelim. Şimdi bizim ana başlığımız şu:
İnanmıyorum bana öğretilen tarihe!
1943'ten beri devam eden, nice bedeller ödediğimiz, nice kurbanlar verdiğimiz ve bu arada nice kahramanlar çıkardığımız kavga bu. Yalan ve sahte bir tarih kurgusunu reddederek gerçeğe ulaşmak...
Yalnız son dönemde, her şeyin hızla yozlaştığı bir süreçte şöyle bir anlayış doğdu:
Atatürk kötü, Erdoğan iyi!
Bu iki devlet reisi birbirinin karşısına konuldu ve birbirinin alternatifi gibi görüldü. Kadir abi başlattı bu akımı ve yıllarca sürdü. İki sonuç doğurdu:
Bir, Atatürkçüler, "Erdoğan da iyi değil" tezi üzerinden motivasyon kazandılar. Erdoğan'ı eleştirdikçe, onda eleştirilecek yönler buldukça, Atatürkçülüğe daha sıkı sarıldılar.
İki, Erdoğancılar, karşı tarafın güçlendiğini görünce hemen karşı tarafa geçtiler ve böyle diyenlerin şiddetle üzerine gitmeye başladılar. Hem de ne şiddet? Buyurun, daha dün birisi yurtdışına çıkmak zorunda kaldı.
İtiraf edelim ki, bu, pratikte iyi bir strateji olmadı. Sırtını bir duvara yaslayarak karşındakilere yumruk sallamak doğru bir düşünce olsa bile, sırtını yaslandığın duvar yeterince sağlam değilse, yiyeceğin dayak katmerli olur.
Buna rağmen aynı şekilde, sanki hiçbir şey olmamış ve olmuyormuş gibi, AKK kaldırılsın beklentisi var. Boş bir beklenti. Kaldırıldığında da belli ki içi boşaltılmış, mânâsından saptırılmış olarak kaldırılacak.
Halbuki İslamcı mücadelenin rehavete değil, kahramanlara ihtiyacı var. "İnanmıyorum bana öğretilen tarihe" diyebilen kahramanlara... Evet, bu işin kurbanları da olacak; ne mutlu onlara!
**Zîra bir mücadelenin sonu zaferle değil de kötü bir uzlaşmayla gelirse, verilen mücadelenin, çekilen acıların bir anlamı kalmıyor. Türban dâvasındaki gibi; "her şey bunun için