Adı:
Tu
Baskı tarihi:
Ocak 2021
Sayfa sayısı:
211
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057728814
Kitabın türü:
Dil:
Kürtçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Baskılar:
Sen
Tu
Tu
Tu romana tenêtiyê; romana rojên êş, azarî û keserkûriyê ye. Digel vê yekê, romana rojên ku rê û rêçekê li ber nivîskariyê vedike. Di rojên weha de pencereyek, dermanek, çareyek û ronahiyek divê; ji wî kesê hêvîdar ê ku di nav tarî û qirêjiya girtîxanê de ye. Lehengê romana Tu, xwe berdide nav rehên dewlemendiya tarîx, çand, kultir, ziman û folklora kurdî û pê de dihere; dibe nêçîrvanê peyv û gotinên zimanê kurdî, pê nefesê digire û dide. Di nav vê jiyana girtîxana bedbîn û dijwar de kêzikek dibe hevalê wî. Bûyer û serpêhatiyên dihu yên zarokatî û çîroka dapîrê dibin dîmenên rengîn û pastoral ên romanê. Serborî û motîfên rojhilat, bi teknîkên edebî yên rojava tên hûnandin. Ziman, kultir, folklora gelêrî, mîmarî, serpêhatî û kevneşopiya kurdan a cografîk, wekî wêneyekî kevnare hatine raxistin li ber çavan di vê romanê de. Dema roman bi dawî dibe, tehma jan û keseran a bi hêviyeke xurt veguheziye serkeftineke nefsbiçûk, ji dilê meriv diniqute. Tu destpêkek e û mizgîniya xurtbûna berhemên li pey xwe dide me.
215 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10 puan
Ahh Gülendam, ne güzel hayallerin vardı gelecekle ilgili. Haydar'la bir yuva düşlemiştin. Her ne kadar Haydar, "Ben devrimci oldum" dese de sen hayallerinden vazgeçmedin. Haydar da hayallerinden vazgeçmedi, her ne kadar abisi "Lan oğlum biz çalgıcıyız, çalgıcıdan komünist olur mu, devrimci olur mu?" dese bile. Ama hayat istediğimiz gibi gitmiyor. Ahh Gülendam "cuntanın gelişi olur da gidişi olmaz inşallah" dediğin bedduanın bile bir tebessümü vardı. Nereden bilecektin cuntayı karşılayacak olan ENTERNASYONAL MARŞI'nın Haydar'ın ölümüne, babanın işkence çekmesine sebep olacağını. Ortalığın savaş alanına çevrilmesine sebep olan enternasyonal marşının yıllar sonra TRT'de yayınlanacağını nerden bilecektin.

Memed Uzun' u Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık kitabı ile tanıdım. O, bir aşk romanıydı. Okurken hüzünlendiren bir aşk. Ama bu kitap çok farklı. Bize yıllarca üstü örtülen gerçekleri gösteriyor. Kitapta okuduğum bir kelime (CUNTA) beni Beynelmilel filmine götürdü. Okurken nasıl bir inceleme yazacağımı bile düşünmezken, BEYNELMİLEL filmiyle başlamak istedim.

Beynelmilel, sonunda ağlasak da bizi yer yer güldüren bir filmdi. Kitapta gülünecek bir cümleye rastlamadım maalesef. Kahramanımızın odasında bulunan bir şiir ve kitapla başlayan hapishane ve işkence günleri. Sadece kendi dilinde yazılan bir şiir için izi silinmeyecek acılar. Yıllarca yok sayılmış bir halkın içinden sadece birinin hikayesi. Bir de binlercesi var bunu yaşayanların. Okurken çekilen işkencelere yüreğim dayanmadı. Neyseki son bölümlerde yer verilmişti. Yoksa kitabı yarım bırakırdım.

"Sarayın uzunluğu altı adım, genişlik dört adımdı." Kahramanımız da bu hücrede volta atmaya çalışıyor ayakta durabilmek için. Yemek için getirilenler "bir tabak yeşil su, bir parça ekmek ve küçük bir kase suydu. Nasıl 24 saat yetecekti?" s. 189. Ölme, işkence çeke çeke öl diyorlar. İşkencenin de her türlüsünü yapıyorlar.

Diyeceksiniz ki okuduğun altı üstü bir kitaptı. Ne var bu kadar etkilenecek? Haklı olabilirsiniz. Sadece bir kurgu olsa belki bu kadar etkilenmezdim. Ama değildi. Yazılanlar hep yaşandı. İşkencede hastalanan, ölen, kaybolan insanlar hep oldu. 12 Eylül darbesini hiç unutmadık. Binlerce masum insanlara yaşattıklarını hiç unutmadık. Asla da unutmayacağız.

Bence bu kitabı okumayın, benim gibi yüreğinizin yanmasını istemiyorsanız.

Bence bu kitabı okumayın, benim gibi kapağını kapattığınızda gözyaşlarına boğulmak istemiyorsanız.

Bence bu kitabı okumayın, benim gibi okuduklarınızın size de ULUCANLAR'daki o küçücük hücreleri anımsatmasını istemiyorsanız.

Bence bu kitabı okumayın, MAMAK ASKERİ CEZAEVİ'nde öldürülenleri anımsamak istemiyorsanız.

Bence bu kitabı okumayın, genç yaşında işkenceden ölmüş ALİ İSMAİL KORKMAZLARI unutmak istiyorsanız.

Okuduklarım bana acı verdi. Ee o zaman ne diye okudum? Öğrenmek için okudum. Siz okumayın, boş verin. Öğrenip ne yapacaksınız. Sadece canınız yanacak.

Tıpkı Beynelmilel filminde Enternasyonal Marşının yıllar sonra TRT'de yayınlanması gibi, kahramanın işkenceye maruz kaldığı o şiir ve o kitaplar da raflarda yerini aldı. Ama İşkencede ölen canlar geri gelmedi.

Yüreğiniz dayanıyorsa okuyun. Yine de siz bilirsiniz.

Yazarımız Mehmed Uzun'a değinmeden bitirmek istemiyorum incelememi. Yazar kendisini “Kürdüm, Türkiyeliyim, İsveçliyim, İskandinavım, evrenselim. Hem kutsal iki nehrin, Dicle ve Fırat’ın arasındaki çok kapalı bir bölgenin yerlisiyim, hem de dünya vatandaşıyım. Çünkü dünyanın kültürleri, ülkeleri ve dilleri boyunca yolculuk ediyorum.” diye tanıtıyor. Daha güzel bir tanıtım olamaz. Bunun üstüne diyecek bir söz bulamadım. Yazılarını kendi anadilinde yazmış hep, sonradan Türkçe'ye çevrilmiş. Aslını asla inkar etmemiş.

İŞKENCEDE ÖLEN YÜZLERCE KİŞİYE
SAYGI İLE
215 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10 puan
Mehmed Uzun'un ilk romanı benim de yazarın ilk okuduğum kitabı oldu. Siteden bir arkadaş bu kitabı önermemişti, ama kitap evinde Sen'i bulduğum için, tereddüt etmeden aldım.

Kitapla ilgili okuduğum yorumlarda genelde ilk romanı olmasının da etkisiyle yazarın şu anda çok sevilmesinin sebebi olan üslûbunun burada çok da belirgin olmadığı söyleniyor; ancak ben şu haliyle bile oldukça güzel ve sade olduğunu düşünüyorum. Hiç de yeni yazmaya başlamış birisinin değil, yazmaya alışık, eli rahat bir yazarın kalemi bu, ve oldukça güzel.

Kitabı okurken beni rahatsız eden yerler oldu ve rahatsız olmaktan rahatsız oldum. 80 darbesi sonrası Diyarbakır Cezaevi'nde tutuklu bulunan insanların yaşadığı zulümler üzerinden kürt mücadelesi veya hareketi hakkında bir çok şey söylüyor kitap. Kitapta düşmanlar denen insanlar askerler veya polisler değil, aslında Türkler gibi geldi bana. Bu anlamda önyargılı okuduğum yerler oldu. Buna rağmen eser ilerledikçe ve amca'nın da anlatıma dahil edilmesiyle, hikâyeye dahil edilme biçimi çok iyi olmasa da Kürtlerle ilgili verilen bilgiler ve eserin derdini bu yumuşak, edebi dille anlatışı etkilenmemeyi imkânsız kılıyor, Türk olarak değil, haksızlığa zulme uğramış insanları ve bir halkın hikâyelerinden bir tanesini okuyan bir insan olduğumuzu düşünerek sanki daha rahat bir bakış açısı yakalayabiliyoruz. Elbette artık benim, sizin, başkalarının ne düşündüğü veya neyi neleri talep ettiğinin çok ötelerine taşınmış durumlar söz konusu. Ancak buraya sınırlarını ve tarzını bizim belirlediğimiz biçimlerde, isimlerde, kimliklerde ait olmayı istemeyen, ve anlaşılan bu itiraz ve ait olmama hissi ülkenin kuruluşuna, belki daha öncelerine dayanan insanların ne şekillerde susturulduğu, işkence yapmanın bir devletin geleneklerinden olup olmadığı, bir ülkenin veya devlet geleneğinin emir veya yasaklarına uymayarak kendisi ve kendi doğası ve özü olmayı istemek gibi gerçekler kitabın başından sonuna dek önümüze konuyor ve aslında şaşırtmıyor tabi, çünkü meşrulaştırmak, oyalamak, göz boyamak yerine yazar Kürtler açısından günlük hayatlarının bir parçası olan şiddeti anlatırken, kendi adıma konuşarak söylersem kimlik sorunu yaşamamış, bu anlamda ezilmemiş ve ayrı bir dil yurdunda yaşayan- amca'nın söylediği gibi, kendilerinin en çok darbe aldıkları yer - bizim gibi insanlara uzaklarda yaşanan bir ızdırap hissi veren herşeyi şu ânımızın, şimdimizin bir parçası yapıyor... Bizim, oradan olmayanların bilmesi, kabul etmesinin dışında kendi yolunu yürüyen bir itirazın söz konusu olduğu, biz istemesek ve kabul etmesek de kendi kendisi olmaya yürüyen bir itiraz ve red olduğu açıkça görülüyor eserde yaşanan herşeyin, zulmün; zira kitaptaki politik kişiler, Amca olsun, hoca olsun ve anlatıcımız olsun, bu durumu, yani bir başkası ve o başkasının ismi değil sadece Kürt olma durumunu çok çok güzel ortaya koyuyor. Politik anlamlarda bilgim eksik olduğu için doğru tespitler yapamam, söyleyemem muhakkak, ama edebiyat anlamında bu derdi dile getirmesi, bu derdi taşıyanları hikâyeleştirmesi, bu kültürü hikâyeye yedirişi anlamında eserin oldukça iyi bir eser olduğunu, dilin ve üslûbun kimbilir ne kıvama, kıvamlara ulaştığını görmek için yazarın öteki kitaplarını da okumak istediğimi söylemem gerek. Kürt edebiyatı için Mehmed Uzun'un önemini hepimiz biliyoruz. Okumayı düşünenlere gönül rahatlığıyla öneriyorum Sen'i.
215 syf.
·8/10 puan
Anısı güzel insana, Reşit' e...
Bu kitabın incelemesini sana mektup yazarcasına yapmak istedim ama normal mektuptan farklı olarak zarfa konup pullanmayacak ve görülmüştür mührü basılmayacak...

Bunca yıldır cezaevlerindeki işkencelerle ilgili kitap okumadım, film izlemedim, haber detaylarına bakmadım... Hep kaçtım insan onuruna yakışmayan, kainat yıkılıyormuş da insanlık altında kalıyormuşcasına ağır gelen bu suçu-"işkenceyi" tanımaktan... Ama konusunu bilseydim muhtemelen okumayacağım "Sen" romanı da cezaevlerindeki zulmü anlatıyor. Malesef seni de anlatıyor, seni hatırlatıyor. Ve senin gibi binlercesinin yüzkarası alınyazısını tarihe not düşüyor. Mehmed Uzun' un değeri artıyor gözümde, bu karanlığa ışık tutma cesaretine sahip olduğu için.

Viran Diyarbakır' ın "en büyük derdi özgürlük ve kendisi olarak yaşamaktır"
diyor yazar. 1980 darbesinden sonra Diyarbakır Askeri Cezaevi' nde yaşanananlar da anlatılıyor. "Kendi olmak neden suç?" diye sormadan edemiyor insan. Veya özgürlüğü elinden alınmış olmak yeterli değil mi ki bir de zulüm üstüne zulüm ekleniyor?

"Sen" diye hitap edilen kişinin adı geçmiyor kitapta. Bu yüzden bu kitabın kahramanı sensin ve senin gibi birçok mahkumdur.

Yıl 2019 olmuş ama seni de hücreye atmışlar dört duvarın kasveti yetmezmiş gibi daha da daraltmışlar o duvarları. Sen de kitaptaki kişi gibi suçunu bilmiyorsun. Hukuken yasal olan ama muhalif olunduğu için suç sayılan çifte standartlı..... Velhasıl "Hayvan Çiftliği" ni aratmayan güzel ülkemizde mahkumsun. Boyun eğmeyen kişiliğinden bir şey eksiltmemişsin. Tutuklanmadan önce bu kitabı okumuş olsaydın belki işine yarardı, belki de okuduğun halde yarayamamıştır bilemiyorum. Kemikleri korumak çok önemliymiş. Kemik ve eklemleri çok seviyor kitaptaki işkenceciler. Olacak iş mi senin yaptığın da burnundaki kemik yoğunluğunu bilmezmişsin gibi o uzun burnunu koruyamamışsın :) ama canını sıkma çıktığında estetik yaptırırız. Dalga geçmiyorum burnun da en az senin kadar değerli ama misilleme yapmak için bu fırsatı kaçıramazdım... :)

Romanı okudukça kahramanın yerine seni koydum ister istemez; neler yaptığını, ne yediğini, ne düşündüğünü, volta atarken tesbih sallayıp sallamadığını bile merak ettim...

Seninle ilgili yazacaksam Kürtçe olmasını isterdin biliyorum. "Tek Türkçe mektup yazdığım sensin Kürtçe öğrensen iyi olur" demiştin bana. Ama bunu rüyaları ve duaları bile Türkçe olan birine söylemiştin... Gelinen bu durumun nedeni açık degil mi? Bu kitabın ve yazıya dökülmeyen birçok yaşanmışlığın gösterdiği nedenler.

Yazdıkça yazabilirim ama bitirsem iyi olacak. Sana ve tüm siyasi rehinelere özgür ve aydınlık bir gelecek diliyorum.

Her şey iyi olsun...
215 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Hiçbir ülke lideri, başkanları, başbakanları, adalet sağlayıcıları kendi düşüncesinden farklı, aykırı bir düşünceyi kabul etmemiştir! Bırakın uygulamayı, düşünceye bile tahammülleri yoktur, bunun adına da diktatörlük diyoruz kısaca.

Suçlular cezalarını çekmeli evet, ama önce suçluyu suçsuzu birbirinden ayırmayı öğrenmeliyiz. Ve neyin suç olduğuna veya olmadığına karar verecek olan kişileri seçerken çok dikkatli olunmalı. Egoist insanlar halkı yönetmemeli ya da cezaları ile ilgili kararlar almamalı.

Siyasi görüşünüz ne olursa olsun şu kitabı okuyup da yüreği sızlamayan da, ne bileyim, boşa yer kaplıyor dünyada...
215 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10 puan
Sen, acılı , trajik bir yaşamdan , Devletin menfaati ve müdafası için halkın kuşatılması ve yıldırılması.!

Bir şiir aslında Kürtçe yazılan bir şiir Diyarbakır zindanlarında görülen tarifi imkansız işkence..! Ve yine gece yarısı evden çıkartılıp götürelen onlarca can ( faili meçhul ) .. Yüreğimi yakan işkenceler varlıkları ve onurları yok sayılmış Kürt gençleri .! Öyle bir kes okumakla bitmez . Geceler ister haftalar ister . Mehmet Uzun’lu gecelerde dalgaların sırtında coşmak lazım .. Adalet mülkün temelidir deyip 29 genci suçsuz günahsız saat 19.15 te tutuklayıp işkencenin tam ortasına götürdüler ..! Mutlaka okunması lazım !!
215 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Siz hiç yalnız kaldınız mı? Şöyle etrafı dört duvarla çevrili bir hücrede yalnızlık. Tek etkileşiminiz sizi dayakla cennete ulaştıracağını söyleyip, konuşturmaya ama kendi duymak istediği cümleleri almak için konuşturmaya çalışan görevliler olan bir yalnızlık! Yaşamak için, umudu kaybetmemek için yapılacak bir şey var. Hani eskiler masallara başlarken yaptıkları girizgahta hatun böceğinden bahsederler ya, işte kahramanımızın en zor anındaki yoldaşı bu böcekçik olur. Hem kendisini yaşatmakta hem de hikayesini yaşatmakta ona yaşam kaynağı olur.
80 askeri darbesi sonrası Diyarbakır cezaevine düşen kahramanımızın hikayesini iki farklı bakış açısıyla anlatan Mehmed Uzun' un 'Sen' kitabı, yazarın ilk romanı olması, otobiyografik özellikleri anımsatması ve diğer romanlarına hazırlık adına güzel bir başlangıç olmasıyla önemli bir yere sahiptir, en azından benim için. Ayrıca yaşanılanları okudukça üslubu sayesinde yüreğimizde hissettiren eşsiz bir eser.
Yaşam mücadelesinin ne boyuta varacağını görmek için mutlaka okuyun.
215 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Biraz(spoiler)vermiş olbilirim
Uzun zamandır bu kadar etkileyici bir roman okumamıştım.
Bir halkın yaşamından acılarından ve yaşamak zorunda bırakıldıkların dan sadece bir kesit hücrede bir genç ve derdini anlatabilecegi onu dinleyebilecek tek varlık olan küçük bir böcek.1980 darbesinden sonra diyarbakır askeri cezaevinde yaşananları anlatıyor.Çok duygusal insanın içini cız eden bir roman zengin dil anlatımıyla yazılmış mühteşem bir şah eser sürükleyici tavsiye ederim...
Birazda yazardan bahsetmek istiyorum:mehmed uzun modern kürt edebiyatının en önemli isimlerinden biri mehmed uzun kürtçe,türkçeve isveçe edebi çalışmalarıyla çokdilli,çokkültürlü bir yazardı isveç ve dünya gazeteciler Birliğinin de üyesiydi
215 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Zulüm bizden ise ben bizden değilim... İnsanların dili,dini,ırkı veyahut düşüncesi sebebi ile zulme uğramasına her zaman karşı oldum. Nasıl ki bir elin parmakları bir değildir ve eğer siz bunları bir olması için zorlarsanız birçok parmağınızın kırılmasına neden olursunuz öyle de eğer zorla birşeyleri insanlara kabul ettirmeye çalışır iseniz aynı sonucu elde edersiniz.
Sen adlı eserde Diyarbakır Cezaevinde çokça duyduğumuz zulüm hikâyelerinden birine şahit oluyoruz. Bu tür eserleri okur iken bazı acı gerçekler ile yüzleşmek içimde derin yaralar bırakıyor. Kendimi suçlu hissediyor ve dahi yara alan,zulme uğrayan insanın acılarını yürekten hissediyorum. Onların yaralarını sarmak istiyorum ve çaresiz olmak daha da yüreğime dokunuyor. İlaçların acı olsa bile tedavi ettiği gibi bu eserlerde bu sayede bana insan olmayı biraz daha fazla öğretiyor.Okudukça ağlıyor, ağladıkça anlıyorum.
Ne kadar bilgi sahibi olur iseniz olun söyledikleriniz karşıdakinin anlayabileceği kadardır. Bu düşünce sadece bizlerin okuması yeterli değil. Lütfen hepimiz insanlara kitap okuması için mücadele edelim. Çünkü ancak bu şekilde kendimizi anlatabilecek ve onların anlayabilmesini sağlayabileceğiz.
Sizlere bu eseri ve tüm eserleri tavsiye ederim...
234 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Bawer bikin ez nizanim ji ku dere dest pê bikim.. pirtûk xilas lê di nava min da hê ji xilas nebûye.
Ev pirtûka di salan 1985 de, ji destê Mehmed Uzun hatî nivîsandin pirtûka ke gelekî xemgîne.
Gava mirov vê pirtûkê dixwinê, ji xwandine zêdetir wê jiyana di nav de bijî.
Zimanê wê pirr xweşe, ji zûve pirtûke kurdî ha lo xweş min nediti bûn yanê ji aliyê zimên vê ti meraq e wê ne be. Ye ku kurdî hinekî zanî be ez bawerim ku wê bi karibin bi kurdî bixwînin.
Em werin mijara wê...
Mijara wê di mene dile însanî de... Tu di nava pirtûkê de yî. Tu ledane di xwe, tu zilme dibine, tu di mine di zindana de... Piştî weke tişta tu ye ku hê ji hez jiyanê dikî. Ew mirove ku, salen wî di nav neheqî û zilme de çu yî tu yî. Ji ber vê yekê nivîskar navê pirtûkê kiriye "Tu"
Bi her alîya wê, rastiyê jiyanê tenê gotin. Ji ber vê yekê ez dixwazim ye ku hê ev pirtûk ne xwandî bila bixwinê. Jê poşman nabin. Hûn vê kenc zanibin.
Bi xatirê we tev de.
Öyle ince zevkleri, büyük mutlulukları yoktu. Düşmanlık, adetler, töre ve cehalet bir olmuş, alınyazılarını zevkten ve zarafetten uzak, yücelikten hissesiz şekilde yazmıştı. En büyük amaçları çocuklarını büyütmekti. Çocuklarıyla mutlu ve şen olurlardı. Bu kederli, hüzünlü kadınlar toplumunuzun temeli idiler aslında. Çünkü çocuklarınızın annesiydiler.
Mehmed Uzun
Sayfa 24

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tu
Baskı tarihi:
Ocak 2021
Sayfa sayısı:
211
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057728814
Kitabın türü:
Dil:
Kürtçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Baskılar:
Sen
Tu
Tu
Tu romana tenêtiyê; romana rojên êş, azarî û keserkûriyê ye. Digel vê yekê, romana rojên ku rê û rêçekê li ber nivîskariyê vedike. Di rojên weha de pencereyek, dermanek, çareyek û ronahiyek divê; ji wî kesê hêvîdar ê ku di nav tarî û qirêjiya girtîxanê de ye. Lehengê romana Tu, xwe berdide nav rehên dewlemendiya tarîx, çand, kultir, ziman û folklora kurdî û pê de dihere; dibe nêçîrvanê peyv û gotinên zimanê kurdî, pê nefesê digire û dide. Di nav vê jiyana girtîxana bedbîn û dijwar de kêzikek dibe hevalê wî. Bûyer û serpêhatiyên dihu yên zarokatî û çîroka dapîrê dibin dîmenên rengîn û pastoral ên romanê. Serborî û motîfên rojhilat, bi teknîkên edebî yên rojava tên hûnandin. Ziman, kultir, folklora gelêrî, mîmarî, serpêhatî û kevneşopiya kurdan a cografîk, wekî wêneyekî kevnare hatine raxistin li ber çavan di vê romanê de. Dema roman bi dawî dibe, tehma jan û keseran a bi hêviyeke xurt veguheziye serkeftineke nefsbiçûk, ji dilê meriv diniqute. Tu destpêkek e û mizgîniya xurtbûna berhemên li pey xwe dide me.

Kitabı okuyanlar 2.218 okur

  • Zahra Başkurt

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları