İnsan ne çok şekil değiştiriyor aslında. Geçmiş ne kadar büyük bir şey. Her halimizi ıskalamadan içine alıyor. Ve hafıza, kaydetme işini hiç atlamıyor. Keşke yeniden görmekten mutlu olacaklarımızı gösterse sadece.
Ölüm, gerçek ölüm hastalıktır, dayanılmaz kayıp ve yok oluştur, bitmek bilmeyen gecelerce günlerce süren o kötüleşme halidir, acı çekme ve çaresizliktir. Ölüm budur işte, kalbin durduğu o küçücük zaman parçacığı değil.
Eski hatıralar mezara kadar bizimle beraber geliyorlar. Peki onlara ne oluyor sonra? Bilemiyorum. Bazen kocaman bir mağaza geliyor gözümün önüne, ölmüşlerin gömülmeden önce uğradıkları bir çeşit hangar, eski hatıraları buraya bırakıp Allah'ın evine hafiflemiş olarak gidiyorlarmış.
Para atalarımızın hayatın kirli atığı, zamanın çöpü olarak baktığı bir şey, bu yüzden parayı istif edenlerin tabutta banka hesaplarına yer olmadığını bilmeleri lazım!
"Nasılsın?" diye sorduğumda hep aynı cevabı alıyorum : "Allah kurtulmama karar verinceye kadar bir iki zaman kırıntısı toplamakla meşgulüm: Allah'ın elindeyim; ölüm Allah’ın emri ; diyecek söz yok, bekliyorum!"