Dorian Gray, bir alıntı ekledi.
19 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

Önceleri ölüm bizim için bir hızdı, kırlarda alabildiğine koşan, geçtiği yerlerden papatyaları havaya uçuşturan kara, yağız bir at...

Beyaz Zenciler, Ingvar Ambjörnsen (Sayfa 46)Beyaz Zenciler, Ingvar Ambjörnsen (Sayfa 46)
Asya, bir alıntı ekledi.
1 saat önce

Dünya çarşılarının en küçük meyhanesi. Ve biz, milyarlarca, aşkın, yalanın, alçaklığın, kahramanlığın; kapıları, kapakları, yasaklarıyla, bu acayip kaos karanlığında, biz ikimiz! İk müthiş hasret, iki parça can... Ve canımda o ölüm namussuzu...

Leylim Leylim, Ahmed Arif (Sayfa 4)Leylim Leylim, Ahmed Arif (Sayfa 4)
Rana, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okuyor

“Çok ölüm, çok kan, çok ateş gördüm.
İyi ki bu dünyayı görmez oldum."

Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor, Yaşar KemalYaşar Kemal Kendini Anlatıyor, Yaşar Kemal
Burcu Bergen, Yaşamak'ı inceledi.
 1 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Adı "yaşamak" olup da bu kadar ölüm barındıran bir kitap nasıl da şaşırtıyor insanı. Çin'de köy köy dolaşarak geleneksel halk türkülerini öğrenmeye çalışan, insanların hikayelerini dinleyen anlatıcı bir köyde öküzü ile tarla süren yaşlı bir adamla karşılaşır. Adam Fugui'dir ve hikayesini anlatmayı pek sevmektedir. Bizler Fugui'nin öyküsünü dinleriz kitap boyu. Varlıklı bir ailede doğan Fugui, tek çocuk olarak zevk-i sefa içinde büyürken sorumsuz, savruk, terbiyesiz bir genç adama dönüştüğünde ellerinde olan tüm ata toprağını kumarda kaybeder. Efendi Fugui olur bize fakir bir adam. İşte o zaman Çin'in sefaletine dalarız biz de. Fugui'yi sonraki yaşamında yaşadıkları olgunlaştırır zamanla. Bir gün evden doktor çağırmak için çıkar ve zorla askere alınarak milislerle savaşmak için çok uzaklara götürülür. Yıllarca geri dönemez. Döndüğünde ise karısı ve çocuklarını ser sefil bulur. Yılmaz, yine sarılır hayata, bir çıkış arar... Bu arada Çin'de değişimler başlar... Komünler kurulur. Zenginler cezalandırılır. Halkın olan tüm mal devletin ortak malı olur. Devlete çalışır tüm ülke. Sonra herkes Mao'nun askeri olur; Fugui ve ailesi ise yaşam savaşı verirler. Sonunda 3 nesli birden toprağa gömen Fugui; elinde son kalan ailesi, öküzü Fugui ile dertleşe dertleşe umutla yaşamaya çalışır.

Okuduğum en en temiz yazılmış kitaptı diyebilirim. Ne sizi yoran betimlemeler, ne kanırtarak ağlatacak kadar dram var. Dozunda verilmiş, zamanla sizi güldürecek kadar komik olmaya başlayan kayıplarla Fugui okunmayı hakeden bir hayat yaşamış bence.

Kitap hakkında detay isteyenler için;

http://www.filmlervekitaplar.com/...-icin-bir-yorum.html

Ayşegül Öztürk, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

İyi ölüm ıstırap, korku veya başkaldırının batağına saplanmamış herhangi bir ölümdü.

Gündoğumuna Yolculuk, Julian Barnes (Sayfa 156 - Ayrıntı Yayınları)Gündoğumuna Yolculuk, Julian Barnes (Sayfa 156 - Ayrıntı Yayınları)

ölüm durağında bekliyorum, 99 numaralı otobüsü bekliyorum, şoförü Azrail kendisiyle tanışmayı bekliyorum...

Seda Duru, bir alıntı ekledi.
6 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ve sanırım beni ölüm döşeğimden çağırsan, birden ayağa kalkıp sana gelecek gücü bulurdum.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan ZweigBilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig
Resul, bir alıntı ekledi.
6 saat önce · Kitabı okuyor

Yemen ve ölüm, bu iki kelimeden daha çok birbirini çağrıştıran hayatımızda başka ne var?

Yemen Ah Yemen, Mehmed Niyazi (Sayfa 205 - -Ötüken Yayınları 21. Basım)Yemen Ah Yemen, Mehmed Niyazi (Sayfa 205 - -Ötüken Yayınları 21. Basım)

Özlem herkese zor geliyor,birçoğuna
ölüm gibi geliyor ama o geldiği an
dirilmek ayrı bi zevk veriyor
_IKLIMYA IKLIM_

Sahi ölüm neden mide bulandırır?
İlk etapta yarasız ve kansız bir ölünün uyuyan birinden pek farkı yoktur, yine de tiksindirir düşüncesi.
O kaskatı, henüz taze sayılan ceset bayağı mide bulandırıcıdır.
Bu insan beyninin bir oyunu mudur?
Olmayan kokular duyulur. Ne yapılacaksa artık yapılmaz olur.
Gariptir ölüm, paklayıcıdır!
Unutturur her şeyi insan hep kendi ölümünü düşünür. Hatırlatıcıdır!
Sessizleştirir ölüm, susturur, susatır, korkutur...
Bir gün bir ölümün akşam yemeğimizi bölme ihtimali yüksektir. Böler ve yenmemiş yemekler geri kaldırılır.
Akşam telaşesine, ölüm kalabalığı karışır...

Genç kadın hiç ölümü düşünmediği bir günde akşam yemeğinin ölümle bitmesiyle sarsılır...
Bilmediği bir nedenden hissettiği tek şey bulantıdır.
Kimsenin tek lokma yiyecek hali kalmamıştır, sanki çiğnenecek her lokma o ölünün etindendir...
Hem kalabalık, hem yalnız nasıl olunur anlar...
Susar, susar, ve susar bazı insanlar öyledir herkes ağladığında ağlayamazlar. Genç kadın onlardandı, hiç bir şey hissetmiyor sadece ölünün soğuk bedenini düşünüyordu.
Her şeyi düşünmüştü bir bir nasıl yıkanacaktı, nasıl kefenlenecekti, nasıl gömülecekdi...
Kaç kişinin gassal arkadaşı vardır?
Genç kadının vardı. Tüm bu evreleri biliyordu, dinlemişti arkadaşından.
Arkadaşı büyük bir zevkle anlatmıştı yıllar önce, unuttum sanıyordu hatırlayınca şaşırmıştı. Meğer hatırlaması için bir ölüm gerekliymiş.
Ölüm gereklidir elbet tüm faydası düşünülünce. Olmadığını düşünülse yaşamanın ne manası kalır diye düşündü genç kadın, hem ölümün yeri, zamanı, yaşı yoktu gizemliydi, herkes için başkaydı...
Ne olacaktı şimdi? Elleri kucağında kavuşmuş, gamsız bir baykuş ne yapacaktı şimdi?
Hala susuyordu ta ki işgüzar bir komşu kadın onu sürüklercesine kaldırıp, yüzünü yıkamaya zorlayıncaya değin.
Yıkadı elini yüzünü, suyun verdiği ferahlık yine aynı şeyi düşündürdü...ölüm tekrarlayıcıdır!
Sabah olacak mıydı? Güneş doğsa bile sabah olacak mıydı? Ölülerle beslenmiş kapkara bir toprak örtmüştü pencereleri dışarda gün diye bir şey varsa onun için yoktu...
Ot ölüleri, çiçek kanları ve insan ruhları onu sarmalamıştı. Öyle ki onca ağırlığın altında ezildikçe, eziliyor başını zorla kaldırıp arada etine, koluna, bacağına bakıyordu bunca ağırlık morartıp, kanatmış mı diye?
En son bunu düşünürken uyuya kalmıştı..

Uyandığında ölüm yoktu, esvap yoktu, eşya yoktu... Bir beyit kalmıştı Süleyman efendi den geriye kahve ocağında el yazızısı ile...

"Ölüm Allah'ın emri şu ayrılık olmasaydı!"