1000Kitap Logosu
Ahmet Erhan

Ahmet Erhan

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
9.1
1.009 Kişi
3.190
Okunma
1.251
Beğeni
42,6bin
Gösterim
Tam adı
Erhan Bozkurt
Unvan
Türk Şair, Yazar
Doğum
Ankara, Türkiye, 8 Şubat 1958
Ölüm
İstanbul, Türkiye, 4 Ağustos 2013
Yaşamı
8 Şubat 1958'de Ankara'da dünyaya geldi. Mersin'li bir ailenin, dört kızın ardından doğan beşinci çocuğudur. Babanın işleri nedeniyle Ankara'dan göç edilmiş ve bunun üzerine çocukluğuyla ilkgençliği Mersin ve Adana'da geçmiştir. Babasının emekliye ayrılmasıyla yeniden Ankara'ya dönerler. Çeşitli nedenlerle kısa bir süre ara verdiği lise öğrenimini Akşam Lisesi'nde tamamladı. Ardından Gazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Ankara'nın özel öğretim kurumlarında Türkçe-Edebiyat öğretmenliği yaptı. Hayatının büyük bir bölümünü Ankara'da geçiren şair, 'Ankara-İstanbul Karatreni' kitabında anlaşılabilen nedenlerle, 2001 yılında İstanbul'a yerleşti. Adana Demirspor Genç Takımı'nda futbol oynadı. O yıllarda geçirdiği ağır sakatlık döneminde şiir yazmaya başladı. 1976'da Militan dergisinde topluca yayınlanan şiirleriyle dikkat çekti. 1980 öncesi ve sonrasında ülke gençliğinin yaşadığı dramı, içerden bir ses olarak, o dönemlerde oldukça yaygın olan slogancılığa kaçmadan, kendine özgü diliyle yazması şiirini özel kıldı. Lirizm zenginlikleri ve ironiyle harmanladığı 'şimdiki zamanın duygu resmi' olarak tarif edebileceğimiz söyleyişini, neredeyse otuz yıldır sürdürüyor. Ahmet Erhan pek çok çevrede hala ilk kitaplarıyla hatırlanmasına ve bilinmesine rağmen, şiir serüvenini yaşanan zamanla atbaşı götürmekte ve çok genç yaştaki okuyucuları tarafından da ilgiyle takip edilmekte. Cahit Külebi, 1982 tarihli bir söyleşisinde kendisi için 'şaşırtıcı bir olgu' tabirini kullanmıştı. Ahmet Erhan, şiirleriyle hala kendisini izleyenleri şaşırtmaya devam ediyor. ESERLERİ Alacakaranlıktaki Ülke. İlk basımı Mart 1981'de Yeni Türkü Şiir Yayınları, İlk Eserler Dizisi'nden çıkan bu kitap, şair henüz 23 yaşındayken 1981 Behçet Necatigil Ödülü'ne değer bulunmuştur. Kitabın ikinci basımı bir yıl sonra şairin yeni kitaplarıyla birlikte Lir Yayınları'ndan çıkar. Kitabın tekrar basımları sonraki yıllarda da farklı yayınevlerinden devam etmiş ve etmektedir. Yaşamın Ufuk Çizgisi, Nisan 1982, Lir Yayınları, Türk Yazarları Dizisi. Akdeniz Lirikleri, Nisan 1982, Lir Yayınları, Türk Yazarları Dizisi. Kuş Kanadı Kalem Olsa, 1984, Can Yayınları. Bu kitapta daha önce yayınlanan 'Alacakaranlıktaki Ülke', 'Yaşamın Ufuk Çizgisi', 'Akdeniz Lirikleri'nin yanı sıra, sonraki yıllarda Bilgi Yayınevi'nden ayrı kitaplar halinde çıkacak olan 'Sevda Şiirleri', ' Zeytin Ağacı', 'Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin' toplamları yer almaktadır. Ölüm Nedeni Bilinmiyor, 1988, Can Yayınları. Deniz Unutma Adını, Ocak 1992, Bilgi Yayınevi. 1992 Yunus Nadi Şiir Ödülü'ne değer bulunmuştur. Öteki Şiirler 1976 - 1991, Ekim 1993, Bilgi Yayınevi. Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi, Ekim 1997, Bilgi Yayınevi. 1998 Cemal Süreya Şiir Ödülü'ne değer bulunmuştur. Köpek Yılları, Temmuz 1998, Bilgi Yayınevi. Yayınlanmış tek öykü kitabıdır. Resimli 'Ahmetler' Tarihi, Şubat 2001, Bilgi Yayınevi. Şairin daha önce hiçbir dergide yayınlamadığı 'Türkiye Ayağa Kalk' adlı şiir toplamı da bu kitapla ilk kez okuyucuya sunulur. Ankara-İstanbul Karatreni, Ağustos 2001, Everest Yayınları. Şairin çeşitli dergilerde yer alan denemelerini, Ankara-İstanbul Karatrenine binip İstanbul'a göç ettiği Nisan 2001'i takip eden Ağustos'ta yayınlaması oldukça önemlidir. Şehrine vedası olarak adlandırabileceğimiz 'Daüssıla' şiiri de bunun önemini çizmek istercesine kitapta yer almaktadır. Bugün De Ölmedim Anne, Toplu Şiirler 1, Eylül 2001, Everest Yayınları. Toplu Şiirlerinin bu ilk cildinde 'Alacakaranlıktaki Ülke', 'Yaşamın Ufuk Çizgisi', 'Akdeniz Lirikleri' toplamları yeniden okuyucuyla buluşmuş olup, Toplu Şiirler 2. ve 3. ciltlerinin yayınlanmaları beklenmektedir. Ne Balık Ne De Kuş, Mayıs 2002, Everest Yayınları. Kaybolmuş Bir Köpek İlanı, Ekim 2003, Everest Yayınları. Şair bu kitabıyla 2004 yılında ikinci kez Yunus Nadi Şiir Ödülü'ne değer bulundu. Şehirde Bir Yılkı Atı, Ekim 2005, Everest Yayınları. 2006 yılı TTB Behçet Aysan Şiir Ödülü bu kitapla Ahmet Erhan'a verildi Buz Üstünde Yürür Gibi, Seçme Şiirler, Haziran 2006, Everest Yayınları. Sahibinden Satılık, Nisan 2008, Everest Yayınları Ayrıca 'Kara Köpekli Adam' (roman) ve 'Anne Bu Şiiri Senin İçin Yazdım' (şiir) adlarıyla Bilgi Yayınevi tarafından basılan ve ne yazık ki tükendiğinden şu anda satışta bulunmayan çocuk kitapları bulunmaktadır. Şair yukarda sözü edilen kitaplarına verilen ödüller dışında yaşamı ve tüm eserleriyle 1999 yılında Halil Kocagöz ve 2005 yılında Dionysos Şiir Ödüllerine değer bulunmuştur.
Burada Gömülüdür 1. Cilt
OKUYACAKLARIMA EKLE
Burada Gömülüdür 2. Cilt
OKUYACAKLARIMA EKLE
Öteki Şiirler
OKUYACAKLARIMA EKLE
Yaşamın Ufuk Çizgisi
OKUYACAKLARIMA EKLE
Alacakaranlıktaki Ülke
OKUYACAKLARIMA EKLE
Ölüm Nedeni: Bilinmiyor
OKUYACAKLARIMA EKLE
Deniz, Unutma Adını!
OKUYACAKLARIMA EKLE
Bugün de Ölmedim Anne
OKUYACAKLARIMA EKLE
Buz Üstünde Yürür Gibi
OKUYACAKLARIMA EKLE
Ne Balık Ne de Kuş
OKUYACAKLARIMA EKLE
Şehirde Bir Yılkı Atı
OKUYACAKLARIMA EKLE
Köpek Yılları
OKUYACAKLARIMA EKLE
Sahibinden Satılık
OKUYACAKLARIMA EKLE
Resimli 'Ahmetler' Tarihi
OKUYACAKLARIMA EKLE
Kuş Kanadı Kalem Olsa
OKUYACAKLARIMA EKLE
Akdeniz Lirikleri
OKUYACAKLARIMA EKLE
576 syf.
·
Puan vermedi
Sanat, içine sanattan başka bir şey girdiğinde bozulur.
| İmgeler Sanatı Olarak Şiir Duygular düşüncelerden daha antik ve yaradılışa yargılardan daha yakın duruyorlar. Ve şiir, kavramlardan ayrı düşünülebilecek bir durak noktası ya da kahvenin yanında damağa yapıştırılan bir çikolata değil. Kelimeleri seçen biri olarak, onda ben tüm bildiklerimin özünü görüyorum. Bu muğlak girişten sonra, Ahmet Erhan özelinden imgeler denizi olarak şiirin bizi hangi renklere boyadığına bakmak istiyorum. | Şekiller bazen harflere dönüşüyor, onların bir şiir ya da heykel olacağını kim bilebilir? Bir harf sadece literatür unsuru mudur? İmge; “anlatılmak isteneni daha canlı, daha duyulur biçimde anlatmak için onunla başka şeyler arasında bağlantı kurarak tasarlanan yeni biçimler” (Özkırımlı, 1990: 681) ya da “sanatçının çeşitli duyularıyla algıladığı özel, özgün bir görüntünün dille aktarılışı” (Aksan, 1993: 32) olarak tanımlanabilir. Şiirde görüntü, betimleme yanında imgelerle de elde edilir. Şiiri kuran öğelerin başında “hayal / imge” gelir. Tevfik Fikret, "Güzellik" makalesinde şekle, gözle görülen manzaraya karşı pek hassas biri olarak, artık kâinatı tablolar halinde görmeye başladığını söyler. Onun artık önceden bir hayal tasarladıktan sonra şiir yazmaya başladığını, kendi kafasında bir imaj teşekkül etmezse, konularını dışarda var oluvermiş bir izlenim olan resimlerden yahut okuduğu hikâyelerden, Batı şairlerinin eserlerinden aldığını görürüz. Kaynağı ne olursa olsun, Fikret'in şiirleri bir hayal veya tablo etrafında şekillenir. Erhan bu makaleyi okumuş mudur bilemiyorum ama onda ben hep kelimelerin beni tablolara götürdüğünü gördüm. "Kitaptaki şiirler oldukça karamsar bir tablo çiziyorlar." (Erhan, Genç Ozanlarla Söyleşi, 1981, s. 11) Hayatla etik ve estetik açıdan bir bağlantı kurmanın gerekliliğini belirten Erhan için şiir, kişiselliği içerirken aynı zamanda öteki insanlara karşı da duyularını da açan bir madde de olmalıdır. Erhan, şiirin hayatla doğrudan ilişkili olduğunu düşünür. Şiirde değişkenlikten değil, derinleşmeden yanadır. "Sonuçta sağa da sola da yaranamadı kitabım. Kolaj tekniğiyle okudu herkes, işine geldiği gibi yorumladı. Sosyolojik boyuta hemen hiç girilmedi. Bir sabah uyandım, baktım ki "meşhur" olmuşum; hepsi bu." (Erhan, O Bir Çağdaş Yenilgi: Ahmet Erhan'la Söyleşi, 2000, s. 16). | Platon’un mağarasındaki bir yansıma mıdır hayat? (Mağara Akdeniz esintileriyle doluyor | köpükler ve kumlar.) Şiirin içtenliğini ve hayatı katıksız yansıtması gerektiğini savunan Erhan, ne yaşıyorsa onu yazar. Böylelikle biz de şairin yaşadığı çerçeveye ve hissettiği duyulara ortak oluruz. “80’ler Türkiye’sini "alacakaranlıktaki bir ülke" gibi gören şair, dönemin kasvetli atmosferini şiirlerine yansıtır. Evlerde, sokaklarda, kahvelerde insanlar korku ve panik duyarlar. Korkuların asıl sebebi ölümdür ve 80’ler insanı ölümü ensesinde hisseder. Şair, onların gözlerinde ölüm korkusunu görür. Hayatın zıttı olarak görülen ölüm, zaman zaman hayatla birleşir. Şaire göre yaşamak bazen ölmek gibidir. Şairin karamsar bulunmasının nedeni acı dolu şiirler yazmasındandır. "Ahmet'in dediği gibi atların doğada yılkıya, yani ölüme bırakıldığı gibi dünyada yılkıya bırakılmış bir uyumsuzdur, umutsuzdur, bunun bilinci şaire acıyla kazılı, şiirine acıyla yazılıdır baştan beri"(Ergülen). Bir yandan "Ölümü yenmek için yazıyorum" derken bir yandan "Yaşamdan başka ölüm yoktur" gibi içinden çıkılmaz çelişkileri vardır ve bunu hemen her dizesinde hissettirir karşısındakine de. Belki bir yardım çağrısı, belki de sadece kabulleniş... Şiirlerinde, Akdeniz'in mavisini, turuncusunu anlatmak isteyen Erhan, kendisini hep ölümden bahsederken bulduğunu "dönüşün senfonisi" adlı şiirinde dile getirir. Deniz dediği boğulmuş bir çocuk cesedi; toprak dediği ise ölüler olur bir anda. Yüreğini ölümün bir izdüşümü olarak gören şair, bir tek günü bile yadsımayarak zihninde hep silah seslerini ve ölülerin gözlerini anımsar. O bunları anımsarken, bize de renkleri ve imgeleri yakalamak düşer. Şiir, özellikle romantizm akımıyla birlikte doğayı da temel konuları arasına almış ve böylece resim sanatıyla da yakınlık kurmaya başlamış aslında. Şair ise, gücünü artık sadece dilden, dildeki müzik olanaklarından değil; bütün bir hayattan, görünen dış dünyadan, günübirlik yaşamanın bütün ayrıntılarından almaya başlar. Müziğin notaları, bir tabloyu boyamadan önce hazırlanan palet, şiiri meydana getiren kelimeler, hepsi aslında tözdür ve hemen hemen birbirlerinin yerine geçebilirler. Yani bir şiiri okurken onu besteleyebilmek kadar doğaldır onu resmedebilmek. Bu açıdan Ahmet Erhan'ı okumak benim için Oruç Aruoba'yla felsefe yolculuğu yapmak ve Van Gogh'un Theoya mektuplarını okumak arasında bir yerlerde. | bkz: resimyukle.io/r/tYWe5FqbCQ imgeler. resimyukle.io/r/iYNYAaaksJ renkler. resimyukle.io/r/HL3igTAusv (görsellerin açıklamaları için ruhlar çağırıyorum: #146880180) İmge ne acaba? İmge bir şeyin daha iyisi, daha kötüsü, daha gerçeği, daha gerçek dışı durumu, daha temizi, daha kirlisi, daha hafifi, daha ağırı, daha ... nasıl söyleyeyim, daha kendisi (Cemal Süreya, 1997: 177). İmge aslında anlam. Anlam taşıyıcısı. Şiirin birimi. Ama bir bakıma da değeri var, yalnızca araç değil. Okur, kentli okur olduğu için müthiş tembel; şöyle bir göz ucuyla ‘parasız yatılı’ herhangi bir şiire girilebilir mi? (Ece Ayhan, 1996: 76) | Deniz mi yoksa kent mi daha iyi yansıtandır? (Ankara ayazı başlıyor | betonlar ve bozkırlar) Şair, kendisini ne dışarıya ne de içeriye ait hisseder. Eşik, şairin sınırıdır. Erhan, okura ardında bıraktıklarını yitirdiğini düşündürürken aslında bambaşka kapılar da açar. Onun yitik yollarını çizecek olan ardından dökülecek iki tas su olacaktır. "Öperim ellerini yaşlı anamın, durup eşikte Ne bir gözyaşı vardır artık ne de bir anı" Çocukluğunu ancak eski püskü bir resim olarak kimliğinde taşıyan Erhan, fotoğraf göndermesini donukluk, sabitlik, değişmezlik ve tümüyle geçmişte bırakma üzerine kurgular, "Resimli "Ahmetler" Tarihi" şiirinde "Bir çocuğun resmi üstüme örtülü kaldı" diyerek aynı kurguyu gerçekleştirdiği gibi. Eşikte durmanın bir başka görüntüsü de "milattan önceki şiirler"de buluruz. Dışarıda ölemiyorsan içeri girip kapıyı kapatıp ölmelisin. Bunu yapamadığın için suçlu hissetmelisin. Ama yapamıyorsan da dışarıdaki hayata gözlerini dikebilecek misin? Diktin ve baktın, aradın. Ölmediysen aynada bir yüze sahip olacaksın ama o yüz bu kez de dağınık ve bıkkın olacak. "Acının bulantıya doğru aktığı yerlerde Sana bir kapıyı örtmek, bir tetiği çekmek kalmışken Gözlerinle sokaklara abanmak niye? Niye, okul dönüşlerinde çocuklarla konuşmak? Portakal seçmek bir bir köşedeki manavdan? Ellerini ceplerine sokup, yollarda yürümek Sanki her şeyi ilk kez görüyormuşçasına şaşkın Sanki fırlayıp çıkmışçasına bir uçurumdan Aynada bir yüz olmak, dağınık ve bıkkın." Görünür olan, şiirde kelimelere yansıyan meselelerin alt yapısını, kavramlar arası ilişkilerle kurgular aynı zamanda. Eşik, evin içi, dışarısı kavramları adeta korku, tedirginlik, umut, umutsuzluk, ölmek, yaşamak gibi kavramları kendisine çeker ve yapıştırır. Hatta doğa ve eşya da onlarla birlikte kılık değiştirmeye, hareket etmeye başlar. Ahmet Erhan’ın şiirlerinin bir özelliği de eşiğin her iki tarafına kulak vermesidir. Her iki tarafın acıları, korkuları dinlenir. Tek yanlı bir düşünce ve gösteriden ziyade ikili bir atmosferdir bu. | Sonuç olarak (Med-cezir’in bitimi | deniz çekiliyor) Kavramların yarattığı alan ve bu alanların kişiselliği, özgünlüğü şiir okumaları için oldukça mühim. Kavramlar, kavram alanları ve ilişkiler ağını tespit etmek şiirin dünyasına bir kapı açmak, düşünmek ve aslında duyumsamak da bir yandan. Ele bir fırça alıp turuncuya batırmalı, şairin izinden gitmeli. Edebiyatı bir caz ya da haz unsuru gibi görmenin yeterli olmadığını, biraz üstümüze başımıza boya sıçratmanın gerekli olduğunu hissediyorum. Belki bu kadar irdelemem, şiirin içine girme gayretim yadsınabilir fakat bu yaşamla direkt ilgili. “Bitiriyorum burada Artık hiçbir şey sorma.” resimyukle.io/r/da6Hh3jEXL | Kavramlar - imge: tr.wikipedia.org/wiki/Zihinsel_imge - yansıma / mimesis: tr.wikipedia.org/wiki/Mimesis - soyut sanat: en.wikipedia.org/wiki/Abstract_art - şiir / الشعر : islamansiklopedisi.org.tr/siir | Makaleler - Bir Görüntü Sanatı Olarak Şiir | Hulusi Geçgel - Ahmet Erhan'ın hayatı ve şiirleri üzerine bir araştırma | Cemal Melik Dıvarcı (tez aslında bu) - Ahmet Erhan'ın şiirlerinde argo ve sövgü | Sevda Kaman | Ve bir kitap - Şairaneden Şiirsele: Türkiye'de Modern Şiir | Murat Belge
Burada Gömülüdür 1. Cilt
Okuyacaklarıma Ekle
11
83
576 syf.
"Anne ben geldim, ağdaki balık Bardaktaki su kadar umarsızım Dizlerin duruyor mu başımı koyacak? Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın." Yıllar önce, liseye giden, şiir konusunda bilgisi olmayan toy bir kız çocuğunu etkileyen dizelerdi bunlar. Ne oldu da o zamanlar gidip edinmedim ki bulunduğu şiir kitabını, diye arada kızıyorum kendime. Fakat sonra her şeyin bir zamanının olduğunu, insanın bazı yollardan geçip piştikten sonra bir şeyleri daha iyi anlayacağını kendime itiraf ettikten sonra o kızı affediyorum. Akdeniz'de doğup büyümekten daha güzel bir şey varsa o da Akdeniz'de doğup büyümüş ve Akdeniz'i anlatan bir şairi okumaktır. Mersin... Cennet şehir... Ki içinde "Cennet Mağarası" da vardır, bilen bilir. Bu sebeple bu güzellememe kızmazsınız herhâlde? :) Mersin... Denizi, portakal çiçeği kokan sokakları ile Akdeniz'in incisi. Dizeleri okurken sanki o deniz yanı başınızdaymış gibi, o portakal çiçeklerini kokluyor, yalınayak denize giren çocuk sizmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Sonra birden karşınıza "acı, teneşir, toprak" kelimeleri çıkıyor ve ölüm gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz. "Bugün oturdum ölümü düşündüm Yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken" Ahmet Erhan'ın yirmi yaşında hayat güzelken düşündüğü ölümü, yirmi yaşında ve hayat -her şeye rağmen- güzelken ben de düşündüm. Nefesi şu anda dünyayı işgal etmeyen bir adamın sözleri bugün zihnimi işgal ediyor. Ve nefes almayan bir adamın, bugün, nefes alanlara bıraktığı -üstü kapalı da olsa- ölümü unutma uyarısını dikkate almak gerek diye düşünüyorum. Çok şey yazabilirim Erhan hakkında. Ama bugün burada konuşmak değil önce onu ve şiirini hissetmenin daha uygun düşeceğini söyleyip sizi onunla baş başa bırakıyorum (Gidin ve şiir kitabını bulun :) ). Belki bir yaz akşamında Akdeniz'in o güzel kentinde -tanışmıyor olsak bile- birbirimize denk gelirsek oturup onun hakkında konuşuruz, çünkü ben bundan sonra Akdeniz'in o güzel kentinde denizin kenarında portakal çiçeğinin kokusu gelirken burnuma, dostlarımla Ahmet Erhan'dan konuşuyor olacağım.
Burada Gömülüdür 1. Cilt
Okuyacaklarıma Ekle
1
74
Uzun sayılabilecek bir incelemenin ilk satırındayım... Ahmet Erhan için inceleme yazmak benim için fazlasıyla zor. Ne yazsam eksik kalacak, biliyorum. “Yazsam olmuyor, yazmasam olmaz” yani. Darılmaca gücenmece olmasın diye belirtmek istiyorum. Yazacaklarım daha çok benim Ahmet Erhan’la olan hikayemdir. Dileyen okumayı burada bırakabilir.   “Her şey bir acının bilincine varmakla başladı ” (s.89 burada gömülüdür 1. Cilt) Herkes gibi bir sürü insan tanıdım ben de, otuzuma son sürat tırmandığım şu ana kadar, bir dünya kitap, bir dünya şiir okudum. İnsanlardan kaçıp kitaplara sığındım ya da kitapları insanlardan daha çok sevdim gibi aforizmalara hiç girmeyeceğim merak etmeyin. Zira hep şiiri daha çok sevdim. Buna ilintili olarak elbette insanı çok sevdim. Bunu Metin Abi’den (Altıok) öğrendim. Tam da dediği gibi: Şiir, insanları sevmeye yaradı.   Hiç unutmuyorum, sene doksandört ve yaz ayları, yaşım henüz çocuk... Hayatında ilk kez gittiği hastane dönüşünde babam kısacık bir cümle etti: “İçimde bir ağrı dolanıyor.” Babamın içinde dolanan o ağrı o an itibariyle benim içimde de voltaya çıktı. Kolay mı? Hayatımın kahramanının canı yanarken ben rahat edebilir miydim? Edemedim. Birkaç gün içinde babamı tedavisi için başka bir şehre götürdüler. Tabi kimse durumun vehametinden haberdar olmadığı için beni ya da kardeşlerimden herhangi birini babamın yanına götürmedi. Yaşımız itibariyle belki biz durumu kavrayamayabilirdik ancak en azından babam için bir şeyler ifade ederdi. Elbette kızamıyorum kimseye. Herkesin, babamın iyileşerek döneceğine  dair sonsuz bir inanç beslediğine inandım hep çünkü aksi bir durum en başta babama yakışmazdı. Neticede, babamın içinde dolanan o ağrı birkaç ay içinde babamı bizden aldı kendine sakladı. Hali hazırda birkaç ay göremediğim babamı dünya gözüyle bir daha da göremedim. Babam başka bir şehre gittiğinde mevsim yazdı, dönmediğinde ise henüz sonbahar. Bu yüzden hiç sevmedim haziranı temmuzu ağustosu eylülü ekimi kasımı. Sonrası hep kış... Kendi sesinden en net şekilde hatırladığım o kısacık cümle kaldı geride, köy evinde bir soba yanında boş bir çay bardağını tuttuğu bir fotoğraf, bir de annemin terliğinden kaçıp sığınıp saklandığım kucağının sıcaklığı...Hiç unutmadım ben o cümleyi. Duyduğum günden bu yana bir acı dolanır içimde, başucu acımdır bu benim... Şiire ilgimin başladığı ortaokul yıllarımda kulağıma çalınan bir şiir bir adamla tanıştırdı beni. “Bugün de ölmedim anne” diyordu Ahmet Kaya. Sordum soruşturdum Ahmet Erhan diye bir adam çıktı karşıma. Birkaç şiirini okudum ilkin. Birinde “Bugün de ölmedim anne” diyen Ahmet Erhan, diğerinde “Bugün oturdum ölümü düşündüm” diyordu... Ölümü erkence tanımış biri olarak şiirleri beni içine almıştı. Sanırım sonraki yıl gittiğim bir kütüphanede, hani şu sebebini bir türlü anlamadığımız şekilde asabi abilerin görevli olduğu kütüphanelerden birinde tesadüfen karşılaştığım bir kitabı kucakladım. Kapağı her ne kadar beni ürkütse de o zaman, ben şairi referans aldım. 1993 basımı “Sevda Şiirleri/Zeytin Ağacı” kitabı. Hiç abartmıyorum bir süre soluksuz okudum ta ki “bir baba için” şiirine gelene kadar. Bunu orada yapamayacağımı biliyordum. Yanlış hatırlamıyorsam kimliğimi bırakıp kitabı aldım. Baktım ki, bendeki yaranın aynısı Ahmet Erhan’da var. Yaradaş olduk ve bir daha da ayrılmadık. Şöyle diyordu şiirinde: “Senin ölümün baba, bende Bir anafora kapılarak  Yeniden doğuma dönüşüyor  Köklerini toprak altında saklama Baba, oğlun daha yaşıyor...”  (s.246, burada gömülüdür 1. Cilt)   Asıl adı Erhan Bozkurt’tur şairin. Ahmet adını yarasından yani babası Ahmet İzzet Bey’den alır. Bozkurt soyadını ise davasına kurban verir. Neticede Ahmet Erhan olur. Nedir ki bu adamın davası? Davası memlekettir, ‘Alacakaranlıktaki Ülke’sidir. Nitekim Ahmet Erhan diye bir gerçeği ortaya koyan kitabı da budur. (s.13 burada gömülüdür  1. Cilt) Ağlamamak için paltosunun yakasını ısırarak marşlar söyleyen bir devrimcidir. Hepsinden önemlisi o bir mağluptur. Yenilmeyi en iyi o bilir. 12 Eylül faşist darbesinde yenilir ilkin, sonra Sivas’ta, Maraş’ta  defalarca yenilir. Bu sebepledir ki, çağdaşı olan bütün mağlupların ansiklopedisini yazmıştır. (s.139 burada gömülüdür 2. Cilt) En yakın dostlarından Behçet Aysan’ın Sivas’taki hazin ölümü onda kapanması mümkün olmayan yaralar açmıştır. Sivas’taki en büyük yenilgisi bu olmuştur. Fakat Sivas’taki yenilgisi bununla sınırlı kalmayacak ve 32 kez daha yenilecektir. Behçet Aysan’ın ölümü üzerine o’na ithafen yazdığı  ‘son düello’sunda şöyle der: “Kaybettim ömrümün son düellosunda Şimdi ayağımın altından kayıyor dünya  Gökyüzü aklıma bir kefen oluyor Cunda’daki mezarlığa, selvilerin altına gömün beni Buna dayanamam, bu yalnızlığa”  (s.209 burada gömülüdür 2.Cilt)   Ahmet Erhan şiiri de yenilgiler silsilesidir. Tekilliğe yenilir zamanla, nihilizme yenilir ya da evrilir. Ancak lirizminden hiçbir şey yitirmez. Şiir marjinallikten uzak, tam aksine oldukça yalındır. Bu yalınlıkla özgün olabilmek ve özgün kalabilmek de her babayiğidin harcı değildir. Ahmet Erhan; şiirin, ‘hayat çizgisi’nden uzaklaşmaması gerektiğine inanır ve hayat çizgisinde şiirler yazar ömrü boyunca. Hayat varsa elbet ölüm de olacaktır. Bu sebeple hemen bütün şiirleri ölüme dayanır. Gerek hayatla gerekse de ölümle hep büyük hesaplaşmaları olmuştur. Tahmin edeceğiniz üzere hemen hepsinde mağlup olmuştur. Pavese’den Yasenin’e, Atilla Jozsef’ten Mayakovski’ye, sevdiği bütün şairler intihar etmiştir mesela. Bunca intihara karşın intiharı da düşünmüştür elbette. Neticede deliliğinin çimentosu Mayakovski’den gelir ve onun yöntemini düşünür. “Mutfakta şiir yazmaktan bıktım, her şeyden bıktım 7.65 Magnum satılık, yazıyor küçük ilanlarda Bir silahım olsa, ne güzel kendimden soyunurdum.”  (s.145 burada gömülüdür 2.Cilt)   Yalnız Pavese’yi, Mayakovski’yi, Jozsef’i, Yasenin’i sevmez tabii ki. İnsanları sever. Nazım’ı sever, Altıok Metin’i sever, Turgut Uyar’ı, Cemal Süreya’yı, Ahmed Arif’i , Edip Cansever’i sever. Oğlu Deniz’i bir başka sever. Ülkesini çok sever. Ülkesinin çelişkilerini bile sever hatta yalnızca bu çelişkilerin tek başına dahi şiirin sebebi olduğuna inanır. En çok da babasını sever. Babasının mirası alkolü de sever. Bayrağı babasından alıp meyhanelere koşması da, 3 bardak Tuborg’la karaciğerini sıvazlaması da bundandır. Bir bar taburesi üstünde babasının öldüğü yaştayken hem sarhoş hem de yastadır. O günden karşı kıyılara yelken açtığı güne kadar da babasından fazla yaşamasının mahçubiyetini yaşamıştır. Neticede ellibeşinde ilk olarak babasına sonra da dostlarına kavuşmuştur. Geriye ne mi bıraktı? Yalnızlığını bıraktı bana, hüznünü, acısını, yenilgilerini ve boğulmalarını da. Üç beş şiiri de kaldı geride, bir de sıcacık gülüşü asılı kaldı semada. Babam gibi...   “Bitiriyorum burada Artık hiçbir şey sorma.”  (s.82 1. Cilt)
Burada Gömülüdür 1. Cilt
Okuyacaklarıma Ekle
36
274