f

Fransız Devrimi

6 üye
Takip
Puan vermedi·480 syf.··
2026 1. kitabı
·
57 günde okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2026 00:29
İki Şehrin Hikâyesi bittiğinde kitabı kapattım ama hikâye içimde kapanmadı. Tek bir duygu kalmadı geriye. Biraz umut, biraz hüzün, biraz öfke ve garip bir hayranlık… Hepsi birbirine karıştı. Sanki Dickens bana bir devrimi değil de, insanın içindeki karmaşayı anlatmış gibiydi. En başından beri beni en çok Sydney Carton düşündürdü. Kendini sürekli değersiz gören, hayatta bir yeri olmadığına inanan bir adamdı. Ama tuhaf olan şu ki, ben onu hiçbir zaman gerçekten “ezik” biri gibi göremedim. Lucie’ye olan sevgisini dile getirirken bile onu kendinden uzak tutması, onu ne kadar ciddiye aldığını gösteriyordu. Sahip olmaya çalışmaması, ona yük olmamayı seçmesi… Bunlar kötü ya da bencil bir insanda görebileceğim davranışlar değildi. Tam tersine, çok ince, çok insanca şeylerdi. Belki de bu yüzden, daha o noktada Sydney kalbimde yer etmişti. Kendine güveni olmayan biriydi, evet. İçindeki potansiyelin farkına bile varmadan yaşadı. Kahraman mıydı, trajik miydi, hâlâ emin değilim. Ama şunu biliyorum: Lucie kitapta umudu ve masumiyeti temsil ediyorsa, Sydney de o umudun ayakta kalabilmesi için gereken fedakârlıktı. Gürültüsüz, sessiz ama vazgeçilmez. Herkes iyi olmaya çalışınca her şey düzelmiyor ne yazık ki. Charles Darnay bunun en iyi örneği. Atalarının kötülüklerinden uzak durmaya çalışan, doğru olanı yapmaya niyetli biriydi. Ama Fransa’ya dönüşü kimseyi kurtarmadı. Ne kendisini ne de başkalarını. Bazen iyi niyet, yanlış zamanda ve yanlış yerde, sadece daha fazla acıya yol açıyor. Onun yerinde olsaydım ben dönmezdim diye düşündüm kitabı okurken. Masumiyet ise bu hikâyede hep çok kırılgan. Sevgiyle hayata dönen, sağduyuyu temsil eden bir baba bile geçmişin izlerinden tamamen kurtulamıyor. Bastille bedenini bırakmış olabilir ama hafızasını bırakmıyor. Yine de her şeye rağmen
Fransız Devrimi
İki Şehrin HikayesiCharles Dickens · Bordo-Siyah · 201276,5bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Fransız Devrim ve Sol-Sağ Kavramlarının Kökeni
18. yüzyılın sonlarında gerçekleşen Fransız Devrimi, sadece mutlak monarşiye karşı bir halk isyanı değil, aynı zamanda toplumsal sınıflar arasında ideolojik ayrımın da başlangıcı oldu. Fransa Ulusal Meclisi'nde "sol" taraf, halkın ve eşitliğin temsilcileri olan jakobenleri; "sağ" taraf ise aristokrasi ve mülk sahiplerini simgeliyordu. Bu ayrım, günümüze kadar gelen "sol" ve "sağ" politik hatların ilk ideolojik tohumudur. SPARTACUS
Fransız Devrimi
Galina Serebryakova Ahmet Açan * İlk Fransız devrimi, esas olarak bir halkın burjuva-demokratik devrimi olduğu için, önünde duran görevleri sonuna kadar yerine getirebilir, feodalizme karşı mücadelede onu tamamıyla yenilgiye uğratıp klasik bir burjuva devrimi haline gelebilirdi. Gerçi burjuvazi, bir bütün olarak bakıldığında o dönemde genç, ilerici, devrimci bir sınıfken ve devrimin başındayken, sadece halk kitleleri devrimci olaylara olağanüstü güç ve kapsam katmışlardı. Devrimde halk kitlelerinin yaratıcı katılımı, feodal baskıyla öldürülen, işkence gören, ezilen milyonlarca insanın uyanışı, yeni dünyanın şafağını efendisinin malikânesinin cayır cayır yanan alevlerinde gören yoksulların kararlılıkları ve anavatanlarını savunma isteği, işte tüm bunlar devrimin güçlerini yenilmez kıldı. Devrimin başkahramanı halktı, harekete geçti, devrimi ilerleterek yükselen bir çizgi boyunca gelişmesini sağladı. Kitlelerin yaratıcı katılımı -toplumsal arzu ve heveslerinin tam olarak tatmin edilmesini uman köylüler, kentli plebler, devrimi bir aşamadan diğerine daha yükseğe taşıdılar: Burjuvazi Feuillantların egemenliğinde karşı devrimci bir pozisyona yuvarlanmış, daha sonra Jironden burjuvazinin egemenliğine girmiş, onlar da seleflerinin akıbetini yaşadıktan sonra Jakoben diktatörlüğünün en yüksek ve kahramanlık aşamasına geçmişlerdi. Ve halk kitleleri elbette devrimin sınıf içeriğini değiştiremedi, Jakoben safhasında bile burjuva kaldı. Her burjuva devriminin özünde var olan sınırlamalar -halk kitlelerinin devrimci yaratıcılığı, devrimin her safhasında onun yarattığı kurumlarda derin izler bıraktı. Dahası, devrimci süreçte halk kitlelerinin cumhuriyetin sayısız düşmanına -iç ve dıştaki karşı devrimci güçlere- karşı mücadelede oynadıkları belirleyici rol, Fransız Devriminin en kendine özgü
Fransız Devrimi
Devrim Gecesi
“Liancourt Dükü, Paris’teki olayların haberini ulaştırmak için, atının ağzından köpükler saça saça Versailles’a koşar. Kendisine Kral’ın uykuda olduğu söylenir. Adam kralın uyandırılmasında ısrar eder; sonunda kendisini o kutsal yatak odasına alırlar! Haberi verir: “Bastille zapt olundu! Vali öldürüldü! Başı bir mızrağın ucunda bütün şehri dolaşıyor!” “Fakat bu bir isyan,” diye kekeler talihsiz hükümdar, dehşet içinde. Felaketin habercisiyse merhametsizce düzeltir: “Hayır, Sire, bu bir devrim” “
Sayfa 285 - Can Yayınları
Fransız Devrimi