“Bu kitap hayatın anlamı ve hiçbir şey hakkında.”
Evet, tam da öyle… Hayatın anlamı ve hiçbir şey hakkında okuduğum bir kitap oldu bu kitap. Sevmenin, sevilmenin, insan olmanın ve aslında insan olduğun için zayıf olmanın ne demek olduğunu bolca düşündüğüm bir kitap oldu… Sanırım Matt Haig, yine beni derin düşüncelere daldırdı…
Eserin konusundan yazarın cümleleriyle bahsetmek istiyorum:
Bu kitap, “lsobel adlı kırk bir yaşında dişi bir tarihçi, onun Gulliver adlı on beş yaşındaki oğlu ve dünyadaki en akıllı matematikçi hakkında. Lafın kısası, insan olmak hakkında.”
Evet, Profesör Andrew Martin, dünyadaki en akıllı matematikçi. Kimsenin çözemediği Riemann hipotezinin çözümünü bulduktan hemen sonra galaksimizden çok uzaktaki bir gezegende yaşayanlar tarafından kaçırılır. Çünkü çözdüğü hipotez, dünyadakiler tarafından bilinirse insanlık ve teknoloji çok gelişecek, hatta insanlar diğer gezegenlere gidip yaşayabileceklerdir. Bunun evren için felaket olduğunu düşünen Vonnadoryalılar, tam da bu yüzden profesörü kaçırıp cezalandırmak istedikleri kendilerinden birini yerine geçirerek dünyaya gönderir. Onun görevi, hipotezin çözümünü silmek ve bunu bilen kişileri ortadan kaldırmaktır. Fakat, her şey onun tahmin ettiği gibi kolay mı olacak? Başlangıçta dünyadan, dünyada olmaktan iğrenirken zamanla dünyayı anlamaya hatta sevmeye başlayan bir uzaylı düşünün.
Peki siz, aşk için nelerden vazgeçerdiniz? Evinizden, ölümsüzlükten, kimliğinizden, siz olmaktan??
“Ölümsüzlüğü istemiyor musun? Eve dönebilmeyi ya da evrende şu an üzerinde bulunduğun yalnız gezegenin dışındaki yerlere gidebilmeyi istemiyor musun?”
Siz ölümsüzlüğü ister miydiniz, tek bir duyguyu acıyı, sevgiyi, nefreti, ait olmayı hissetmemek? Hangisini seçerdiniz?
Sanırım ben insan olmayı seçerdim…
Çünkü