Adı:
Solaris
Baskı tarihi:
Ağustos 2018
Sayfa sayısı:
236
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754706253
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Baskılar:
Solaris
Solaris
20. yüzyıl bilimkurgu edebiyatının başyapıtlarından sayılan Solaris, insanlığın bilimle ve başka gezegenlerle ilişkisini ele alıyor. Kris Kelvin, Solaris'in yüzeyindeki okyanus üzerinde araştırma yapmak ve evreni anlamak üzere bu gezegene gelir. Çalışmalarına başlayınca, bastırılmış anılarla yüklendiği acılı bir deneyim yaşamaya başlar. Bir süre sonra, yalnız olmadığını, diğer araştırmacıların da benzer şeyler yaşadığını görür. Okyanusun, kimsenin kaynağını ve sebebini bilmediği bu anıları yaratan canlı bir organizma olduğu fark edilince, bilim insanları araştırmalarının odağını değiştirerek kendi içlerine yönelirler... Solaris, Freud'dan Jung'a uzanan süreçte farklı psikanalitik kuramları üstü örtülü bir biçimde tartışırken, insanoğlunun başka dünyalara dair duyduğu merakı ve bilimsel-teknolojik hırsını sorguluyor.
236 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Günlerdir beni içine alan bir kitaba inceleme yazmak oldukça zor. Bu zorluğun sebebi kafamın içindeki yoğun düşünceler ve karmaşa. Belirtmemde fayda var ki ufak tefek spoiler (ne tiksinç bir kelime) olabilir. İncelememi uzun olduğu için biraz iki kısma ayırdım. İlk kısım yazar ve eserleri, Solaris filmleri ile ilgiliyken ikinci kısım ise benim saçmalıklarım ve kitaptan esintiler olacak.

1. Kısım

Yazarın hayatından bahsetmeyip, sadece ortaya çıkardığı eserlerin ortak noktalarından hafifçe bahsedeyim:
İnternette yapabildiğim birkaç araştırma ile birlikte genel kanı, yazarın bilim kurgu türüyle birlikte daha çok insanlık tarihinden bugüne gelen felsefi sorunları ele alması... Bu oldukça dikkat çekici geldi bana ilgimi çektiği için. Eserlerinde insanmerkezcilik düşüncesine eleştirilerini ironik ve mizahi bir biçimde yer vermiş. Bununla birlikte insanı ortaya koyup yabancı bir çevre inşaa ederek, bu çevre ile tanışmasını ve iletişimini, yaşadığı bocalamaları aktarmayı amaçlamış. Bunu da usta bir biçimde kelimelere oyunlar katarak kurgusal bir biçimde yazmış. Ancak üzgünüm ki biz bunu çok başarılı bir biçimde okuyamıyoruz. Nedeni ise eserlerin orjinal dili olan Lehçe yerine, İngilizceye çevrilmiş olan çevirilerden Türkçeye kazandırılmış olması. Normal bir çeviri bile bazen rahatsız edici olabiliyorken, çevirinin çevirisi oldukça can sıkıcı.

Gelelim Solaris'e;
Kitapla birlikte bize kazandırılan iki film bulunmakta. Filmlerin kitapla alakası var mı yok mu oldukça tartışılagelen bir konu. Ben de izledim ikisini de. İlk film ile başlayalım:

Tarkovski yapımı olan ilk film oldukça uzundu ve detaylara sahipti. Bu kadar çok detaya gerek var mıydı? Ben olmadığını düşünüyorum. Hatta kitaptan film değil de filmden kitaptı sanki. Ayrıca kitapta yer alan küçük de olsa gözüme batan birçok yer yanlıştı. Bu kadar uzunluğa rağmen eksik olan noktalar da vardı. Açıkçası Tarkovski de olsa filmi pek beğendiğim söylenemez. Keza Lem de beğenmemiş. Hatta şöyle de bir sözü var:

"Tarkovski ile ben aynı arabayı birbirine zıt yönlere çeken iki at gibiyiz."

İkinci film ise 2002 yılında çekilmiş. Bu film ise kitaptan özet gibiydi. Ama yanlış özet. İlginç ve de saçma gelen o kadar çok şey var ki... Bir örnek vermem gerekirse karakterlerden olan Snow ölüyor ve dirilebiliyor.(kitapta böyle bir şey yok) Bu saçma gelmeyebilir çünkü kitapta insan olmayan şeyler (ad bulamadım:)) dirilebiliyor. Ancak o dirilebiliyorken en başta ölen Gibarian neden dirilmedi? Sonuçta ikisi de aynı görevde, aynı yerde ve insan. Kitapta dirilmedi ise kitaba sadık kalınacak ise Snow'u neden öldürdünüz? Her neyse...


İki filmin ortak noktası ise kitaptan verilen/alınan ana fikir ile alakasız bir sona eriş. Zaten kitabın sonu ile filmlerin sonu birbirlerinden bağımsız. Hayal dünyalarına göre şekillenmiş sonlar diye düşünüyorum.


2. Kısım

Sonunda kitaba geldim.
*Sanrılar ve sancılar birbirini kovalar!
*Aynalar ve dünyalar kafanızı paralar!

İnsan insan! Nedir senin sorunun? Sorularla boğulmalar, birbiri ardına sıralanan beyin kemiriciler...
Senin tek amacın kendi dünyanın dışındaki bir dünyanın varlığına inanarak saçma sapan savaşların içine girmek. Yetmiyor mu kendi dünyan? İçinde bulunduğun dünyayı kabul etmek yerine, açgözlülük ile oradan oraya saldırarak daha iyisini daha güzelini aramaya çabalamak, dahasını hep daha fazlasını istemeye ne gerekti? Aslolan kendini çözmek değil miydi?

× Dur dur bir dakika! Çözmek mi? Neyi çözeceksin? Çözmek gerekli midir? Her şeyin bir sonucunun olması zorunlu mudur? Buna gerçekten ihtiyacımız var mıdır?

Gerçek olan nedir ? Bunun gerçekten bir cevabı var mıdır? Ne gerçektir ne sanrıdır nereye kadar bilebilirsin? Ya her şey bu yaşadığımız her şey bir sanrıysa ya da tek gerçek bu yaşadığımız, içinde bulunduğumuz an ise...


İnsan aslında sürekli kendini tekrarlamakta. Binlerce yıl öncesindeki felsefi sorular hala tam manası ile cevap bulamamış. Hep ortaya teoriler atılmış ama ispatlanamamış. Bazı şeylerin izahı yoktur. Çünkü kavrayışımız, algımız sınırlı. Pek de öyle mükemmel varlıklar değiliz. Her şey bakmak istediğimiz şekliyle gözümüzün önünde. Ya kafamızı çevirirsek? O zaman ne olurdu? Bunu yapabilsek varolmazdık belki de...

Zaman sadece boşlukta! Biz boşluktayız. Nasıl mı? En basitinden uzay boşluğunda değil miyiz? İçimiz boşlukta, dışımız boşlukta... Doldurmaya çalışıyoruz sadece her şeyi. Bir taraftan doldurdukça diğer taraftan boşalıyor da biz farkına varamıyoruz. Tıpkı havuz problemlerindeki havuzlar gibi... Farkına vardığımız zaman beraberinde başka bir şeyle acı ile gözgöze geliyoruz. Sürekli birbirini tekrarlayan acılar...

Her şeyi biz türettik. Zamana ad verdik. Her şeyi kodladık her şeyi adlandırdık. Sayılar harfler türeterek kendi hapishanemizi kendimiz inşaa ettik... Sonra bunları yıkmak istedik ama iş işten geçti...

Devamlı vicdanımızla başbaşayız. Kafamızda canlandırmış olduğumuz sanrılar mı yoksa bizi tedirgin eden? Ya da birbirini tekrar eden biz mi? Hep aynı şeylerin acısı ile kavruluyoruz. Her şey birbirinin tekrarı her şey...

Kitabın son sayfasındaki alıntı ile artık son olmayan bir son yapıyorum. Cevabını bilemeyeceğim sorularla başbaşa kalmaya gidiyorum...

"Öyleyse insan, zamanın akışını ölçen, kah bozulan kah onarılan, ustası onu her çalıştırdığında düzeneği umarsızlık ve sevgi üreten bir saat olmaya rıza mı göstermeliydi? Her bir insanın, en eski acıları, yinelendikçe gülünçleşerek sürekli daha da derinleşen en eski acıları yeni baştan yaşadığı düşüncesine alışmak zorunda mıydık? İnsan varoluşu kendini yinelemek zorunda olabilirdi, buna diyecek yoktu, ama dillere pelesenk olmuş hayat bir ezgi gibi ya da sarhoşun birinin plak dolabına bastırıp durmadan çaldığı bir şarkı gibi yinelenecekse..."

Dip not: En çok faydalanılan site http://dipnotkitap.net/ROMAN/Solaris.htm
236 syf.
·11 günde·7/10
Gibarian neden ölmüştü? Ne Snow ne de Sartorius olan biteni anlatmaya kararlı değildi. İkisininde çok garip şeyler yaşadığı kesindi. Bir de duyduğu şu tuhaf sesler... Kelvin olan biteni anlayabilecek miydi...

Solaris uzak uzayda iki tane güneşi olan bir okyanus gezegenidir. Kelvin buradaki hayatı araştırmaya gelmiştir. Acaba Solariste yaşam var mıdır? Yoksa Solaris yaşayan bir gezegen midir?

Heyecanlı ve gizemli başlayan kitap beni daha sonraları sıktı. Kasvetli, düş ile gerçek arasında geçen ufak tefek olaylar pek keyif, heyecan ve gizem vermemeye başladı. Sıkıcı, cansız bir felsefe çabası, gerçeklik sorgusu... Bilim kurgu dalında önemli bir yapıt olduğu kesin, bugüne kadar üç kere filmi çekilmiş. Zannedersem en başarılı olanı Andrey Tarkovsky'nin çekmiş olduğu yapımdır. Filmini de izlemeyi düşünüyorum...
236 syf.
·7 günde·8/10
Bilimkurgu adına okuduğum eser sayısı bir elin parmaklarını geçmez, son zamanlarda farklı türlere ağırlık vermek istediğim için bu kitapla bir minik bir adım atayım demiştim, iyi ki de demişim.
Kitaba başlamadan önce aklımda bol macera, gizem, bilinmeyen ya da tanımlanması güç olaylar vardı açıkçası. :) Her ne kadar abarttığım kadar olmasa da bu duyguları da yaşadım, hatta bazı yerlerde ciddi manada gerildiğimi de hissettim, aynı korku filmlerinde gösterilen ortamda kesin şimdi kötü bir şey olacak hissini yaşar ve tedirgin beklersiniz ya aynı o kıvama geldiğim satırlar vardı. Benim için sürpriz olan ise; felsefi ve psikolojik yönden doyurucu düşüncelerin satırlarda hayat bulmasıydı. Okurken birçok soru sorarken buluyorsunuz kendinizi ve onlara cevap vermeye çalışıyorsunuz. Kitabın bütünü akıcı ve anlatımı anlaşılır bir şekilde ilerliyor, her ne kadar gezegenler ve okyanuslar üzerine bazen teknik bilgilerle sizi zorlasa da araştırmaların gidişatını en anlaşılır bir şekilde ifade etmediğini söylemek haksızlık olur diye düşünüyorum. Benim için güzel bir yolculuktu, altını çizdiğim birçok satır oldu, filmini de en kısa zamanda izlemeyi düşünüyorum.
236 syf.
·Beğendi·8/10
İnsanoğlu yine her zamanki gibi itlik peşinde koşup solaris gezegenini keşfetmeye,bilinçli okyanusla iletişim kurmaya çalışıyor.Fakat okyanus iletişim kurmayı reddedip,bilimadamlarına hayatlarındaki travma yaratan insanları yeniden yaratıyor. Bir nevi okyanus insanları inceliyor.Bilimadamlarının travmalarıyla olan ilişkileri hele ki kahramanımızın rheyayla olan ilişkisi hatta zaman geçtikçe travmasıyla bir gelecek düşlemesi çok güzeldi.Okyanus bir anlamda bilinçaltını temsil ederek her şeyden üstün olduğunu kanıtlamaya çalışan insana engel oluyor.Yer yer betimlemeleri çok sıkıcı ve hayal etmesi zor olsa da felsefi altyapısı güzel olan bir romandı.En yakın zamanda filmini de izleyeceğim.
"Kozmosa çıkıyoruz, her şeye hazırız: Yalnızlığa, zorluğa, tükenişe, ölüme hazırız. Alçak gönüllülükten söylemeye dilimiz varmıyor ama, kendimize hayran hayran baktığımız oluyor. Ama çok, çok yazık! Birazcık yakından baktığımızda bütün o şevkin aslında düzmece olduğunu görüyoruz. Aslında kozmosu ele geçirmek değil istediğimiz, yalnızca Yer’in sınırlarını kozmosun sınırlarına dek genişletmek"
236 syf.
·Beğendi·7/10
Fena değil diyebileceğim bir bilim kurgu romanı. Kris Kelvin bir araçla Solaris gezegenine ayak basar. Ancak buluşacağı bilim adamlarından birini ölü bulur. Kendisine Snow yardım etmek ister ancak Snow da garipleşmiştir ve Kris artık kimseye güvenmemektedir. Solaris gezegeninde okyanus haricinde hayat yoktur. Bu okyanus da çeşitli canlılar oluşturarak kendini savunmaktadır. Kris bir gün uyandığında yanında 5 sene önce ettiği laflar yüzünden intihar eden eski sevgilisi Rheya'yı görür. Bu imkansızdır. Büyük ihtimalle okyanusun oyunudur ancak bu oyunu Kris ve Snow nasıl bozabilecektir? Felsefi kısmı biraz fazla olsa da yine de güzel bir roman.
236 syf.
·38 günde·8/10
Çok ilginç bir bilim kurgu romanı. Yani bildiğimiz “yıldız savaşları” , ışın kılıçları, robotlar v.s yok kitapta. Tüm yüzeyi deniz (aslında yüzeyi jölemsi bir sıvı ile kaplı) olan Solaris adı verilen bir gezegen üzerinden yapılan psikolojik ve felsefi sorgulamalar ve çözümlemeler üzerinden ilerleyen bir kitap.
Bu gezegende kurulan araştırma istasyonunda bulunan bilim adamlarının ilginç öyküsü. Bilim adamlarının gördükleri hayaller veya kabuslar bir maddeden zehirlenmelerinin sonucu mu, uzay istasyonunda uzun zaman kalmanın getirdiği psikolojik bir bozukluk mu ya da iddia ettikleri gibi belirli bir bilince sahip bir canlı olan Solaris'in yolladığı mesajlar nedeni ile mi ?
Baştaki akıcılık, heyecan kitabın ortalarına doğru azalıyor ama yinede ilk baştaki kurgu sayesinde sonunu rahat getiriyorsunuz. Bilim kurguyu ve sorgulamayı seviyorsanız oldukça “sıkı” bir kitap…
236 syf.
·7/10
Bilim Kurgu okumadığımdan mıdır bilmem ama gelişme kısmı daha doğrusu kitabın geneli neredeyse hiç akıcı değildi. Ama buna rağmen felsefi yaklaşımları düşündürücü. Özellikle son bölümün tanrıyı ve insanlık yapısını sorgulayıcı dili kitabı sevmemi sağladı. Solaris yani okyanus iyi ders vermiş kendini çok şey sanan 'insan'a.
236 syf.
·2 günde·7/10
Evrimi bir çok canının gelişimine yönlendirmemiş sadece kendine ayırmış canlı ve tepki veren bir okyanus. Solaris gezegeninin en önemli özelliği bu canlı okyanusu içinde barındırması. Karakterlerin zihinlerini inceleyerek onların can alıcı anılarını öğreniyor ve onların bilincinde saklanan önemli insanları yaratarak onlara gönderiyor bu okyanus. Bilinçaltında saklanan tanıdık kimliklerle özdeşleşmiş canlılar onlara konuk oluyor. Kuşkusuz bu konular kitabın özgün oluşunu gösteriyor. Daha önce böyle ilginç bir konuyu okumadım. Fakat daha farklı olayların daha iyi kurguda işlenebileceğini düşünüyorum. Elbette yazar söylediğim tarzda da yazabilirdi. O sadece vermek istediği mesajları ve işlemek istediği konuları kitaba uyarlamayı seçti. Onun dışında olayları bilimsel yollarla irdelediği için olaylara çok odaklanmıyor eser. Genel hatlarıyla güzel bir kitap. Hem psikolojik hemde felsefi konular da barındırıyor içinde.
filminden çok etkilendiğim solaris'in (tarkovsky) kitabı kim bilir nasıldır, diye düşünmüştüm. solaris'te olan bitenin altında yatan psikolojik temellendirme beni çok heyecanlandırmıştı ve acaba solaris'e gitsem benim başıma neler gelirdi, diye hayal ettiğimi hatırlıyorum. kitap edebi dille yazılmış bir eser değil, bir bilim kurgu romanından ne kadar beklenebilirse işte. ama konusu kitabı bilim kurgu türünden çıkarıp neredeyse psikolojik roman yapıyor.
208 syf.
·2 günde·7/10
Kitap benim için çok zevkli ve merak uyandırıcı giderken bi anlatımlara daldı ki çık içinden çıkabilirsen arkadaş.Yazarın kullandığı kelimeler için sözlük gibi bir şey koyması gerekirdi.Beynim adeta kitap ızgarasının üstünde yazarın kelime maşasıyla cız bız oldu.
236 syf.
·4 günde·5/10
Oldukça yaratıcı bir konusu olsa da ben genel anlamda anlatımını sıkıcı buldum. Çok bilim kurgu okuru değilimdir ondan olduğunu düşünüyorum. Araştırdığım kadarıyla beğenenler felsefi tarafını beğenmiş. Ancak beni biraz boğdu heyecanımı yitirmeme sebep oldu.
236 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Bir bilim kurgu romanı. Ancak diğer bilim kurgu romanlarından farklıdır. Felsefi bir boyutu da var. Ana karakter Kelvin uzayda, iki güneşin olduğu Solaris gezegenindeyken bir çok şeyi sorgular, anlamaya, algılamaya çalışır. Ancak bu gezegendeki herşey, ya da canlımsı okyanus, insan aklının, idrakinin ötesinde bir şeydir. İnsanlar, bilim adamları ise yıllarca sadece izler, gözlem yapar, kayıt alır ancak anlamaya ve bağlantı kurmayı, bekledikleri anlamda gerçekleştiremez. Ta ki bir gün istasyonlarına konuklar gelmeye başlayana kadar.
Kozmosa çıkıyoruz, her şeye hazırız: Yalnızlığa, zorluğa, tükenişe, ölüme hazırız. Alçak gönüllülükten söylemeye dilimiz varmıyor ama, kendimize hayran hayran baktığımız oluyor. Ama çok, çok yazık! Birazcık yakından baktığımızda bütün o şevkin aslında düzmece olduğunu görüyoruz. Aslında kozmosu ele geçirmek değil istediğimiz, yalnızca Yer’in sınırlarını kozmosun sınırlarına dek genişletmek Filanca gezegen bizim gözümüzde Büyük Sahra gibi kıraç, öteki Kuzey Kutbu gibi buz tutmuş, başkası Amazon Havzası kadar bereketli olsa olsa. İnsansever ve şövalye ruhluyuz: Başka soyları köleleştirmek değil niyetimiz, onlara kendi değerlerimizi miras bırakmak, karşılığında da onların mirasını devralmak istiyoruz. Kutsal Bağlantı’nın Savaşçıları sayıyoruz kendimizi. Bu da bir başka yalan! Yalnızca İnsan’ı arıyoruz biz, başka dünyalara gereksinimimiz yok. Ayna gerek bize. Başka dünyaları ne yapacağımızı da bilmiyoruz. Tek bir dünya, kendi dünyamız, yetiyor bize. Ama olduğu gibi de kabul edemiyoruz onu. Kendi dünyamızın ülküsel bir imgesi peşinde koşup duruyoruz hep: Bizimkinden üstün bir gezegen, üstün bir uygarlık arıyoruz, ama kendi geçmişimizin prototipi üzerinde gelişmiş olsun istiyoruz. Ve aynı zamanda yüzyüze gelmek istemediğimiz, kendimizi sakınmaya çalıştığımız bir şey var içimizde. Ama o hep içimizde kalıyor, çünkü Yer’den yola çıkarken bir ilk günahsızlık durumunda değiliz. Gerçeklikte nasılsak buraya öyle geliyoruz, sayfa çevrilip de gözlerimizin önüne serilince gerçeklik -kendi gerçekliğimizin sessizce geçiştirmeyi yeğlediği miz yanı yani- artık sevmiyoruz onu.
Stanislaw Lem
Sayfa 74 - İletişim Yayınları
‘Gibarian?’
‘Evet, benim. Işığı yakma.’
‘Yakmayayım mı?’
‘Gerek yok, karanlıkta kalmamız daha iyi ikimiz için de.’
‘Ama ölüsün sen.. .’
‘Aldırma buna. Sesimi tanıyorsun, değil mi?’ ‘Evet. Niçin öldürdün kendini?’
‘Başka seçeneğim yoktu. Dört gün geciktin sen. Daha ön ce gelseydin kendimi öldürmek zorunda kalmayabilirdim. Aldırma yine de, pişman değilim.’
Bazı olaylar, gerçekten yaşanmış bazı olaylar korkunçtur tabii, ama daha da korkuncu hiç yaşanmamış, asla yaşanmamış olanlardır.’

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Solaris
Baskı tarihi:
Ağustos 2018
Sayfa sayısı:
236
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754706253
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Baskılar:
Solaris
Solaris
20. yüzyıl bilimkurgu edebiyatının başyapıtlarından sayılan Solaris, insanlığın bilimle ve başka gezegenlerle ilişkisini ele alıyor. Kris Kelvin, Solaris'in yüzeyindeki okyanus üzerinde araştırma yapmak ve evreni anlamak üzere bu gezegene gelir. Çalışmalarına başlayınca, bastırılmış anılarla yüklendiği acılı bir deneyim yaşamaya başlar. Bir süre sonra, yalnız olmadığını, diğer araştırmacıların da benzer şeyler yaşadığını görür. Okyanusun, kimsenin kaynağını ve sebebini bilmediği bu anıları yaratan canlı bir organizma olduğu fark edilince, bilim insanları araştırmalarının odağını değiştirerek kendi içlerine yönelirler... Solaris, Freud'dan Jung'a uzanan süreçte farklı psikanalitik kuramları üstü örtülü bir biçimde tartışırken, insanoğlunun başka dünyalara dair duyduğu merakı ve bilimsel-teknolojik hırsını sorguluyor.

Kitabı okuyanlar 210 okur

  • Seren Sabuncuoğlu
  • m a
  • Murat Koş
  • Çekilmez Bir Kadın
  • Muhammet çamdeviren
  • sairfilmenam
  • Aynur Qurbanova
  • alivia hasan
  • Αρκαδικό
  • Berk Cantürk

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.2
14-17 Yaş
%1.4
18-24 Yaş
%15.3
25-34 Yaş
%31.9
35-44 Yaş
%33.3
45-54 Yaş
%11.1
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%33.3
Erkek
%66.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.3 (20)
9
%21.3 (20)
8
%28.7 (27)
7
%17 (16)
6
%3.2 (3)
5
%4.3 (4)
4
%2.1 (2)
3
%2.1 (2)
2
%0
1
%0