·
Okunma
·
Beğeni
·
4250
Gösterim
Adı:
Solyaris
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
2000031417967
Kitabın türü:
Dil:
Azerice
Ülke:
Azerbaijan
Yayınevi:
Qanun Neşriyyat
Baskılar:
Solaris
Solaris
Solaris
Solyaris
«Solyaris» romanında söhbət təkcə ayrı-ayrı adamlardan yox, bütün Yer sivilizasiyasının kosmosun dərinliklərində həll edilməsi mümkün olmayan tapmaca ilə üzləşməsindən gedir. Bütünlüklə planeti əhatə eləyən okean insanın Yerdəki şüur, düşüncə, məqsədəuyğunluq haqqındakı təsəvvürlərinə sığmır.
Solyaristiklik tənəzzül dövrünü yaşayır, bu problem ətrafında alverlər başlayır, planetin ətrafındakı nəhəng orbital stansiya bağlanmaq ərəfəsindədir. Bununla belə, romanın düşüncə mərkəzi başqa insanın – psixoloq Kris Kel­vinin taleyidir. O, o cümlədən Breqq də öz həyatlarının müxtəlif dövrlərini birləşdirmək gücündə deyillər. Okean tərəfindən naməlum məqsədlə Kelvinin yanına göndərilən «sintetik Hari» tədricən Kelvinə sadiq olan, öz həyatına qəsd eləməyə məcbur olmuş əvvəlki Harini unutdurmağa çalışır. Nəyə görə Kelvin stansiyada qalır? Məşhur əlaqəni gözləyirdi? Sevgilisinin qayıdacağına ümid eləyirdi? Ha­disələr zəncirinin ayrılmaz surətdə bir-biri ilə əlaqəli olduğu üzə çıxır. Kris üçün əvvəlki, kosmosa qədər olan dəyər­ləri – ailə, məhəbbət, ev əzizdir, lakin onların əldə edil­məsinə yalnız burada, uzaq planetin ətrafında ümid bəsləmək olar.
236 syf.
·2 günde·9/10
Solaris, stanislaw Lem'in "dünya dışı zeki bir varlıkla iletişim mümkün müdür?" sorusu üzerinden insanlığın iletişim ve evrensellik kavramlarına ne kadar dar görüşlü baktığını ortaya koyan kitap.

Carl Sagan'ın kitabından uyarlama Contact filmindeki iletişimle bundaki sözü geçen iletişim denemelerini karşılaştırabiliriz. Sagan, matematiğin evrensel dil olduğunu varsayar ve uzaylılarla iletişim kurmanın ancak bu matematik dili sayesinde mümkün olabileceğini söyler.

Solaris'i okuduğunuzda ise gezegenin yüzeyini kaplayan canlı okyanusun, Yer'deki bilim insanlarının hiçbir iletişim denemesine cevap vermediğini görürsünüz. Her türlü yol denenmiş fakat kesin bir iletişim, bir cevap elde edilememiştir. Bu da Stanislaw Lem'in aslında bu "evrensel dil matematiktir" görüşünün temelde ne kadar hatalı olduğunu kanıtlar. Matematik, katı, sıvı, gaz ve diğer bilimum fiziksel kavramlar insansı düşünüş biçimine ait kavramlar (fiziğin kendisi değil, kavram); bütün bunların evrensel olduğu savını doğru kabul ediyorsak aynı zamanda başka gezegenlerdeki uzayıların da "insansı" bir bilince sahip olmasını zorunlu kılıyoruz demektir ki yanıldığımız nokta burası.

Kendi bilinç akışımız dışında bir bilinç akışında evreni algılayamadığımız için "insansı" bakış açısından dışarı çıkamayız, bu da evrenin uzak köşelerindeki zekanın evreni algılama şeklinin tıpkı bizim gibi olduğunu düşünmemize yol açar. Solaris'te bu böyle değil. Okyanus insanın hafızasındaki travmatik anıları bulup çıkarabilir, insanın geçmişinde ona acılar yaşatmış insanların tıpkısını yaratabilir ama onunla yine de bir iletişim kurulamaz. Okyanus canlı ve "zeki"dir ama nedense evrensel dilimizle onunla konuşamayız. Çünkü evrensel dil dediğimiz şey sadece insanlar için evrenseldir aslında, geriye zekanın diğer olabilecek tüm biçimleri katarsanız bizler bu konuda olağanüstü dar görüşlüyüz. Yani Lem bir nevi der ki, senin bilinç akışında mantıklı kuramlar, matematik, maddeyi algılayış biçimin sadece sana özgü. Maddeye katı sıvı gaz plazma diye ayırmak, matematiğin her konusu vs. Yoksa evrensel falan değil. Biz maddeyi duyularımızla algılarız, canlı bir yaşam varsa bile bizim gibi duyduğunu, gördüğünü, hissettiğini nereden çıkarıyoruz? Bizim katı dediğimiz formu çok farklı şekilde algılıyor olabilir, bilinç akışı bizimkinden çok farklı şekilde çalışıyordur ve böylece evreni, maddeyi, çok farklı bir şekilde algılıyoruzdur. Böyle bir durumda matematik nasıl evrensel olur? Düşüncenin tek biçimi olduğunu nereden biliyoruz?

**

Bir ara dünya dışı zeki yaşam formu konusunda araştırma yaparken Kardaşev Kademeleri'ne rastlamıştım. Kardaşev, kendisi Rus bir fizikçidir, uygarlıkların enerji kullanım seviyesine göre seviyelere ayrıldığı bir ölçek hazırlamıştır (biz bu kademede birincide bile değiliz). Şimdi mesela tip 3 şöyle bir şey:

"Galaktik bir uygarlık olan Tip 3 ise içinde bulunduğu tüm galaksinin enerjisini kontrol altına alıp kullanabilir. Bilimkurgu filmlerinde çok rastladığımız galaksiyi kontrol altına alıp kolonileştiren, galaksinin içindeki yıldızların enerjisini tamamen kullanabilen medeniyet tam olarak bu seviyeye denk geliyor."

Bunu dediğinizde, uzaylıların yine insansı düşünüş biçimine, insansı bir fiziksel forma ve insansı zekaya sahip olduğunu kabul etmiş olursunuz. Daha zekiler ama yine de bize benziyorlar. Halbuki Lem'in kitabına baktığımızda yaşamın çok farklı bir türüyle karşı karşıya oluruz. Okyanus'u bu ölçekte bir yere koyamazsınız.

**

Kitapta Kelvin'in güzel bir Tanrı tanımı var. "İyi ve kötüyle ilgisi yok. Sözünü ettiğim Tanrının, maddenin dışında bir varoluşu yok. Kendini maddeden kurtarmak istiyor ama boşuna..." Saatleri yaratan, ama saatlerin ölçtüğü zamanı yaratamayan bir Tanrı.

Dr. Snow da ona şöyle cevap verir: "Senin Tanrın için Tanrısızlık, bir ereksizlik durumu gerçekte. Bunun için de karamsarlığa gömülüyor. Ama o karamsar Tanrı sizin şu insanoğlunuz değil mi, Kelvin?"
236 syf.
·11 günde·7/10
Gibarian neden ölmüştü? Ne Snow ne de Sartorius olan biteni anlatmaya kararlı değildi. İkisininde çok garip şeyler yaşadığı kesindi. Bir de duyduğu şu tuhaf sesler... Kelvin olan biteni anlayabilecek miydi...

Solaris uzak uzayda iki tane güneşi olan bir okyanus gezegenidir. Kelvin buradaki hayatı araştırmaya gelmiştir. Acaba Solariste yaşam var mıdır? Yoksa Solaris yaşayan bir gezegen midir?

Heyecanlı ve gizemli başlayan kitap beni daha sonraları sıktı. Kasvetli, düş ile gerçek arasında geçen ufak tefek olaylar pek keyif, heyecan ve gizem vermemeye başladı. Sıkıcı, cansız bir felsefe çabası, gerçeklik sorgusu... Bilim kurgu dalında önemli bir yapıt olduğu kesin, bugüne kadar üç kere filmi çekilmiş. Zannedersem en başarılı olanı Andrey Tarkovsky'nin çekmiş olduğu yapımdır. Filmini de izlemeyi düşünüyorum...
236 syf.
·7 günde·8/10
Bilimkurgu adına okuduğum eser sayısı bir elin parmaklarını geçmez, son zamanlarda farklı türlere ağırlık vermek istediğim için bu kitapla bir minik bir adım atayım demiştim, iyi ki de demişim.
Kitaba başlamadan önce aklımda bol macera, gizem, bilinmeyen ya da tanımlanması güç olaylar vardı açıkçası. :) Her ne kadar abarttığım kadar olmasa da bu duyguları da yaşadım, hatta bazı yerlerde ciddi manada gerildiğimi de hissettim, aynı korku filmlerinde gösterilen ortamda kesin şimdi kötü bir şey olacak hissini yaşar ve tedirgin beklersiniz ya aynı o kıvama geldiğim satırlar vardı. Benim için sürpriz olan ise; felsefi ve psikolojik yönden doyurucu düşüncelerin satırlarda hayat bulmasıydı. Okurken birçok soru sorarken buluyorsunuz kendinizi ve onlara cevap vermeye çalışıyorsunuz. Kitabın bütünü akıcı ve anlatımı anlaşılır bir şekilde ilerliyor, her ne kadar gezegenler ve okyanuslar üzerine bazen teknik bilgilerle sizi zorlasa da araştırmaların gidişatını en anlaşılır bir şekilde ifade etmediğini söylemek haksızlık olur diye düşünüyorum. Benim için güzel bir yolculuktu, altını çizdiğim birçok satır oldu, filmini de en kısa zamanda izlemeyi düşünüyorum.
236 syf.
·Beğendi·8/10
İnsanoğlu yine her zamanki gibi itlik peşinde koşup solaris gezegenini keşfetmeye,bilinçli okyanusla iletişim kurmaya çalışıyor.Fakat okyanus iletişim kurmayı reddedip,bilimadamlarına hayatlarındaki travma yaratan insanları yeniden yaratıyor. Bir nevi okyanus insanları inceliyor.Bilimadamlarının travmalarıyla olan ilişkileri hele ki kahramanımızın rheyayla olan ilişkisi hatta zaman geçtikçe travmasıyla bir gelecek düşlemesi çok güzeldi.Okyanus bir anlamda bilinçaltını temsil ederek her şeyden üstün olduğunu kanıtlamaya çalışan insana engel oluyor.Yer yer betimlemeleri çok sıkıcı ve hayal etmesi zor olsa da felsefi altyapısı güzel olan bir romandı.En yakın zamanda filmini de izleyeceğim.
"Kozmosa çıkıyoruz, her şeye hazırız: Yalnızlığa, zorluğa, tükenişe, ölüme hazırız. Alçak gönüllülükten söylemeye dilimiz varmıyor ama, kendimize hayran hayran baktığımız oluyor. Ama çok, çok yazık! Birazcık yakından baktığımızda bütün o şevkin aslında düzmece olduğunu görüyoruz. Aslında kozmosu ele geçirmek değil istediğimiz, yalnızca Yer’in sınırlarını kozmosun sınırlarına dek genişletmek"
208 syf.
Kitapla ilgili incilemelere ve yorumlara baktım fajat üzücü bir tablo ile karşılaşmaktan bir şey geçmedi elime. Tartışılacak o kadar konu sunmasına rağmen yorum ve incelemelerin bu kadar kısa tutulması üzücü. Gerçi Stanlislaw Lem Türkiye'de pek bilinen bir yazar olmamasına rağmen Solaris filminin aynı şekildr bilinmediğini düşünmüyorum. Neyse bla bla blaa... Sadece eğer kitabı ojuyacaksanız şu sorulara açık olun diye not bırakıyorum.
-Gerçek nedir?
- Neden insan uzaya çıkıp hiç bilmediği gezengenleri incelemek istedi?
-Bilim insanlara kendini değerli mi hissttiriyor?
-Aslında Newton un başına o elma düşmesiydi ya da Görelilik Teorisi bulunmasaydı daha mı mutlu olurduk?
-Tanrı evrim geçirebilir mi?
- Başka canlıların ya da canlılığın aslında farklı bir yaşam biçiminin bulunması dinleri ya da Tanrı fikrini çökertir mi?
-Bilinçaltı? (ki bu konu kitabın bel kemiğidir bence, eğer kitaptan daha iyi yararlanmak istiyorsanız biraz ön inceleme ister)
-Ve bilim aslında başlangıcındaki amacından vazgeçti mi, artık amaç "bilmek" değil midir?

Elbette daha fazla sorular sorulabilir bunlar şuan için aklıma gelenler, üzerine düşündükçe yazmaya çalışırım...
236 syf.
·Beğendi·7/10
Fena değil diyebileceğim bir bilim kurgu romanı. Kris Kelvin bir araçla Solaris gezegenine ayak basar. Ancak buluşacağı bilim adamlarından birini ölü bulur. Kendisine Snow yardım etmek ister ancak Snow da garipleşmiştir ve Kris artık kimseye güvenmemektedir. Solaris gezegeninde okyanus haricinde hayat yoktur. Bu okyanus da çeşitli canlılar oluşturarak kendini savunmaktadır. Kris bir gün uyandığında yanında 5 sene önce ettiği laflar yüzünden intihar eden eski sevgilisi Rheya'yı görür. Bu imkansızdır. Büyük ihtimalle okyanusun oyunudur ancak bu oyunu Kris ve Snow nasıl bozabilecektir? Felsefi kısmı biraz fazla olsa da yine de güzel bir roman.
236 syf.
·38 günde·8/10
Çok ilginç bir bilim kurgu romanı. Yani bildiğimiz “yıldız savaşları” , ışın kılıçları, robotlar v.s yok kitapta. Tüm yüzeyi deniz (aslında yüzeyi jölemsi bir sıvı ile kaplı) olan Solaris adı verilen bir gezegen üzerinden yapılan psikolojik ve felsefi sorgulamalar ve çözümlemeler üzerinden ilerleyen bir kitap.
Bu gezegende kurulan araştırma istasyonunda bulunan bilim adamlarının ilginç öyküsü. Bilim adamlarının gördükleri hayaller veya kabuslar bir maddeden zehirlenmelerinin sonucu mu, uzay istasyonunda uzun zaman kalmanın getirdiği psikolojik bir bozukluk mu ya da iddia ettikleri gibi belirli bir bilince sahip bir canlı olan Solaris'in yolladığı mesajlar nedeni ile mi ?
Baştaki akıcılık, heyecan kitabın ortalarına doğru azalıyor ama yinede ilk baştaki kurgu sayesinde sonunu rahat getiriyorsunuz. Bilim kurguyu ve sorgulamayı seviyorsanız oldukça “sıkı” bir kitap…
236 syf.
·7/10
Bilim Kurgu okumadığımdan mıdır bilmem ama gelişme kısmı daha doğrusu kitabın geneli neredeyse hiç akıcı değildi. Ama buna rağmen felsefi yaklaşımları düşündürücü. Özellikle son bölümün tanrıyı ve insanlık yapısını sorgulayıcı dili kitabı sevmemi sağladı. Solaris yani okyanus iyi ders vermiş kendini çok şey sanan 'insan'a.
236 syf.
·2 günde·7/10
Evrimi bir çok canının gelişimine yönlendirmemiş sadece kendine ayırmış canlı ve tepki veren bir okyanus. Solaris gezegeninin en önemli özelliği bu canlı okyanusu içinde barındırması. Karakterlerin zihinlerini inceleyerek onların can alıcı anılarını öğreniyor ve onların bilincinde saklanan önemli insanları yaratarak onlara gönderiyor bu okyanus. Bilinçaltında saklanan tanıdık kimliklerle özdeşleşmiş canlılar onlara konuk oluyor. Kuşkusuz bu konular kitabın özgün oluşunu gösteriyor. Daha önce böyle ilginç bir konuyu okumadım. Fakat daha farklı olayların daha iyi kurguda işlenebileceğini düşünüyorum. Elbette yazar söylediğim tarzda da yazabilirdi. O sadece vermek istediği mesajları ve işlemek istediği konuları kitaba uyarlamayı seçti. Onun dışında olayları bilimsel yollarla irdelediği için olaylara çok odaklanmıyor eser. Genel hatlarıyla güzel bir kitap. Hem psikolojik hemde felsefi konular da barındırıyor içinde.
filminden çok etkilendiğim solaris'in (tarkovsky) kitabı kim bilir nasıldır, diye düşünmüştüm. solaris'te olan bitenin altında yatan psikolojik temellendirme beni çok heyecanlandırmıştı ve acaba solaris'e gitsem benim başıma neler gelirdi, diye hayal ettiğimi hatırlıyorum. kitap edebi dille yazılmış bir eser değil, bir bilim kurgu romanından ne kadar beklenebilirse işte. ama konusu kitabı bilim kurgu türünden çıkarıp neredeyse psikolojik roman yapıyor.
208 syf.
·2 günde·7/10
Kitap benim için çok zevkli ve merak uyandırıcı giderken bi anlatımlara daldı ki çık içinden çıkabilirsen arkadaş.Yazarın kullandığı kelimeler için sözlük gibi bir şey koyması gerekirdi.Beynim adeta kitap ızgarasının üstünde yazarın kelime maşasıyla cız bız oldu.
Kozmosa çıkıyoruz, her şeye hazırız: Yalnızlığa, zorluğa, tükenişe, ölüme hazırız. Alçak gönüllülükten söylemeye dilimiz varmıyor ama, kendimize hayran hayran baktığımız oluyor. Ama çok, çok yazık! Birazcık yakından baktığımızda bütün o şevkin aslında düzmece olduğunu görüyoruz. Aslında kozmosu ele geçirmek değil istediğimiz, yalnızca Yer’in sınırlarını kozmosun sınırlarına dek genişletmek Filanca gezegen bizim gözümüzde Büyük Sahra gibi kıraç, öteki Kuzey Kutbu gibi buz tutmuş, başkası Amazon Havzası kadar bereketli olsa olsa. İnsansever ve şövalye ruhluyuz: Başka soyları köleleştirmek değil niyetimiz, onlara kendi değerlerimizi miras bırakmak, karşılığında da onların mirasını devralmak istiyoruz. Kutsal Bağlantı’nın Savaşçıları sayıyoruz kendimizi. Bu da bir başka yalan! Yalnızca İnsan’ı arıyoruz biz, başka dünyalara gereksinimimiz yok. Ayna gerek bize. Başka dünyaları ne yapacağımızı da bilmiyoruz. Tek bir dünya, kendi dünyamız, yetiyor bize. Ama olduğu gibi de kabul edemiyoruz onu. Kendi dünyamızın ülküsel bir imgesi peşinde koşup duruyoruz hep: Bizimkinden üstün bir gezegen, üstün bir uygarlık arıyoruz, ama kendi geçmişimizin prototipi üzerinde gelişmiş olsun istiyoruz. Ve aynı zamanda yüzyüze gelmek istemediğimiz, kendimizi sakınmaya çalıştığımız bir şey var içimizde. Ama o hep içimizde kalıyor, çünkü Yer’den yola çıkarken bir ilk günahsızlık durumunda değiliz. Gerçeklikte nasılsak buraya öyle geliyoruz, sayfa çevrilip de gözlerimizin önüne serilince gerçeklik -kendi gerçekliğimizin sessizce geçiştirmeyi yeğlediği miz yanı yani- artık sevmiyoruz onu.
Stanislaw Lem
Sayfa 74 - İletişim Yayınları
‘Gibarian?’
‘Evet, benim. Işığı yakma.’
‘Yakmayayım mı?’
‘Gerek yok, karanlıkta kalmamız daha iyi ikimiz için de.’
‘Ama ölüsün sen.. .’
‘Aldırma buna. Sesimi tanıyorsun, değil mi?’ ‘Evet. Niçin öldürdün kendini?’
‘Başka seçeneğim yoktu. Dört gün geciktin sen. Daha ön ce gelseydin kendimi öldürmek zorunda kalmayabilirdim. Aldırma yine de, pişman değilim.’
Bazı olaylar, gerçekten yaşanmış bazı olaylar korkunçtur tabii, ama daha da korkuncu hiç yaşanmamış, asla yaşanmamış olanlardır.’

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Solyaris
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
2000031417967
Kitabın türü:
Dil:
Azerice
Ülke:
Azerbaijan
Yayınevi:
Qanun Neşriyyat
Baskılar:
Solaris
Solaris
Solaris
Solyaris
«Solyaris» romanında söhbət təkcə ayrı-ayrı adamlardan yox, bütün Yer sivilizasiyasının kosmosun dərinliklərində həll edilməsi mümkün olmayan tapmaca ilə üzləşməsindən gedir. Bütünlüklə planeti əhatə eləyən okean insanın Yerdəki şüur, düşüncə, məqsədəuyğunluq haqqındakı təsəvvürlərinə sığmır.
Solyaristiklik tənəzzül dövrünü yaşayır, bu problem ətrafında alverlər başlayır, planetin ətrafındakı nəhəng orbital stansiya bağlanmaq ərəfəsindədir. Bununla belə, romanın düşüncə mərkəzi başqa insanın – psixoloq Kris Kel­vinin taleyidir. O, o cümlədən Breqq də öz həyatlarının müxtəlif dövrlərini birləşdirmək gücündə deyillər. Okean tərəfindən naməlum məqsədlə Kelvinin yanına göndərilən «sintetik Hari» tədricən Kelvinə sadiq olan, öz həyatına qəsd eləməyə məcbur olmuş əvvəlki Harini unutdurmağa çalışır. Nəyə görə Kelvin stansiyada qalır? Məşhur əlaqəni gözləyirdi? Sevgilisinin qayıdacağına ümid eləyirdi? Ha­disələr zəncirinin ayrılmaz surətdə bir-biri ilə əlaqəli olduğu üzə çıxır. Kris üçün əvvəlki, kosmosa qədər olan dəyər­ləri – ailə, məhəbbət, ev əzizdir, lakin onların əldə edil­məsinə yalnız burada, uzaq planetin ətrafında ümid bəsləmək olar.

Kitabı okuyanlar 314 okur

  • Leyla

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0.7 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0