filmine yönelik bir inceleme gibi bir seydi ama kitabı da kapsıyor. bu da burada dursunn.
stanislaw lem'in solaris adlı kitabından uyarlanan bir film. yeni bir gezegen kesfedilmistir, solaris, fakat insanların tüm cabalarına ragmen bu gezegende olumlu yorumlanacak herhangi bir tepki alınamıyordur. büyük cogunlugu davranısı anlasılamaz olan bir okyanus ile kaplı bu gezegen. insanları bircok teori düsünmeye itiyor, kitapta gectigi üzere kimileri bu okyanusu "düsünen, bilincli" gibi yorumluyor kimileri de dini yönden tanrı, vahiy kavramı ile bagdastırıyor. tüm bunların genelinde okyanusa "canlı" demeyi yüksek sesle kimse söylemiyor olsa da iclerinde bir süphe var elbette.
bu gezegenin arastırma grubundaki bir kesif pilotu okyanusu üstünden ucarak incelerken okyanusun tabakası jelleserek aracını kaplar ve okyanus üzerinde anlam veremedigi seyler görüyor, dev bir bebek. sonrasında ögrendigine göre bu bebek okyanusta hayatını kaybeden görev arkadasının kendi cocugu. digerleri onun sanrılar gördügünü ve söylediklerinin gercege yatkın bir yanı olmadıgını söyler.
psikolog olan baskarakterimiz bu gezegene, istasyonda calısan sadece 3 kisi kalmıstır, onların psikolojik gözlem ve analizi vesaire icin gönderilir.
oraya gittiginde ortalık cok ıssız. onu karsılayan kimse yok, mürettebattan snaut isimli kisi ile karsılastıgı zaman da adam onu cok garip karsılıyor. oldukca sasırmıs ve süpheci bir hâlde. cüce tarzı bir varlıgı görür gibi oluyoruz, adam gizlemeye cabalıyor. ardından bizim karakteri birtakım seyler hakkında uyarıyor, birileri diyerek üstü kapalı konusuyor fakat acık konusmamak icin diretiyor.
bu arada snaut’tan, üsteki diğer mürettebat, aynı zamanda karakterimizin de yakın arkadaşı olan gabarian’ın intihar ettiğini öğrenir. üssün koridorlarında gördüğü ergen bir genç