Robot serisinin ilk kitabı olan Çelik Mağaralar;
farklı ve anlaşılmayana hissedilen nefret ve öfke duygularına yönelik vurguları; din, yönetim,sınıf ayrımı, doğal kaynakların tükenmesi, geçmişe duyulan özlem gibi konulara göndermeleri, akıcı anlatımı ve eşsiz fikirleri ile beğendiğim bir kitaptı. Polisiye içeriği açısından zayıf kalsa da distopik bir geleceğe yönelik farklı fikirlerle inşa edilmiş,keyifle okuduğum bir yapıya sahipti.
Gelecekte nüfus artışı ve doğanın tahribatı sebebiyle 30 gezegen kolonize edilerek insan yerleşimine açılmış, robotları ile birlikte buraya yerleşenler Uzaycı ismini almıştır. Dünya ise verimlilik anlayışı ile Şehirlere bölünmüş, insanlar açık havadan uzak, çelik ve beton oluşumlar içinde yaşamaya başlamışlardır. Dünya'da yaşayan insanlar konumlarına ve görevlerine göre derecelendiriliyor, oturdukları daireden, yedikleri yemeğe ve evlerinde lavabo bulunmasına kadar çoğu ihtiyaç bu derecelerle belirleniyordu.Kısıtlı kaynaklar sebebiyle çoğu gıda maddesi kotalarla verilmekteydi. Bazı işlere robotların yerleştirilmesi, bu görevlerde çalışan insanların derecesizleştirilmesine neden oluyor, bu da robotlara duyulan öfke ve nefretin katlanarak artmasına yol açıyordu.
Dünya'da bulunan ama bir enerji bariyeri ile Şehircilerin girmesine izin verilmeyen Uzaykent ise açıkhavada inşa edilmiş kubbelerden oluşan bir Uzaycı şehriydi.
İşte böyle bir düzende Uzaykent'in ileri gelenlerinden bir biliminsanı öldürülür. Bu cinayeti araştırması için Newyork polis teşkilatından Elijah Baley görevlendirilir. Soruşturmayı Uzaykent'ten görevlendirilen bir ortak ile yürütmesi gerekmektedir. Ancak bu bir sorun oluşturmaktadır; çünkü ortağı bir robottur.
Önsözde Asimov, teknolojik gelişmelerin ve yeni keşiflerin insanlığa zarar vereceği yönünde genel kanıya karşı