Cihan Karamancı

Cihan Karamancı

Çevirmen
8.7/10
4.725 Kişi
·
8,7bin
Okunma
·
19
Beğeni
·
1.437
Gösterim
Adı:
Cihan Karamancı
Unvan:
Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
736 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10 puan
Uzun zamandır alışveriş listemde olan ama sürekli elbet okurum diyerek almayı ertelediğim bir kitaptı Rüzgarın Adı. Hiç aklımda yokken, ani bir kararla kitabı aldım, elimde olan ve okunacak elli kadar kitabı bir kenara koyup Kvothe ile tanışma vaktinin geldiğine karar verdim. Kitabı bitirdim ve şimdi iyi ki böyle bir karar almışım diyorum. Kvothe anlatıldığı kadar varmış. Fantastik edebiyat bana göre son derece saygı duyulası bir alan. Yepyeni şehir isimleri, ilginç yaratıklar, bu kitap özelinde sempati yapma gibi farklı farklı yetenekler vs. Bu tür öğeler ortaya koymak ve bunu sağlam bir hikaye ile temellendirmek ancak hayran olunması gereken bir zekanın, hayal gücünün ürünü olabilir diye düşünüyorum. Rüzgarın Adı ile Patrick Rothfuss bunu kesinlikle başarmış ve ortaya sağlam karakterler, sağlam bir olay örgüsü ile iyi bir fantastik kitap çıkarmış.

Üç kitaplık Kral Katili Güncesi serisinin ilk kitabı olan Rüzgarın Adı bizi Kvothe ile tanıştırıyor ve onun kocaman dünyasının kapısını aralıyor. Rüzgarın Adı'nda hikaye içinde hikaye var diyebiliriz. Kitabın başlarında bir hancı görüyoruz. Hancı Kote, yardımcısı Bast ve bir de Tarihçi. Kote anlayabileceğiniz üzere aslında bizim Kvothe, kansız ve cesur Kvothe. Sıradan bir insan gibi görünen ama geçmişinde sıradanlığın yanından bile geçemeyecek anılar taşıyan Kvothe. Kitapta Kvothe'nin yaşadığı ve onu dillere destan bir kişi haline getiren olayları yine kendi ağzından okuyoruz. Kvothe, hanında bulunan Tarihçi ile bir anlaşma yapıyor ve ona üç günde hayat hikayesini anlatma kararı alıyor. Rüzgarın Adı bu üç günden birincisini ele alıyor.  Kvothe henüz çok küçükken yaşadıklarını, normalden çok daha erken Üniversite'ye alınışını, ailesini, hayatındaki önemli ayrıntıları Tarihçi'ye handa kalışının ilk gününde anlatıyor. Tek bir güne kocaman bir dünya sığdırıyor Kvothe ve ben Bilge Adamın Korkusu ile yani serinin ikinci kitabı ile Kvothe'nin Tarihçi'ye ikinci günde anlatacaklarını çok merak ediyorum.

Rüzgarın Adı yedi yüzden fazla sayfa sayısına sahip olan bir kitap, dolayısıyla hikayede bolca detay görüyoruz. Doğruyu söylemek gerekirse kitabın ilk iki yüz sayfası verdiği tat açısından biraz sıkıntılı. Olayları kavramak, karakterlere alışmak biraz zaman alıyor dolayısıyla eğer kitaba başlayacaksanız bu kısımlarda sabretmenizi öneriyorum çünkü devamında karşılığını fazlasıyla alacaksınız. Özellikle Kvothe'nin Üniversite'de geçirdiği zamanların anlatıldığı kısımlarda. Kvothe'nin hocalarda bıraktığı etki, edindiği arkadaşlarla diyalogları, Üniversite'deki dersleri, orada yaşadıklarını okumak oldukça keyifliydi. Benim açımdan serinin ilk kitabı olan Rüzgarın Adı'yla ilgili sadece iki olumsuzluk var: Biri yukarda da söylediğim gibi ilk iki yüz sayfadaki kitaba alışamama durumu, anlatımdaki durağanlık; ikincisi ise seride çok önemli bir yere sahip olduğunu düşündüğüm varlıklarla ilgili çok az bilgi olması. Bu nedenle kitap bittiğinde bu varlık ya da kişilerle ilgili bir hayli soru işareti kaldı kafamda. Ama seri olduğunu da göz önünde bulundurursak ikinci kitapta bu sorular büyük ölçüde cevap bulur diye düşünüyorum. Bunlar dışında gayet iyi bir fantastik kitap okudum diyebilirim, olayların ne yönde gelişeceğini de oldukça merak ediyorum. Serinin üçüncü kitabının ne zaman çıkacağı hakkında net bir haber göremedim. Sanırım çok bekleyeceğiz bu nedenle serinin ikinci kitabını hemen okumayı düşünmüyorum. Rüzgarın Adı genel itibariyle beğendiğim bir kitap oldu, özellikle ana karakteri çok sevdim. Özellikle, bu türden hoşlananlara tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
1142 syf.
·30 günde·Beğendi·10/10 puan
Şimdiye kadar okuduğum EN İYİ Fantastik seri!
Hangi kelimelerle anlatsam bilemiyorum. Sayfa sayısı puntosu göz korkutmasın, kıyamadığım için yavaş yavaş okudum.
Ah ki ne ah bu yazar bozuntusu Patrick Rotfuss, serinin son kitabını 8 yıldır yazmıyor.
En içten küfürlerimi kalpten sunuyorum!
Kitap öyle bir yerde bitti ki, kolum kanadım kırıldı.
Geçen sene rüzgarın adını bitirdikten sonra kendimi okumamak için bu zamana kadar tuttum, bitince arkası olmadığı için dayanamayacağımı bildiğimden.
Ama böyle bir kurgu, böyle bir evren yok.
Kvothe benim için çok özel çok başka bir karakter.
Hangi kitabı okursam okuyayım, artık hiç lezzet alabileceğimi sanmıyorum.
Tek tesellim Zaman Çarkı serisine henüz başlamamış olmam.
Ayrıca Brandon Sanderson'u Sissoylu serisi de bu seriyle kafa kafaya yarışır. Ama benim gözümde geçemedi henüz.
Fantastiğe başlamak için doğru bir seri değil ama ortalama okurlar için hiç bekletilmemesi gereken harika bir seri. Bayıldım Bayıldım Bayıldım
İlk kitaba oranla daha fazla detay ve yeni karakterler vardı,Ademlere özellikle hayran oldum.
Keşke filmi olsa dizisi olsa.
Tez zamanda kıymetinin bilinmesi dileğiyle....
Önünde saygıyla eğiliyorum..
232 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Stanley G. Weinbaum, ne yapmak, nereye varmak istemektedir?

İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 35. kitap, Bir Mars Destanı oldu. Kitap, içerisinde 7 adet bilimkurgu öyküsü barındıran harika bir eser. Fakat bu kitabı tam olarak anlayabilmek için, önce yazardan(Stanley G. Weinbaum) bahsetmek ve akabinde kitabın içerisinde yer alan öykülerden bahsetmek gerekir.

Stanley G. Weinbaum, 1902-1935 yılları arasında yaşamış olan bir kimya mühendisidir. Hemen hesaplama yaptığınız üzere, 33 yıl gibi kısa bir yaşam sürmüş ve ilk öyküsünün yayımlanmasından yaklaşık bir buçuk sene sonra akciğer kanserinden hayata gözlerini yummuştur. Peki ama 33 yıl yaşamış olan bir yazar nasıl olur da Isaac Asimov, Stanislaw Lem, Ursula K. Le Guin gibi yazarlar başta olmak üzere, bilimkurgu edebiyatında iz bırakmış olan hemen her yazara ilham kaynağı olmayı başarmıştır?

33 yıllık kısa yaşamında, on iki öyküsü yayımlanan yazarın, ölümünün ardından on bir tane daha öyküsü ortaya çıkmıştır. Peki ama toplamda 23 öykü yazan yazar nasıl olur da öyküleriyle bilimkurguya yön vermeyi başarmıştır?
Nerdeyse, yazdığı tek bir öyküyle dünyanın en iyi bilimkurgu yazarı unvanını kazanacak olan Stanley G. Weinbaum, Bir Mars Destanı isimli bu öyküsünde ne anlatmıştır?

Son olarak Devlet Bahçeli'nin meşhur sorusu ile, Stanley G. Weinbaum, öyküleriyle ne yapmak, nereye varmak istemektedir?

Cevaplara geçersek, bir buçuk yıl gibi kısa bir sürede yazdığı öykülerle adını altın harflerle bilimkurgu dünyasına yazdıran yazar, hakkında yazılan tüm övgüleri hak eden gerçek bir öncüdür. Açıkçası kitaba başlarken bu derece muazzam bir eserle karşılaşacağımı tahmin etmiyordum. Okuduğum övgülerin, 33 yıl yaşamış ve bilimkurguya gönül vermiş olan bir yazara karşı diğer bilimkurgu yazarları tarafından yapılan abartılı övgüler, hatta belki bir minnet borcu olduğunu düşünüyordum. Oysaki Stanley G. Weinbaum öyküleriyle beni tepe taklak etti ve kendisine yapılan övgülerin ne kadar yerinde olduğunu gösterdi.

Weinbaum, öykülerinde dünyadışı yaratıkları, "var olmak için kendi sebeplerine sahip akıllı yaratıklar" olarak tasarlamıştır. Uzaylı algısına farklı bir boyut kazandıran bu yaklaşım, bilimkurguda devrim niteliği taşımaktadır. Bilimkurguda Weinbaum'dan önce de dünyadışı yaratıklar tasarlanmıştı; ancak hiçbiri dünyadan tamamen bağımsız değildi ve hepsi birer dünya canlısının taklidinden ibaretti. Bu sebeple Weinbaum öykülerinde yer alan sağlam konularıyla ve geleceğe yön veren bakış açılarıyla diğer yazarlardan oldukça farklı bir konumda olmayı fazlasıyla hak etmiştir.

Öykülerden bahsedecek olursak, kitabın içerisinde 7 nefis öykü var. Öykülerin bir kısmı önceki öykünün devamı gibi görünse de işlemiş olduğu konu bakımından farklılık arz ettiği için aynı öykünün devamıdır diyemeyiz. Öykülerde işlenen konular birbirinden bağımsız ve gelecek açısından çığır açacak nitelikte. Hatta bazılarının çoktan çığır açmış olduğunu söylersek yanılmış olmayız...

Tüm bunlarla birlikte, yazarın anarşizm konusunda görüşlerini belirttiği kısımlar özellikle hoşuma gitti ve dikkatimi çekti. Anladığım kadarıyla yazarın anarşizme yakın görüşleri ve düşünceleri var. Bu noktada yazarın da tıpkı benim düşündüğüm gibi anarşizmin ideal yönetim biçimi olduğunu; fakat uygulamasının neredeyse imkansız olduğunu vurguladığını belirtmeliyim.

Isaac Asimov’un da dediği gibi, yazar acaba daha uzun yaşasaydı kim bilir neler yazardı? Bunu şu an kestirmek zor. Bilimkurgunun en büyük kayıplarından biri olan ve ismini onurlandırmak için Mars’ta bir kratere adı verilen Weinbaum’un bu eserini mutlaka okumalısınız.

Netice itibarıyla, Weinbaum'un yaşamından çıkarmamız gereken bir ders olduğunu düşünüyorum. Her ne yapıyorsak yapalım, yaptığımız işin en iyisini yapmaya çalışmalıyız. Zira 33 yıl gibi kısa bir yaşam sürseniz bile yaptığınız iyi bir iş, belki de asırlar boyunca sizin adınızın iyi bir şekilde anılmasına sebep olacaktır.
736 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
Öyle bir kitap düşünün ki bir sonraki sayfayı okumak için can atarken kitabın bitmemesi için satırları yavaşça okuyorsunuz. Elinize aldığınız 700 sayfalık kitap size yetmiyor. Kitap için ne kadar övgüler yazsam, kitabı biraz olsun anlatmaya çalışsam da yazacağım her kelime yetersiz kalacaktır. Kitabın o büyülü dünyasını anlamak için sayfaları çevirmeniz gerekecek.
Fantastik edebiyat sevenler için okuma listesinin en başına alınacak muhteşem bir eser.

Rüzgarın Adı'nı okuduğunuz süre boyunca hissedeceğiniz tek eksiklik Kvothe çaldığı lavtasının müziğini duyamamak olacaktır.
584 syf.
·19 günde·Beğendi·10/10 puan
Roman boyunca o kadar çok keyif alıp o kadar çok heyecanlandım ki hatta bu heyecan dalgaları ile aynı anda kahkahalar da attım. En çok güldüğüm yazar Nelson DeMille ve muhteşem karakteri John Corey dir ama bu kitaptan sonra Locke Lamorra kesinlikle bir numaramdır artık. Locke, Corey kadar esprili olmamasına rağmen kesinlikle roman boyunca daha içten şekilde güldürebildi ve aynı şekilde heyecanlandırabildi de. Kitap içindeki argo sözlere ise daha ayrı bir sempatim oldu, Lynch argo sözleri cümle içinde o kadar güzel kullanmış ki tabir-i caizse “cuk” diye oturmuş desem tam yerinde bir tanım olur. Tabii ki bu durumda en büyük başarı dilimize çevirme bakımında da çevirmen Cihan Karamancı ve KayıpRıhtım’dan tanıdığımız editör M. İhsan Tatari’nin yaptıkları özenli güzel iştir.

Locke hakkında da oturup ayrı ayrı konuşmak gerekiyor. Tüm baş karakteri hırsız olan kitap kahramanlarımız Robin Hood gibi çalar zenginden alıp fakire vereyim düşüncesindedir ama Locke hiç de o şekilde olmayan aksine ben çalayım, ben yiyeyim hatta çaldıkça yine çalayım düşüncesinde bir Centilmen Piçtir. Hırsızbaşının dediği gibi çocuk gerçekten çok fazla çalıyor.

Lynch, okuru Camorr Şehri hakkında bilgi birikimine boğmak yerine “ara” bölümler adı altında bizi geçmişe götürüp küçük küçük anekdotlar tarzında hem keyifli bir şekilde hikaye okutturup hem de yoğun olacak betimlemeleri daha keyifli şekilde okutmayı amaçlamış ve bence sonuna kadar da başarabilmiş. Son birkaç ara bölüm o an ki heyecanı kestiği için belki beğenmeyebilirsiniz çünkü benim için kitap hakkında tek olumsuz düşüncelerim bu şekilde son birkaç ara bölüm sadece.

Yazarın, yazarlık kariyerine başlamadan önceki işlerini göz önüne aldığımda Lynch’e duyduğum hayranlığım daha da arttı. Sonuçta her iş kutsal her iş özeldir ama bulaşıkçılık ve garsonluk yaparken genç yaşta bu kadar güzel bir kitap yazmak gerçekten de çok çok büyük bir başarı.
736 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Kitap 735 sayfaydı ve puntosu küçüktü ama bu bile az geldi diyebilirim. Devamını okumak için sabırsızlanıyorum.

Kvothe bir handa(Yoltaşı hanı) hancılık yapmaktadır. Bir gün birisi yoltaşı hanına ölü scrael(örümcek, iblis) getirir. Bu yaratıkların tek dolaşmadıklarını bilen Kvothe gece yaratıkları avlamak için dışarıda kamp kurmuşken, Tarihçi ile karşılaşır ve olaylar başlar. Tarihçi ülke ülke gezip hikayeler kaydetmektedir. Dillere destan olmuş ve hakkında bir sürü hikayeler yazılmış Kvothe'nin de hikayesinin yazmak ister. Kvothe kabul eder ama bu hikayeyi 3 günde anlatacaktır. Bu kitap hikaye anlatımının birinci gününden oluşuyor.

Yazarın hakkında biraz araştırma yaptım. Çocukluğunda yaşadığı yerde televizyon olmadığı için tüm çocukluğunu kitap okuyarak geçirmiş ve hala evinde televizyon bulundurmuyormuş ki bu kitabına kesinlikle yansımış. Böyle bir hayal gücü, fantastik bir eser olmasına rağmen edebi yanını kaybetmeyen bir kitap zor bulunur. Ayrıca çeviriyi de es geçmiyorum o da mükemmeldi.

Kitabın ilk 90 sayfasında biraz kafa karışıklığı yaşadım ama 90 sayfadan sonra(yani Kvothe'nin çocukluğundan başlayıp kendi hikayesini anlatmaya başladığı yerde) tüm karışklık kayboldu. Eğer benim gibi anlamakta zorlanırsanız sadece biraz sabredin.

Betimlemeleri de güzeldi. Kitabı okurken film izliyormuşum gibi hissettim. Yer yer güldüm, yer yer gözlerim doldu. Kitapta olumsuz, sevmediğim bir yer aradım ama bulamadım.

Keyifli okumalar.... :))
320 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Raflarda, kitap alışveriş sitelerinde ve daha birçok yerde karşıma çıktı Ağrı Dağı. Bir de tabi ki İthaki Yayınları okumaya hız verince, görmemek mümkün değildi. Kısa bir tereddüt sonrası kitaptan bir bölümü okuyarak karar verdim edinmeye.

Birçok yazardan önerilerle hazırlanan arka kapak, ve ön kapak tasarımı yine ilgi çekiciydi. Bence İthaki bu işi biliyor. Bastıkları kitapları elime aldığım an mutluluk kaplıyor içimi çünkü :)

Merak uyandırıcı bir konusu var Ağrı Dağı'nın. Zaten kitabın orjinal ismi "Ararat" Ermeni kültüründe, Yaradılış kitabında Nuh'un gemisinin karaya oturduğu dağdır Ararat. ("Gemi yedinci ayın on yedinci günü Ararat dağlarına oturdu" Yaradılış 8:4) Birçok araştırmacı da bu inanç doğrultusunda yaklaşık 200 yıldır bu konu üzerine çalışmalar yapıyor. Şu an için en taze olan bilgi Aralık 2017'ye ait. ABD merkezli birkaç araştırmacı gemi kalıntılarının Ağrı Dağı çevresinde olduğunu savunup, Türkiye'ye gelme planlarına hız kazandırdılar. E hâl böyleyken elimdeki kitabı daha çok merakla okudum.

Gelelim kitap konu ve yorumuma; konu yukarda da bahsettiğim gibi Nuh'un gemisi. "Kasım ayının son sabahında saat sekizi henüz geçmişken dağ sallanmaya başladı." Ağrı Dağı'nın zirvesine yapılan tırmanışta, dağda birden deprem başlar. Ve bu deprem, bir mağarayı ortaya çıkarır. Adam ve Meryem hem mağarayı görmeyi hem de yeni yazacakları kitapları için bu maceraya atılmayı çoktan göze almışlardır. Belki de dağda gerçekten Nuh'un Gemisi ile karşılaşacaklardır, kim bilir?

İşte böyle başlıyor ilk iki bölüm. Okumak isteyenlere de buraya bırakıyorum ilk bölüm linkini. ( http://www.ithaki.com.tr/urun/agri-dagi/ )
Gelelim benim yorumuma; ilk 100 sayfa aktı gitti demeliyim. Çok ilginç, merak uyandırıcı ve heyecanlı bir başlangıçla başbaşa bırakıyor okuyucuyu bu sayfalarda Golden. Sonra konu ilerlemeye ve her şey yerli yerine oturmaya başlıyor. Bir yerden sonra (bence 200'lere yaklaştıkça) olaylar tekrara düşüyor. Ancak yine de okumaktan alamıyorsunuz kendinizi. Çünkü bu kez ne olacağını bilmek istiyorsunuz. Gerilim var mı, evet çok az. Ama geriliyor muyuz, hayır. Daha iyilerini okumuş olmanın etkisi olmalı. Ancak konu güzel, anlatım akıcı ve birkaç kelime dışında yanlış yok kitapta. Benim gibi merak edenlere tavsiyemdir :)
344 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Selam️ Hugh Howey “Kum”. Bilim Kurgu kategorisinden çıkan eser, alt tür olarak post-apokaliptik. Bilim kurgu arketiplerini “gelecek zamanda geçmesi” dışında, bulmak çok zor. Kurgu kısmına değineceğim, lakin bilim paydasının çok düşük olduğunu da söylemeden geçemiyorum. Türünün gereği olarak, modern dünyanın yok edilmiş, hayatta kalanların, ilkel koşullarda yaşam mücadelesi verdiği zemin üzerine yükselen hikâye, bu kez; her şeyin kumların altında kaldığı, insanların basit araç gereçler için bile, kum dalgıçlığı yaptığı bir düzene sahip. Dev metropollerin üzerinde, kilometrelerce kalınlıktaki kum, yaşayanların da hayatını hızlıca öğütmeyi sürdürüyor. Annelerinin bir yere, babalarının başka yere savrulduğu, hayatlarını tek başlarına idame ettirmeye çalışan dört kardeşin ikisi, kum dalgıcı, aynı zamanda kitabın ana karakterleri. Çeşitli perspektif ve farklı karakterlerin kafa sesinden okuduğumuz eser, (severim farklı açılardan okumayı) demokratik tavrıyla (ana karakterlere ses hakkı vermesinden ötürü) bazı gedikleri kapatmayı başarıyor. (Hepsini değil) Kumun içinde olma, yüzlerce metre aşağı inme, nefes alma refleksine mağlup olmama, sıkışma, üzerindeki yükle oradan bir şey alıp çıkarma şeklinde, ardışık his ve hareketlerin, okuyana gerçekçi, hatta klostrofobisi olanlar için rahatsız edecek kadar gerçekçi satırlarla nakşedildiği kısımları çok beğendim. Yıkılıp dökülenin üzerine, yine döküntülerden inşaa edilen, derme çatma yapılar içinde, kısıtlı su, kısıtlı yiyecek, onları elde edecek; ahlaki çıkmazın en az olduğu işin kum dalgıçlığı olduğu bu dünya düzeninde, yazar satır aralarına kolektif travmayı da serpmiş. Kitabın ilk yarısından sonra, koşulların bolluk bereket olarak nitelenebileceği, belirsiz bir coğrafyada yeni bir cephe açan yazar, o bölümü muallakta bıraktığı için, eser acaba seri başlangıcı mı diye iki kez kontrol ettim. Hayır değil (ve ben devamının gelmesini, açıkların kapatılmasını umuyorum). Post-apokaliptik türde, ekolojik, biyolojik, jeolojik, kozmolojik ya da nükleer savaş kaynaklı vs vs sebepli dev bir yıkım olur, o yıkım sonrası biz sağ kalanların üzerine yazılanları okuruz. Bu sebeplendirme, anı anına şimdiki zaman olarak anlatılabileceği gibi, eserin bir yerinde ya da bölümler şeklinde, geçmişte olanın kabaca özeti okura aktarılır. Kum’da sebep yok, kitabın esas mesneti kayıp. Ne oldu da dünya kumlar altında kaldı bilemiyoruz. İşaret edilen coğrafyaya dair bir bilgimiz yok. Zekice, kolay okunur, fakat eşsiz bulmadığım eserin, maalesef hemen her sayfasında da yazım yanlışları vardı. Devamı gelse okur muyum, evet okurum. Bu türde okumayı seviyorsanız, uygun fiyatlı bulduğunuzda bakabilirsiniz. Saygılarımla..
Sevgim üzerinize olsun
340 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Harika bir doğum günü hediyesine mini bir inceleme olacak öncellikle iskandinav mitlerinin belirli efsanelerinden,tanrılarından vs. bir haberseniz ilk başta Neil Gaiman'ın İskandinav Mitolojisi kitabını okumanızı tavsiye ederim. Çünkü bu kitap ona göre biraz daha ağır mitleri sevmiyorsanız yada bilgi sahibi değilseniz keyiften çok işkenceye dönebilir. Neil Gaimanın kitabını okuduktan sonra aaa aynı sey farkli yorum lafını duymak istemem çünkü bilen bilir iskandinav mitleri yunan mitlerine göre daha kısır döngülüdür ama netice itibariyle baya özgündür. Bunu da belirtmek lazım.

Yakın tarihte Ben, Kirkeyi de okumuştum.
Loki de en az onun kadar güzel emin olabilirsiniz. Bilenler bilir bilmeyenler için söylemiş olayım Kirke NPR, Washington Post, Buzzfeed, People, Time, Amazon, Entertainment Weekly, Bustle ve Newsweek’e göre "Yılın En İyi Kitabı" Goodreads okurlarına göre 2018’in "En İyi Fantastik Kitabı" seçildi. Durumu siz anlayın Lokinin Müjdesinin devam kitabı olacak tez zamanda çıkarılmasını ümit ediyorum Loki sevgim tavan yaptı çok amin.

Dipnot : Sakın bir arkadaşa güvenme, bir akrabaya, bir bilgeye, dört bacaklılara, devlere, cücelere hatta elektronik aletlere ve internete.. Benim bu incelemeyi 3. yazışım her defasında gittiler yani. Esasen kimseye güvenmeyin.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cihan Karamancı
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 19 okur beğendi.
  • 8,7bin okur okudu.
  • 425 okur okuyor.
  • 6,2bin okur okuyacak.
  • 241 okur yarım bıraktı.