Cihan Karamancı

Cihan Karamancı

Çevirmen
8.8/10
3.079 Kişi
·
5.624
Okunma
·
11
Beğeni
·
830
Gösterim
Adı:
Cihan Karamancı
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
736 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Uzun zamandır alışveriş listemde olan ama sürekli elbet okurum diyerek almayı ertelediğim bir kitaptı Rüzgarın Adı. Hiç aklımda yokken, ani bir kararla kitabı aldım, elimde olan ve okunacak elli kadar kitabı bir kenara koyup Kvothe ile tanışma vaktinin geldiğine karar verdim. Kitabı bitirdim ve şimdi iyi ki böyle bir karar almışım diyorum. Kvothe anlatıldığı kadar varmış. Fantastik edebiyat bana göre son derece saygı duyulası bir alan. Yepyeni şehir isimleri, ilginç yaratıklar, bu kitap özelinde sempati yapma gibi farklı farklı yetenekler vs. Bu tür öğeler ortaya koymak ve bunu sağlam bir hikaye ile temellendirmek ancak hayran olunması gereken bir zekanın, hayal gücünün ürünü olabilir diye düşünüyorum. Rüzgarın Adı ile Patrick Rothfuss bunu kesinlikle başarmış ve ortaya sağlam karakterler, sağlam bir olay örgüsü ile iyi bir fantastik kitap çıkarmış.

Üç kitaplık Kral Katili Güncesi serisinin ilk kitabı olan Rüzgarın Adı bizi Kvothe ile tanıştırıyor ve onun kocaman dünyasının kapısını aralıyor. Rüzgarın Adı'nda hikaye içinde hikaye var diyebiliriz. Kitabın başlarında bir hancı görüyoruz. Hancı Kote, yardımcısı Bast ve bir de Tarihçi. Kote anlayabileceğiniz üzere aslında bizim Kvothe, kansız ve cesur Kvothe. Sıradan bir insan gibi görünen ama geçmişinde sıradanlığın yanından bile geçemeyecek anılar taşıyan Kvothe. Kitapta Kvothe'nin yaşadığı ve onu dillere destan bir kişi haline getiren olayları yine kendi ağzından okuyoruz. Kvothe, hanında bulunan Tarihçi ile bir anlaşma yapıyor ve ona üç günde hayat hikayesini anlatma kararı alıyor. Rüzgarın Adı bu üç günden birincisini ele alıyor.  Kvothe henüz çok küçükken yaşadıklarını, normalden çok daha erken Üniversite'ye alınışını, ailesini, hayatındaki önemli ayrıntıları Tarihçi'ye handa kalışının ilk gününde anlatıyor. Tek bir güne kocaman bir dünya sığdırıyor Kvothe ve ben Bilge Adamın Korkusu ile yani serinin ikinci kitabı ile Kvothe'nin Tarihçi'ye ikinci günde anlatacaklarını çok merak ediyorum.

Rüzgarın Adı yedi yüzden fazla sayfa sayısına sahip olan bir kitap, dolayısıyla hikayede bolca detay görüyoruz. Doğruyu söylemek gerekirse kitabın ilk iki yüz sayfası verdiği tat açısından biraz sıkıntılı. Olayları kavramak, karakterlere alışmak biraz zaman alıyor dolayısıyla eğer kitaba başlayacaksanız bu kısımlarda sabretmenizi öneriyorum çünkü devamında karşılığını fazlasıyla alacaksınız. Özellikle Kvothe'nin Üniversite'de geçirdiği zamanların anlatıldığı kısımlarda. Kvothe'nin hocalarda bıraktığı etki, edindiği arkadaşlarla diyalogları, Üniversite'deki dersleri, orada yaşadıklarını okumak oldukça keyifliydi. Benim açımdan serinin ilk kitabı olan Rüzgarın Adı'yla ilgili sadece iki olumsuzluk var: Biri yukarda da söylediğim gibi ilk iki yüz sayfadaki kitaba alışamama durumu, anlatımdaki durağanlık; ikincisi ise seride çok önemli bir yere sahip olduğunu düşündüğüm varlıklarla ilgili çok az bilgi olması. Bu nedenle kitap bittiğinde bu varlık ya da kişilerle ilgili bir hayli soru işareti kaldı kafamda. Ama seri olduğunu da göz önünde bulundurursak ikinci kitapta bu sorular büyük ölçüde cevap bulur diye düşünüyorum. Bunlar dışında gayet iyi bir fantastik kitap okudum diyebilirim, olayların ne yönde gelişeceğini de oldukça merak ediyorum. Serinin üçüncü kitabının ne zaman çıkacağı hakkında net bir haber göremedim. Sanırım çok bekleyeceğiz bu nedenle serinin ikinci kitabını hemen okumayı düşünmüyorum. Rüzgarın Adı genel itibariyle beğendiğim bir kitap oldu, özellikle ana karakteri çok sevdim. Özellikle, bu türden hoşlananlara tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
340 syf.
·Puan vermedi
Asgard Odin baba delale Loki
Suları buz gibi çağlar hatune Loki
Thor’un mahlesinde delale Loki
Loki oynar güzel kızlar hatune Loki

Loki loki loki loki delale loki
Loki loki loki loki hatune loki

Şarkıyı burdan dinleyebilir,halay çekebilirsiniz (:

https://youtu.be/evbBN6Yjruw

LOKİ PAŞGAN İŞ BAŞINDA (:

Loki-mi ? Thor-mu ?
Lokinin zekasını Thora yüklesek bay mükemmeli yaratırdık eminim :))
Chris Hemsworth bu ikilemler hep senin yüzünden. Sende insanmısın be :)
Tamam kabul Loki de yakışıklı ama Thor kadar güçlü değil :( Thor da Loki gibi zeki değil :(
Eee jessy seç bakalım :(
Öhömmm...öhömmm...
Tabikisi de Lokiiiii :) Bu seçimime eminim Ged çok sevinecek :))))
Thor bebeğim üzgünüm sen gençliğimin yakışıklı dev adamıydın.Ama artık yollarımız burada ayrılıyor.Bana zeka lazım olummm görüntü bir yere kadar :)))
Hem zaten Loki senin kılığınada girebiliyor kiiii hıhhh işte :)))Tamam kes ağlamayı,hiç yakışıyor mu sana :) Oturma odasındaki köşe takımını alıyorum,garajdaki 8 keçi,mutfaktaki ineği,küvetteki balinayı,kilerde ne var ne yok hepsini sana bırakıyorum balım bol bol yersin (:
Balım demişken bal likörüyle peeling yaptım cildim ışıl ışıl oldu :)))))

Gelelim Asgard’ın fırlama,çok bilmiş,ukala yakışıklısına (:
Bay Lokicim kendisi bir buz devidir. Annesi Laufey ,babası Farbautidir. Çizgi romandaki gibi Odin’in oğlu değil kan kardeşidir.Çünkü Asgard Jotunheim savaşında Jotunheim’dan önemli bilgiler sızdırarak kendi ırkına ihanet etmiş böylelikle Odin’in güvenini kazanmıştır.Loki fazlaca zeki bir karekter olduğu için vaktinin çoğunu diğer tanrılara oyunlar oynayarak geçirir.Bu sebepten ötürü kurnazlık tanrısı gibi ünvanlar almıştır.
Büyü,ışınlanma,ilüzyon,telepati,şekil değiştirme gibi güçlere sahip kendisi :)
Sonra jessy neden Thor’u bıraktın demeyin adam da yok yok baksanıza :)
Sonuç olarak ben daha çok yazarım da spoi mi diyorsunuz ne diyorsunuz :) sonra jess bütün hikayeyi anlatmışsın demeyin diye susuyorum :))
Odin,Thor,Loki vs bütün mitolojiyi elden geçirin derim çünkü çok eğlenceli :)

Sevgiler
Jessy
1142 syf.
·30 günde·Beğendi·10/10
Şimdiye kadar okuduğum EN İYİ Fantastik seri!
Hangi kelimelerle anlatsam bilemiyorum. Sayfa sayısı puntosu göz korkutmasın, kıyamadığım için yavaş yavaş okudum.
Ah ki ne ah bu yazar bozuntusu Patrick Rotfuss, serinin son kitabını 8 yıldır yazmıyor.
En içten küfürlerimi kalpten sunuyorum!
Kitap öyle bir yerde bitti ki, kolum kanadım kırıldı.
Geçen sene rüzgarın adını bitirdikten sonra kendimi okumamak için bu zamana kadar tuttum, bitince arkası olmadığı için dayanamayacağımı bildiğimden.
Ama böyle bir kurgu, böyle bir evren yok.
Kvothe benim için çok özel çok başka bir karakter.
Hangi kitabı okursam okuyayım, artık hiç lezzet alabileceğimi sanmıyorum.
Tek tesellim Zaman Çarkı serisine henüz başlamamış olmam.
Ayrıca Brandon Sanderson'u Sissoylu serisi de bu seriyle kafa kafaya yarışır. Ama benim gözümde geçemedi henüz.
Fantastiğe başlamak için doğru bir seri değil ama ortalama okurlar için hiç bekletilmemesi gereken harika bir seri. Bayıldım Bayıldım Bayıldım
İlk kitaba oranla daha fazla detay ve yeni karakterler vardı,Ademlere özellikle hayran oldum.
Keşke filmi olsa dizisi olsa.
Tez zamanda kıymetinin bilinmesi dileğiyle....
Önünde saygıyla eğiliyorum..
232 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Stanley G. Weinbaum, ne yapmak, nereye varmak istemektedir?

İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 35. kitap, Bir Mars Destanı oldu. Kitap, içerisinde 7 adet bilimkurgu öyküsü barındıran harika bir eser. Fakat bu kitabı tam olarak anlayabilmek için, önce yazardan(Stanley G. Weinbaum) bahsetmek ve akabinde kitabın içerisinde yer alan öykülerden bahsetmek gerekir.

Stanley G. Weinbaum, 1902-1935 yılları arasında yaşamış olan bir kimya mühendisidir. Hemen hesaplama yaptığınız üzere, 33 yıl gibi kısa bir yaşam sürmüş ve ilk öyküsünün yayımlanmasından yaklaşık bir buçuk sene sonra akciğer kanserinden hayata gözlerini yummuştur. Peki ama 33 yıl yaşamış olan bir yazar nasıl olur da Isaac Asimov, Stanislaw Lem, Ursula K. Le Guin gibi yazarlar başta olmak üzere, bilimkurgu edebiyatında iz bırakmış olan hemen her yazara ilham kaynağı olmayı başarmıştır?

33 yıllık kısa yaşamında, on iki öyküsü yayımlanan yazarın, ölümünün ardından on bir tane daha öyküsü ortaya çıkmıştır. Peki ama toplamda 23 öykü yazan yazar nasıl olur da öyküleriyle bilimkurguya yön vermeyi başarmıştır?
Nerdeyse, yazdığı tek bir öyküyle dünyanın en iyi bilimkurgu yazarı unvanını kazanacak olan Stanley G. Weinbaum, Bir Mars Destanı isimli bu öyküsünde ne anlatmıştır?

Son olarak Devlet Bahçeli'nin meşhur sorusu ile, Stanley G. Weinbaum, öyküleriyle ne yapmak, nereye varmak istemektedir?

Cevaplara geçersek, bir buçuk yıl gibi kısa bir sürede yazdığı öykülerle adını altın harflerle bilimkurgu dünyasına yazdıran yazar, hakkında yazılan tüm övgüleri hak eden gerçek bir öncüdür. Açıkçası kitaba başlarken bu derece muazzam bir eserle karşılaşacağımı tahmin etmiyordum. Okuduğum övgülerin, 33 yıl yaşamış ve bilimkurguya gönül vermiş olan bir yazara karşı diğer bilimkurgu yazarları tarafından yapılan abartılı övgüler, hatta belki bir minnet borcu olduğunu düşünüyordum. Oysaki Stanley G. Weinbaum öyküleriyle beni tepe taklak etti ve kendisine yapılan övgülerin ne kadar yerinde olduğunu gösterdi.

Weinbaum, öykülerinde dünyadışı yaratıkları, "var olmak için kendi sebeplerine sahip akıllı yaratıklar" olarak tasarlamıştır. Uzaylı algısına farklı bir boyut kazandıran bu yaklaşım, bilimkurguda devrim niteliği taşımaktadır. Bilimkurguda Weinbaum'dan önce de dünyadışı yaratıklar tasarlanmıştı; ancak hiçbiri dünyadan tamamen bağımsız değildi ve hepsi birer dünya canlısının taklidinden ibaretti. Bu sebeple Weinbaum öykülerinde yer alan sağlam konularıyla ve geleceğe yön veren bakış açılarıyla diğer yazarlardan oldukça farklı bir konumda olmayı fazlasıyla hak etmiştir.

Öykülerden bahsedecek olursak, kitabın içerisinde 7 nefis öykü var. Öykülerin bir kısmı önceki öykünün devamı gibi görünse de işlemiş olduğu konu bakımından farklılık arz ettiği için aynı öykünün devamıdır diyemeyiz. Öykülerde işlenen konular birbirinden bağımsız ve gelecek açısından çığır açacak nitelikte. Hatta bazılarının çoktan çığır açmış olduğunu söylersek yanılmış olmayız...

Tüm bunlarla birlikte, yazarın anarşizm konusunda görüşlerini belirttiği kısımlar özellikle hoşuma gitti ve dikkatimi çekti. Anladığım kadarıyla yazarın anarşizme yakın görüşleri ve düşünceleri var. Bu noktada yazarın da tıpkı benim düşündüğüm gibi anarşizmin ideal yönetim biçimi olduğunu; fakat uygulamasının neredeyse imkansız olduğunu vurguladığını belirtmeliyim.

Isaac Asimov’un da dediği gibi, yazar acaba daha uzun yaşasaydı kim bilir neler yazardı? Bunu şu an kestirmek zor. Bilimkurgunun en büyük kayıplarından biri olan ve ismini onurlandırmak için Mars’ta bir kratere adı verilen Weinbaum’un bu eserini mutlaka okumalısınız.

Netice itibarıyla, Weinbaum'un yaşamından çıkarmamız gereken bir ders olduğunu düşünüyorum. Her ne yapıyorsak yapalım, yaptığımız işin en iyisini yapmaya çalışmalıyız. Zira 33 yıl gibi kısa bir yaşam sürseniz bile yaptığınız iyi bir iş, belki de asırlar boyunca sizin adınızın iyi bir şekilde anılmasına sebep olacaktır.
736 syf.
·Beğendi·9/10
Kitap 735 sayfaydı ve puntosu küçüktü ama bu bile az geldi diyebilirim. Devamını okumak için sabırsızlanıyorum.

Kvothe bir handa(Yoltaşı hanı) hancılık yapmaktadır. Bir gün birisi yoltaşı hanına ölü scrael(örümcek, iblis) getirir. Bu yaratıkların tek dolaşmadıklarını bilen Kvothe gece yaratıkları avlamak için dışarıda kamp kurmuşken, Tarihçi ile karşılaşır ve olaylar başlar. Tarihçi ülke ülke gezip hikayeler kaydetmektedir. Dillere destan olmuş ve hakkında bir sürü hikayeler yazılmış Kvothe'nin de hikayesinin yazmak ister. Kvothe kabul eder ama bu hikayeyi 3 günde anlatacaktır. Bu kitap hikaye anlatımının birinci gününden oluşuyor.

Yazarın hakkında biraz araştırma yaptım. Çocukluğunda yaşadığı yerde televizyon olmadığı için tüm çocukluğunu kitap okuyarak geçirmiş ve hala evinde televizyon bulundurmuyormuş ki bu kitabına kesinlikle yansımış. Böyle bir hayal gücü, fantastik bir eser olmasına rağmen edebi yanını kaybetmeyen bir kitap zor bulunur. Ayrıca çeviriyi de es geçmiyorum o da mükemmeldi.

Kitabın ilk 90 sayfasında biraz kafa karışıklığı yaşadım ama 90 sayfadan sonra(yani Kvothe'nin çocukluğundan başlayıp kendi hikayesini anlatmaya başladığı yerde) tüm karışklık kayboldu. Eğer benim gibi anlamakta zorlanırsanız sadece biraz sabredin.

Betimlemeleri de güzeldi. Kitabı okurken film izliyormuşum gibi hissettim. Yer yer güldüm, yer yer gözlerim doldu. Kitapta olumsuz, sevmediğim bir yer aradım ama bulamadım.

Keyifli okumalar.... :))
404 syf.
Savaş Tanrısı Kratos ve oğlu Atreus'un İskandinav diyarlarındaki hayatta kalma mücadelesini çok beğendim. Oyununu hiç oynamadım ve oyun ile çok bağlantılıymış kitap. Ama bana hiçbir ters etki yaratmadı. Oldukça zevk aldım okurken.

Şimdi ilk başta söylemek istediğim. İskandinav Tanrılarının hepsi yoktur kitapta bu biraz benim için hayal kırıklığı oldu ama olmaması kitabı kötü yapmıyor. Olsaydı 10 puanı alacaktı ama. :)

Atreus bir şeyleri ispatlamanın peşinde. Babası Kratos ise babacanca yanaşmıyor ama bir yandan da çok korkuyor oğlu için. Onu her şeyden çok korumak istiyor canavarlardan ve İskandinav Tanrılarından.
Ben fantastik okumayı çok severim, yazar bir yeri tasvir edince hemen kafamda kurmaya başlarım mekan olsun karakter olsun canlandırmaya çalışırım. Çok fazla ayrıntı vermese de yazar bence başarılıydı. Fantastik okurlar gayet rahatlıkla okuyabilirler.

Kratos ve oğlu ormanda kendi hallerinde avcılık ile uğraşırlar. Bir yandan da nasıl hayatta kalınır oğluna bunu öğretmenin derdinde. Troller, canavarlar ve Tanrılar ile karşılaşmak hiç kolay değildi onlar için.

Kratos kitapta daha çok biri ile savaş halinde ve sürekli onları görüyoruz.
Sürpriz olsun bu karakter... Bir düşünün kimler kimler var normalde. Odin, Thor, Loki, Heimdal bir çok İskandinav Tanrısını çoğu okur bilmektedir. Ve asıl savaş kimle olacak?
Benim istediğim olmadı :( Hayal kırıklığım burada oldu. Ama son derece güzel bir savaştı.

Gizem de var ve kitabın biraz başından sonra gizem başlıyor. Böyle olunca kitabın akışı müthiş ilerledi. Ben hiç sıkılmadım.
Kitabın sonuna kadar macera devam etmekte. Hikayesi ve kurgusu çok iyiydi.

Fantastik deyince bir Yüzüklerin Efendisi tabii ki olmaz ama çok güzel kitap God Of War.
Fantastik okurlar hiç kaçırmayın derim.
736 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Öyle bir kitap düşünün ki bir sonraki sayfayı okumak için can atarken kitabın bitmemesi için satırları yavaşça okuyorsunuz. Elinize aldığınız 700 sayfalık kitap size yetmiyor. Kitap için ne kadar övgüler yazsam, kitabı biraz olsun anlatmaya çalışsam da yazacağım her kelime yetersiz kalacaktır. Kitabın o büyülü dünyasını anlamak için sayfaları çevirmeniz gerekecek.
Fantastik edebiyat sevenler için okuma listesinin en başına alınacak muhteşem bir eser.

Rüzgarın Adı'nı okuduğunuz süre boyunca hissedeceğiniz tek eksiklik Kvothe çaldığı lavtasının müziğini duyamamak olacaktır.
320 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Raflarda, kitap alışveriş sitelerinde ve daha birçok yerde karşıma çıktı Ağrı Dağı. Bir de tabi ki İthaki Yayınları okumaya hız verince, görmemek mümkün değildi. Kısa bir tereddüt sonrası kitaptan bir bölümü okuyarak karar verdim edinmeye.

Birçok yazardan önerilerle hazırlanan arka kapak, ve ön kapak tasarımı yine ilgi çekiciydi. Bence İthaki bu işi biliyor. Bastıkları kitapları elime aldığım an mutluluk kaplıyor içimi çünkü :)

Merak uyandırıcı bir konusu var Ağrı Dağı'nın. Zaten kitabın orjinal ismi "Ararat" Ermeni kültüründe, Yaradılış kitabında Nuh'un gemisinin karaya oturduğu dağdır Ararat. ("Gemi yedinci ayın on yedinci günü Ararat dağlarına oturdu" Yaradılış 8:4) Birçok araştırmacı da bu inanç doğrultusunda yaklaşık 200 yıldır bu konu üzerine çalışmalar yapıyor. Şu an için en taze olan bilgi Aralık 2017'ye ait. ABD merkezli birkaç araştırmacı gemi kalıntılarının Ağrı Dağı çevresinde olduğunu savunup, Türkiye'ye gelme planlarına hız kazandırdılar. E hâl böyleyken elimdeki kitabı daha çok merakla okudum.

Gelelim kitap konu ve yorumuma; konu yukarda da bahsettiğim gibi Nuh'un gemisi. "Kasım ayının son sabahında saat sekizi henüz geçmişken dağ sallanmaya başladı." Ağrı Dağı'nın zirvesine yapılan tırmanışta, dağda birden deprem başlar. Ve bu deprem, bir mağarayı ortaya çıkarır. Adam ve Meryem hem mağarayı görmeyi hem de yeni yazacakları kitapları için bu maceraya atılmayı çoktan göze almışlardır. Belki de dağda gerçekten Nuh'un Gemisi ile karşılaşacaklardır, kim bilir?

İşte böyle başlıyor ilk iki bölüm. Okumak isteyenlere de buraya bırakıyorum ilk bölüm linkini. ( http://www.ithaki.com.tr/urun/agri-dagi/ )
Gelelim benim yorumuma; ilk 100 sayfa aktı gitti demeliyim. Çok ilginç, merak uyandırıcı ve heyecanlı bir başlangıçla başbaşa bırakıyor okuyucuyu bu sayfalarda Golden. Sonra konu ilerlemeye ve her şey yerli yerine oturmaya başlıyor. Bir yerden sonra (bence 200'lere yaklaştıkça) olaylar tekrara düşüyor. Ancak yine de okumaktan alamıyorsunuz kendinizi. Çünkü bu kez ne olacağını bilmek istiyorsunuz. Gerilim var mı, evet çok az. Ama geriliyor muyuz, hayır. Daha iyilerini okumuş olmanın etkisi olmalı. Ancak konu güzel, anlatım akıcı ve birkaç kelime dışında yanlış yok kitapta. Benim gibi merak edenlere tavsiyemdir :)
232 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
İthaki bilim kurgu klasikleri dizisinin 36. Kitabı olan Bir Mars Destanı’nın içerisinde 7 adet hikaye var. Bunlardan
ikinci hikaye(hayaller vadisi)
birinci hikayenin(bir mars destanı)
devamı olduğu için ve ayrıca yedinci hikaye(ideal)
altıncı hikayenin(eğer dünyaları)
devamı olduğu için beş adet hikaye var birbirinden farklı olarak diyebiliriz...
Kapak fotoğrafı ilk hikayeden esinlenip
oluşturulmuş.Ben en çok “pygmalion’ın gözlüğü” hikayesini beğendim. Çok güzel bir sona bağlamış yazar.Bu hikayede kendinizi adeta 8 boyutlu bir kutunun içerisinde hissedeceksiniz...


Yüzyılın en iyi bilim kurgu öykülerine kesinlikle bu kitaptan bir hikaye eklenmeliydi, oradaki 11 öykünün en az dördünden çok daha iyi öyküler var bu kitabın içerisinde. Keyifli okumalar..
584 syf.
·19 günde·Beğendi·10/10
Roman boyunca o kadar çok keyif alıp o kadar çok heyecanlandım ki hatta bu heyecan dalgaları ile aynı anda kahkahalar da attım. En çok güldüğüm yazar Nelson DeMille ve muhteşem karakteri John Corey dir ama bu kitaptan sonra Locke Lamorra kesinlikle bir numaramdır artık. Locke, Corey kadar esprili olmamasına rağmen kesinlikle roman boyunca daha içten şekilde güldürebildi ve aynı şekilde heyecanlandırabildi de. Kitap içindeki argo sözlere ise daha ayrı bir sempatim oldu, Lynch argo sözleri cümle içinde o kadar güzel kullanmış ki tabir-i caizse “cuk” diye oturmuş desem tam yerinde bir tanım olur. Tabii ki bu durumda en büyük başarı dilimize çevirme bakımında da çevirmen Cihan Karamancı ve KayıpRıhtım’dan tanıdığımız editör M. İhsan Tatari’nin yaptıkları özenli güzel iştir.

Locke hakkında da oturup ayrı ayrı konuşmak gerekiyor. Tüm baş karakteri hırsız olan kitap kahramanlarımız Robin Hood gibi çalar zenginden alıp fakire vereyim düşüncesindedir ama Locke hiç de o şekilde olmayan aksine ben çalayım, ben yiyeyim hatta çaldıkça yine çalayım düşüncesinde bir Centilmen Piçtir. Hırsızbaşının dediği gibi çocuk gerçekten çok fazla çalıyor.

Lynch, okuru Camorr Şehri hakkında bilgi birikimine boğmak yerine “ara” bölümler adı altında bizi geçmişe götürüp küçük küçük anekdotlar tarzında hem keyifli bir şekilde hikaye okutturup hem de yoğun olacak betimlemeleri daha keyifli şekilde okutmayı amaçlamış ve bence sonuna kadar da başarabilmiş. Son birkaç ara bölüm o an ki heyecanı kestiği için belki beğenmeyebilirsiniz çünkü benim için kitap hakkında tek olumsuz düşüncelerim bu şekilde son birkaç ara bölüm sadece.

Yazarın, yazarlık kariyerine başlamadan önceki işlerini göz önüne aldığımda Lynch’e duyduğum hayranlığım daha da arttı. Sonuçta her iş kutsal her iş özeldir ama bulaşıkçılık ve garsonluk yaparken genç yaşta bu kadar güzel bir kitap yazmak gerçekten de çok çok büyük bir başarı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cihan Karamancı

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 5.624 okur okudu.
  • 290 okur okuyor.
  • 4.505 okur okuyacak.
  • 155 okur yarım bıraktı.