• 333 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Öncelikle herkese keyifli okumalar dilerim.

    Incelememe Henri Pirenne'i överek başlayacağım. Kendisi çok değerli bir tarihci olmakla birlikte ben onu kazayla keşfetmiştim. Henüz avrupa tarihi dersleri dahi almadığım zamanlarda "orta-çağ kentleri" isimli kitabı dikkatimi çekmişti. O zamanlar yetersiz bilgime rağmen okurken zorlanmamış hayli merak duymuştum. Yine aynı kitapta geçen şu ifade; " müslümanlar için hz. Muhammed ne ise, donemi için Charlemagne odur." cümlesi aklımda bir yerde hep kalakalmıştı. Daha sonra tembellik edip pdf sayfalarını dolaşırken bu kitabı gördüm. Hiç alan dışı okumamam gereken dönemde hemen okumaya başladım.
    Şimdi Karolenjler, merovenjler, germen istilaları, krallar, darbeler konusuna deginip sıkmadan bahsetmek istiyorum nasıl olacaksa .
    Müslümanların avrupaya yayılışı ile birlikte ticaretin seyrinin değişmesi konusu benim üzerinde dura dura okuduğum noktalarin basını çekti. Özellikle alıntılarımda da yer verdiğim papirüsün kullanımının ani duruşu, baharatın, ipeğin birden avrupa sahnesinden bıçak gibi kesilmesi garipti.
    Papalığın kararsızlığı ve sık taraf değiştirmeleri de benim gibi dinlere ve dinin kullanılması konusuna ilgi duyan insanları çekecektir.
    Son olarak sevgili Charles sana da selam olsun diyorum ve sana karşı kurulan roman koalisyonunu kınıyorum diyerek incelememi burada bitiriyorum. Konuyla alakalı destekleyici okumalariniz varsa tavsiyelere acigim.
  • 400 syf.
    ·46 günde·Beğendi·9/10
    Aydın Taneri, Türk devlet teşkilâtı ve kültürü konusunda, kimsenin dikkatini çekmese de, muazzam tahliller yapan, tarihî malzemeyi kullanmanın ve hatta suyunu çıkarmanın hakkını veren ve olağanüstü bir tarih metodolojisine sahip olan son derece önemli bir bilim adamıydı. Özellikle Osmanlı Devleti'nin klasik çağ devrine dair teşkilatıyla ilgili rahmetli Halil İnalcık hocamıza okuma önerisi sorduğumuzda ilk söylediği isim Aydın Taneri idi. Bu bakımdan "Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuruluş Devrinde Veziriazamlık" ve "Osmanlı Devleti'nin Kuruluş Döneminde Hükümdarlık Kurumu'nun Gelişmesi ve Saray Hayatı-Teşkilâtı" eserlerini bizler bir şaheser olarak gördük. Ancak Aydın hocamız ustalığının zirvesinde maalesef yakalandığı kanserden dolayı aramızdan ayrılmış.

    Türk Devlet Geleneği adlı eserine gelince, bu daha çok yarı ilmî yazılardan mürekkep bir çalışmadır. Kitap 6 bölümden müteşekkildir:
    1- "Türk Devlet Felsefesinin Temelini "Türk Kavramı" Oluşturur". Bu bölümde Türk adının ve Türk milliyetçiliğinin menşei ve Osmanlı Devleti'nin sonuna kadar gelişimi ele alınmıştır.

    2- "Türklerin Devlet Kavramını Anlama Tarzları-Modern Hukuka Göre Devletin Tanımı ve Dört Ögesi" adlı bölümde Türk devletini oluşturan 4 temel unsur yani "millet", "ülke", "egemenlik" ve "siyasî örgütlenme" kavramları açıklanmış ve Türk devletlerinin kuruluş serüvenleri ve bunun hukukî alt yapısı hakkında bilgiler verilmiştir.

    3- "Türklerde Devlet ve Hükûmet Başkanlarının Kişilikleri" adlı bölümde devlet adamında bulunması gereken "kültür ve mantık", "erdem" ve "cesaret" vasıfları açıklanmış ve Türk hükümdarlarının diğer özellikleri bu 4 unsura dayanılarak ele alınmıştır.

    4- "Türk Devlet Yönetiminde İlkeler" adlı bölüm benim kanaatime göre kitabın en olgun bölümüdür. Zira üstteki 3 bölümde bir nev'i Türk devlet geleneği ve idaresi hakkında bir temel hazırlanmış; ancak bu bölümde en somut hâliyle bu gelenek okuyucuya yaşattırılıyor.

    5- "Devletin Halkına Dönük Politikası" bölümünde Türk adalet anlayışı ve ilkelerine göre halk ile devlet arasındaki münasebetlerin hudutları çizilmiş. Devletin halkına karşı toleransı ve otoritesi arasındaki ince çizgi üzerinde durulmuştur.

    6- "Türklerde Laiklik" bölümü ise bence kitabın en zayıf kalmış bölümü. Zaten Aydın Tanerî de bunu kabul edercesine bu hususta M. Fuad Köprülü veya Ömer Lütfi Barkan'a müracaat etmek gerektiğini dile getirmiş.

    Bölümlerin akışı ise şu şekildedir: kitabın genelinde bahsedilen bölüm veya konu ile ilgili İslamiyetten önce ve İslamiyetten sonra kurulmuş Türk devletlerinden somut örnekler verilmiş ve anlatılan konunun bu şekilde çok rahat bir şekilde anlaşılması sağlanmış. Bu bakımdan okuması çok kolay ve keyifli bir eser. Ayrıca her bölüm sonunda devrin köşe yazılarından oluşan bir ekler kısmı var. Bu da şu anki devletimizin siyasî ve idarî anlamda işleyişi ve idaresi konusunda bir kısım hususu gayet açık ve akıcı hâle getirmiştir.

    Daha zengin bir kitap olabilir miydi? Mutlaka olabilirdi. Ancak Türk tarihinin genişliği ve derinliği göz önüne alınca Türk devlet geleneğine dair bir giriş yapmak isteyen kişiler için oldukça yeterli. Ki zaten Türk devlet geleneği mufassal bir şekilde tek bir hocanın normal şartlardaki mesaisiyle ortaya konacak bir husus da değildir.

    Sonuç olarak okursanız, size kazandıracağı pek çok şey mevcut. Okumazsanız da canınız sağolsun.
  • 328 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Herşey güzel giderken aniden savaşın ortasında kalıp ruhunu ,bedenini ,bütün aitlik kavramlarının katledilişini anlatan duygu yüklü bir roman. Boşnakların sessiz çığlığı olmuş; görmezden geldiğimiz benliklerini, duymadığımız seslerini ,anlayamayacagımız savaşın ruhlarinda açtığı yaraları gözler önüne sermiş.
  • 442 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    Müslüman Dünyada Çağdaş Düşünce Cilt 1 Türk Düşüncesi 


    Yurtdışı Turkler vs Akraba Topluluklar Baskanligi tarafından basımi yapılan 4 ciltlik serinin ilk kitabıdır. Kitap Medeniyet Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr.Lutfi Sunar editörlüğünde Turk, Mısır, Iran ve Hint alt kıtası başlıklarında akademisyenler tarafından yazılan makalelerden oluşuyor.  4 kitap, karton kapak olarak 100 lira ciltli almak isteyenler için 180 lira. Ben ciltli aldım. Şimdiye kadar okuduğum gerek Türk Düşüncesi cildi gerekse Mısır Düşüncesi cildi oldukça doyurucu aydınlatıcı bilgiler içeriyor. 


    Osmanlı Devletini yönetenler, devletin  artık eski gücünü yitirmiş ve sahip olduğu toprak parçasında hakim güç olmadığının farkına varınca kurtuluş yolları olarak yeni fikirler ortaya çıktı. Batılılaşma, Osmanlıcılık, Islamcılık, Türkçülük ve Sosyalizm bunların en başında gelen düşüncelerdi. Bu düşünceler içinde Osmanlıcılık, Balkan topraklarının elden çıkmasıyla Islamcılık Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki toprakların kaybıyla etkisini yitirdi. Sosyalizm ise etkili bile olamamıştı. 


    Osmanlı'dan Cumhuriyete geçişte elimizde Batılılaşma ve Türkçülük  kaldı. Batılılaşma ağır aksak da ilerlese Osmanlı'dan Cumhuriyete, Cumhuriyetten günümüze varlığıni korudu. Türkçülük ise, Osmanlı Devleti zamanında oldukça geniş bir coğrafyayı ele alıyordu. Cumhuriyetle birlikte Türkiye sınırları içini baz alan bir milliyetçilik anlayışına evrildi. Boylece Cumhuriyetin ilanıyla birlikte yeni sistem, Batılılaşma ve milliyetçilik üzerine inşa edildi. 


    Osmanli'dan Cumhuriyete geçiş sürecinde yapılmak istenen reformlar sık sık kesintiye uğramış, devlet adamlarının kabiliyetine göre yürütülmeye çalışılmıştı. Bundan hareketle olsa gerek ki  Cumhuriyet, yeni sınırlar içinde tesis edilirken Batılılaşma devlet politikası haline getirildi. Batılılaşma hayata geçirilirken devletin eski ile bağlantısı her noktada kesildi. Bu sosyolojik bir süreçle şeklinde  değil de devletin zorlayıcı unsurlarıyla yapıldı. 


    Osmanlı'da yenileşme hareketlerine gösterilen tepkilerin Cumhuriyette de devam ettiğini düşünürsek devletin zorlayıcı güç kullanmaktan başka çaresi de yoktu. Batılılaşma, yeni sistemin iktidar olan fikriydi. Bir fikrin iktidar olmadan hayata geçirilmesi, arkasına devlet gücü almadan başarıya ulaşması mümkün değildir. Bu serinin ikinci kitabı olan Mısır Dusuncesi'ni okudum. Orada gördüğüm Mısır Devletinin geleceği için bir çok fikrin ortaya atıldığı ancak hiçbirinin uzun süre devam etmediği olmuştur. Böylece Misir'da her yönetim değişikliğinde devletin kurtuluşu için öne sürülen fikir değişmiş ama devlet asla kurtuluşa erememiştir. Turkiye'de ise ağır aksak da olsa Batılılaşma devamlılık esasıyla zaman zaman yavaşlasa da yoluna devam etmiştir. Bu konuyu Mısır Düşüncesi kitabını incelerken daha detaylı ele alacağız.



    Cumhuriyetle birlikte saltanat ve hilâfet başta olmak üzere Cumhuriyetin eski ile olan bağını çağrıştıran, gösteren her şey kaldırıldı. O günün şartlarını düşündüğümüzde belli bir çerçevede hareket edenler dışında halktan bu konuda bir tepki de gelmemişti. Saltanat ve Halifeligin kaldırılması, aslinda savaştan çıkan yaralarını sarmaya çalışan halkın çok da umrunda miydi?? 


    Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşananları halkın bir tepkisi olarak mı görmeliyiz yoksa varlığı ve geleceğini  eski sistemin devamında görenlerin bir serzenişi olarak mı görmeliyiz?? Esasında halkın yaşamında ne değişti?  Cumhuriyeti anlamamiz adına bu soruya verilecek doğru cevaplar süreci anlamamiza da yardımcı olacaktır.


    Yeni sistemin lokomotif fikirleri Batılılaşma ve milliyetçilik olsa da yeraltında da olsa Islamcilik, Batılılaşma görünümünde Sosyalizmin de tartışıldığını görüyoruz. Kitapta Atatürkçülüğün devlet bürokrasisi tarafından benimsenen katı hali Kemalizm olarak tanımlanmış. Kendini toplumun üzerinde gören bürokratik elitler, kendilerini Kemalist olarak tanımlayarak aslında halkın benimsediği ve de rahatlıkla benimseyeceği ilke ve inkılapları dar bir alanda tutmaya çalışarak kendi tekellerine almışlardır. Bürokratik elitlerin bu tutumu olmasa  hayata geçirilen devrimler halkın rahatlıkla benimseyeceği yenilikler olarak duracaktı. 


    Bugün Atatürkçülük halk nezdinde benimsenmisse en ücra köyde bile genç ihtiyar herkeste bir Atatürk sevgisi varsa bu hem Atatürkün bu ülke için yaptıklarında hem de hayata geçirdiği yeniliklerin halk tarafından benimsenmesinde yatmaktadır.   Bugün Atatürkçülüğü kendi tekeline almış elit bir kesim yok ve halk Ataturku ve yeniliklerini bağrına basmış durumda. Üstelik bunu Atatürk'u bir insan olarak değil ilahlaştirilmis kutsallastıtirilmis bir varlık olarak görenlere rağmen yaptı.  Bugün Atatürkçülük ekseninde ipe sapa gelmez tartışmalar yapılıyorsa bunu Atatürk'ü kutsallaştiranlarin yaptıklarında aramak gerekir. 


    Bu kitapta Islamcılık, sosyalizm, komünizm, Türkçülük, liberalizm düşüncelerinin Osmanlıdan günümüze olan seyri de birer makale halinde ele alınmış değerlendirilmiştir. Islamcılık, Türk milletinin tarihi kökleri itibariyle insanlara hep yakın olagelmiştir. Türkçülük ise Türk Milletinin varoluş olarak yakın olduğu bir düşüncedir. Buna rağmen Türkçülük de başta olmak üzere sosyalizm komünizm dar bir çerçevede belirli dergiler etrafında tartışılmıştır. Halka inmemiştir. Istanbulda bir dernekte tartışılan Türkçülüğun Giresundaki bir köylü için ne önemi olabilir. Evet varoluş olarak kendisine yakın hissedebilir ancak bunun ötesine geçemez. Turkiye'de gerek Türkçülük gerek Sosyalizm ve Komünizm hep halktan uzakta halka inmeden tartışılmıştır. Bu sebeple asla da halka inemeyecektir.   


    Bu sebeple olsa gerek Türkçülük düşüncesi ve Sosyalizm 1960'lı yıllardan itibaren yeni ayrışmaların içine suruklenmistir. Bugün Milliyetçi Hareket Partisi'nin başını çektiği anlayış 1967 yılında Adana kongresinde Nihal Atsiz'ın düşüncesinden farklılaşmış ve yeni bir anlayışla yoluna devam kararı almıştır. Bunu bir takım çevreler Milliyetçi Hareket Partisinin Islamcı bir hüviyete bürünmesi olarak yorumlamistir oysa bu milliyetçi düşüncenin halka inmesi olarak da yorumlanmalidir.  Ortaya konulan her fikir neticede halk için değil midir ? Halk için olmayacak düşünceyi fildişi kulelerde sırça köşklerde yaşamanın bir mantığı olabilir mi? 


    Kitap, Türk sosyal, siyasal ve modernleşme yaşamına bir şekilde etki eden her düşünceyi önyargısız değerlendirmiştir. Eleştiri getirilen noktalar yapıcı boyuttadır. Kitap sadece akademik bir çalışma olmayıp bahsi geçen düşünceleri savunanların kendilerini kontrol etmesine yarayacak bilgiler içermektedir. 
  • 221 syf.
    ·9/10
    Türkler ve Müslümanlık

    Direk konuya geçeceğim bu kitabı Türkler zorla kılıç zoruyla Müslüman oldu diyen birinin yüzüne çarpın.

    Bu kitabı merak edip arayıp bulmam da böyle oldu Türklerin zorla Müslüman olduğu ile ilgili bir tartışma hakkında kendimi tartışırken yetersiz buldum bu insanlara gerçekten bir cevap vermek ihtiyacında hissettim ve biraz araştırma yapıp bu kitabı da satın aldırmıştım. Bu kitabı hem buraya eklemek ve inceleme yazma isteği ile 2. defa okudum ve kelimesi kelimesine okumaya değer bir kitap oldu.

    Ama (her şeyin bir aması oluyor nedense) kitap yazıldığı yıla ve zaten akademik özelliği olmakla bilhassa kullanılan kelimelerle aşırı ağır ve zor ilerledi. Bu konuyu araştırma merak etme isteği olmayan birisi kitabın yanına bile yaklaşmaz.
    Neden derseniz, kitap Osmanlıca, Arapça, Farsça kelime kaynıyor ve bugünün diliyle okunması zorlaşıyor. Kitapta bazı kelimelerin anlamı verilmiş ama (belki benim kelime bilgisizliğimden) bunlar yetmiyor abartmıyorum her iki satırda bir kelime anlamlarına baktım.

    Kitabın orjinalliği bozulmak istenmemiş olabilir ki çok doğal bir şey fakat bu kitabın geniş bir kitleye ulaşması isteniyorsa bu kitabın tamamen günümüz Türkçesine çevrilmesi şart.

    Kitap içindeki konulara gelirsek İsmail Hami Danişmend(tini şad olsun) ilk başta İslâmiyyet'in mahalli ve milli bir din olarak gösterilmesi iddialarına çok güzel bir şekilde cevap veriyor,
    Sonra bizi Arapların kılıç zoruyla Müslüman yaptıkları iddialarına karşın da Arapların Türkleri zaten kılıçla mağlup edemedikleri izahati ile karşı koyuyor,
    Türklerin İslam dini ile yakınlıklarından ihtida sebeplerine, Türkler ile ilgili hadislere-ayetlere, Arapları tehdit eden İnzar ayetlerine, Kuranda İslâmın başına Arap kavmi yerine geçecek olan milletden, Arapların Türk düşmanlığına ve İslam'ın Türklerden aldığı kuvvete ve Türklerin İslâmiyyetten aldığı kuvvet gibi konularla kitabı bitiriyor.

    Ve sonunda müthiş bir kaynak taraması yaptığı bibliyografiyi sunuyor. Müthiş bir eser.
  • 136 syf.
    Çok çok çok mutlu oldum okuduğum için. Mitlerde okuduklarım içinde açık ara en iyisiydi.

    Özellikle bizim tarihimizlede yakın olan geçmişleri ve ortak unsurlarımızın olması ayrıca zevk verdi.

    İran için en köklü iki kaynak bulunuyor anladığım kadarıyla lakin kitap Zerdüştlüğün kutsal kitabı Avesta ve Firdevsi Şahnamesi’nin güzel bir derlemesi olmuş. Ayrıca küçükken dilimizden düşmeyen Binbir Gece Masallarından hikayelerde içeriyor.

    Bunların dışında İskitlerden Efrasiyab’a İskenderden Zerdüşt’e, Kiros’a... Bu iz bırakanların İran Mitlerine etkilerinide inceliyorsunuz aynı zamanda.

    Kendini okutan ve akıcı bir dili var, içeriği oldukça akıcıydı. Merakınız varsa başlangıç için kesinlikle güzel bir seçim.
  • 352 syf.
    ·21 günde·10/10
    Öncelikle kitabı okumadan önce Erdinç YÜCEL'i hiç tanımıyordum. Taksim Mephisto'da kahve içerken dikkatimi çekti ve okurken hiç sıkılmadım. Kitap su gibi aktı desem yeridir, Erdinç YÜCEL'i araştırınca iletişimci olduğunu öğrendim. Muhakkak kitabın bu denli rahat akmasında etkisi olduğunu düşünüyorum.


    Ayrıca bu kitap ile Joseph Goebbels 'e olan merakımda artmış oldu. Zira kendisi Nazi Almanya'sının propaganda bakanı olarak öne çıkıyor.

    İkinci dünya savaşı , 3.reich dönemi gibi tarihi süreçlere ilgi duyanların okumasını tavsiye ederim.
  • 175 syf.
    ·1 günde·5/10
    Kızılderililer

    "The only good Indian is a dead Indian"
    («En iyi Kızılderili, ölü Kızılderilidir»)
    General Philip Sheridan

    Medeni(!) Avrupalıların bugün bile tam sayısını bilemediğimiz soykırıma maruz bıraktıkları kadın çocuk erkek küçük büyük demeden katlettikleri milyon tane insanlar.
    Sadece insan da değil kızılderililerin toprağa ve doğaya bağlılıklarını ona muhtaç olduklarını bildiklerinden sırf kızılderililer aç kalsın diye katlettikleri hayvanlar ve doğa.

    1492 de kıtaya Avrupalıların ayak bastığından beri Kızılderililerin onları iyi karşılaşmalarına rağmen sistematik bir biçimde 19.yy a kadar soykırıma uğratması kitabı okurken insanın içini yakıyor.

    Tüm bu vahşetleri kenara bırakıp kitabın içeriğinden söz edecek olursak Kızılderili tarihine mitolojisine burçlarına önemli Kızılderili Şeflerini ve felsefelerini öğrenebileceğiniz bir kitap. (zaten Türkiye'de kızılderililerle ilgili pek bir kaynak da yok.)

    Kitapta Kızılderililer ile ilgili benim dikkatimi çeken bu insanların çoğunun şamanist diyebileceğim bir inançları olması doğaya hayvanlara çok fazla önem göstermesi koruması hatta "Toprak Ana" diyerek adeta ona tapınmaları. Ben İslâmiyyet öncesi Türk kültürü ile kızılderili kültürü arasında kafamda istemeden de çok güçlü bir ilişki kurdum.

    Kitaba neden düşük puan verdin diye soran olursa ben çevirmenin yaptığı işi beğenmedim ayrıca Kızılderili burçlarını koymasını da çok boş buldum.

    Son olarak kitabın başında yer alan şu efsane sözle incelemeyi bitirmek istiyorum:

    "Sahip olma isteği onlarda bir hastalık olmuş. Bu insanlar, zenginlerin bozabileceği ama yoksulların bozamayacağı birçok kural koymuşlar. Yönetici olan zenginleri güçlendirmek için yoksullarla güçsüzlerden vergi alıyorlar. Bizim annemizin, toprağın, kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak kendilerinden uzaklaştırıyorlar. Toprağı binalarıyla ve öteki süprüntüleriyle çirkinleştiriyorlar. Bu ulus, baharda yatağından taşarak yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor."
  • 256 syf.
    ·1 günde·6/10
    Osmanlı'nın Çöküşü (İmparatorluk İttihatçıların Elinde)

    Ekrem Buğra Ekinci' yi (benim gözümden) taraflı olarak olaylara bakmasından her vakaya kendi yorumunu katmasından ve de biraz ağır dili olmasından dolayı tasvip etmem.

    Ancak diğer müverrihlere göre her sayfada farklı bilgiler ve olaylar sunmasıyla daha öndedir. Çünkü bazı tarihçiler var ki kitapları sadece laf kalabalığı 1 satırda verilecek bilgiyi 10 satırda veriyor bu da insan kitaptan sıkılmasına sebebiyet veriyor.

    Kitap içeriğine gelirsek, Hamid Han döneminden başlayıp İttihat ve Terakki dönemini sonra da yeni kurulan Türk Cumhuriyetinin ilk yıllarını, İmparatorluktan ayrılan devletleri bölgelerin bulunduğu durumlar hakkında bilgiler veriyor.

    Ayrı bir yer açarsak kitaptaki kronoloji çizgisine uyulmayış kitaptan soğutuyor, örneğin, kitap sarıklı ihtilalci bölümü ile başlayıp sonra meşrutiyet dönemindeki bir hâdise verilip sonra yeniden Hamid Han dönemine dönülüyor, bu beni kitaptan koparıyor.

    Ben kitaplarında daha çok verilen olayı, bilgiyi okuyorum yorumlamalarına dikkat etmiyorum. O zaman güzel bir tarih ve araştırma-inceleme kitabı oluyor.
  • 416 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Osmanlı İmparatorluğu ve diğer devletlerin Akdeniz'de yaşadığı savaşlara değinen ve tabikide harita ve görseller ile anlatımı güçlendiren bir kitap...
    Preveze,İnebahtı,Rodos,Girit, Malta,Kıbrıs...
    Tabikide Barbaros ve Andrea Doria çekişmesi...