Peynir ve Kurtlar (Bir 16. Yüzyıl Değirmencisinin Evreni)

·
Okunma
·
Beğeni
·
3778
Gösterim
Adı:
Peynir ve Kurtlar
Alt başlık:
Bir 16. Yüzyıl Değirmencisinin Evreni
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
214
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753420983
Orijinal adı:
İl Formaggio E İ Vermi: İl Cosmo Di Un Mugnaio Del 1500
Çeviri:
Ayşen Gür
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
On Altıncı Yüzyılın Sonları. İtalya'nın bir dağ köyünde herkesin Menocchio dediği bir değirmenci yaşar. Latincesi kıt olan bu yoksul köylü koskoca Engizisyon'a meydan okur. Eline geçen, halk diline çevrilmiş, içlerinde Kuran'ın da bulunduğu bütün kitapları okuyan Menocchio, o karanlık çağda kendi evren kuramını yaratır. Ona kalırsa dünya, kaostan, bozulan peynirde oluşan kurtlar gibi türemiştir. Tanrı, gücünü herkese; "Yahudiler'e, Türkler'e, Hıristiyanlar'a ve hatta sapkınlara" eşit olarak vermiş, kimseyi kayırmamıştır. İsa'ya gelince, o da sıradan, yoksul bir köylüdür. Cehennem de araf da papaz ve keşişlerin halkı soymak için uydurdukları şeylerdir. Engizisyon karşısında bir türlü geri çekilmeyi bilmeyen bu bilgiye susamış köylü, bütün din iktidarını karşısına alır. Yargıçlarına, "beni ölüme yollarken siz benden çok korkuyor olabilirisiniz," diyen ve inançlarını inkâr etmediği için diri diri yakılan metemetikçi filozof Giordano Bruno ile aynı dönemde, Engizisyon tarafından ölüme mahkûm edilir.Ginzburg, halk kültürünün iktidar karşısındaki konumunu incelerken, günümüze kalan belgeler ve Engizisyon kayıtlarından yola çıkarak tarihi yeniden yazıyor. Peynir ve Kurtlar, bir detektif romanı gibi okunan, kışkırtıcı bir kitap...
214 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
> Adaletin, hak ve hukukun, düşüncenin ve özgürlüğün bizler için daha da önemli olduğu şu son günlerde okumuş olduğum bu güzel kitaba dair incelemem ve düşüncelerimin aktarımıdır. Sen, “SPOİLER AVCISI” arkadaşım, sen bu incelememe sakın yaklaşma! Yaklaşsan bile, zahmete katlanıp okuyacağın bu incelemenin içeriğinden bırak bir spoiler bulmayı, spoiler nerede diye ararken, beyninin yanacağından ve okuduklarından zerre anlamayacağından adım gibi eminim. Onun için hiç mi hiç zahmete katlanma ve benim incelemelerimden uzak dur. Bunu hem benim adıma hem de sevdiğim, incelemelerine emek veren tüm arkadaşlarım adına söylemeyi kendime görev ediyorum! Güne Pachelbel - Canon In D Major. https://www.youtube.com/watch?v=NlprozGcs80 ile başladım ve sonrasında incelememi sakin kafa ile yazarken dinlenebilecek en güzel şeyin Adagios https://www.youtube.com/...qmLG7v1w&t=3622s olduğuna karar kılarak klavyemin üzerinde sihirli parmaklarımı uçurmaya başladım. Bu eser iki yıldır okunacaklar arasında beklemekteydi ve çok sevdiğim, merakla takip ettiğim değerli ekonomist, gazeteci yazar Emin ÇAPA’nın önerilerinden birisiydi. Onun tavsiyelerine ve kitaplara dair görüşüne değer veriyorum. Bu sebeptendir ki, bu gibi kitapları okurken, kitap içinden kaynak kitap bula bula kendimi eğlendirerek okuma hayatıma farklı bir bakış açısı ile devam ediyorum. Umarım sizleri bugün gene uzun uzadıya tarih yolculuğunda yormuş olmayacağım düşüncesi ile şimdi yavaş yavaş konuya geçebilirim.


> Profesör Carlo Ginzburg 'un kaleme almış olduğu bu Peynir ve Kurtlar kitabı, 1975 yılında yayınlanan Fransız tarihçi Emmanuel Le Roy Ladurie’nin kaleme aldığı Château de Montaillou (Bir Fransız köyünde Katolikler) adlı eserinin benzer bir emsali değildir. Profesör Ginzburg, belki de cesaret edip okuyacağınız bu kitabı ile sapkın bir toplumdan ziyade, izole edilmiş olarak yaşayan bir bireyi kaleme alıyor ve onun bu zorlu mental ve tinsel manevi yaşam mücadelesini bizlere aktarmaya çalışıyor. Bu güzel kitabıyla o dönemin bazı niteliklerini bizlerle paylaşıyor. Dönemin Roma Katolik toplumunda var olan ve neredeyse tamamen Ortodoks olmayan fikirlerin şaşırtıcı cesaretini ve erdemini ortaya koyuyor. Orta Çağ'ın açıkça ifade edildiği gibi, 'inanç çağı' olduğu okur tarafından anlaşılıyor, çünkü o döneme ait bütün kanıtlar, tarihi kaynaklara ait bize ulaşan birçok şey dönemin rahipleri ya da manevi kalemleri tarafından yazılmıştı. Bu süreç, matbaanın icadı ve icadından sonraki birkaç yüzyıl daha böyle ilerledi de diyebiliriz. Dini liderlerin, önde gelen rahiplerin sansürler ve baskılar ile kitleye hâkim olduklarından dolayı, o dönemi bir nevi inanç yüzyılları gibi görmek ya da düşünmek olası mümkündür. Günümüzde sıradan bir hayat süren, eğitimsiz, dünyadan bihaber insanların ne düşündüğünü bilmek çok zor olmasa gerek, ama dönemin şartları gereği Katolik yöneticileri tarafından bunu bilmek, kestirmek pek de kolay bir şey değildi. İşte sadece bu döneme ciddi manada eğilen Robert Mandrou ve Peter Burke gibi tarihçiler, o dönemde ne olup bittiğini esaslı bir şekilde ele alanlardandır. Ama Profesör Ginzburg bu konuda şanslıydı ve daha dikkat çekici başka kanıtlar ve birisini, Menocchio’yu buldu.

“İlginç olan her şey karanlıkta geçer.
Hiç bilinmez insanların gerçek hikâyesi.” #43843205


Kitaba Dair:

> Menocchio olarak da bilinen Domenico Scandella, İtalya'nın Friuli-Venezia Giulia bölgesine bağlı Pordenone ilinde bulunan bir komünde, Montereale Valcellina 1532 doğdu ve 1599 yılları arasında yaşadı. Venedik cumhuriyetinin bir parçası olan Friuli'deki küçük bir tepe kasabası olan Montereale'de neredeyse bütün hayatını geçiren ve sade yaşama sahip basit bir değirmenciydi. Hayatını değirmencilik yaparak sürdüren Menocchio, fakir olan ailesinin de geçimini buradan sağlamaktaydı. 16. yüzyılda değirmenler, ağırlıklı olarak dış dünya görüşüne kapalı toplumlarda bir buluşma yeri ve sosyal ilişkilerin yürütüldüğü yerlerdendi. Bir birahane misali, 'fikir alışverişi ve eşten dosttan alınacak havadisler için uğrak bir yerdi' ve değirmencilik, 'yeni fikirlere son derece elverişli ve onları yaymaya meyilli bir meslek grubuydu'. Öğütücüler, Orta Çağ dönemsel mezheplerinde ve 16. yüzyıl Anabaptistleri döneminde daha çok öne çıktılar. Ginzburg, aynı zamanda, Menocchio ile benzer düşüncelere sahip olan ve Modena’nın dağlarında yaşayan bir değirmenciyi daha ele almıştır.

> Vakti zamanında Venedik, İtalya'daki en liberal ve din karşıtı devletti ve 17. yüzyıl başında İngilizler, Venediklileri neredeyse fahri Protestanlar olarak görüyorlardı. O dönemin burjuva aristokrat hükümeti, Friuli’deki soylular ve köylüler arasında var olan şiddetli düşmanlığı destekliyordu. Friuli, Avrupa'da, köylülerin betimlerini Parlamento'nun yanında temsil eden bir organ olması bakımından benzersizdi. Menocchio, 16. yüzyıl standartlarına göre nispeten özgür bir toplumda yaşıyordu ve 1584'te dini sapkınlıktan ilk yargılandığında soruşturmacıya, Venedik düzenlemelerinin Engizisyon tarafından yapılan bütün mahkemelerde laik bir görevli bulunması gerekliliğini hatırlatan bir savunma eyleminde bulundu.

> Profesör Ginzburg, Menocchio'nun mahkemede geçen sorgusunu genellikle ikili diyaloglar çerçevesinde ela aldı ve biz okurlara ara açıklamalar ile konu hakkında gayet anlaşılır bir gidişat sundu. Bu yargılama öncesi ve sonrasında, Menocchio’nun kendisini okudukları hakkında çok düşünen ve bu koca dünyada yalnız hisseden birisi olarak görüyoruz. Aslında okuduğu ve bu okuduklarından yola çıkarak bazı düşüncelerinin tehlikeli olduğunun farkında olan Menocchio, ancak sorgucuların, hâkimlerin ve kitlenin önünde karşı konulmaz, bilgi dolu bir tavır sergiliyordu. Fikirlerini, zaman zaman en şeffaf biçimde, büyük bir tedbirsizlikle onlara, orada bulunanlara aktarıyordu. Salonda bulunan sorgu ve Engizisyon heyeti duyduklarından rahatsız olmuştu ve Menocchio'nun sapkınlıklarını tanımlayabilmek adına, onun bu haletiruhiyesinden elle tutulur bir anlam çıkarma gayretindeydiler. Bu duruşmalar esnasında kayıtlara geçen 11 kitaptan bahsedildi. Bu kitaplarının bir kısmı kendisine ait olanlardı ve bazıları ise ödünç alınmıştı. Bu okumuş olduğu eserlerin, Menocchio gibi insanlara yeni fikirler getirmiş olma ihtimalinde kilisenin manevi baskısının önemini de küçümsememeliyiz. Sir John Mandeville'in, 14. Yüzyıl Seyahatleri’nin İtalyanca çevirisi ona İslam, Hindistan ve Çin dinlerinin, oldukça farklı medeniyetlerin varlığının bilinci de ortaya koymuştur. Kayıtlarda pek rastlanılamadıysa da, muhtemelen 1547’de Venedik’te İtalyanca çevirisi yapılmış olan bir Kuran’ı da okuduğu düşünülmektedir. Bu bize o zamanın yönetiminin göreceli liberalizminin bir başka örneğini de göstermektedir: Eğer yanlış hatırlamıyorsam, Kuran, 1649’a kadar İngilizcede neredeyse hiç görünmemiştir.

> Ginzburg’a göre, Menocchio’nun, ‘kendisinde sıkı bir şekilde yerleşik olan fikirlerinin ve inançların teyidini ararken sanki tek taraflı ve keyfi’ bir okuma eğilimi içerisinde olduğunu vurguluyor. Şayet konuya ilgisi olanlar varsa onlarda hatırlayacaklardır ki, 1660 yılında II. Charles’ın tekrar tahta çıkışından sonra Puritan vaizi John Bunyan’ın vaazlarının kışkırtıcı olduğuna hükmedildi ve 1672’ye kadar Bedford’da hapsedildi. John Bunyan Kuran'ın İngiltere'de yayınlanmasından sonra da benzeri sorun ve sıkıntılarla karşı karşıya kaldı. Profesör Ginzburg, Amerika’nın yerlilerinin açıklamalarını okumaktan şüpheci sonuçlar çıkaran ve çok farklı bir entelektüel seviyede faaliyet gösteren çağdaş bir yazar olan Michel de Montaigne’ye de değiniyor. Bernard de Mandeville'den örnekleme yapan Menocchio, bütün manevi dinlerde iyi insanlar olduğu görüşünü öne sürüyor:

“Hristiyan olarak doğduğuma göre Hristiyan olarak yaşamak istediğimi, ama Türk olarak doğsaydım Türk kalmak isteyeceğimi işte bu yüzden söyledim”. (s.87)

> İtalyan yazar Giovanni Boccaccio'nun Decameron'unun oldukça şaşırtıcı bir kaynağa atıfta bulunan Menocchio, “Her insan inancının haklı olduğunu söyler, ama hangisinin doğru olduğunu bilmiyoruz.” sonucuna vardığını ifade eder. Tüm bu okudukları aracılığı ile hoşgörüyü ve başkalarının görüşlerine olan saygı aradığı düşüncesi o günün Engizisyon’cularına değilse de, biz okurlara daha mantıklı gelmektedir. Başka mantıklı bir kaynağa, il Fioretto della Bibbia’ya atıfta bulunan Menocchio; “Yüce Tanrı, Kutsal Ruh'u herkese, Hristiyanlara da, sapkınlara da, Türklere de Yahudilere de vermiştir; hepsini sever, hepsinin ruhunu da aynı şekilde kurtarır.” #43886185 fikrine kapıldım der.

> Bu yüzden Profesör Ginzburg'un asıl üzerinde durduğu esas mesele, Menocchio'nun okuduklarını net olarak anlamadığı, ama okuduklarının aracılığı ile mental olarak aklına getirdiği bu manevi düşünceleri, fikirleri tanımlamak, açıklamak için kafa yorduğudur. Menocchio'nun mahkeme tutanak kayıtlarındaki davranışlarından, sanki bu dünyadaki bir başka yarıktan çıkmış gibi, neredeyse anlaşılmaz görünecek kadar sıra dışı olan köklü bir kültürel tabaka ortaya çıkmaktaydı. Bu durum sadece yazılı kitapların sayfalarından filtrelenmiş bir reaksiyonu değil, aynı zamanda indirgenemez bir sözlü kültür kalıntısı içermekteydi. Burada dikkate alınacak öncelikli şey, basit bir değirmenci konuşması ile Kilise ve dünyayla ilgili kendi görüşünü ve düşüncelerini dile getirmeye cesaret ediyordu. Sonrasında önem arz eden ikinci mesele ise, kendisinin etkileyici düşüncelerinde geçen kelimeler içinde fermente olan dünyanın belirsiz, anlaşılmaz görüşünü ifade etmek için kullandığı betimlemelerdi. Kitaplarda geçen cümle veya cümlelerden kazanmış olduğu deneyimler aracılığı ile fikirlerini formüle ederek kendisine özgü bir savunma tarzı yaratışıydı.

Tanrı Baba'nın da sevdiği birçok çocuğu vardır; Hristiyanlar, Türkler ve Yahudiler. Her birine kendi düsturuna göre yaşama isteği vermiştir, hangisinin en doğrusu olduğunu da biz bilemeyiz. Hristiyan olarak doğduğuma göre Hristiyan olarak yaşamak istediğimi, ama Türk olarak doğsaydım Türk kalmak isteyeceğimi işte bu yüzden söyledim. (s.86-87) #43989045

Menocchio; 'Anlayamıyor musunuz, engizitörler* bildiklerini bilmemizi istemiyor!' diye diğer bir köylüye bağırdı. (engizisyon mahkemesi üyeleri)

"Kilise'nin kanunu ve emirlerinin hepsinin aslında ticaret olduğuna inanıyorum; hayatlarını bununla kazanıyorlar." #43887505

> Fakat Reform ve baskının yayınladığı 'sözlü kültür' de neydi? Menocchio'yu bunları okumaya iten etken ve sebepler nelerdi? Neden “Kutsal metinler insanları aldatmak için uyduruldu” düşüncesine hâkimdi? Dini tasvirleri, törenleri, kutsallıkları, azizlerin günlerini, kilisenin gücünü, servetini ve yine Kilisenin insanlar üzerinde olan ekonomik baskısını ve papazların İlahi Güç ile inananlar arasında olan arabuluculuklarını reddetti. Daha olumlu bir şekilde, Menocchio, Engizisyon mahkemesi ününde “Gözle görülebilecek ve algılanabilecek her şey Tanrı'dır... Bizler birer tanrıyız.” deme cüretini gösterdi. Ölmüş olan sevdiklerimiz ya da insanlar için dualar yerine “hala bu dünyada iken birbirimize yardım etmeliyiz” ve “Komşumuzu sevmek, Tanrı'yı sevmekten daha önemlidir.” Görüşünü savundu. Onun bakışı açısından bu bir dini, manevi görevden çok ahlaki bir yaklaşımdı. Kendisinin üzerinde durmuş olduğu bu görüşlerin birçoğu, bulundukları yüzyılın ortalarında Friuli'de bulunan Anabaptistler tarafından yapılmaktaydı ve mahkemenin görüşü, kendisinin bu tür gruplarla temas halinde olmuş olabileceğiydi, ancak bu asla ispat edilemedi. Bunların dışında, Engizisyon tarafından yasaklı olan yerel bir İncil'e de sahipti.

"Siz papazlar ve keşişler, siz de Tanrı'dan daha fazla şey bilmek istiyorsunuz, şeytan gibisiniz, yeryüzünde Tanrı olmaya kalkıyorsunuz, şeytanın izinden giderek Tanrı'nın bildiği kadar bilmek istiyorsunuz. Aslında bir insan ne kadar çok bildiğini sanırsa, o kadar az biliyor demektir." #43887332

> Okuduktan sonra da anlayacağımız üzere, kitaplar Menocchio için sadece bir 'kaynak' olmaktan da öteydi. Düşüncelerinde 'cennetin var olduğuna inanmıyordu, çünkü cennetin nerede olduğunu bilmiyordu'. Dünyanın Tanrı tarafından yaratılmadığını, ancak 'doğal bir işleyiş içerisinde olan döngü' ile 'dünyanın en mükemmel özü sayesinde' var olduğu fikrini savunuyordu. Profesör Ginzburg, Menecchio’nun konuya tamamen bilimsel bir fikir ile yaklaştığını vurguluyor ve yazar bizlere burada Thomas Burnet'in, Peynir yapımının metaforunun Kutsal Kökeni Teorisi'ndeki (1681) kaynağına dikkat çekiyor.

> Peynir ve Kurtlar maneviyatın biraz daha çok öne çıktığı, baskının hâkim olduğu bir Orta Çağ dönemini ele alan etkileyici, ama okuması bir o kadar zor bir eserdir. Elimde olan bu güzel çeviri mükemmel bir okuma imkânı sunmakta ve çeviriyi yapan Sn. Ayşen GÜR, Menocchio'nun yargılanış sürecini dilimize olması gerektiği güzellikte aktarmıştır. Fırıncı Menocchio’nun işkence sırasında neler söylediğini, kendi içsel çekişmesini, feryadını, ağlamasını ve gözyaşlarını doğru aktarması, bir çevirmen için çok başarılı bir şeydir.

“Ölüyü defnetmeyi ticarete çevirdiler
Sanki bir çuval yün ya da bibermiş gibi:
Bu işlerde çok açıkgözdürler
Önce parayı avuçlarına saymazsan
Ölüyü kabul etmezler bile;” #43924769

> Profesör Ginzburg, Menocchio'nun ilk kez Engizisyon mahkemesinde yargılanışını, işkence gördüğü zaman dilimini, kalemi aracılığı ile biz okurlara ustaca aktardı. Sonrasında görülen ikinci duruşmada bu suçlamaya dair geçerli bir kanıt bulunmadığını da açıkça ifade ettiği görülüyor. Ancak Kutsal Roma makamı, VIII. Papa Hazretlerinin de konuya olan ilgisinden dolayı, bu kadar önemli bir durum karşısında, Fırıncının yeniden yargılanmasında olan ısrarını ezici bir şekilde kabul ettirdi ve mahkeme bu zavallı Fırıncı hakkında üzücü bir karar aldı.

"İyilik yapmaktan başka hiçbir şey istemiyorum." #43889654 "Bir insan günahkârsa, cezayı çekecek olan yalnızca kendisidir." #43889812

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
214 syf.
Menocchio okumayı seven ve okudukları ile gerçekleri sorgulamaya çalışan bir değirmenciydi. Kiliseyi Kutsal Ruh'un yönettiğine inanmadığını, papazlar kendi keyiflerine bakarken halkı da susturabilmek için ellerinin altında tutmak istediklerini ve ekonomik gücün de kilisenin kontrolünde olduğunu dile getiriyordu. Ayrıca İsa Mesih' in asla ebedi Tanrı olmadığını, İsa Mesih'in ebedi Tanrı olsaydı kendisini yakalayıp çarmıha germelerine izin vermeyeceğini, çarmıha gerildiğine göre Tanrı olamayacağını dile getirmesi üzerine, 28 Eylül 1583 te Menocchio, Engizisyon' a ihbar edildi. Sonrasındaki 104 günlük sorgulama sürecinde zaman, zaman affedilmesi yönünde fikirlerinden vazgeçtiğini belirten yalvarmaları olsa da Engizisyon cezalandırılmasına karar vermiştir.
Yaklaşık iki yıllık esaretten sonra bir takım şartlarla serbest bırakılsa da, yeniden depreşen fikirlerini dile getirmesi nedeniyle tekrar sorgulanmak sureti ile tutuklanarak idam edilmiştir.
Kitabın tanıtım yazısı fevkalade olayı güzel dile getirmiş, 16. Y.Y. sonlarında meydana gelen bu durum ile günümüz kıyasladığınızda insan ister istemez medeniyet ve insanlık ne kadar mesafe kat etti diye sormadan edemiyor…
16. Yüz Yıl da ki bir değirmencinin okuma hırsı, okuma azmi ve yanlışları dile getirme yürekliliğine hayran olmamak elde değil. Zor şartlarda ve baskı altında okumaya çalışan, sorgulayan bir insan ile her türlü imkanın elinde olmasına rağmen okumayan ve sorgulamayan şimdiki neslin muhasebesini sizlere bırakıyorum…
214 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Merhaba;
Beni oldukça saşırtan kitaplardan biri olduğunu söyleyerek incelemeye başlamak isterim.
Kitapta 16.yy da yaşayan bir degirmencinin okuduklarından edindigi bilgiler ışığinda hayatı ve özellikle de dinleri sorgulamasını ve günün sonunda da bu düşüncelerinden ötürü yargılanmasını okuyorsunuz.
Konunun bundan ibaret oldugunu biliyordum, fakat şaşırdığım nokta şu oldu; Ben degirmenci ile birkikte ilerleyecegimizi, onunla birlikte ögrenip onunla birlikte sorgulayacağımızı zannetmistim.
Fakat kitaba başlayınca farkediyorsunuzki, degirmenci ögreneceklerini öğrenmiş, sorgulama kısmını da gecmiş ve yargılanma evresinde. Sizlerde bu yargı sürecindeki ifadesini, tavrını ve sonrasını okuyorsunuz.
Yer yer sıkıldığım ama bütün olarak ele alınca sevdiğim bir kitap oldu.
Günün sonunda keşke okumasaydın diyemem fakat kimseye de bence okumalısın demem.
Herkese keyifli okumalar dilerim.
Sağlıcakla
Youtube kanalım için;
https://www.youtube.com/...YAdpca9gSpXaa33F04Cw
Ayşe
Ayşe Peynir ve Kurtlar'ı inceledi.
@nisan1·07 Kas 2019·Kitabı okumadı
Kitap yoksul bir değirmenci üzerinden mikro tarih incelemesi yapmaktadır. Olay 16. Yy sonlarına doğru İtalya'nın bir dağ köyünde geçmektedir. Menocchio ismiyle bilinen değirmenci o köyde yaşayan herkesten farklı bir insan profili çizmektedir. Kitap bu farklılığı, Menocchio'nun sürekli okuyan, okuduğunu sorgulayan kişiliğiyle açıklamaktadır. Menocchio bu farklılığını ise matbaanın icadı ve reform hareketlerine borçludur çünkü, matbaanın icadıyla basılan kitaplara ulaşmış, bilgi sahibi olmuş, reform hareketiyle de bu elde ettiği bilgiler hakkındaki duygu ve düşüncelerini özgürce ifade edebilmiştir. Bu düşünceleri halk kesimiyle birlikte daha üst kesime: engizisyon mahkemesine, papaza kadar ulaşmıştır.
Menocchio'nun özellikle evren kuramı ve din hakkındaki düşünceleri bu kesimler tarafından saçma bulunmuş, sapkın olarak nitelendirilmiştir. Her şeyin bir kaostan oluştuğunu, bunların bir kitle (peynir) içinde biriktiğini ve içlerinde de kurtların oluştuğunu belirten Menocchio ayrıca Tanrıyı papazlardan daha iyi tanıdığını söylemiş dolayısıyla din konusunda papazlara ihtiyaç olmadığını dile getirmistir. Böylelikle sınıflar arasındaki farklılığı yok saymış, bunu da hepimiz bir peynirin içindeyiz, Tanrı hepimize eşit yaklaşır ifadeleriyle acıklamaya çalışmıştir. Tabii ki bu düşünceler engizisyonca tehdit olarak algılanmış, Menocchio'nun daha fazla kişiyi etkilemeden idam edilmesine karar verilmiştir. Dolayısiyla yazar kitapta, sınıflar arası farkliligın alt sınıfa kabul ettirilmesine boyun eğmeyen değirmenciyi yansitmak istemistir. Menocchio aslında düşünceleri için öldürülmemiş, kitleden farklı olabilme cesaretini gösterebildiği için yok edilmiştir. Bu bana bi nebze Camus'un Yabancı'sını anımsatmadı değil. Güzel bir kitap, okumanızı tavsiye ederim.
214 syf.
·Beğendi·8/10
Tarih ya da geçmiş ile ilgili araştırma yapacak bir insanın okuması gerektiğini inandığım, küçük evren insan özelinden bir tarih anlatısının nasıl kurulacağını gösteren nevi şahsına münhasır bir eser.
214 syf.
·Puan vermedi
"Kilise'nin kanunu ve emirlerinin hepsinin aslında ticaret olduğuna inanıyorum; hayatlarını bununla kazanıyorlar."

16. Yüzyılda, Kilise'nin, Engizisyon'un baskın olduğu bi' dönemde, çıkıp açıkça yukarıdaki ifadeyi kullanabilmişti, Hristiyan din adamlarını ve Hristiyanlık dininin temel akidelerini eleştirmekten de geri durmamıştı. Kitabımızın başkarakteri Menocchio'dan bahsediyorum elbette...

Bu kitapta, 16.Yüzyıl Italya'sında yaşayan bir değirmencinin öyküsü anlatılıyor, öykü dedimse tamamen uydurma değil tabii ki, yazarımız gerçek bir olayı ele alıyor ve mikro tarih yazımı dediğimiz bir yöntemle onu kurgulayarak bizlere sunuyor.

Hikayemize dönelim, Italya'da Engizisyon Mahkemelesi'nin insanların dini inançlarını denetlediği, kimsenin din konusunda fikrini belirtemediği bir dönem. (Tabii Rönesans ve Reform ile bu ortam yavaş yavaş kırılmaya başlayacak) Böyle bir ortamda Menocchio lakablı bir abimiz, içlerinde Kur'an-ı Kerim'in de bulunduğu bazı kitapları okuyarak kendince bir aydınlanma yaşıyor. Ortaya "Peynir ve Kurtlar" dediği bir metafor atıyor. Hıristiyanlığın temel unsurlarını, kiliseyi, Hz.İsa'nın Tanrı'nın oğlu olduğunu vb Hıristiyan inançlarını reddediyor. Bu görüşlerini de açıktan yapmaya başlayınca kilise olaya hemen el koyuyor tabii. Yazarımız da eldeki belgelerden yola çıkarak Menocchio'nun mahkeme sürecini bize aktarıyor, kitap boyunca anlatılan olay bu. Tabii konu mikro tarih dediğimiz bir yöntemle ele alındığı için, farklı noktalara da değinerek, neden sonuç ilişkine dayanarak bir çıkarım yapılıyor ve kuru kuru anlatılmıyor.

Elime aldıktan sonra bırakamadığım bir eser oldu ki, kısa bir sürede de bitirdim. Meraklıları için keyifli bir okuma olacaktır muhakkak ama bu konulara ilgisi olmayanlar biraz sıkılabilir. Kitaptaki Menocchio karakterini biraz da Sokrates'e benzettim aslında, okumadıysanız Sokrates'in Savunması adlı eseri de tavsiye ederim, içerikler biraz benziyor. Ya da o kitabı okuduysaniz buna da göz atmakta fayda var. Her iki kitabı okuyup sevenlere ise üçüncü bir tavsiyem olacak; Cemal Kafadar Hoca'nın Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken adlı kitabı da yine bu tarzda yazılmış (Mikro Tarih) bir eser.

Hulâsa beğendiğim, ilginç bir kitap oldu, meraklılarına tavsiye ederim.
Bu arada kitabın sonunu söylemedim spoiler olmasın, ama Menocchio'nun kaderi de Sokrates'inki gibi oluyor :)
214 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
16.yy Avrupasında yaşamış Menocchio adında bir değirmencinin “cehennemde bile doğruyu söyle ve iki yüzlülüğe karşı polemiğe gir” düsturu ile bütün din iktidarını karşısına alışı ve engizisyonda yargılanışını anlatıyor kitap. 30 yıl boyunca engizisyon mahkemelerinin karşısında dini dogmalara ve dini kullanarak çıkar elde eden iktidara karşı durmak, asla geri adım atmadan kendi özgün düşüncelerini savunmak ancak olağanüstü denebilecek bir düşünsel ve ahlaki güç ister.
Menocchio’nun belli bir ilgi alanına yönelik olmayan, hiç ayrım gözetmeksizin okunabilecek her şeyi okuma merakı ile yavaş yavaş aydınlanmasını ve özgün fikirlerini okumak güzeldi. Yazar ayrıca, Menocchio’nun yaşadığı küçücük toplulukta yetersiz mali kaynakların önlerine çıkardığı engeli, birbirleriyle kitap takası yaparak aşan bir okur ağının olduğunu ortaya çıkaran veriler elde etmiş. Ne güzel hem keyifli hem öğretici bir okumaydı.
214 syf.
·Puan vermedi
Tarihe damga vurmasına ''tarihçiler ''tarafından izin verilmeyen sıradan bir değirmencinin tarihteki izi. Şükür ki artık değişen tarih bilimi ve algısıyla bu tarz hikayelerle daha çok karşılaşacağız.
214 syf.
·Beğendi·9/10
Söz konusu eser eski, paslı, küçük bir değirmenin anahtar deliğinden 16. asır İtalyasına, daha genel bir manada 16. asır Avrupasına göz atan enfes bir mikro tarih çalışması. Skolastisizmin pençesi arasında sıkışmış, bir o kadar da o pençeden kurtulmanın mümkün olmadığı ortamda sıradan bir değirmencinin varoluşsal ve ontolojik sancılarının dışavurumu. Yaşamla ölüm arasında tercih yapmak zorunda bırakılırken bile "şeytanın" ona öğrettiklerinden bir an olsun şaşmayan, doğru bildiğini her daim bir şekilde savunan ve nihayetinde de bunu canıyla ödeyen bir fikir neferi ya da fikir kurbanı. Hangisini seçeceğiniz olduktan sonra size kalmış. Engizisyonun soğuk duvarları arasında sonu baştan belli olan bir eğreti mahkemede 17-18 Avrupa aydınlanmasının halk arasında nasıl filizlenmeye başladığının somut bir kanıtı. Tabi yoksul ve yoksun köylülerin çeşitli erkler altında ezilirken asırlardan beri beri süregelen inanışlarının da bu sancılarda izleri büyük. Değirmencimiz Menocchio eline geçen yasaklı kitapların tümünden bir şeyler süzerek evrene karşı bir bakış açısı geliştiriyor ve kitabın ismi tam da buradan geliyor. Bunu kitabın içinde arayıp bulması size kalmış. Menocchio kadar kitabın yazarı Ginzburg da oldukça dikkate değer. Kitabın örgüsü ve araştırmanın kitap haline gelene kadar ne kadar titiz bir süreçten geçtiği hemen göze çarpıyor. Ayrıca tüm taşları yerine olabildiğince sağlam oturtmak için yazarın, Menocchio'nun okuduğu kitapların o günkü formlarına ulaşması ve bu eserleri kılı kırk yararak irdelemesi gerçekten hayran duyulası bir çaba. Nihayetinde kurgusal olmayan ama bir o kadar da sizi sürükleyecek olan bu eseri okumanın herkese bir şeyler katacağından eminim. Keyifli okumalar.
214 syf.
·2 günde·Beğendi·4/10
Çok ilginç bir kitap deneyimi oldu benim için “Peynir ve Kurtlar” ilginç diyorum yanlış hatırlamıyorsam okuduğum ikinci felsefi türünde bir kitap. Kitabın dili biraz ağır, çok zor ilerledim öncelikle onu belirteyim. Bazı latince kelimelerin açıklamaları yapılmadığı için ne yazdığını da anlamadım açıkçası. Konusuna gelince, kitap o dönemin İtalyasında kilisenin inanışlarına ters gelen, İsa mesihin bir Tanrı olmadığını, eğer öyle olsaydı neden çarmıha gerileceğini söyleyen, kendilerine dayat öğretilerin bir kısmını kendince değiştiren Domenico Scandella adlı bir değirmencinin yargılanışını ve idam edilişini anlatıyor. O dönemin “kutsal”? kilisesi tarafından türlü işkenceye maruz bırakılmış. Ortaçağ avrupasında kendince bir şeyleri değiştirmeye çalışan okumuş ve okuduğunu anlayan! bir adamın hikayesinin anlatıldığı bu kitabı, tarih ve felsefe meraklılarına tavsiye ederim.
214 syf.
·Puan vermedi
Bireyler yaşadıkları toplumun dinamiklerine uyum sağlamak zorundadır. Bu zorunda oluş kişiyi normal bir birey haline sokar. Var olan bir düzene en ufak başkaldırı hangi toplumda, hangi sebeple olursa olsun kişinin dışlanmasına ve uzaklaştırılmasına sebep olur. Bazen de ıslah çalışmaları üzerinde yoğunlaşılır. Bu ıslah süreci çetrefilli olabilir. Ama her ne olursa olsun farklı olmanın getirdiği bir sorumluluk vardır. Bu sorumluluğu üstlenemeyen birey ya pes edecektir ya da yok olup gidecektir.

Eserin konusu bir bakıma başkaldırıdır. Yapılan baskılar sonucu sürekli fikirleri baskılanmak istenir. Bazen rıza bazen ise isyan ile kitap sürekli canlılığını koruyarak okuyucuyu sürüklemektedir. Antropolojik, sosyolojik ve halk bilimsel açıdan ele alınıp okunması gerekir. Böyle bir yol izlenmesi halinde bu okuma çok faydalı olacaktır.
214 syf.
·9/10
Ortaçağ'ın karanlığında okuyarak aklında bulduğu ışığı insanları aydınlatmak için paylaşan bir değirmencinin gerçek hikayesi... Okunacak kadar güzel, bilinçlendirecek kadar anlamlı...
"Dünyada yaratılan ilk yaratıklar melekler oldu, var olan en soylu maddeden yaratılmış oldukları için kibirlenerek günah işlediler ve yerlerinden oldular."
Carlo Ginzburg
Sayfa 104 - Metis Yayınları
Evlilik hakkında: "Bunu Tanrı koymadı, insanlar koydu. Eskiden bir erkekle bir kadın birbirlerine söz veriyorlardı, bu da yetiyordu; sonra bu insan icadı ortaya çıktı."
Carlo Ginzburg
Sayfa 39 - Metis Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Peynir ve Kurtlar
Alt başlık:
Bir 16. Yüzyıl Değirmencisinin Evreni
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
214
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753420983
Orijinal adı:
İl Formaggio E İ Vermi: İl Cosmo Di Un Mugnaio Del 1500
Çeviri:
Ayşen Gür
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
On Altıncı Yüzyılın Sonları. İtalya'nın bir dağ köyünde herkesin Menocchio dediği bir değirmenci yaşar. Latincesi kıt olan bu yoksul köylü koskoca Engizisyon'a meydan okur. Eline geçen, halk diline çevrilmiş, içlerinde Kuran'ın da bulunduğu bütün kitapları okuyan Menocchio, o karanlık çağda kendi evren kuramını yaratır. Ona kalırsa dünya, kaostan, bozulan peynirde oluşan kurtlar gibi türemiştir. Tanrı, gücünü herkese; "Yahudiler'e, Türkler'e, Hıristiyanlar'a ve hatta sapkınlara" eşit olarak vermiş, kimseyi kayırmamıştır. İsa'ya gelince, o da sıradan, yoksul bir köylüdür. Cehennem de araf da papaz ve keşişlerin halkı soymak için uydurdukları şeylerdir. Engizisyon karşısında bir türlü geri çekilmeyi bilmeyen bu bilgiye susamış köylü, bütün din iktidarını karşısına alır. Yargıçlarına, "beni ölüme yollarken siz benden çok korkuyor olabilirisiniz," diyen ve inançlarını inkâr etmediği için diri diri yakılan metemetikçi filozof Giordano Bruno ile aynı dönemde, Engizisyon tarafından ölüme mahkûm edilir.Ginzburg, halk kültürünün iktidar karşısındaki konumunu incelerken, günümüze kalan belgeler ve Engizisyon kayıtlarından yola çıkarak tarihi yeniden yazıyor. Peynir ve Kurtlar, bir detektif romanı gibi okunan, kışkırtıcı bir kitap...

Kitabı okuyanlar 171 okur

  • cann
  • Umut Can Baylan
  • Rosa Sah
  • Atakan uğur
  • Menekşe
  • HOMO FABER...
  • Ahmet Erkılıç
  • Ra
  • Çelebi
  • Kubilay Kapusuz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%25
25-34 Yaş
%41.7
35-44 Yaş
%16.7
45-54 Yaş
%16.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48.1
Erkek
%51.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.9 (10)
9
%13.2 (7)
8
%24.5 (13)
7
%17 (9)
6
%11.3 (6)
5
%11.3 (6)
4
%1.9 (1)
3
%1.9 (1)
2
%0
1
%0