Borçlandırılmış insana krizde ne olur? En önemli faaliyeti nedir? Cevap çok basittir: Borcunu öder ve durmadan yeni vergiler ödeyerek cezasını çekmek zorundadır.
Eşitsizlik imal eden bu sistemin kapağını kapatmak istiyoruz. Zenginliklerin ve mülkiyetin kişiler ve şirketler tarafından serbestçe biriktirilmesinin üzerine mühür koymak istiyoruz.
Biz kapakçıların, biz mühürcülerin talepleri şunlardır:
Bir: Şirketler arası sahipliğe son verilsin. Örneğin silah imalatçıları televizyon kanalı sahibi olamasın; madencilik şirketlerinin gazeteleri olmasın; holdingler üniversite kuramasın; ilaç şirketleri devlet sağlık fonlarını kontrol edemesin.
İki: Su, elektrik, sağlık ve eğitim gibi doğal kaynaklar ve temel altyapı özelleştirilemesin.
Üç: Herkesin barınma, eğitim, sağlık hakkı vardır.
Dört: Zengin çocukları ebeveynlerinin varlığını miras alamasın.
Bu mücadele bizim hayal gücümüzü uyandırdı. Kapitalizm, bu yolda bir yerlerde adalet düşüncesini salt "insan hakları"na indirgedi ve eşitliği hayal etme düşüncesi bile kutsal değerlere küfür sayılır oldu. Biz, yerine yenisinin konması gereken bir sistemi reform yapıp üstünkörü tamir etmek için mücadele vermiyoruz.
Bir mühürcü, bir kapakçı olarak mücadelenizi selamlıyorum.
Bir kadının burkasını zorla çıkartmak, onu burka giymeye zorlamak kadar kötü. Burada mesele burka değil. Mesele baskı. Toplumsal cinsiyeti bu şekilde toplumsal, siyasi ve ekonomik bağlamından koparılmış şekilde görmek onu bir kimlik meselesi haline getiriyor; ortaya kostümler savaşı gibi bir durum çıkıyor. Bu aslında ABD hükümetinin 2001'de Afganistan işgali sırasında, Batılı liberal feminist grupların yapmasına izin verdiği şeydi. Afgan kadınlar Taliban rejimi altında korkunç bir bela içinde yaşıyorlardı (hala da yaşıyorlar). Ama boyunlarına papatyadan kolyeler asmak sorunlarını çözemezdi.