missprufrock

missprufrock
@prufrock
400 kütüphaneci puanı
360 okur puanı
Temmuz 2013 tarihinde katıldı
"Tatil" yeni bir toplumsal olgu, bu olgunun söylensel gelişimini izlemek ilginç olurdu. Önce okul sınırla­rında kalırken, bir süredir ücretli tatile dönüştü, bir proletarya olgusu, hiç değilse bir iş olgusu oldu. Bu olgunun bundan böyle yazarları da kapsayabileceğini, insan ruhunun uzmanlarının da çağdaş çalışmanın genel yasasına uyduklarını kesinlemek, bir bakıma kenter okurlarımı­zı çağlarına ayak uydurduklarına inandırmaktır; kimi yavanlıkların zorunlu olduğunu benimsemekle övünür, Siegfried ve Fourastie'nin "çağdaş" gerçeklerine uyum sağlarsınız.
Sayfa 26
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Borçlandırılmış insana krizde ne olur? En önemli faaliyeti nedir? Cevap çok basittir: Borcunu öder ve durmadan yeni vergiler ödeyerek cezasını çekmek zorundadır.
Alıntı
Eşitsizlik imal eden bu sistemin kapağını kapatmak istiyoruz. Zenginliklerin ve mülkiyetin kişiler ve şirketler tarafından ser­bestçe biriktirilmesinin üzerine mühür koymak istiyoruz. Biz kapakçıların, biz mühürcülerin talepleri şunlardır: Bir: Şirketler arası sahipliğe son verilsin. Örneğin silah imalatçı­ları televizyon kanalı sahibi olamasın; madencilik şirketlerinin gaze­teleri olmasın; holdingler üniversite kuramasın; ilaç şirketleri devlet sağlık fonlarını kontrol edemesin. İki: Su, elektrik, sağlık ve eğitim gibi doğal kaynaklar ve temel altyapı özelleştirilemesin. Üç: Herkesin barınma, eğitim, sağlık hakkı vardır. Dört: Zengin çocukları ebeveynlerinin varlığını miras alamasın. Bu mücadele bizim hayal gücümüzü uyandırdı. Kapitalizm, bu yolda bir yerlerde adalet düşüncesini salt "insan hakları"na indirge­di ve eşitliği hayal etme düşüncesi bile kutsal değerlere küfür sayılır oldu. Biz, yerine yenisinin konması gereken bir sistemi reform yapıp üstünkörü tamir etmek için mücadele vermiyoruz. Bir mühürcü, bir kapakçı olarak mücadelenizi selamlıyorum.
Alıntı
Bir kadının burkasını zorla çıkartmak, onu burka giymeye zorlamak kadar kötü. Burada mesele burka değil. Mesele baskı. Toplumsal cinsiyeti bu şekilde top­lumsal, siyasi ve ekonomik bağlamından koparılmış şekilde görmek onu bir kimlik meselesi haline getiriyor; ortaya kostümler savaşı gibi bir durum çıkıyor. Bu aslında ABD hükümetinin 2001'de Afganis­tan işgali sırasında, Batılı liberal feminist grupların yapmasına izin verdiği şeydi. Afgan kadınlar Taliban rejimi altında korkunç bir bela içinde yaşıyorlardı (hala da yaşıyorlar). Ama boyunlarına papatya­dan kolyeler asmak sorunlarını çözemezdi.
Alıntı
Şirket zenginliğinin bir diğer büyük kaynağı kendi yürüttükleri toprak bankacılığı faaliyetleridir. Tüm dünyada, yolsuzluğa bulaşmış zayıf yerel yönetimler Wall Street broker'larına, ziraat şirketlerine ve Çinli milyarderlere, ülkelerinden geniş topraklar satın alma imkanı sundu. (Elbette bu toprakların alınması suya hükmetmeyi de bera­berinde getiriyordu.) Hindistan'da da milyonlarca insanın toprağı "kamu yararına" ellerinden alınıp özel şirketlere verilmekte: Özel Ekonomi Bölgeleri, altyapı projeleri, barajlar, otoyollar, otomobil imalatı, kimyevi madde hub'ları ve Formula 1 yarışları yapılsın di­ye. (Nedense özel mülkiyetin kutsallığı asla yoksullar için geçerli değil.) Oralarda yaşayan insanlar her zaman olduğu gibi, toprakla­rından men edildiler ve bu insanlara hayat boyu sahip oldukları her şeye el konulmasının aslında istihdam yaratma projesinin bir parçası olduğu söylendi. Ama şimdi biliyoruz ki, GSYİH'nin büyümesiyle istihdam arasındaki bağ aslında bir mittir. Yirmi yıllık "büyüme"nin ardından bugün Hindistan'da çalışabilecek yaştakilerin yüzde 60'ı serbest meslekle uğraşıyor; ayrıca Hindistan emek gücünün yüzde 90'ı gayri resmi sektörlerde çalışıyor.
Alıntı