Adı:
Hacı Aga
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
105
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753638081
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Hacı Aga
Hacı Ağa
Hidâyet bu romanında 1940'lı yılların İran'ında sermaye çevrelerinin ve dini bile çıkarlarına alet etmekten çekinmeyen yüzsüz politikacıların ipliğini pazara çıkarıyor. Hacı Aga'nın kahramanları, "kuyruk sallayan", "sürekli vezirlik", "şeriatin rehberi" gibi anlamlara gelen "manidar" adlarıyla, bizim de yabancımız değil; tabii en başta Hacı Aga. Onları tanıyacaksınız... 
105 syf.
·Beğendi·10/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

İRANLI AZİZ NESİN ...

Zaman yetersizliğinden ötürü birbiri ardına yazmak zorunda kaldığım incelemeler kervanından bir kez daha merhabalar pek sevgili kabak çiçekleri ve işsizlik müdavimleri =)) Zamanımız kısıtlı o yüzden hemen girizgah yapalım ..

Konu oldukça hassas .. Pek istemiyorum bunları yazayım ... Bir kısım arkadaşımız belki bana kızacak ve sertçe eleştirecektir .. Kendilerince haklılar mıdır ? Belki evet belki hayır .. Önemli olan doğru düzgün tartışabilmek .Seviyeyi korumak ..

Öncelikle istiyorum ki yazardan başlayayım .. Sadık Hidayet tabiri caizse elit ve kalburüstü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş .. Ebeveynlerimiz gibi doğup büyüyeceğimiz toprakları da seçme hakkına sahip değiliz .. Bu bağlamda kendisi de hayata 5-0 yenik başlayan bir şahıs.. 1903' te İran' da doğmuş olmasına karşın varlıklı ailesi vasıtasıyla eğitimine yurtdışında , Avrupa ' da devam etmiş ..Belçika ve Fransa ' da yaşamış .. Yazım hayatına dair ilk deneyimleri de yanlış hatırlamıyorsam Fransa ' da vuku bulmuş.Ondan öncesinde dişçilik ve mühendisliğe ilgi duymuş ama kesmemiş olacak ki sonrasında yazarlığa yönelmiş .. Anton Çehov (buraya çok dikkat!!) , E.A. Poe ve Kafka ile ilgilenmiş ..İran mitleri ve folkunu araştırmış.. Beethoven ve Çaykovski seviyor ki bu romantik erayı kendine yakın bulduğunun bir göstergesi..Sürekli tekrar eden intihar girişimlerinin altında yatan sebeplere dair bir ipucu olabilir bizlere ..Beethoven da bir dahi olarak yaşamış bir fani gibi ölmüştü.. O da bir dönem intiharı seçti..Pek tabii sebep sonuç ilişkisinde bağdaştırılamaz belki ama niçin seviyor olduğu , kendine niçin bu denli yakın gördüğü bence çok açık ..Anton Çehov ' un Martı' sını da aklınıza getirin .. İntihar olgusu salt kendinden kaynaklı değil ama çevresinde uğraştığı işlerden hep bir iz bırakmış ona .. Afyon bağımlılığını da eklersek sonuç sanırım ki hiçbirinizi şaşırtmaz .. Bu kadar bio verdiğin yeter artık sadede gel kardeşim diyenler ..

Etkinlik kapsamında Sadık Hidayet' in ilk okuduğum kitabıydı Hacı Ağa..İlk 30 - 35 sayfa sonrasında birşeyler oldu ..Kitap resmen şaha kalktı ... Sanırsın bir Aziz Nesin kitabı okuyorum .. O denli zevk aldım ki bitirip 2 kere daha okudum .. Tespitler , çıkarımlar ve verilen örnekler o denli nokta atışı ki anlatamam .. Sanki Aziz Nesin yazmış bu öyküyü de al demiş sen yayınla arkadaş.. O derece ikizi .. Sanırım bu kitabı Avrupa dönüşü memleketindeyken yazmış Sadık Hidayet.. Ve ülkesinin geri kalmasının sebebi olarak gördüğü monarşik düzenle, bu kitaba konu olan HACI AĞALARI yani ruhban sınıfını kıyasıya eleştirmiş .. Niçin ruhban sınıfı diyorum ? Çünkü islamiyette ruhban sınıfı yoktur ..İslam dininde kulun kula üstünlüğü yoktur .. Üstünlük ancak ve ancak TAKVADADIR.. işte burda yine zurna konçertosunun kürdi peşrev allegro resitaline tırmandığı dönemece geliyoruz .. Nasıl kuruluyor bu üstünlük dediğim anda Hacı Ağalar devreye giriyor .. Dedim ya Aziz Nesin okudum sanki diye .. Kimdi onun ustam dediği isim ? ANTON ÇEHOV!! Neyle uğraştı o? En azılı düşmanları , ona en çok saldıranlar kimlerdi ? Onu yakmaya çalışanlar ? Alın o tayfayı koyun bu novellanın içine zerre sırıtırsa gel yanıma .. Bu o kadar öyleki , 2. dünya savaşı sırasında Türkiye' nin almanlardan yana olmasını isteyen sarıklı cübbeli hocalara varıncaya dek aynı yahu!!! Paralel evren desen bu denli benzemez .. Okurken baya güldüm ..Kah acı acı , kah katıla katıla gözümden yaş gelinceye dek ( özellikle basurla yollarının kesiştiği dönemler canımdan can aldı ) .

Bakın Mine Söğüt bir röportajında ne diyor ..

"İnsanların hayatını dini referanslarla düzenlemeyi düşünüyorsanız onlara büyük korkular aşılamanız gerekir. Tabii korku da çok büyük bir güç.. Böylelikle kadınları ve çocukları ve aslında erkekleri de korkutarak çok silik , çok aşşağıya düşmüş bir toplum yaratırsınız ."

Kim bunu yapanlar ? Efendim ? Demek gelmedi aklına .. Peki devam edelim ...Bakın ne diyor Yaşar Nuri Öztürk ...

"Yobazlık, kendini geliştirip büyütmek yerine, dini "YOZLAŞTIRIP" küçültmeyi yeğleyen hasta psikolojilerin dışa vurumudur."

"Allah ile aldatanların gerçek Tanrısı paradır, maldır, dünyalıktır."

Yine mi tık yok ? Friedrich Nietzsche ile devam edelim ..

"Kim namus ve ahlâk şövalyeliği yapıyorsa, bilin ki en namussuzu o' dur."



Şu 4 cümleyi bir araya getirdiğinde KARŞISINDA BELİREN kesişim kümesidir işte Hacı Ağalar .. Ne demiş onlar için Mevlana ;

"İslamı yobazlardan koruyun, aksi takdirde dünyayı İslamdan koruyun."

Biz yakından tanıyor muyuz onları bilemem =) Cevabı size bırakıyorum ! Etkinliğe beni de dahil eden sevgili NigRa ' a ve https://1000kitap.com/mahmutcayir ' a da bu vesileyle teşekkürlerimi iletiyorum ..

Hacı Ağalar için gelsin : İsveç' te var 4 ÇİYAN !!

https://www.youtube.com/watch?v=Z3bWi6CmziM
105 syf.
Okumaya başladığım andan itibaren gözümde sürekli canlanan okur Tuco Herrera oldu. Ne alaka mı diyeceksin Tuco Herrera? Hani senin şu Yozgatlılar karakterleri ile dolu incelemelerin yok mu? Hepimizi derinden etkileyen, tebessüm ettiren hatta çoğunda kahkahalar attığımız ama en çok da düşündüren, kitabı şiddetle okumaya yönlendiren.
Okudukça tebessümle hatırladım hep:)
Bir de Nadir amcayı :)
Bir komşumuz vardı 60 lı yaşlarını geçmiş ama sürekli alkol alan torun tombalak sahibi Nadir amca. Hakikatten de adına münhasır nadir bulunan türden idi Allah uzun ömürler versin. Eşi Nesrin teyze ise evinde, hizmetinde , aklı selim dini bütün bir kadıncağız. Tek amacı eşi alkolü bıraksın birlikte hac vazifesini yerine getirsinler , huzur içinde yaşasınlar yeterli ama Nadir amcanın pek umurunda değil tüm bu beklentiler.
Bir ara alkolün dozunu fazla kaçırıp evin yolunu unutunca Nadir amca, Nesrin teyze tarafından eve girme yasağı uygulandı hatta iş o kadar inada bindi ki boşanma davası açmaya kadar vardı.
Araya eş dost girdi, yok Nesrin teyze nuh diyor peygamberi getirmiyor dilinde. Biraz yumuşama gösterince de şartını sürdü öne. ‘’ İçki bırakılacak, birlikte hacca gidilecek ancak bu evlilik devamı bu şartla olur’’
Nadir amca çaresiz, ne alkolden vazgeçebiliyor ne de evinden (eşini sever miydi bilmiyorum) ne de hacca gittikten sonra dini vecibeleri yerine getirebileceğinden. Dostları, Nadir amcayı ve Nesrin teyzeyi ikna etmenin orta yolunu buldular. Nadir amcaya ''hac kurasına yazıl, o kadar müracaat varken sana mı çıkacak? Yapmış olursun karının gönlünü '' diyerek, Nesrin teyzeye de ''bak adam dediklerine razı hac için kuraya yazılacak hadi kır şu inadını'' dediler ve ikisini de ikna ettiler. Hac kuraları çekildi ve Nadir amca ile Nesrin teyze ilk sıralamada haca gitmeyi hak kazandılar , birlikte gidip geldiler ve halen de evliler. Nadir amcayı bir daha içerken gören oldu mu? Hakikatten dini vazifelerini yerine getiriyor mu bilinmez. İnşallah ikisi de ortak hayatlarında birbirlerine saygılı hoşgörü ile yaşamaya devam ediyorlardır.
Gelelim Hacı Aga’ya. Neden okunmalıdır?
Uzun yıllar gerek beyaz perdede , gerekse televizyon ekranlarında ve kitaplarda hacı ağa konu başlığı altında yaratılan karakterler ya da senaryolar yükselişini sürdürdü. Evet, Hacı Ağa başlı başına konu merkezine alan bir dizi ya da film olmayabilir ama Hacı Ağa,karakteri bir adamın tek başına var olabileceğini ve her şeyden önemlisi iki yüzlülüğün, yalakalığın , para gözlüğün gücünü iliklerinize kadar hissettirebilecek bir karakter. Hacı Aga, özellikle tüm bencilliklerini kılıfına uydurabilen, yemeyi sevip yedirmekten haz etmeyen, nerede beleş oraya yerleş durumundan ödün vermeyen hatta ilerleyen sayfalarda alkoliklik derecesinde şaraba olan tutkusuna tanık oluyoruz.
Kitabın okunmadaki tek başarısı sadece karakterinden kaynaklı değil. Kitabın konusundaki en sevdiğim şeylerden birisi de mutlak bir kötünün ve iyinin olmaması. Hacı Aga’nın ziyaretine gelenler ile yaşadıkları diyaloglar da bunun bir kanıtı. Alan razı veren razı sisteminin vazgeçilmez insanları.
Abdestsiz namaz kılan, sayısız bahaneler ile ramazanda oruç tutmamanın yolunu bulan Hacı Aga ‘ya dayanmak zorunda kalan karıları, sekiz kız ve bir erkek çocuğu , sürekli ter kokulu taşlık , ziyaretçiler ve olaylar, okurları ara ara belli çıkmazlara sürüklüyor. Bunun sonucunda da çevrenizdeki Hacı Agaları sorgulatıyor.
Bazı insanların bu tarz yaşamlarda olmaları sadece kendi tercihleri. Dürüst, samimi olmayı başarabileni de var, başaramayanı da.
Okumaya karar verirseniz bunu sonuna kadar hissediyorsunuz. Menfaat için birbirine bağlı insanlar , doğruluğu seçmek yerine , her sayfasında hadi be dedirten bir roman örgüsü ve herkesin sustuğu, üstünü kapamaya çalıştığı olaylar. Yani anlayacağınız, Hacı Aga ve çevresi bu dünyadaki yalan dolan, dalavere ve aklınıza gelebilecek tüm üç kağıtçılığın bire bir kalıbının şekil bulmuş hali dememiz çok doğru olacaktır.
İncelemeyi okuduktan sonra kitaba bir şans verip okumak isteyenler için aşağı son sayfa satırlarını bırakıyorum. Şimdiden, keyifli okumalar.
‘’ Okuyandan bir dua umarım;
Çünkü ben kulunuz günahkarım.''
105 syf.
·3 günde·9/10
Sadık Hidayet; "Hiç kimse intihara karar vermez. İntihar bazılarına mahsustur. Onların yaradılışında vardır. Herkesin yazgısı alnına yazılmıştır. İntihar da bazı kimselerle birlikte doğmuştur. Ben, yaşamı sürekli alaya aldım. Dünya, tüm insanlar; gözümde bir oyuncak, bir rezillik, boş ve anlamsız bir şeydir. Uyumak, bir daha uyanmamak istiyorum. Rüya da görmek istemiyorum." diyerek Paris'te günlerce hava gazlı bir apartman aramış ve 9 Nisan 1951'de dairesine kapanıp bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açıp intihar etmiştir. Aslen İranlıdır; fakat kitapları İran'da yasaklıdır. Varlıklı bir ailenin çocuğu olmasına rağmen alçak gönüllü bir yaşamı tercih etmiş ve melankolik yazılar yazmaktan hiçbir zaman uzak duramamış. Kendisini Kör Baykuş isimli şahane eseriyle tanımıştım. Şimdi ise ikinci kitabını okudum ve bu kitabını da oldukça beğendim.

Hacı Aga isimli bu öykü kitabı, yazarın topluma bir eleştirisi olarak görülebilir. Yazar, birçok toplumsal konuda fikirlerini ortaya koymuş ve eleştirilerini korkusuzca dile getirmiş. Benim Sadık Hidayet'te en sevdiğim özellik korkusuz olması oldu. Çünkü İran gibi baskı rejimlerinin sıkça görüldüğü ve toplum baskısının bir hayli fazla olduğu bir coğrafya içerisinde doğru bildiklerini söylemekten asla kaçınmamış ve doğru bildikleri doğrultusunda hayata gözlerini yummuştur. Kendisini severiz sevmeyiz; ama saygı göstermek zorundayız.

Hacı Aga ise, 1945 yılında yazılmış; ama hala günümüze ışık tutmakta. Keşke Hacı Aga'lar Sadık Hidayet'in öyküsünde kalsaydı ve 1946 senesine geçemeselerdi. Ancak ne yazık ki, Hacı Aga'lar her devirde vardı ve korkarım halk boyun eğdikçe var olmaya da devam edecekler. Bildiğim bir şey var ki, biz onlara dur demediğimiz sürece onlar bize çobanlık yapmaktan asla vazgeçmeyecekler.

Peki ama kimdir bu Hacı Aga? Doğru dürüst okuma yazması bile olmamasına rağmen etrafındakilere nutuk atmaktan çekinmeyen; "uçkur" derdiyle yanıp tutuşan ama etrafa dünyanın en ahlaklı insanı gibi kendisini anlatan; sırf para harcamamak için hamama bile gitmeyip leş gibi ter kokan; para içinde yüzmesine rağmen kapısına gelip borç para isteyenlere binbir ah vah içerisinde borç para vermeyen; şarabı, kumarı ve zinayı çok seven ama etrafına oruç tuttuğunu ve namaz kıldığını söyleyen; namussuzluğun ve düzenbazlığın en alasını yapmasına rağmen dünyanın en dürüst insanıymış gibi ortamlarda kendisini sunan bir adam...

Çevremize bakıp kendimize bir soralım şimdi. Acaba etrafımızda Hacı Aga'lar var mı? Elbette var. Cuma namazına dahi gitmeyen ama her cuma telefonlarımıza dini mesaj atanlar; bakara makara diyerek halkın inancıyla dalga geçenler; oruç tuttuğunu söyleyip gizli gizli orucunu yiyenler; dünyanın en vatansever insanı gibi görünüp gizliden gizliye vatanı milleti satanlar; milliyetçilik naraları atıp bedelli askerliğin çıkmasını dört gözle bekleyenler; komşusu açken tok yatmamak için zengin mahallelerine taşınanlar... İşte bunların hepsi birer Hacı Aga.

Hacı Aga'ları daha iyi tanımanız için İtirazım Var isimli filmin çok güzel bir sahnesini sizlerle paylaşmam gerekir. Bu kısa videoyu izleyince artık Hacı Aga'ları tam olarak tanıyacaksınız. https://www.youtube.com/watch?v=o0sRGOohaB4

Netice itibarıyla Sadık Hidayet'in verdiği mesajlar son derece yerinde ve temiz mesajlar. Hala bu mesajları almak istemezseniz o sizin bileceğiniz iş. Ben bu kitabını da çok beğendim ve tavsiye ediyorum.

Son olarak, kitabın en sonunda Sadık Hidayet'in adeta Zeki Müren cümlelerini andıran dizelerini de incelememe ekleyerek sizlere veda ediyorum. Sizce de tam Zeki Müren cümleleri değil mi?

"Okuyandan bir dua umarım;
Çünkü ben kulunuz günahkarım."
105 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Hacı Aga kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz:
https://youtu.be/D5hFSk0ntRM

Hacı Aga'yı biz çok iyi tanıyoruz.

Her gün aramızda gezen, gezerken fiziki olarak varlıklarının farkına vardığımız fakat onları gerçekten de tanımadığımız için manevi olarak eksik düşüncelerde kaldığımız bir insan tiplemesi var bu kitapta. Namıdiğer Hacı Aga. Kimimiz şişman adam der, kimimiz sakallı adam der. Kimimiz uzun adam der, kimimiz ise ileri görüşlü adam der... Şimdi bu fiziki özelliklerden harici olarak bakılması gereken daha önemli mevzularımız var bizim de ülke olarak.

Herkesle samimi olup da gönüllerini dini sömürüyle kazanmaya çalışan, kendi çevresine uyum sağlamak adına insanların inançlarını öncül ve onlara yakınlaşma amacıyla bir sebep olarak kullanan, fiziki görüntüsünün altında masum ve inançlı fakat vicdani görüntüsünün altında şeytana bile taklalar attıran, ülkesindeki yağ santrallerinin hepsinden daha çok yağ çekmeyi kendine bir hayat felsefesi edinmiş, kendi hastalıklarını ve fiziki kusurlarını insanlara ajitasyon yapma yoluyla kullanıp kendisini acındırmayı bir hobi ve fetiş haline getirmiş, para konusunda şehvani bir zevk duymadan yaşayamayan -yaşamaya maruz bırakıldığında ise bir uyuşturucu müptelası gibi parasızlık krizine giren-, para nereden gelirse gelsin mübah sayan ve bu konuda elinden gelen her şeyi yapıp 5 vakit namaz yerine 5 vakit para felsefesini kendisine motto edinmiş bir karakterden bahsediyoruz burada. Sanki tam bir doğal seçilim yoluyla parayı elde etme araçlarının tümünün esirgenmeden tabiat tarafından tek bir kişide toplanması da aslında kendisinin ne referandum gibi halkın herhangi bir görüşünü alma gereği duyan bir sisteme ne de etrafındaki rütbeli insanların herhangi birisinin görüşlerini önemseme ihtiyacına gerek olduğunu gösteriyor.

Bir cümlesinde dine, mezhebe inandığını belirten, diğer bir cümlesinde ise haccı, namazı, orucu parayla satın alabilmenin mümkün olduğunu söyleyen ironizm felsefesinin kitabını yazmış önsözünde de bunların spoiler'ını aslında bu olayların başına geçmeden bir bir vermiş bir adam vardı karşımda. Ama bu adam neden bu kadar tanıdık geliyordu? Neden sanki her gün televizyonu açtığımda karşıma çıkan kişilerden biri gibi hissediyordum ben bu adamın dediklerini okurken? 1. kanal, 2. kanal, 3. kanal, 13. kanal, 25. kanal... O çıkınca sanki bize her yer Hacı Aga oluveriyordu. Hayat duruyordu. Parası olanın iki dünyada da kıçı kurtardığını özellikle de her misafirine söyleyen bu tipleme neden benim bu kadar da gözümün önünde kulaklarımı tırmalayan bir ses halinde canlandırmama sebep oluyordu? Yoksa sinestezi kavramı duyduğumuz siyasi seslerin dini bir huzur almak uğruna duyulan seslerle karıştırıldığı bir çorba çeşidi miydi?

Siyasete, misafirlik muhabbetlerine, yemek yeme kültürüne, dini ritüellere sadece cebini dolduran bir ticaret gözüyle bakan insandan topluma yön vermesi nasıl beklenebilirdi? Peki Allah birçok ayetinde tevazuyu ve alçak gönüllülüğü sevdiğini söylemiş olmasına rağmen, bu ayetlere inanıp iman ettiğini söyleyen biri namazda ya da takva kavramı dahilinde ön saflarda bulunması gerektiği yerde neden kendisiyle alakasız her yerde bulunmaktan, hep ön saflarda görünmekten ve önemli adam havalarına girmekten hoşlanmayı kendisine bir siyasi erek olarak edinirdi? Yoksa erek kelimesi kulağına hoş gelmeyip parayı bir ereksiyon malzemesi haline getirmekten mi hoşlanırdı bu tip insanlar?

Hacı Aga gibi dünyayı kazık atma pazarı olarak gören, para çalıntı ise parayı helal haline kolayca çevrilebildiğini papaz eriğini imam eriğine çevirme projesi misali savunma ve halkına tanıtma yeteneği gösteren, kendisine ait olmadığı halde paranın her türlü türevine göz koyan (belki şu an bitcoin'e bile girmiş olabilir), aynı zamanda da halkı yönetme konusunda oldukça keskin bir şeytani zekaya sahip olan güruhla yaşadığımızı hissederiz biz de bazen. Tamam tamam, bazen değil her gün hissettiğimizi ben de biliyorum. Televizyon denen medyanın maske malzemesi haline gelmiş kutuda her gün gözümüzü palmiye ağaçları ve denizin sakin dalgaları eşliğinde açmak varken birilerine atıp tutan fakat atıp tutmalarının eşliğinde gelen hırsızlıklar, yolsuzluklar, çıkar ve rütbe çatışmaları, kibir ustalıkları ve her türlü para aklama mevzuları bize hiç ama hiç yabancı değil.

Sizin hayatınızın nasıl ilerleyebildiğine, bu niceliksel olarak bize pozitif sunulmaya çalışan fakat nitelikte aslında negatiflerin kralını oynayan Hayvan Çiftliği misali sayıların gözünüze sokulduğu, bir insan üzerinden bir ülkeyi yöneten insana nasıl tümevarım yapabileceğinizi anlayabileceğiniz bir distopyadır Hacı Aga. Gelecekte ise onların sayılarının artıp artmaması tamamen altında onu yücelten, ona tapıp bir şirk misali ona koşan halkın kendilerinin ve potansiyellerinin farkındalığında olmaya başlayıp da internetten kendi çıkarları haricindeki rakamların, vergilerin artmasına "Bu işe bir dur diyelim." diye yazmasıyla değil de eğitimsel, zihinsel, psikolojik, sosyolojik ve buraya bir çok -ojik ekiyle devam edebileceğimiz konularda bir sorgulama kültürü edinmesiyle gerçekleşecektir diye düşünüyorum.
105 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Hacı Agalansak da mı Hacılansak, Hacılanmasak da mı Hacı Agalansak?

Efendim? Peki, peki yeterince anlaşılmadı farkındayım… Biraz daha açık olmakta fayda var...

Kitaba tam 35 alıntı yapmışım. Daha fazlasını pek ala yapabilirdim. 105 Sayfalık bir kitap nasıl bu kadar anlam yüklü olabilir, nasıl bu kadar halimizi ve ülkemizi anlatabilir size tam olarak bunu anlatmaya çalışacağım. İncelemelerimi bildiğiniz üzere, kitap kritiği yapmıyorum. Bana ne verdiyse, ne hissettirdiyse sizlere onu aktarıyorum. Biraz alıntılardan yararlanıp sizlere ufakta olsa bir fikir veriyorum. Kesinlikle spoiler yok, gönül rahatlığıyla okuyup, kitabı alıp almamaya karar verebilirsiniz. Kesinlikle kitabın çizgisinin dışına çıkmayacağımı bildireyim.

Hazırsanız, nasıl güdülüyoruz, nasıl kandırılıyoruz, nasıl inançlarımızla dalga geçilmesine izin veriyoruz bir bakalım. Bakalım ki, belki kafamız da birkaç soru işareti oluşturur, acaba dedikten sonra bir şeyleri araştırma yoluna gideriz.

Sadık Hidayet’in okuduğum ikinci kitabı. İlk Kör Baykuş’u okumuş, istediğimi alamamıştım. Ama bu kitapta düşündüğümden de fazlasını aldım. Bana neler hissettirdi, neleri hatırlattı bir bakalım. Baştan uyarayım, eyyam yapmadan ve hiç kimseden çekinmeden “Gaddar” bir inceleme yapacağım.

Günümüz: Türkiye - 27.06.2018 18:00

En çok yakındığımız şeylerin başında ne geliyor? Dinin, devlet işlerine karıştırılması ve Din üzerinden maddi-manevi kazanç sağlanması. Mustafa Kemal Atatürk 1930 yılın da “Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi çıkar sağlayanlar iğrenç kimselerdir. İşte biz bu duruma karşıyız ve buna izin vermeyeceğiz.” demiştir. Hacı Aga işte bu sözün tam olarak karşılığıdır. Kısa bir tanımlama yapalım;

- Parayı çok sever,
- Din ile ilgisi yoktur,
- Borç verir faizi ile alır,
- Kaçak mal satar,
- Kumar oynar,
- Şarabı çok sever,
- Birden fazla kadına sahiptir, haremi var desek yeridir,
- 80 yaşını geçmiş olmasına rağmen sokaktan geçen kadınları keser,
- Aşırı derece de cimridir,
- Dönem adamıdır. Kim iktidardaysa, o fikre bukalemun gibi bürünür,
- Bilgi eksikliğine rağmen, kendisini bilgili gösterir,
- Yaydığı yalanlar ile geçmişi nüfuslu biri olarak bilinir,
- Rüşvet alır,
- Rüşvet verir,
- Etrafındakilere gram para koklatmaz, erik çekirdeğinin hesabını yapar…

Bu tanımlalar uzar da gider. İşte bu çerçeve üzerinden ve günümüze uyarlayarak Hacı Agaların ülkemiz de ne kadar fazla olduğunu sizlere anlatmaya çalışacağım.

"Vazifemiz halkı ahmak bırakmak. Böylece başları önde olur ve birbirleriyle didişir dururlar." Sy.96

Her sakalı olanın, her cübbesi-takkesi olanın bir ilim, bir bilgi yaydığı sanılır toplumumuz da. Cemaatler oluşur, tarikatlara evrilir, topluluklar oluşur ve bir lider seçerler kendilerine. Bu liderler, el etek öptürür, yalan ile bir şeyler yaptığına inandırır, tam bağımlı müritler yaratır, onların oyunları ile insanları kandırarak “Şifacı” bile olurlar. Tek şifaları uçkurdur bilinenin aksine.

Bu Hacı Agalar, Din’i kullanarak insanları korkutur, Kur’an-ı Kerim dışında kendi vahiylerini aktarırlar. Birçoğu gizliden gizliye başladığı bu durumu, daha sonra müritlerinin artması ile aleni olarak yapar. O öyledir, bu böyledir, şu şöyledir demeye başlarlar. Kadınların sadece evde oturması gerektiğini, istedikleri kadar kadına sahip olabileceklerini aktarırlar. Cennet ‘te şarap bahçelerinin onları beklediğini, 100 erkek gücünde olacaklarını ve kendilerine ait haremlerinin olacağını anlatırlar. Bu söylemlerimin hayali olduğunu sanmıyorsunuz değil mi? Tabi ki değil, onca video var. Her gün bir yenisi ekleniyor, her bir yeni görüntü de yerin dibine bin kez daha giriyoruz.

Bu topluluklar insanları bilime yönlendirmezler. Tam tersi bilim düşmanı olurlar. Televizyon Şeytan icadı derler, evlerinde en büyük ekranlarda neler neler izlerler? Dünya genelinde bu hacılar her zaman para ile desteklenir. Yerli ya da yabancı fark etmeksizin bu yapılır. Halkın cahil olduğu ve sorgulamadığı her devlet istediği başarıya ulaşır. Cahillik bulaşıcıdır ve fanatizm doğurur. Bu kimseler, toplumda söz sahibi olurlar. Sözleri ile kitleleri harekete geçirebilirler. Din üzerinden verebilecekleri en alakasız söz ile, insanları isyana, ayaklanmaya sevk edebilirler. Arka planda ise; paracıklar, paracıklar, paracıklar…

Şimdi sizden bir ricam var ve söylediklerimi Kafanızda bir canlandırın. Bu tarz işleri yapan birkaç isim var ama adlarını vermeyeceğim tabi ki. Bilinenin aksine az bilinen medyatik olanları bir düşünün. Bu Hacı agaların hangisi fakir? Hangisi zorluk çekiyor? Hangisi kötü bir muhitte yaşıyor? Hangisi Mercedes’le BMW ile gezmiyor? Ama durun, dış görünüşleri çok basit? Basitlikten kasıt, bir kavuk, bol bir şalvar, üstte bol bir gömlek vs, ayakta ise genel olarak kara lastik. Şimdi bu görünüşe bakarsanız, ne kadarda halkın içinden ve doğal değil mi? Değil! İşte ilk olarak toplumu kandırdıkları nokta görünüşleri. Tam bir Hacı Aga motto’su. Ne kadar basit giyinirsen, o kadar az paran olduğunu sanırlar. Senden borç para istemezler tam tersi para vermek için yarış ederler.

"Para ayıpları örter. Para çalıntı ise helale çevirebilirsin; ananın ak sütü gibi helal olur. Öbür dünya için de namazı, orucu, haccı satın almak mümkündür." Sy.51

Hacı Agalar, Dünya üzerinde en lüks yaşayan kimselerdir. Dışarıya gösterdikleri fakir edebiyatı, içeri de ise bambaşka bir şeye dönüşür. Fakir fukaranın parasını yerler ve hiçbir şekilde hak, hukuk düşünmezler. Onlar düşünmez düşünmesine de, buna izin veren toplum neden düşünmez? Neden, Hoca dedi, Hacı dedi yapmamız lazım derler. Soruyorum efendim, Neden KUL’a, KUL olur bu millet? Bu insanlara KUL olmamaları, hür düşünmeleri için bir Cumhuriyet hediye edilmedi mi? Neden Eğitimi, Bilimi rehber edinmezler de, şarlatanların peşinden koşar ve çocuklarının beyinlerini de bu şarlatanların yıkamasına izin verirler?

Hristiyan olsun, Müslüman olsun, Yahudi Olsun… Bu dinleri eleştiren yazarlar, düşünürler hep bunlardan gem vurmaz mı? Kutsal kitaplar üzerinden bir dine vakıf olan bu insanlar, neden bu dini kitapları okumaz da, bu şarlatanların her kelimesine inanır? Çünkü böylesi daha kolaydır. Çünkü elinde sopası olan birine itaat etmek daha kolaydır. Neden dini değer ve bilgileri değil de, Papaz’ı, Hoca’yı, Haham’ı kendilerine rehber edinirler?

İnsanlar birileri tarafından yönlendirilmekten ve sorgulamadan itaat etmekten aşırı derecede haz duyarlar. Bunları reddeden ve kendisini bu basit topluluklardan arındıran insanlar ise doğru inanmanın nasıl olduğunu öğrenir ve maneviyatı nasıl yaşayacağını bilir. Dini öğretileri, doğru ve gerçeğe en yakın şekliyle öğretir. Ama diğerleri? Gerçekleri öğretmek bir kenara, tek kelam etmezler. Çünkü bilirler ki, kul korkusunu değil de, Allah korkusunu öğretilerse kendileri hiçbir şey elde edemezler.

Toplumumuz cahil bir toplum. Çok gerilere gitmeyin, Cumhuriyetimizin “gerçek” kuruluş aşamalarını iyi bir şekilde araştırırsanız, tam olarak bu Hacı Agaları öğrenmiş olursunuz. Günümüzde ise, yer altında, kıyı da köşe de olanlar, yakın zaman da inlerinden çıktı ve gayet te pişkin bir şekilde yalan dolanla insanları kandırmaya, bir şeylere düşman etmeye ve bu işten parasal olarak karlı çıkmaya başladılar. İki konu var. PARA ve KADIN! İnanın başka hiçbir şey yok. Bu ikisini çekip alın, geriye hiçbir şey kalmıyor. Asla ellerini sürmezler. Desinler, aylık asgari ücrete bu bilgileri yay, yaymazlar. Kıllarını bile kıpırdatmazlar. Bu topluluklar, kendilerine çıkar sağlarlar ve en ufak bir köşeye sıkışma durumlarında en yakınından olmak üzere hemen herkesi satar ve diğer tarafa yakın olurlar. PARA bu işin ana PAROLASI’dır. Para varsa varlar, yoksa yoklardır. Bir televizyon programına çıkıp, halkı aydınlatmanın bedeli 500 Bin TL olabilir mi? Ne yaptı da 500 Bin TL? Emeğin karşılığı mı bu? Nerede din? Nerede iman? Nerede Hak, Hukuk? Nerede fakir insanların yaşam şekli? Nerde komşusu açken yatamama ilkesi? Hepsi hikaye değil mi? Tabi ki hikaye, iki masal anlat, paralar cukka, ondan sonra ise evde cukka cukka. Efendim maalesef, bunlar gerçekler. Gerçekler acıtır. Din, istismarın ana parçasıdır. İnsanları sömürmek için kullanılan en moda konudur ve hiçbir zaman modası geçmemiştir. İşin arka planını göremeyenler, sadece düşünemeyen ve sorgulayamayan insanlardır. Her insanın kendi aklı vardır. Çok rahat kullanabilir, üstelik bedavadır. Bu örnekler kabile hayatı yaşayan, balta girmemiş ormanlarda yaşayan insanlar için değildir. Bu örnekler, her zaman bilgiyi edinebilecek imkanı olan ve bunu reddeden kişileredir.

"Fazla okumak lazım değil. İnsanı delirtir ve hayatın gerisinde bırakır. Ama matematik dersinde dikkatli ol. Dört işlemi bilmen yeter. Para hesabını becerebilirsem kazıklanmazsın, anladın mı? Hesap önemli; en kısa zamanda hayata atılman lazım. Gazeteyi okuyabiliyorsun ya, kâfi." Sy.50

Ne demiştik? Her şey para…

Bizim Hacı Agamız, aşırı derece de Kadın düşkünü.

"Hacı'nın evlilik bilançosu kabarıktı. Altı karısını boşamış, dört kadının başını yemişti? Hayatta olan diğer yedi karısı onun ailesini oluşturuyordu." Sy.43

Doyumsuzluk.. Paraya ve Kadın’a sonsuz bir doyumsuzluk!! 1k Özel mesajları gibi?! 300 Yıl önce de durum buydu, günümüzde de durum bu. Nedir bu uçkura düşkünlük? Nedir bu salya akma durumu? Hacı Aga’nın kadınları gördüğünde salyaları akıyor, neden? Bunların hepsi, kendilerine bu doyumsuzlukları hak görmeleri ve maalesef ki kadınların buna izin vermeleri. Gelişmiş bir toplum, bilinçli bir toplum buna izin verir mi? Keser atar efendim. Neyi mi? Lütfen… Biraz hayal gücü…

Anlattıklarım bilinmeyen şeyler değil, ama halı altına süpürülen şeyler. Yakın zaman da olanları unutmadınız değil mi, yurtlarda ki çoluk çocuğa tecavüz olaylarını? Bu olayları savunanları ve oy çokluğu ile aklandıklarında gülücükler dağıttıklarını? Sanıyorsanız ki sadece biz de oluyor. Hayır efendim. “Spotlight” filmini kesinlikle izlemelisiniz. Hacı Aga’nın dini yoktur. Sadece topluma ulaşması yeterlidir. Film gerçek bir öyküdür ve Amerika’da yer yerinden oynamış, Dünya’ya sıçramıştır. Papazların kız-erkek ayırt etmeden çocukları nasıl cinsel olarak kullandıklarını ortaya çıkarmışlardır. Bu cümle her ne kadar basit olsa da bu haberin yapılması ve kanıtlanması bir o kadar zor. Bizim ülkemiz de basit bir şekilde geçiştirilen olaylar, o dönem de Dünya’yı sarsmış ve müthiş bir av başlatmıştır. Filmi kesinlikle izleyin, ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Ülkemiz de neler yapılıyor?

Din istismar ediliyor, siyasete alet ediliyor. Hocalar camiler de OY propagandası yapıyor, cemaate sesleniyor. VİCDAN üzerinde yaşanması gereken DİN Özgürlüğü, şarlatanların ellerinde ve dillerinde yaşanıyor. Bir çok hücre tipi evlerde, gerçek değil yalan öğretiliyor. Cumhuriyet bir düşman gibi lanse ediliyor. Kurucuları düşman ve şeytan olarak tanımlanıyor. Kadınlar aşağılanıyor, örtülü olmayanlar günahkar ilan ediliyor. Kadınların evde kalması dışarıya çıkmaması söyleniyor. Çocuk yaşta evlilikler normal görülüyor ve teşvik ediliyor. Resmi nikah ile değil dini nikah ile bir den fazla eş almaları söyleniyor. Aldıkları rüşvet ile iş yerleri açıp, ticaret yapıyorlar. Bu işler büyüyor ve söz sahibi oluyorlar. Bu tipler, yeni bir nesil yetiştirmek için finanse ediliyorlar. Bu nesil CAHİL ve YOBAZ düşüncenin ürünü olarak, dışarıda gezerken, dondurma yiyen çocuğa vaaz veriyor, şort giyen çocuğa günahlardan bahsediyor. Kızlı erkekli birilerini gördüklerinde bir şeyler demeyi kendilerine hak görüyorlar. Örtünmeyen kadınları Şeytan olarak görüyor ve söylemekten kaçınmıyorlar…

Şimdi bunlar böyle yapıyor da her toplum ya da ülke tamamen bunlara mı inanıyor ya da ayak uyduruyor? Asla? Öyle bir şey olamaz. Bu küçük topluluk, yer altı örgütü gibi. Sadece belirli bir kitleye hitap ediyor ve zehir bulaştırıyor. Bu kitle bazen, bazı konularda etkili oluyor. Ama düşünebilen toplumlar her zaman bunun üstesinden geliyor ve çekinmeden TOKAT atıyorlar. TOKAT sonrası kaçacak delik arıyorlar. Tam olarak HACI AGA’nın yediği tokat gibi….

Kitabı okuduğunuz da ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.

“Hitler'in müslüman olduğu söyleniyor. Kolunda "Lâilaheillallah" yazıyormuş.” Sy. 37

Yazıyor tabi neden yazmasın. Her Cuma Cami de görüntülenirmiş. Tek amacı Üstün Alman ırkı değil, üstün Müslüman toplumunu ortaya çıkarmakmış. Hatta Himmler ile birlikte Müslüman Kardeşleri ilk kuran kişidir. Efendim, Hacı Agalar gerçeği saptırarak, yalanlar üzerinden GÜÇ ile işbirliği yapmaya çalışırlar. GÜÇ onların limanlarıdır ve her zaman sığınacak bir liman bulurlar. Bu limana demir attıkların da ise işte böyle yalanlar üreterek toplumu kandırırlar. Hitler i sevmesinin tek nedeni ise Bolşevimz in işlerini yok edeceğine inanmasıdır. Hitler Müslümanmış, tabi tabi Stalin de Müslüman dı, Mussolini de zaten Vahdettin i sever sayardı, o da Müslümandı çünkü... Neyse,,,

Şu ana kadar okuduysanız teşekkür ederim. Bilginiz olsun, tam olarak 5 word sayfası okudunuz.

İncelemeyi yavaş yavaş bitireyim. Her toplumda, her ülke de din üzerinden istismar vardır. Olmayan ülke yoktur. Bazıları sadece bu topraklarda var sanıyor, hayır. Amerikan tarikatları çok daha pistir. Araştırınız derim. Bu topraklarda sadece GÜÇ çevresinde toplanırlar. GÜÇ olmayınca yeraltına inerler ve fırsat kollarlar. Bu şarlatanlar her dönem, birilerinin ADAMI olurlar. İsimler değişse de fikirler ve yapılanlar değişmez. Kendinize sorunuz, Devletin yaptığı cami de, Devletin bolca maaşlı memuru, neden sürekli bağış toplar? Bu bağışlar nereye gider? Kimin cebine gider? Kim hangi fikirleri yaymak için kullanır? Çıkar şimdi içimizden birileri hayır için kullanılıyor der. Biz onlardan bahsetmiyoruz güzel insan, biz yapılandan çok yapılmayandan bahsediyoruz. Takdir et ki, düşündüğün gibi olan az, diğer türlüsü daha fazla. Bir gün babam demiş Hoca Efendiye “Her Cuma para topluyorsunuz, Çatıyı yaptıracaktınız, kaç yıl oldu yaptırmıyorsunuz, bu paralar nereye gidiyor?” Hayır işlerinde kullanıyor der…? Hocamız arka bahçeden çıkardığı Mercedes le öğle yemeğine gider. Neyse!!! Hayır işi yahu…!!!

Genelleme yaptım, Genellemenin de haklı olduğunu biliyorum. Ne demişler, istisnalar kaideyi bozmaz. Maalesef bu istisnalar kötü değil de iyi istisnalar. Kaideyi bozmayan da kötü örnekler... İncelemenin başında Gaddar davranacağımı söylemiştim. Birilerini kızdırdıysak, lütfen kusura baksınlar. Olacaksanız Allah’ın KULU olunuz, İnsanların değil… Özgür düşünün. İnancınızı vicdanlarda yaşayınız. Cami de fotoğraf çektirmekle, inançlı olunmaz, unutmayınız.

Sağlıcakla kalınız!
Kitabı kesinlikle öneriyorum!
İyi okuma ve aydınlanmalar!!!
105 syf.
·2 günde·8/10
İnceleme için saatlerdir ne yazsam diye düşünüyorum. Aslında taslak hazırladım ama her düzenlememde, olmaz ya belki incelememin canı yolculuğa çıkmak ister ve belki bir mahkeme salonunda da 'şöyle güzelce dinleneyim' derse diye yazmaktan vazgeçiyorum. Yapılan incelemelerde zaten söylenebilecek her şey dile getirilmiş olduğundan ve ben de tekrara düşeceğimden, inceleme yapmaktan vazgeçip bir anı anlatmaya karar verdim.

BİR KIŞ MEVSİMİ EĞER BİR ELEKTRİK FATURASI

Senee; geçen sene, bir fatura geldi eve. Annem bana 'niye böyle gelmiş bu fatura?' diye sordu. Ben de 'ne biliyim anne yaa!' diyerek faturayı babama havale ettim. Babam da 'ben bunu bir koşu elektrik idaresine soruyum hele' diyerek konuyu kısa kesti.

Elektrik faturası düşük gelmişti, evet hem de çok düşük. Kışın normalde yüz liranın altına düşmeyen fatura yirmi küsür lira bir şeydi. Babam dediği gibi gitti, sordu, geldi. 'Ya dayı buraya hep faturamız yüksek diyen gelir, senin gibisine de ilk defa rastlıyoruz' demiş, görevli arkadaşlar. 'Gibisine kısmı, içerisinde enayi sıfatını da içeriyor muydu baba?' diye soramadım. 'Yanlışlık olmuşsa önümüzdeki ay düzelir' diyerek babamı savmışlar. Apartmandaki komşularımıza 'sizde de sıkıntı var mı?' diye sorduğumuzda ise hepsi faturalarının 'gayet normal' olduğunu söyledi. Bir de kaçak elektrik kullananlara sinkaflı küfür savurdu birkaçı.

Bir sonraki ay gelen yeni fatura da aynı şekilde olunca ki yirmi liranın da altına düşmüştü bu sefer, hem de kombiye ek olarak elektrikli sobayı yakmamıza rağmen. Babam 'yok yav kesin bir şeyler var' deyip, yine gitti, sordu, geldi. Bu sefer 'tamam dayı bir ekip göndereceğiz' deyip, başlarından savmışlar babamı yine. Ben tabi acaba ne söylediler babamın arkasından diye düşüncelerdeyim yine. Bekle ki gelsin, kontrol etsinler! Elektrik ustası olan bir komşumuzu çağırdık birkaç sefer. Her seferinde de sıkıntı olmadığını söyledi. Sonuncusunda 'Ya ne gurdalıyonuz abi, alemin doğrucu davutu bi siz misiniz! diyerek ibretlik bir yorumla 'beni bir daha çağırmayın' der gibiydi.

Sıkıntılı olan bir üçüncü fatura daha gelince babama yine yol göründü. Bu sefer gitti, sizin yapacağınız işe ... şeklinde sordu, teknik ekiple beraber geldi.

On iki dairelik apartmanımızın yedi dairesinde sıkıntı tespit edildi. Yani bizim dışımızdaki altı dairenin daha elektrik faturası üç ay boyunca düşük gelmiş. Biz bu üç fatura döneminde de komşulara her seferinde sorduk 'sıkıntı var mı?' diye. Üçünde de 'gayet normal' cevabını aldık. Evet aslında onlar hep doğru söylemiş. Onlara göre bir sıkıntı yoktu ortada. Elektrikçi komşumuzu söylemeye gerek var mı?

Şimdi gelelim tespite: On iki dairenin altısı için bu durum gayet normaldi. Oranladığımızda ise yüzde elli çıkması kaderin bir cilvesi miydi? Yoksa kaderimizi kendimiz mi yaratıyorduk?

Bu anlattıklarım keşke uydurma olsaydı. Malesef bunlar gerçek olduğu için Hacı Ağa'lar hep var oldu hep biz küçük dolandırıcılar nedeniyle. Haa bir de benim anneme cevaben 'ne biliyim ben ya!' örneğinde olduğu gibi umursamaz insanların olması nedeniyle.

Günümüzde Hacı Ağa'lar; Jet Fadıl, Çiftlikbank dombilisi gibi farklı adlar altında varlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar. Ama bu isimler küçük. Esas dolandırıcılar bir milleti dolandıranlardır!

Dipnot: Altı güzide dairemizden iki tanesi doğalgaz saatlerinin üzerine mıknatıs benzeri bir şey koyuyorlar. Acaba çocuklarına Fen Bilgisi dersini uygulamalı öğretiyor olabilirler mi? Bir de eğitimde geri kaldığımız söylenir...
105 syf.
·3 günde·8/10
Kim bu Hacı Ağa? Bilmiyor musunuz? Biraz zorlayın hafızanızı… Hadiii… Biz bizeyiz burada. Bildiniz mi şimdi? Evet hepimiz çok iyi tanıyoruz onu. Çok bilindik, çok tanıdık. Benim işverenim, senin müdürün, diğerinin komşusu, bir diğerinin akrabası, ötekinin iş arkadaşı.

Biliyorsunuz işte… Hani üç kuruş da olsa menfaat için yapmadığı yalakalık kalmayan, makam mevki için girmeyeceği kılık olmayan, klavye başında vatan millet diye yağdırıp milletine en büyük zararı vereni alkışlayan, bakara makara dini sömürüp Allah adı dilinden düşmeyen, lafa gelince mangalda kül bırakmayıp arkanızı döndüğünüz anda sırtınızdan vuran delikanlılar…

Sadık Hidayet’in bu kitabı yazdığı 1945’lerden bu zamana ne kadar az şey değişmiş. Adam kayırma, yalan, dini sömürü, kişisel çıkarlarını her şeyin önünde tutan yöneticiler, her şekle ve fikre kolayca girebilen riyakarlar dört bir yanımızı sarmış durumda.

Kitap gerçekten çok cesurca yazılmış, muhteşem bir hiciv. Sömürünün her türlüsünü, ikiyüzlülüğün her çeşidini tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermeye çalışmış Sadık Hidayet. Başta tiyatro sahnesi gibi gitse de ilerledikçe, hikayeye sürekli yeni karakterler girip çıkması hatta bunların Rus öykülerini aratmayacak derecede yabancı isimde olması okumayı zorlaştırmadı ve sıkmadı desem yalan söylemiş olurum. (Biz Allahtan korkarız !! Tövbe!!! :D) Fakat son 15 sayfası muhteşemdi, şair ve Hacı Ağa’nın kısımlarında içimin yağları eridi. Şair üzerinden İran yönetimine bütün öfkesini kusmuş, sonra da Hacı üzerinden İran halkına uyanış çağrısı yapmış. (Anlayana… )

Gelelim şu Hitler Müslümanmış mevzuuna. 1945 yılında İran ileri gelenlerinin Hitler Sevdası varmış, yazar da buna atıfta bulunmak istemiş zannımca kitapta. Hitler İslam dünyası ile ittifak kurmak istemiş. Hitler Müslüman mevzusunu da araştırdım fakat bizim Kadir Mısıroğlu’nun içi boş iddialarından birisi. Ancak Hitler’in Müslümanlığa sempatisi olduğuna dair de şöyle bir açıklama buldum. Hristiyanlığın “Sana tokat atıldığında, diğer yanağını da çevir.” öğretisi olan merhamet teması Nazizm ile uymadığı için İslam’ın asker yetiştirme potansiyelini yani aslında cihad sevdasını sempatik buluyor diyebiliriz.

İran –Hitler ilişkiisini mantığa oturtabilecek şöyle bir anektod vardı. “Her iki grup da Yahudilerden, Bolşeviklerden ve liberal demokrasiden nefret ediyordu. Ayrıca İslam, Hitler'in anahtar ilkelerinden biri olan aile kavramına odaklanıyordu. Bu düşüncenin benimsenmesi durumunda ari ırkın devamı da otomatik sağlanabilirdi.”

Merak edenler linki inceleyebilir. https://www.ateistforum.org/...%C5%9F%C3%BCnceleri/

Neyse çok ciddiye bağladık, Hacı Ağaların sonunun geleceğine inanmıyorum, çünkü her devirde herhangi bir şeye olan ihtiyacı olan insanlar bunlara prim vermeye devam edeceklerdir. İncelemeyi SH’nin kitabın sonuna yazdığı satırlarla; ve konuyla pek alakası olmamasına rağmen aklımda dönüp duran bir şarkıyla bitirmek istiyorum.

“Okuyandan bir dua umarım;
Çünkü ben kulunuz günahkârım.”

https://www.youtube.com/watch?v=TzQbOdKVF1Y
105 syf.
·2 günde
Uzun zamandır bu kadar anlamlı bir o kadar da kısa bir kitap okumamıştım. Aslında kitabın niteliğinin sayfa sayısında olmadığını içeriğinde olduğunu bir kez daha anlamama vesile olan eserlerden biri oldu.

İntihar eden yazarlara karşı her zaman bir ilgim var. Sadık Hidayet belki de bu dünyanın hacı ağalarına katlanamadığı için ve o kadar zenginliğin içinde kendi sefaletiyle yaşamak yolunu seçtiği için varoluşuna bir son vermek istedi. Bazı insanlar ne yaparsanız yapın bu dünyada bu düzenin bir parçası olamazlar. Ayak uydurulamayan her şey biraz daha ölüme sürükler hem de zihnin ölümüne.

Güçlü ve zayıf, münafık ve dindar, namuslu ve namussuz, halim ve selim, zengin ve fakir, geri zekalı ve zeki, iyi ve kötü... Hayat içinde tüm zıtlıkları barındıran bir kurmacadır. Ama herkesin baktığı bu zıtlıklar aynı sonucu doğurmaz. Paran varsa güçlüsün, namuslusun, halim selimsin, zekisin, iyisin. Paran yoksa eğer hacı ağaların oynattığı kör bir piyonsun...
Bu dünyada her güçlü milletin, her topluluğun ve her liderin(kişinin) altında başka insanlar yatıyor.

Zayıf olursan güçlü ezer, asimile olursun, zayıf olursan seni kullanmaya-sömürmeye yine senin türünden biri başlar. Zayıf olursan gerçekleri görsen dahi sesini çıkaracak cesareti kendinde bulamazsın zaten izin vermezler varlığın buna yetmez.

Öğrenilmiş çaresizlik; yapacaklarını, söylemek istediklerini, düzeni değiştirmek için sesinin çıkması gerektiğini, bir kişiden ne olacak dememeyi öğrenmene müsade etmeyecek kadar güçlü bir teoridir.

Nedir bu Hacı Aga peki?
Hepimizin çevresinde bir tane mevcut olan dilde namuslu, dindar, dürüst, halim selim, aklı başında, kendi menfaatlerini göz ardı eden hep başkalarını düşünen, sorsanız kendinden yoksulu olmayan cebinin boş deliği kalmamış, ağzı etrafa BAL bilene ZEHiR olandır.

El âlemin kadını namussuz, çocuğu zekasız, herifi rüşvetçi, ırz düşmanı, beş para etmez münafıktır Hacı Aga'ya göre. Ama acayip işe yarar bu agalar:) araya tanıdıklar sokulur, paralar verilir işin oldu bitti olur:)))
Kime ne olursa olsun aman kendisine bir şey olmasın insanıdır Hacı Aga!!

Zekidir Hacı Aga şu küçücükken ekmeğe basma çarpılırsın çocuğum diyenler kadar. Bize dayatılan korkunun altında neleri sorgulamamız gerektiğini, inancı korkuyla insanları sindirmek suretiyle kullanmak gerektiğini bilir agamız yoksa cebi nasıl dolacak? Zayıfın sesinin çıkmaması gerektiğini bilir ya ondan mütevellit insanları yine inancıyla vurur. En büyük silahtır:)

Aga der ki; insanları yöneteceksen bir şeylere bağlayacaksın aman sıkı sıkı tut yuları mazallah!! Posasını bile işe yarar olarak kullanmak gerekir insanları. Eeeee bu nasıl olacak öyle kuru sözle olur mu hiç?
Bu düzene kuru sözle inandırıp bağlayabilir mi? Tam burada açık açık inancı yine inanç ile vurmamız gerekir sahtekârlık beceri ve yetenek ister çünkü:)
Hacı Agaların inancını doğru şekilde yaşayanlara değil ÇABUK inanan, her söylenen sözle yularını sağlamlaştıran insanlara, ağzına bir parmak bal çaldıktan sonra minnet edecek insanlara ihtiyacı var.

Hepsinin ağzına bir parmak bal bal bal çalalım!!!

Birlikten kuvvet doğar çoğunluk öğrenilmiş çaresizliğin içinde BANANE dememeyi, gemimi kurtarayım kaptanım dememeyi, bu düzen sanki benimle mi değişecek dememeyi, birileri AGA olacak ki bizim işimiz görülsün dememeyi benimsemiş olsaydı eğer benimsemek ne yahu bilselerdi eğer!!!

Toplumun çoğunluğu adamı rezil de eder vezir de. Çünkü çoğunluk adamı vezir ederse gümbür gümbür ses gelir toplumdan aaaa bir bakmışsın SAĞMAL İNEK yok, elde avuçta sütte yok.

Agaların bu dünyada işlerinin görülmesi için bireylerin daha çok körü körüne inanmaya, okumamaya, sorgulamamaya, araştırmamaya ihtiyacı vardır. Eeeee nasıl olacak bu iş hepsini böyle dize getirmem mümkün değil vallahi billahi ceplerim boşalır... O zaman vur kazmayı köküne eğitim sisteminin bize anlamayan insanlar gerek!!!
Okuyanı, sorgulayanı, araştıranı, körü körüne inanmayıp bağlanmayanı, korkmayanı ne yapacağız peki??

Getirin işssizliği, aç kalmayı, çukurun dibine gömelim daha çok kendi dertlerine düşsünler.!!

FOSEPTİK ÇUKURU!!!

Bunları yaparken merhamet, gözyaşı, bol bol gösterişli törenleri ihmal etmemek önemlidir.

Son olarak alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste...

Sadık Hidayet'e saygılarımla...
105 syf.
Sadık Hidayeti Kör Baykuş kitabıyla tanımıştım ilk olarak, yazarı sevmedim diyemem ama ters giden bir şey vardı. Hacı Ağa'yı okuyunca anladım ki; sebebi yanlış kitapla başlamış olmammış. Neyseki Hacı Ağa gözümde hakettigi konuma yükseltti Sadık Hidayet'i.

Muhteşem bir toplum eleştirisi okudum.
Hayatı yemek, para ve kadınlar üzerine kurulu gözü doymayan, hile ve yalan ile işlerini halleden ama bunu da bir şekilde din ile örtmeye çalışan Hacı Ağalar keşke o yıllarda kalmış olsaydı ama hala varlar ve korkarım olmaya da devam edecekler.
105 sayfalık, her bir sayfası anlam yüklü bir kitap. Hele son 15 sayfası alınıp okullarda ders olarak işlense yeridir.
Ve bu incelemeyi okuyunca daha iyisi yazılamazdı dedim.
#28293890
105 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Sâdık Hidayet’i bundan 4 yıl evvel Kör Baykuş ile tanımıştım, kitap beni adeta beyninden vurulan İbrahim Tatlıses’e çevirmişti desem yalan olmaz :D etkinlik dolayısıyla Hacı Ağa kitabını okudum, yapılan incelemeleri de okudum, arkadaşlar gerçekten çok güzel şeyler yazmışlar. İzninizle bir kaç cümle de ben kurmak isterim.

Kitabı olurken nedense ,Şener Şen ve İlyas Salman’ın oynadığı ,Atıf Yılmaz’ın yönettiği Dolap Beygiri filmi geldi aklıma :) anımsamayanlar için https://youtu.be/TXntWPKKITA Hacı Ağa’yı Şener Şen’in oynadığı Yakup karakterine benzettim hele hele şu sahne var ki tam olarak Hacı Ağa’nın birebir aynısı :) https://youtu.be/RFRrpi0rBsA

Kör Baykuş ile kıyaslandığında, melankoliden uzak içinde bolca siyasi hiciv barındıran bir kitap olmuş. Okuması kesinlikle zor olmayan yalın ve sade bir kitap Hacı Ağa. Durup çevrenize şöyle bir göz gezdirdiğiniz de hiç de yabancısı olmadığınız bi karakter aslında. Hele hele yaşadığımız coğrafyayı ele alırsak kültür olarakta bize hiç yabancılığı olmayan Fars kültüründeki bu Hacı dayıdan bol bol bizde de olduğunu fark ediyorsunuz. Hitler’in Nazizmine , Stalin’in Sosyalizmine göndermeler barındıran bu kitap, kaosu fırsata çevirme peşinde şark kurnazlığı yapan ,kokuşmuş siyasileri ,onların yancılarını çok temiz bir dille eleştirmiş.

Kitabı beğendim, tavsiye de ederim. Etkinlikte emeği geçen arkadaşlarıma da teşekkür ederim. İran’ın Kafka’sı olarak bilinen Sâdık Hidayet’i bu vesile ile anmış belki de ilk kez tanışan bir çok okur ile tanıştırmış olduk. Bu etkinliklerin avantajının ,bazen gerektiği değeri göremeyen, az bilinen kıymetli yazarların su yüzüne çıkmasına vesile olduğunu düşünmekteyim. Başka bir yazar ile başka bir etkinlikte görüşmek dileğiyle :)
105 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
"Bir varmış bir yokmuş. Memleketin birinde bir Hacı Aga varmış. Hiçbir yerde eşi benzeri yokmuş bu Hacı Aga'nın. Onun gibisi yeryüzüne gelmemiş, kimse öylesiyle karşılaşmamış..." Diye başlamayı öyle çok isterdim ki. Eminim siz de sonra "yok yahu böylesi de var mıymış, hayatta inanmayız" derdiniz bana. Ama ne yazık ki böyle masallara hepimizin karnı tok dostlarım.

Her yerde Hacı Agalar. Her yerdeler... Okulda, işte, sokakta, çarşıda, pazarda, köyde, şehirde, ülkede hatta dünyadalar onlar. Aynı havayı soluyup aynı yerlere bakıyoruz. Biz gibiler, yaşıyorlar. Ama bizden değiller. Onlar da seviyor biz gibi. Kuşu, böceği, çiçeği, bir insanı değil ama. Parayı... Mevkiyi, sorgusuz saygıyı, kıyağı, cahili seviyor. İtaat eden, kafa sallayanı, bir fikri olmayanı, her söyleyenin arkasından gideni seviyor Hacı Agalar!

Açıyorum kitabın ilk sayfasını, karşımda birini bağırarak yanına çağıran başka biri. Sonra ilerliyorum, her sayfada "vay be bunu da mı yazdın Sadık Hidayet" diyorum. "Üstelik 1945 yılında yazdın vay" diyorum. Devam ediyorum, "e bu bizim bildiğimiz dünya hiçbir şey değişmemiş hatta daha da kötüleşmiş o zamandan bu zamana" yakınmaları başlıyor bende. Hacı Aga konuşuyor, bakın neler söylüyor:
-"Önemli olan, becerikli bir hırsız olduğunu, elindekini kolay kolay kaptırmayacağını, onlardan biri olduğunu ve uyum sağlayacağını göstermektir. Güvenlerini kazanmalısın ki seni kendilerinden bilsinler."
-"Dünyada paran varsa, onurun, itibarın, namusun, her şeyin var demektir. Herkesin gözdesi olursun."
-"Para ayıpları örter. Para çalıntı ise helale çevirebilirsin; ananın ak sütü gibi helal olur."
-"Öbür dünya için de namazı, orucu, haccı satın almak mümkündür. Hem bu dünyada hem öteki dünyada işin iş olur."
-"İlim ve okumak niye hayatta işe yaramaz biliyor musun? Okursan, yine para babalarına uşak olursun da ondan."

Bu okuduklarınız kitabın sadece birkaç sayfasından alıntılar. Düşünün daha neler neler yazmıştır Sadık Hidayet. Ne yazık ki hepsi gerçek, hatta daha fazlası var. Olmasınlar, bu yazılanlar sadece kitaplarda kalsın isterdik ama Hacı Agalar çevremizde. Böyle yaşamaya alıştırıldık, çoğumuzun sesi çıkmasa da okuyan ve her şeyin farkında olan insanlar da var bu dünyada...

Kitap şiddetle tavsiyedir, gerçekleri bir kişi üzerinden anlatan Sadık Hidayet iyi ki var olmuş. Yasaklansa da kitapları, doğruları yazmış. Etkinlik sayesinde O'nu okumuş olmak büyük mutluluk...
105 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Selam olsun size ey HAC ( Hacı Aga Cumhuriyeti) vatandaşları!

Ne yazık ki Hacı Aga İran Edebiyatına ait bir eser olsa da Türkiye ile birebir örtüşüyor.
Küçüklükten beri az çok hepimiz Kuran kurslarına gönderildik. Hatta erkek çocuklarının aileleri çocuklarını bu imamlara teslim ederken “Eti senin kemiği benim.” Demeyi de ihmal etmediler. Peki bu adamlar kimdi? Emanet edilebilir miydi bunlara çocuklar ,hiç sorgulamadılar. Kulaktan dolma bilgilerle verdiler canlarını bu dolandırıcılara. (Biraz sonra kullanacağım kelimeler tüm cami hocalarına değil Hacı Aga olanlarına sadece. )

Hacı Agalar çoğu zaman kendilerini duruşlarından belli ederler. Yürüyüşleri kambur, elleri tespihlidir. Bize “Ya Allah! Çekiyorlar gibi görünüp içlerinden “Ya Para!”çekerler. Ağızları kokar Hacı Agaların. Yedikleri yemekten değil , beslendikleri kötülük çiçeklerinden , rüşvet salatalarından ağızları ölüm gibi kokar. Altın dişleri bile gülüşlerini kurtaramaz onların. Aksine daha çirkin , daha sahte yapar onları.
Kadın görünce dayanamazlar ,Müslümanlığın ve kocalığın getirdiği kadın nimetine dört elle sarılır ; bu vasfın gerektirdiği fiillerin sadece cinsel olanı için üzerine düşeni büyük bir açgözlülükle yapar; merhamet , sadakat , yardımlaşma , dayanışma , sevgi ve saygının yanından geçmeden , koşarak uzaklaşırlar.
Teknolojiyi şeytan icadı olarak görüp , her türlü dalavereyi el altından , o bol şalvarların arasından hallederler. Bilim kelimesinden ölesiye korkup, yalana , dolana , paraya Allah gibi taparlar.
Adem ve Havva’nın hikayesini dilden dile aktarıp Havva’ya ağıza gelen her türlü ahlaksız sözü yapıştırıp , yataklarında her zaman bir Havva isterler. Yasak elmayı ağızlarından tükürükler saçarak anlatıp , elmanın tohumlarını arka bahçelerine ekerler. Yoldan çıkaran yılan da hep kendi dilleridir.

Kısacası Hacı Agaların vasıfları saymakla bitmez. İran’ı bu hale getiren Hacı Agalar ile Türkiye’nin Agaları arasında hiçbir fark yok. İşte kitap bize bu tip insanların amaçlarını , amaçlarına yönelik hareketlerini ve kişiliklerini akıcı bir şekilde anlatıyor. Adeta bir hiciv eseri niteliği taşıyor. Okuyun okutturun hele şu dönemde el kitabı yapın bu kitabı. Keyifli okumalar 
"İnanın biz dünya denilen şu foseptik çukurunda yaşıyor ve kurtlar gibi kıvrılıp duruyoruz. Yöneticilerimizin hepsi hırsız, üçkağıtçı, rüşvetçi."
Sadık Hidayet
Sayfa 80 - YKY 4. Baskı - 2015
"... insanları öteki dünyanın cezalarıyla korkutmazsak, hayatın zorluklarına katlanmaları için yüreklendirmezsek, bu dünyada süngü, yumruk, tepelemekle yıldırmazsak, yarın başımız belada demektir."
"Memleketin başı çalıp çırptı mı, milletvekili, bakan, emniyet müdürü, daire müdürü de çalıyor."
Sadık Hidayet
Sayfa 81 - YKY 4. Baskı - 2015
“İlim ve okumak niye hayatta işe yaramaz biliyor musun? Okursan, yine para babalarına uşak olursun da ondan.”
Sadık Hidayet
Sayfa 51 - Yky
"...Ama unutmayın ki görünüşte halka karşı şefkatli olmak, halk için üzülmek gerek. Çünkü bugün moda oldu. Ama perde arkasında canlarına okumalıyız."
Sadık Hidayet
Sayfa 96 - YKY 4. Baskı - 2015

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hacı Aga
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
105
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753638081
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Hacı Aga
Hacı Ağa
Hidâyet bu romanında 1940'lı yılların İran'ında sermaye çevrelerinin ve dini bile çıkarlarına alet etmekten çekinmeyen yüzsüz politikacıların ipliğini pazara çıkarıyor. Hacı Aga'nın kahramanları, "kuyruk sallayan", "sürekli vezirlik", "şeriatin rehberi" gibi anlamlara gelen "manidar" adlarıyla, bizim de yabancımız değil; tabii en başta Hacı Aga. Onları tanıyacaksınız... 

Kitabı okuyanlar 585 okur

  • Erdi YILDIRIM
  • Sevgi
  • Hasan Genç
  • İbrahim Özdemir
  • Gamze
  • deniz
  • Şeyma Kısakürek Sönmezocak
  • Seval
  • Selvihan Sezgin
  • Bekir Bolat

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.1
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%20.3
25-34 Yaş
%48.6
35-44 Yaş
%14.9
45-54 Yaş
%9.5
55-64 Yaş
%1.4
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52.1
Erkek
%47.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.6 (67)
9
%27.6 (67)
8
%26.7 (65)
7
%9.9 (24)
6
%3.3 (8)
5
%2.5 (6)
4
%0.4 (1)
3
%0.8 (2)
2
%0
1
%0.8 (2)

Kitabın sıralamaları