Thomas More

Thomas More

Yazar
8.3/10
2.235 Kişi
·
8,5bin
Okunma
·
474
Beğeni
·
16,4bin
Gösterim
Adı:
Thomas More
Unvan:
İngiliz Yazar, Devlet Adamı ve Hukukçu
Doğum:
Londra, Birleşik Krallık, 7 Şubat 1478
Ölüm:
Londra, Birleşik Krallık, 6 Temmuz 1535
Thomas More, (7 Şubat 1478 - 6 Temmuz 1535) İngiliz yazar, devlet adamı ve hukukçu. Yaşamında önde gelen bir hümanist bilgin ünvanına kavuşup bir çok kamu görevi üstlendi. Eseri Ütopya ile edebiyatta yeni bir nesil yarattı. 1516'da yazdığı Ütopya'da ideal hayali bir ada ülkenin siyasi sistemini tarif ediyordu. More'un Kral Henry VIII'in İngiliz kilisesinin başına geçme niyetine ilke olarak karşı çıkması, kendi siyasi kariyerinin sonunu hazırlayıp hain olarak idam edilmesine sebep oldu. Ölümünden 400 yıl sonra, 1935'de Papa Pius XI tarafından aziz ilan edildi.

7 Şubat 1478'de, Londra'da doğmuştur. Babası dönemin önemli bir yargıcı olan Sir John More'dur. Eğitim için Oxford Üniversitesi'ne girdi. Oxford'da geçirdiği 2 yılda yazmaya başladı. Antik Yunan ve Latin edebiyatına ilgisi de bu dönemde oldu. Daha sonra Londra'ya geri döndü ve 1496 yılında hukuk öğrenimi görmeye başladı. 1501 yılında avukat oldu. Hukuk öğrenimi gördüğü yıllarda manastır yaşamı yaşamakta ve bir rahip olmak isteğiyle yanıp tutuşmaktaydı. Yine de zamanla bu duygusu söndü ve ruhu ülkesine hizmet etmek isteğiyle doldu. Bunun üzerine 1504 yılında parlementoya girdi. Bu sıralarda ünlü Hollandalı yazar Erasmus ile olan arkadaşlığı iyice gelişti ve Erasmus 1509'da basılan ünlü eseri Encomium Moriae`yi (Deliliğe Övgü) Thomas More'a adadı. 1517'de Kral'ın hizmetine girdi. Giriştiği başarılı bir diplomatik görev ardından şövalye unvanı verildi ve yardımcı veznedar ilan edildi. Kralın kişisel danışmanı olarak kariyeri parlamaya devam etti. 1525'de Lancaster Düklüğü'nün bakanı oldu. Kral Henry VIII'in evlilikleriyle ilgili konularda ona yeterince yardım edemeyen Lordlar Kamarası başkanı Kardinal Wolsey'i istifaya zorladıktan sonra yerine Thomas More'u Lordlar Kamarası başkanı ilan etti. Başlarda Kralın düşüncelerini paylaşan More, zamanla Kralın protestanlığa olan artan ilgisi ve kiliseye olan negatif düşüncelerinden rahatsız oldu. Kişisel olarak protestanlığı sevmiyor ve doğru bulmuyor, dönemin katolik kilisesini benimsiyor ve önemsiyordu. Protestanlığı eleştiren kitaplarıyla Kral ile olan ilişkisini gerdikten sonra 1531'de Krala bağlılık yemini etmeyi reddetti. Daha sonra hastalığı bahane ederek 1532'de görevlerinden ayrıldı. 1533'de Anne Boleyn'in İngiltere Kraliçesi olarak ilan edildiği taç giydirme törenine katılmayı reddedince şimşekleri üzerine çekti. Yalan davalar ve dedikodular başladı.

Parlementonun Anne Boleyn'i İngiltere'nin kraliçesi olarak ilan edebileceğini kabul etmesine rağmen, bağlılık yemini etmeyi reddetti zira bu Papa'ya karşı bir davranış olurdu. Bu yüzden tutuklandı. Daha sonraları Kralı kilisenin başı olarak görmediği için ölüm cezasına çarptırıldı. 6 Temmuz 1535'de idam edildi.
Aşırı doğruluk aşırı haksızlık getirir. Kanunları yazanın aklı o kadar hatasız, o kadar kesin midir ki buyruğunu dinlemeyen kılıcı hak etsin?
Thomas More
Sayfa 29 - Sis
"Hırsızlık bir insanın kellesini uçaracak kadar büyük bir suç sayılamaz;geçimini bir şekilde karşılayamayan insana ne kadar büyük ceza verirseniz verin onu hırsızlıktan alıkoyamazsınız! Çünkü hırsızlık yapana ağir ve korkunç cezalar vermeden önce insanlara yaşamını idame ettireceği imkanlar sunarsanız,hiç kimseyi ölümü bile göze almak pahasına hırsızlık yapmak zorunda bırakmazsınız"
Thomas More
Sayfa 69 - Kabalcı
... yargıçların adam kayırmaları ve para tutkusuna kapılmaları, bir devletin en sağlam ve en güvenilir yanı olan adaletini yıkıverir.
"Zengin olmaktansa zengin insanları yönetmeyi tercih ederim.Çünkü, herkes keder içinde inlerken kendisi zengin ve keyifli olan bir kral değil, ancak zindan bekçisidir."
217 syf.
·Beğendi·10/10
Bir başka incelemeden daha selamlar ola kikirikler.. Hemen uyarayım ki bu inceleme ister istemez uzun olacak .. Aslında her ne kadar bu kitabı hiç okumamışlar ve okumayı düşünmeyenler dahi olsa , bu eser hepimizi , biz bilmesek de ilgilendiriyor .. Nasıl mı ? Başlayalım öyleyse ..
Okuyacak olduğunuz hikaye, bir isim ile beraber bir ülkede start alıyor .. Avrupanın yükselişi..Güçlü krallar yeni yeni meydana iniyor .. Ateşli silahlar egemenliği ele almış ,şıkır şıkır zırhlarının içinde halen daha at koşturan ÇİKİ ÇİKİ süvariler var ama eli silahlı piyadeler onların son kullanım tarihlerini belirlemek üzereler .. Çekik gözlü gavur Çinliler odun kömürü , kükürt ve güherçileyi "bahçelerde börülce oynar gelin görümce" diyerek bir araya getirmiş , barutu icat etmişler .. Nerede miyiz ? İlerleyen dönemlerde Kutsal Roma' nın bir zamanlar hüküm sürdüğü topraklarda hak iddaa edecek olan Mussolini' nin memleketi İtalya' da.. Sene 1500 ler .. Bahsedeceğim şahıs aslen bir siyaset kuramcısı .. Çocukluğu Michalengelo ' nun çamura ve kağıtlara can verdiği dönemlere rastlıyor ( sözde ciddi olacaktı bu inceleme ama Mikelanj diyince sizin de aklınıza Öztürk Serengil gelmedi mi? dayanamadım valla napam ? =)) )..O sıralarda Floransa ' da borusu öten aile Mediciler..Hani şu banker aile ..Para bunlarda , canlı bunlarda anlıyacağınız o zamanlar.. Bu arkadaşımız da yanlış hatırlamıyorsam on dört, on beş hadi taş çatlasın on altı sene bu aileye karşı katı bir duruş sergileyen bir hükümetin sözcülüğünü , sekreterliğini yürütüyor .. Bir GS vs FB sendromu işte sen anla! Gün geliyor devran dönüyor, horoz dönüyor tavuk öpüyor ve bizimki işini kaybediyor .. İktidarda Mediciler ..Bunu alıp hapse atıyorlar komplo kurdun sen diyerek ..Bir süre işkence görüyor , uzun müddet hapiste yatırıyorlar ama adalet gereği kanıt yetersizliğinden kız kaçıran edasıyla serbest kalıyor arkadaşımız .. Tabi öncesinde Papanın oğlu Cesare Borgia 'nın kendisine karşı gelenlerin ümüğüne nasıl çöküp boğdurduğunu bir bir görüyor .. Kanın ve diktanın tadını alıyor .. İşte bu serbest kaldığı sıralarda hemencik iki kitap yazıyor bizimki..Birini millet sallamıyor o zamanlar ama konusu eskiye özlem ve eski Roma ile alakalı .. Diğeri ise Il Prince (Prens işte =) ). Bu , dini kendi çıkarları için kullanmaktan geri kalmayacak din simsarı ve otorite özlemiyle yanıp tutuşan güzide kardeşimiz İtalya ' da cumhuriyet kavramına KÖKÜNDEN karşı o dönemde..İtalya' yı ancak ve ancak bir despot bir araya getirebilir ona göre . Bu despotu da şöyle tanımlıyor : Papa kadar yalancı , oğlu kadar acımasız .. Şunlar da kendisine ait cümleler : HİÇ KİMSE PAPA KADAR AĞIRBAŞLI BİR BİÇİMDE ŞEREF SÖZÜ VERİP , VERDİĞİ SÖZDEN BÖYLESİNE ÇABUK DÖNEMEZ...1527 ' de öldüğünde İtalya' nın onun sözünü ettiği türden bir hükümdara sahip olamayacağı çok açıktı (en azından o dönemler)..Kim mi idi bu arkadaşımız ? Az sabır... =)))

Thomas More ise onun Prens ' i yazdığından tam 3 sene sonra , şu an incelemesini yaptığım bu kitabı yazdı .. Bildiğim kadarıyla hiç karşılaşmadılar ve hiç tanışmadılar da .. İkisi de Avrupa ' nın yükselişe geçtiği dönemlerde bu emekleyen ulusların zayıf ve güçlü yanlarını gayet iyi analiz ettiler .. More çok parlak bir kariyere ve parlak biz zekaya sahipti..Yirmisinde başarılı bir avukat iken , yirmilerinin ortasında parlamentoya girdi..Burada bir yasa tasarısı tartışılırken VII. Henry ' ye öyle bir ayar verdi ki , kral More ' un babasına hatırı sayılır bir para cezası vermek zorunda kaldı.. Sonrasında gelen VIII. Henry ise kendisini gayet seviyordu ve onu Adalet Bakanı olarak atadı..Gel zaman git zaman sonra More yukarda da belirttiğim gibi Ütopya' yı kaleme aldı .

Yunanca bir kelime ..Tüm koşulların , şartların güzel olduğu yer demek katharevousada (eski yunanca.. bkz : yunan dili okumuş olmanın yararları=) ).. Biz böyle bir yer olmadığı için dünya üzerinde , YALANYA da diyebiliriz =)) Bu kitapta , Thomas abimiz dönemin krallıklarının ardına düştüğü sonu gelmez askeri şöhret ve budalalıkları hicvediyor Portekizli bir gezginle sohbet ediyorum diyerek..Kralın yanındaki şakşakcıları topa tutuyor.. Diyor ki ; bırak artık savaşmayı ey eşşek Fransa kralı !! Elindekilerle yetin , halihazırda elinde olan topraklara bak ..Onlar sana zaten yeter!! Savaşla uğraşana kadar halkınla ilgilen , onların refahını sağla ..Ve ekliyor hemen "Tabi hiçbir kral buna yanaşmayacaktır!" Peki nasıl bir yerdir bu Yalanya pardon Utopia? Ne var orada ? Nasıl bir zihniyet egemen?
* Utopya' da kral yok .. Bir seçilmişler meclisi var .. Dolayısıyla çoğunluğun rızası ile alınan kararlar söz konusu ..
* Savaştan nefret ediliyor .. Savaş ancak meşru müdafa söz konusu olduğunda bir seçenek onlar için.. Mutlaka savaşmak gerekirse de komşuları PARAYATAPANLAR ' a para vererek kendileri adına savaştırıyorlar (sanırım o dönem , dış borçlarını savaşarak kapayan İsviçrelilere bir kapak yapmış More amcamız burada =) )
* Meclisin en büyük görevi sağlık , eğitim ve su işleri (su diyince garibine gitmesin emmoğlu..o dönemler din-tarım toplumu ortamlar =) )
* Aslen komunizm benzeri bir sistem bu ve herşey ortak..Herkes aynı şeyleri giyiyor ve on senede bir evini değiştiriyor..
* Üretici ve çiftçinin ensesinde boza pişirip vergi alan feodal beyler , lordlar falan yok..
* İş paylaşımı söz konusu lakin ağır işleri mahkumlar yapıyorlar.
* Kimse paraya değer vermiyor , örneğin mücevher takmıyor..
* Buraya çok dikkat !! Avukatları yok çünkü ONLARI ,ASIL İŞLERİ SORUNLARI GİZLEMEK OLAN İNSANLAR olarak görüyorlar ..

Bu kitabı ilginç kılan aslında bahsettiklerinin keskinliği veya tartışılabilirliği değil , zihinde yarattığı KUŞKULAR.. Thomas More yaşadığı dönemde , BİZİM İTALYALI ESAS OĞLANIN AKSİNE , gücün tek bir elde toplanmasından kaynaklanacak sorunları gayet iyi analiz etmiş .. Olası savaşları önceden görmüş baba - oğul Henryleri yakından tanıdığı için..
Esas oğlanımız ise yeni yeni serpilen ve kaba kuvvetle hükmedecek ulusları betimlemiş ve İtalya' nın bu uluslardan biri olacağını ummuş idi.. Thomas More ise bunun tam karşısındaydı ..O belirginleşen , gücü tek elde toplayan ulusların yaratacağı tehlikelere karşı uyardı.. Veeee tahmin edileceği üzere More ' un bahsettiği sistemi pek azı uyguladı..Avrupalılar, Il Prince 'in yolundan gitmeyi seçtiler ..Dünyayı keşfedenler , sömürecek olanlar şiddet yanlısı ve açgözlü MACHIAVELLI taraftarıydılar : Tüccarlar - Askerler ve Hükümdarlar..Sonrası mı ? Dünyanın neresinde olursanız olun .. Kafanızı kaldırıp alıcı gözüyle bir bakın çevrenize .. Tv den medyaya ,eğitim öğretim birimlerinden tutunda sağlık sistemlerine dek bu sistemin izlerini göreceksiniz..

NOT : bir kaç kelam daha edicem ama "Mazot ikmali" yapmam lazım =)) Bakkala gidip gelem az sürtem dışarlarda ayazı ağzıma yüzüme yiyip =))
250 syf.
·3 günde·Beğendi
Dünya Düşünce Tarihinin en önemli eserlerinden biri olan Thomas More'un Utopia'sı; 1516'da kaleme alınmıştır, var olmayan,kurgusal bir adada geçmektedir. İnsanların eşit olduğu, toplumsal sınıfın ve özel mülkiyetin olmadığı; insanların refah içinde ve mutlu yaşadığı adada suçların da minimuma indiği gözlenmektedir. More kitabında ütopyalıları ve onların yaşam biçimlerini anlatarak, döneminin İngilteresi'ne de bir eleştiri getirmektedir. Kitaba odaklanarak okuduğunuzda zevk alacağınıza inanıyorum. Kesinlikle tavsiye ederim.
217 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10
•Thomas More, İngiliz tarihinin büyük isimleri arasında sayılırken bir devlet adamı, bir hukukçu ve Katolik Kilisesi’nin bir savunucusu ünvanlarını ve aynı zamanda da dünya tarihinin ilk sosyalisti ünvanını almıştır.
•Thomas More, istemese de Kral’ın en yakınındaki kilit adam konumuna yükselmiş, görev bilinciyle devletine hizmet etmeye fazlasıyla emek vermiştir.
•Ülkesinin ve Hristiyanların birlik ve düzeninin bozulmaması adına Reformasyona karşı çıkmış ve idam edilmiştir.
•Orta çağda Yunanlılardan sonra tekrar yeşeren Hümanist akımının öncülerinden olmuş, Hümanist bilim adamlarıyla hep iletişim halinde olmuş, insan odaklı ideal bir devleti yani Ütopya’yı hayal etmiştir.
•Thomas More, insanların içinde bulundukları ekonomik koşullardan bağımsız olamayacaklarını; insanları kurtarmak ve yüceltmek için, bu koşulların değişmesi gerektiğini ifade etmişti aslında.
•Ütopya’da herkes mutlu, yiyecekler ve giyecekler bol; herkes, her şeyi ortaklaşa paylaşıyor, savaş ve kavgaya yer verilmiyor, öfke yer almıyor, kadın ve erkek eşitliği her yerde kendini gösteriyor, dinler özgürlüğü arttırıyor ve birleştirici bir nitelik kazanıyor, para ve altına değer verilmiyor, zenginlerin yoksulları sömürmesine izin verilmiyor, çalışma saatleri ciddi ölçüde kısalıyor, eğitim sorun olmaktan çıkıp parasız ve zorunlu oluyor, geçinemeyen eşler boşanabiliyor, insanların sağlık ihtiyaçları ücretsiz karşılanıyor...
•Ütopya, adeta yeryüzünde cennet özleminin ifade edilmiş hali; nerdeyse cennetten hiçbir farkı kalmamış.
•Ütopya iki bölümden oluşuyor; ilk bölümü bir hikaye niteliği taşırken ikinci bölümü yazarın artık Ütopya’nın tüm özelliklerini anlattığı bir monoloğa dönüşmektedir.
•Ütopya’nın üslubu gayet samimi ve akıcı; eser okuyucuyu hayal aleminde gezdirirken düşündürüyor ve adeta Ütopya’nın insanlarıyla tek tek tanıştırıyor.
•Etkilendim, çok beğendim, defalarca okuyabilirim; her fikrine yüzde yüz katılmasam da genel olarak tutarlı ve etkileyici bir eserle tanışmanın hazzını iliklerime kadar tattım.
•Mutlaka ama mutlaka okuyun!..
250 syf.
·10/10
Merhabalar Hasan Ali Yücel Klasikleri arasında yer alan en değerli eserlerden biri olan Ütopya geç olsada okuyup bitirdim.Eser dünyanın kirli ve çarpık düzenini gözler önüne sermektedir.Dünyanın en iyi şekilde portresini çizmektedir.Hayatımızda var olan var olmayan karşılaştırmalar,dünyanın tasviri ve gelecekte biraz olsa bile güzel bir hayat İçin umudun olduğunu belirtmektedir.Kitap tam olarak şunu belirtmektedir idea bir düzen olsaydı o devlet nasıl olurdu ve sonuçları neler getirirdi bunları göz önüne sermektedir.Böyle bir devlet olsaydı dünyanın şimdiki sorunları olur muydu ? Neler değişirdi ? Bunları okudukça daha iyi anlıyoruz.Kitapta dünya devletlerinin kirli işlerini,rüşvetini,adaletini,eşitsizliğini,parasını ve şöhretini gibi kavramlar üzerinde durmaktadır.İnsanların dünyevi değerler ve hırs için neler yapabileceğini bizlere göstermektedir.Ütopya anlaşılarak tekrar tekrar okunması gereken bir eserdir.
Keyifli Okumalar Dilerim
158 syf.
·10/10
Huzur.. Hayat boyu aradığımız peşinden koştuğumuz huzur. Bu uğurda bazen içimize kapandığımız bazen kendimizi bağımlılıklara bıraktığımız bazen eşimize dostumuza sarıldığımız bazen de kendimizi kalabalıklara vurduğumuz huzur.. Deniz manzaralarında, doğada, köşklerde, lüks yatlarda, barlarda, pavyonlarda, bir insanın sıcaklığında aradığımız huzur. Peki neredeydi bunca zaman, biz kendimizi yerken için için bitirirken köşe bucak ararken neredeydi? Onu bulmak için Nilgün Marmara’nın dediği gibi, Kafatasımızın içini, bir küçük huzur adına aynalarla mı kaplatmalıydık yoksa Sait Faik gibi kendimizi doğaya mı bırakmalıydık? Onlar bulabildiler mi acaba?

Sürekli yalnızlıklardan bahsettik belki de huzur toplu olarak yaşamayı bilmekteydi, toplumdaydı, geleceğe güven ile bakabilmekteydi, can güvenliğimizin olmasıydı, zamanımızın çoğunu başkalarının hesabına çalışarak geçirmemekteydi, dini inanışlara saygıdaydı, bilimdeydi, eğitimdeydi, felsefedeydi, sanattaydı.. Toplum olarak bireylerin huzurunu kaçırmak, çatışmak yerine insana ve insanlığa değer vermekteydi..

Thomas More’de 1516 yılında yayınlanmış Ütopya isimli kitabında huzuru aramış. Yönetenlerden ziyade yönetilenlerin huzurunu refahını. Tarih ne kadar da esik değil mi? Yaklaşık 500 yıl önce.. Üzerinden yüzyıllar geçse de insanlığın sorunları hala aynı. Kitabı iki kısma ayırmış, ilk bölümde dönemin İngiltere ve Fransa’sının sorunlarına yer vermiş. İkinci kısımda ise; zihninde yeni bir ülke yaratmış “Ütopya”. Ne kadar da manidar bir isim değil mi?

Ütopya isimli ülkede insanlar huzur, refah içinde. Bu mükemmel ülkeden çağına göndermelerde bulunmuş. Bunların en çarpıcılarından bir tanesi; insanların hayvanlar gibi çalıştırılması, çalışan bu insanların tüm insanlık adına üreten tek kesim olması, gördükleri muamele ve bu insanlar bu şekilde çalışıp yaşarken efendi, yöneten konumunda olanların hiçbir iş yapmadıkları halde en lüks hayatı yaşayıp çılgınca tüketmeleri.

Yazarın değindiği diğer konular ise; dini hoşgörü, mülkiyet kavramı, savaş ve devlet yönetimi. Bu konuların hepsi zaten iç içe günlük hayatta da. İnsanlığın baş düşmanı. Tüm sorunların kaynağı. Yazar savaş için diyorki, en şerefli zafer bile onur kırıcıdır, insan kanı döktüğü için. Ayrıca yarattığı ülkedeki hiçbir bireyi de savaşa göndermiyor, kimseyi öldürtmüyor çok zor da kalmadığı sürece.

Burada kitaptan koparak mülkiyet kavramı üzerin birkaç cümle de ben kurmak isterim. Herkesin bu kavrama yüklediği farklı anlamlar vardır. Hatta bu kavrama yüklenen anlamlar üzerinden kişilerin ideolojileri hakkında yorumlar da yapılır. Burada bahsettiklerim kesinlikle ideolojik değil kavram ile alakalıdır. Mülkiyet bana göre ahlaksızlıktır, bencilliktir. Dünyadaki suçların %80’inin kaynağı insanlığın baş düşmanıdır. Temel olarak sahip olma iç güdüsünden gelir. Yeri gelir insanın öyle bir gözünü döndürür ki her şeyi yaptırır. Hırsızlık, cinayet, gasp, rüşvet vs. Aklınıza ne kadar pislik geliyorsa. Yahu üç günlük dünya hepimiz kiracıyız, nedir bu alıp veremediğiniz, benim olsa ne senin olsa ne..

Her zaman pislikte değil, iyi niyetli insanlarda bunun kurbanı.. Bir ev için ömrünü feda eden, bir telefon, araba için türlü sıkıntılara giren insanlarla dolu sokaklar.. BEN İNSAN HAYATININ BU KADAR KIYMETSİZ OLMADIĞINI DAHA BÜYÜK AMAÇLAR PEŞİNDE KOŞMAMIZ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM.

Kitap güzel ben sevdim. Okumak isteyenlere de tavsiye ederim. Bu arada şu mülkiyet meselesini de bir düşünün.

Herkese keyifli okumalar dilerim..
376 syf.
·Beğendi·9/10
Bu kitabı okurken kendimi belgesel izlerken buldum.
Kitapta insanlığa saygıyı, kimsenin bir diğerinden üstün olmadığı, mülkiyetin, paranın önem görmediği ve gelecek kaygısı taşımadığı bir ülkeyi okuyorsunuz.More'un insan değerine, barışa verdiği değeri gösteriyor. Bu kitap sıfırdan bir devlet kurmak isterseniz ona hangi biçimi verirdiniz. Yasaları, insanları, ordusu nasıl olmalıdır? Güzel bir kitap okudum.
190 syf.
·Puan vermedi
Böyle bir medeniyetin yaşamına yakındı hayallerim.Bir çok yaşamıyla olması gereken dünya.Halkın kendinin yöneticisi olduğu , paranın ve mülkün bir gösteriş olduğunu sayan ve bununla övünenleri kendilerinden saymayan topluluk.Günümüzden çok uzak adalet yaşantısı hayal dünyalarında.Herkesin bildiği ama işine geldiği gibi uyguladığı iblislerin adalet anlayışı yok Ütopya rüyasında.Bunu okumanızı tavsiye ederim yoldaşlar ..Belki de bizler kapitalist düzenin masum piyonlarıyız..
249 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Sir Thomas More, ünlü ingiliz devlet adamı, hukukçu, filozof ve rönesans dönemi fikir insanı. 1516 yılında latince olarak kaleme aldığı, ideallerin ülkesi (olmayan ülke) Utopia kitabının yazarıdır ki More, bu eseriyle ortak mülkiyeti özendirip ferdi mülkiyeti anmamakla sosyalizmin bir nevi öncü fikir babalarından varsayılarak, Kremlin sarayı duvar anıtına Marx, Engels, Lenin ve diğer sosyalist fikir liderleriyle beraber adını yazdırmıştır.

Kitap iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümü yazar tarafından Platon' un Devlet adlı eserini idealize ederek kaleme aldığını düşündüren, varolmayan ülke Utopia' dır. Bir seyyah tarafından yeni keşfedilen ve bilinmeyen medeniyetler ve krallıklardan oluşmuş ülkelerden biri olan Utopia adlı ada ülkesidir. Yazar burada yakın arkadaşlarına bu Utopia ülkesinde geçirdiği beş yılı anlatır. More burada anlatıcı rolüyle Ülkenin baştan sona yönetim biçimi, halkın yaşayışı, ekonomik durumu, kültürel faaliyetleri, meslek sistemi, aile ve sosyal hayat, askerlik, geçim sistemi, savaşlar, vatandaşlık işleri, hukuk sistemi, meclisler, inanç sistemi, suçlar ve cezaları konusunda kendi tasarılarını anlatır bu olmayan hayali ülke temelinde. İlginçtir More tarafından yazılan Utopia ülkesinin dış politika stratejisi İngiliz krallığınca yüzyıllar boyu uygulanmıştır.

Kitabın ikinci bölümü ise usta yazar Mina Urgan tarafından More' un yaşamını ve Ütopya kitabının incelemesini anlatır. Günlük hayatta kullanılan ütopya sözcüğünün temelini oluşturmuş, ütopyacı veya ütopik terimleri ise aslında idealist olan, ancak aynı zamanda uygulanması mümkün olmayan veya gerçek dışı, düşünceleri savunanları nitelendirmek için kullanılır olmuştur. Henüz 14 yaşındayken (1492 yılında) Oxford’a hukuk tahsili yapması için gönderilen More burada, Rotterdamlı Erasmus’la birlikte latince, yunanca ve eski yunan ve roma medeniyetlerine ait edebiyat ve diğer güzel sanatlar konusunda geniş bir entelektüel birikim oluşturmuştur. viii’inci Henry’nin İngiltere kralı olmasından sonra bürokraside önemli görevler üstlenen more aynı zamanda Oxford ve Cambridge üniversitelerinde idarecilik de yapmıştır. viii’inci Henry’nin roma katolik kilisesiyle olan sorunları nedeniyle kralla arası bozulan More, 1535 yılında idam edilmiştir. İdam haberini aldıktan sonra Erasmus, More’u “ruhu kardan daha saf ve daha önce ingiltere’de görülmemiş ve bir daha görülmeyecek bir deha sahibi” olarak tanımlamıştır. Lâtince yazılan eseri 1556 yılında ingilizceye çevrilerek geniş halk kitleleri tarafından okunmuş ve halkı isyana teşvik etmiştir. Bunun sonucu monarşi devam ettiği süre boyunca Utopia' nın basımı ve okunması yasaklanmıştır.
217 syf.
·1 günde·6/10
Ütopya bilindiği üzere, bugün gerçekleşmesi imkânsız toplum tasarımlarıdır veya bir başka ifadeyle; tasarlayıcısı için bir ideal ya da karşı ideali temsil eden, düşünsel ve tutarlı bir toplum tasarısı anlamına gelmektedir. Yazarımızın bin beş yüzlü yıllarda kaleme aldığı bu eser aynı zamanda dönemin İngiltere'sine eleştiri niteliğindedir. İngiltere'nin ve Kral'ın yönetimini benimsemeyen More, anlatımı sıkıcı bir kitap oluşturmuştur. Evet, bana oldukça sıkıcı gelen bir anlatımı vardı kitabın, kaldı ki bir ütopya oluşturulmuşsa eğer bu şekilde diyaloglar şeklinde mi ifade edilmeliydi? Orwell gibi hikayesi de olan bir ütopya eserini kesinlikle tercih ederim. Hoş yazıldığı dönem itibariyle Avrupa'da bilginin henüz olgunlaşmamış olmasının yanı sıra kaynakların sınırlı, bilimin ve edebiyatın da oldukça geri kaldığı düşünülürse kitabın anlatımı bir nebze olsun kabul edilebilir nitelikte.

Zannediyorum ki benim gibi kitabı okuyan okurlar da, tasarlanan toplumun kabul dahi edilemeyecek düzenlemelerinin ve yönetim kanunlarının mevcut olduğunu fark edeceklerdir. Yazımımı oluşturmadan önce kitabın incelemelerine biraz göz gezdirdim ve bazı arkadaşlar; "İnanılmaz bir yönetim, inanılmaz bir toplum tasarısı, bende bu toplum tasarısında var olmak isterdim." gibi talihsiz yorumlarda bulunmuşlar. Açıkçası bu yorumları okuyunca kendimi üzülmekten alıkoyamadığımı da belirtmek isterim. Nasıl bir insan bir başka insandan kendisini üstün görür de kölelik sistemini kabul edebilir aklım almıyor. Burada ki köleler arasında suç işleyenleri de var, dışarıdan gelen yabancıları da var. Bu esnada dikkatimi çeken bir diğer nokta ise kölelere altın, gümüş gibi zamanın ve günümüzün değerli sayılabilecek ürünlerini, kölelere takılıyor olmasıydı. Sözüm ona altınlara, gümüşlere değer vermeyen bu ütopik toplumumuz, değer vermedikleri aynı yaradılışa sahip kölelere takarak Altın ve Kölelerin değersizliklerini perçinlemiş olduklarını düşünüyorlar.

Tasarlanan toplumun bazı kanunları, şehrin planlaması ve (bazı)düzenlemeleri adaletsizliği ortadan yok etme amaçlı olsa da genel itibari ile benim hoşuma gitmeyen bir kurguydu. Hoşuma gitmeyen bu kurgu belki de zamanına göre değerlendiremediğim içindir bilemiyorum ama en başta da söylediğim gibi inanılmaz sıkıcı bir kitap. Yine de okumak isteyen olursa buyursunlar.

Kitabı hediye eden Uğur Abiye teşekkür ederim. Umarım bu eleştirilerime bakarak bana kızmaz. Asıl incelemeyi diğer hediyesi olan "Bülbülü Öldürmek" ile yapacağım. :) Sevgiler, saygılar...
142 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Thomes More u tanımlayacak bir sürü kelime bulabiliriz. Filozof, devlet adamı, hümanist, yazar, hukukçu.... Ancak o tam bir ASİ. Asla baş eğmeyen bir asi hem de.

" Kral, kilisenin kralı değildir." dedikten sonra tahmin edeceğiniz üzere vatan haini ilan edilmiş ve idamına karar verilmiş. Ama gelin görün ki bu durum onun hiç umurunda değil. "Kellem uçacaksa ne olmuş yani!" diyerek pervasızlığını sergiliyor. Bununla da kalmıyor,

° Celladına bahşiş veriyor,
°İnfazına giderken en güzel kıyafetini giyiyor,
° Gözlerini kendi bağlıyor,
°Başı kütükteyken çok sevdiği sakalını kenara çekip " Aman sakalımı vurmayın, o vatan hainliği yapmadı." diyor.

E alfalık da bunu gerektirir zaten  diye düşünürken  gördüm ki, ölümünden yıllar sonra << şehit>> ilan edilmiş. Yani bildiğiniz, kel ölür sırma saçlı olur mevzusu.

George Orwel'in 1984'ü,  Huxley' in Cesur Yeni Dünya' sı , Bacon' un  Yeni Atlantis'inde gördüğümüz ütopya/ distopya kavramlarına hayat veren kişi Thomes More. Kendileri bu kitapta insanların hem çalışıp hem dinlenip üzerine bir de eğitim gördükleri ultra konforlu bir ülke tasarlamış. Bunun yanında savaşı, eşitsizliği, idamı ve zulmü eleştirmiş.
Utopialılar öylesine mutlu, akıllı ve refah içinde ki, kıskandım yeri geldiğinde.

Benimsedikleri yönetim ve hukuk anlayışları umarım çok ütopik karşılanmaz,
Bana göre herkes bu kitabı okumalı ve her kitap ütopya bulundurmalı :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Thomas More
Unvan:
İngiliz Yazar, Devlet Adamı ve Hukukçu
Doğum:
Londra, Birleşik Krallık, 7 Şubat 1478
Ölüm:
Londra, Birleşik Krallık, 6 Temmuz 1535
Thomas More, (7 Şubat 1478 - 6 Temmuz 1535) İngiliz yazar, devlet adamı ve hukukçu. Yaşamında önde gelen bir hümanist bilgin ünvanına kavuşup bir çok kamu görevi üstlendi. Eseri Ütopya ile edebiyatta yeni bir nesil yarattı. 1516'da yazdığı Ütopya'da ideal hayali bir ada ülkenin siyasi sistemini tarif ediyordu. More'un Kral Henry VIII'in İngiliz kilisesinin başına geçme niyetine ilke olarak karşı çıkması, kendi siyasi kariyerinin sonunu hazırlayıp hain olarak idam edilmesine sebep oldu. Ölümünden 400 yıl sonra, 1935'de Papa Pius XI tarafından aziz ilan edildi.

7 Şubat 1478'de, Londra'da doğmuştur. Babası dönemin önemli bir yargıcı olan Sir John More'dur. Eğitim için Oxford Üniversitesi'ne girdi. Oxford'da geçirdiği 2 yılda yazmaya başladı. Antik Yunan ve Latin edebiyatına ilgisi de bu dönemde oldu. Daha sonra Londra'ya geri döndü ve 1496 yılında hukuk öğrenimi görmeye başladı. 1501 yılında avukat oldu. Hukuk öğrenimi gördüğü yıllarda manastır yaşamı yaşamakta ve bir rahip olmak isteğiyle yanıp tutuşmaktaydı. Yine de zamanla bu duygusu söndü ve ruhu ülkesine hizmet etmek isteğiyle doldu. Bunun üzerine 1504 yılında parlementoya girdi. Bu sıralarda ünlü Hollandalı yazar Erasmus ile olan arkadaşlığı iyice gelişti ve Erasmus 1509'da basılan ünlü eseri Encomium Moriae`yi (Deliliğe Övgü) Thomas More'a adadı. 1517'de Kral'ın hizmetine girdi. Giriştiği başarılı bir diplomatik görev ardından şövalye unvanı verildi ve yardımcı veznedar ilan edildi. Kralın kişisel danışmanı olarak kariyeri parlamaya devam etti. 1525'de Lancaster Düklüğü'nün bakanı oldu. Kral Henry VIII'in evlilikleriyle ilgili konularda ona yeterince yardım edemeyen Lordlar Kamarası başkanı Kardinal Wolsey'i istifaya zorladıktan sonra yerine Thomas More'u Lordlar Kamarası başkanı ilan etti. Başlarda Kralın düşüncelerini paylaşan More, zamanla Kralın protestanlığa olan artan ilgisi ve kiliseye olan negatif düşüncelerinden rahatsız oldu. Kişisel olarak protestanlığı sevmiyor ve doğru bulmuyor, dönemin katolik kilisesini benimsiyor ve önemsiyordu. Protestanlığı eleştiren kitaplarıyla Kral ile olan ilişkisini gerdikten sonra 1531'de Krala bağlılık yemini etmeyi reddetti. Daha sonra hastalığı bahane ederek 1532'de görevlerinden ayrıldı. 1533'de Anne Boleyn'in İngiltere Kraliçesi olarak ilan edildiği taç giydirme törenine katılmayı reddedince şimşekleri üzerine çekti. Yalan davalar ve dedikodular başladı.

Parlementonun Anne Boleyn'i İngiltere'nin kraliçesi olarak ilan edebileceğini kabul etmesine rağmen, bağlılık yemini etmeyi reddetti zira bu Papa'ya karşı bir davranış olurdu. Bu yüzden tutuklandı. Daha sonraları Kralı kilisenin başı olarak görmediği için ölüm cezasına çarptırıldı. 6 Temmuz 1535'de idam edildi.

Yazar istatistikleri

  • 474 okur beğendi.
  • 8,5bin okur okudu.
  • 321 okur okuyor.
  • 4.448 okur okuyacak.
  • 181 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları