1000Kitap Logosu
Thomas More

Thomas More

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.4
3.457 Kişi
13,6bin
Okunma
673
Beğeni
21,6bin
Gösterim
Unvan
İngiliz Yazar, Devlet Adamı ve Hukukçu
Doğum
Londra, Birleşik Krallık, 7 Şubat 1478
Ölüm
Londra, Birleşik Krallık, 6 Temmuz 1535
Yaşamı
Thomas More, (7 Şubat 1478 - 6 Temmuz 1535) İngiliz yazar, devlet adamı ve hukukçu. Yaşamında önde gelen bir hümanist bilgin ünvanına kavuşup bir çok kamu görevi üstlendi. Eseri Ütopya ile edebiyatta yeni bir nesil yarattı. 1516'da yazdığı Ütopya'da ideal hayali bir ada ülkenin siyasi sistemini tarif ediyordu. More'un Kral Henry VIII'in İngiliz kilisesinin başına geçme niyetine ilke olarak karşı çıkması, kendi siyasi kariyerinin sonunu hazırlayıp hain olarak idam edilmesine sebep oldu. Ölümünden 400 yıl sonra, 1935'de Papa Pius XI tarafından aziz ilan edildi. 7 Şubat 1478'de, Londra'da doğmuştur. Babası dönemin önemli bir yargıcı olan Sir John More'dur. Eğitim için Oxford Üniversitesi'ne girdi. Oxford'da geçirdiği 2 yılda yazmaya başladı. Antik Yunan ve Latin edebiyatına ilgisi de bu dönemde oldu. Daha sonra Londra'ya geri döndü ve 1496 yılında hukuk öğrenimi görmeye başladı. 1501 yılında avukat oldu. Hukuk öğrenimi gördüğü yıllarda manastır yaşamı yaşamakta ve bir rahip olmak isteğiyle yanıp tutuşmaktaydı. Yine de zamanla bu duygusu söndü ve ruhu ülkesine hizmet etmek isteğiyle doldu. Bunun üzerine 1504 yılında parlementoya girdi. Bu sıralarda ünlü Hollandalı yazar Erasmus ile olan arkadaşlığı iyice gelişti ve Erasmus 1509'da basılan ünlü eseri Encomium Moriae`yi (Deliliğe Övgü) Thomas More'a adadı. 1517'de Kral'ın hizmetine girdi. Giriştiği başarılı bir diplomatik görev ardından şövalye unvanı verildi ve yardımcı veznedar ilan edildi. Kralın kişisel danışmanı olarak kariyeri parlamaya devam etti. 1525'de Lancaster Düklüğü'nün bakanı oldu. Kral Henry VIII'in evlilikleriyle ilgili konularda ona yeterince yardım edemeyen Lordlar Kamarası başkanı Kardinal Wolsey'i istifaya zorladıktan sonra yerine Thomas More'u Lordlar Kamarası başkanı ilan etti. Başlarda Kralın düşüncelerini paylaşan More, zamanla Kralın protestanlığa olan artan ilgisi ve kiliseye olan negatif düşüncelerinden rahatsız oldu. Kişisel olarak protestanlığı sevmiyor ve doğru bulmuyor, dönemin katolik kilisesini benimsiyor ve önemsiyordu. Protestanlığı eleştiren kitaplarıyla Kral ile olan ilişkisini gerdikten sonra 1531'de Krala bağlılık yemini etmeyi reddetti. Daha sonra hastalığı bahane ederek 1532'de görevlerinden ayrıldı. 1533'de Anne Boleyn'in İngiltere Kraliçesi olarak ilan edildiği taç giydirme törenine katılmayı reddedince şimşekleri üzerine çekti. Yalan davalar ve dedikodular başladı. Parlementonun Anne Boleyn'i İngiltere'nin kraliçesi olarak ilan edebileceğini kabul etmesine rağmen, bağlılık yemini etmeyi reddetti zira bu Papa'ya karşı bir davranış olurdu. Bu yüzden tutuklandı. Daha sonraları Kralı kilisenin başı olarak görmediği için ölüm cezasına çarptırıldı. 6 Temmuz 1535'de idam edildi.
249 syf.
·
4 günde
·
10/10 puan
MORE'UN UTOPIA'SI VE DERİNLİKLERİ
''Kişinin içinde yaşadığı topluma karşı duyduğu hoşnutsuzluğun neden olduğu daha iyi yaşam arzusudur ütopya.''* Utopia, Thomas More'un kendi ''ideal devlet''ini oluşturduğu, içinde birçok tartışmalı konu barındıran, yeni bir türe ismini veren, önemli bir kitaptır. Utopia'da More, hem kendi yaşadığı döneme eleştiri getirmiş hem de Utopia'sını kendi istediği şekilde kurgulamıştır. Utopia'nın yazımından sonra birçok kişi bu kitaptan etkilenmiş, Utopia üzerine yeni yorumlar getirmiş ve yeni yolculuklara yelken açmışlardır. Utopia da bu yolculukların başı, belki de en önemlisidir. More, ''Utopia'' kavramını hemen ortaya atmamıştır. Utopia sözcüğünden önce adasına ''Nusquama'' ismini vermiştir. Nusquam, Latince ''hiçbir yer'', ''hiçbir yerde'' ve ''hiçbir durumda'' anlamına gelir. Fakat More Utopia'sını yazarken Amerigo Vespucci, Kristof Kolomb ve Angelo Polizano gibi kâşiflerin yeni keşifler yapması More'u yeni bir kelime oluşturmaya, çağa ayak uydurmaya itmiştir ve böylece ''utopia'' sözcüğü doğmuştur. Utopia sözcüğünün bir neolojizm (türenti) olduğunu unutmamak gerekir. Neolojizmler, yeni olanı adlandırma ihtiyacına karşılık gelir. Bunları incelemek ise, belirli bir grubun ortak değerlerinin geçirdiği değişimleri ortaya koymak suretiyle, salt belirli bir toplumun çağlar süren dinamik bir portresini sunmakla kalmaz, aynı zamanda söz konusu toplumun belirli bir dönemdeki temsilini de aktarır.¹ More da yeni oluşturacağı sözcüğüyle bu ''portreyi'' tam olarak yansıtmak istiyordu. Yeni bir sözcük arayışına girip, neolojik bir sözcük oluşturdu. Neolojizmi yaratmak için iki Yunanca sözcüğe başvurdu More. ''Değil/olmayan'' anlamı taşıyan ve ''u'' sesine indirgenen ''ouk'' ile ''yer'' anlamına gelen ''topos'' sözcüklerine, yer bildiren ''ia'' ekini de ekledi. Dolayısıyla etimolojik açıdan ütopya, olumlama ve yalanlamayı aynı anda içeren bir hamleden doğan, aslında ''yer olmayan bir yer''di. More'un Utopia adasını konuşturduğu bölümde şöyle bir mısra geçer: ''Utopia'nın sakinleri ve yasaları öyle harikadır ki buraya Utopia yerine Eutopia (iyi yer) demek gerekmektedir.'' More, yapı ve anlam bakımından birbirine bu kadar yakın düşen iki neolojizm yaratır. Aynı anda hem yer olmayan (ütopya) hem de iyi bir yer (eutopya) olan ütopyanın anlamındaki kalıcı ikiliğe temel oluşturan ve zaman içerisinde geçerliliğini yitirmeyen bir gerilim yaratmış olur.² Yani ütopya ''hiçbir yer olmayan yer'' anlamına, eutopya ise ''iyi olan hiçbir yer'' anlamına gelir. Utopia'nın yayımlanmasından sonra az çok bu kurguya bel bağlayan bir ''edebi gelenek'' ortaya çıkar. Anlatı, bir adam ya da bir kadının bilinmeyen bir yere (bir adaya, ülkeye ya da kıtaya) yaptığı deniz, kara ya da hava yolculuğunu tasvir eder; ütopyanın seyyahı gideceği yere vardığında genellikle rehber eşliğinde bir tura çıkarılır ve yeni toplumun toplumsal, siyasi, ekonomik ve dini örgütlenmesi kendisine anlatılır. Bu yolculuk, şaşmaz bir şekilde, ütopyacı seyyahın kendi ülkesine dönüşünü beraberinde getirir; amaç, toplumu örgütlemenin alternatif ve daha iyi yöntemlerini bulduğu mesajını geri götürebilmektir. Nitekim Utopia da deniz yolculuğuna katılan bir adamın yolculuk anılarından oluşur. Yeni Atlantis'te de, Güneş Ülkesi'nde de aynı şekilde ''deniz yolculuğundan sonra varılan ada'' teması işlenir. Ama Savien Cyrano de Bergerac'nın ''Ay Devletleri ve İmparatorlukları'', ''Güneş Devletleri ve İmparatorlukları'' ütopyaları hava yoluyla varılan yerlerdir. Aradan geçen uzun yıllar boyunca ütopya birçok türü etkiledi ve birçok türden etkilendi. Örneğin ütopya bilimkurguya o kadar yaklaştı ki karıştırılır oldu. Devamında eutopya ya da ütopya, ''eukronya''ya, yani gelecekteki yere geçti. Eukronyanın doğusu, Aydınlanma döneminde Avrupa'da egemen olan iyimser dünya görüşünün kılavuzluk ettiği bir zihniyet değişimi sayesinde gerçekleşti. Ütopyacı sosyalistler, geleceğe yönelik karanlık kurguları olan insanlar bu tarafa yoğunlaştı. Nitekim Cesur Yeni Dünya da, Komünist Manifesto da, 1984 de ünlü ''eukronya''lardır. Rönesans'tan sonra umutsuzluğa daha yakın bir toplum oluştu ve hicvi ütopyalar, anti-ütopyalar ve distopyalar doğdu. Hicvi ütopya, açıktan açığa, hayali toplumu teknolojik ve biyolojik olanaksızlıklar nedeniyle ne var olması ne de erişilmesi mümkün olan hayali yerlerde konumlandırıyordu. Bu yerler kendi içinde pek önemli değildi; hatta sadece karşıt dünyalar olarak var olmaları ölçüsünde bakılmaya değer yerlerdi.³ En ünlü ''hicvi ütopya'' da Jonathan Swift'in ''Gulliver'in Seyahatleri'' adlı eseridir. Bir diğer türetimsel neolojizm olan distopya sözcüğünün kayıtlara geçmiş ilk kullanımı 1868'e uzanır ve John Stuart Mill'in parlamentoda yaptığı bir konuşmada karşımıza çıkar. Bu konuşmada John Stuart Mill ütopyanın karşıtı olan bakış açısına bir ad bulmaya çalışmaktadır: Şayet ütopya sıklıkla ''yaşama geçirilemeyecek kadar iyi'' olarak görülüyorsa distopya da ''yaşama geçirilemeyecek kadar kötü''dür. John Stuart Mill bu konuşmada distopya (dystopia) sözcüğünü Jeremy Bentham'ın icat ettiği bir neolojizm olan kakotopya (cacotopia) sözcüğüyle eş anlamlı olarak kullanmıştır. ''Dys'' Yunanca ''dus''tan gelir ve kötü, anormal, hastalıklı anlamı taşır. ''Caco'' ise Yunanca ''kako''dan gelir ve nahoş ya da yanlış bir şeye gönderme yaparken kullanılır.⁴ Mill'in ''distopya''sı galip gelir ve o daha çok kullanılır. İlginçtir ki Mill geliştiricisi olduğu ''faydacılık''ı (utilitarizm) da Bentham'dan alır (faydacılığın kurucusudur), bunu da. Campanella ''Güneş Ülkesi''ni yazdıktan ve Kepler ''Ben de 'Ay Ülkesi' yazayım mı?'' dedikten sonra ''Ay'a yolculuk'' teması başlar. Aslında çok eskiden Plutarkhos ve Lukianos ''Ay'ın Yüzü'' adlı bir eser yazmıştır fakat türün başlangıcı bu zamanlarda olur. Francis Godwin, John Wilkins, Cyrano de Bergerac ve daha birçok yazar bu türde ütopyalar kaleme alır. Hatta 18. yüzyılda Voltaire ''Micromégas'' adlı eserinde bu konuyu işler, Jules Verne de ''Ay'a Yolculuk'' adlı eseriyle devam ettirir. Yavaş yavaş coğrafi ütopyalar, bilimsel ütopyalar doğar. İlk ''bilimsel ütopya'' diyebileceğimiz kitap Francis Bacon'ın ''Yeni Atlantis''idir. Aydınlanma'yla birlikte Rousseau'nun ve Hobbes'un ''doğa durum''u ve ''insanın mükemmelliği'' hakkında ütopyalar yazılır. Rousseau'nun ve Hobbes'un doğal durumu kısaca şöyledir: Rousseau, özel mülkiyete karşı çıkar ve özel mülkiyetin gelmesiyle birlikte insanların sefilleştiğini, yozlaştığını düşünür. Bu yüzden herkesin doğada, ilkel yaşam halinde, özel mülkün olmadığı bir yerde var olması gerektiğini savunur. Hobbes ise tersine, ilkel yaşamın olduğu dönemlerde güçlünün zayıfı ezdiğini söyler ve o dönemde kaos hali olduğunu belirtir. Özel mülkiyetle birlikte insanların medeni olduğunu, kısmen refahın da olduğunu ve bu refahın daha da artırılması için çalışılması gerektiğini düşünür. Ütopya tarihinin genel hatları bunlardır. Ütopya fikirleri sadece romancıları değil, oyun yazarlarını da etkiler. Örneğin Gonzalo Fırtına'da şöyle der: ''Krallığımda, alışıldık olanın tersini yapardım; Her türlü ticareti yasaklardım; Yargıç margıç olmazdı; Eğitime gerek kalmazdı; Zengin, yoksul olmaz, uşaklık kalkardı; Sözleşme, miras, arazi sınırı, tarım, bağ bahçe olmazdı; Madene, buğdaya, şaraba, yağa ihtiyaç duyulmazdı; Uğraş diye bir şey olmaz, herkes aylaklık ederdi; Kadınlar da saf ve temiz olurdu; Hükümdarlığa gerek kalmazdı.''⁵ Fakat tabii ''ütopya''nın başlangıcı Platon'la olmuştur. Platon, Devlet'inde, liyakata çok önem verdiği için şöyle bir dünya çizer: Kadınlar çocuk doğurduğu zaman, o çocuk hemen alınıp yetiştirme yurduna verilecek ki, kimse kimseyi kayırmasın, herkes çocuklara ''sanki onun çocuğuymuş gibi'' baksın. Ayrıca herkes için kadınların da ortak olduğu, ''komün'' bir hayat yaşamalı diyor Platon. En üstte filozof bir kral, bir altta asker sınıfı, en altta da işçi ve zanaatkâr sınıfı yer alıyor onun ütopyasında. Fakat Platon bu düşüncesinden, Devlet'ten sonra yazdığı ''Yasalar'' kitabında vazgeçer. Yine de bu ''ideal devlet'' birçok ütopyaya konu olur; örneğin Thomas More'un Utopia'sı, Tommaso Campanella'nın Güneş Ülkesi ya da Plutarkhos'un yazdığı Lykurgos'un Hayatı, Platon'un Devlet'inden etkilenen ütopyalardan bazıları. Marx da ileride komünizm ve sosyalizm fikirlerini bunlarla harmanlar. Ayrıca Platon, ''Atlantis'' mitini ''Kritias'' adlı diyaloğunda dile getirir. ''Yeni Atlantis'' de bu yüzden ''yeni''dir. Thomas More garip bir rejim içinde doğmuştur. Katoliklerin, ortodoksların ve protestanların savaş halinde olduğu, herkesin inancından dolayı yargılandığı bir yerdir orası. VIII. Henry'nin gelişiyle birlikte daha da karmaşıklaşır her şey ve o dönem birçok insan öldürülür. Henry'nin altı eşi olmuştur ve bunların çoğunun kafasını kesmiştir. Aynı şekilde More'u da hem kendi fikirlerine ters düştüğü için hem de devlete çok aykırı işler yaptığı için idam ettirmiştir. More da zamane devletini Utopia'sında sık sık eleştirir. Utopia, More'un arkadaşı Peter Giles ile, Notre Dame'ın önünde, karşılaşması ile başlar. Peter Giles gerçekten de More'un arkadaşıdır ve muhtemelen bu karşılaşma da gerçektir. Daha baştan More'un politikayla ilgilendiği belli olur; çünkü herkesi bol keseden över. Daha sonra Peter More'u arkadaşı ''Raphael Hythloday'' ile tanıştırır. Raphael, M.Ö üçüncü ve birinci yüzyılları anlatan Tobit'in Kitabı'nda ''haberci melek''tir (İsrafil, Sur'a üfleyen melek). Ona ''haberci'' lakabının verilmesinin nedeni o kitapta İbrahim Peygamber'e ara sıra haber göndermesi ve konuşmasıdır. Kitaptaki Raphael'e de ''haberci'' lakabı çok uyar. Hythloday ise Yunanca ''hythlos'' kökünü barındırır ve bu da ''saçmalık'' anlamına gelir. More bize bir nevi bu adamın ''saçmalıklardan bahseden bir haberci'' olduğunu söyler, kendi kendini hicveder. Birinci Bölüm'de More Raphael üzerinden çokça kralı, aristokratları ve rejimi eleştirir. ''Kral, halkın üzerine iyilik ya da kötülün akıtabilen bir kaynaktır''⁶, ''krallar yalnızca savaşı düşünür''⁷, ''halkın yoksulluğa düşmesinin baş nedeni aristokratların çokluğudur''⁸ ve kralın otoritesi çok fazladır. More, bu bölümde birçok kez kralı ve aristokratları eleştirir, halkın bu yoksulluktan nasıl çıkacağı sorusuna yanıt arar. Raphael çağdaş siyaset kültürünün altındaki şekillendirici gücün ''mülkiyet'' olduğunu savunur ve buradan da eşitlik propagandası yapar. Utopia'da da olduğu gibi, Raphael de aslında komünizm ve sosyalizm propagandası yapar. Aristokratları (burjuvaları) indirip, yerine halkı (işçi sınıfını) getirmeyi öğütler. Ayrıca, aristokratların bütçesinin çok olduğunu, bunun bir kısmının halka verilebileceğini söyler. Özel mülkiyetin olmamasını, eşitliğin olmasını ve komün bir hayatta yaşamamızı önerir, Utopia'yla bunu destekler. ''Toplum her insana eşit bir güvenlik sağlamadığı sürece, bir insanı para çaldığı için öldürmek doğru değildir,'' der Raphael.⁹ Gerçekten de çoğu zaman insanlar olaylara yüzeysel olarak karar verir. Tolstoy'un Diriliş'te çokça incelediği gibi, hiç kimse hemen katil ya da hırsız olmaz, koşullar böyle insanları doğurur. Kötü bir ailede yetişen, kötü bir arkadaş ortamı olan ya da küçükken ezilmiş bir çocuk büyüyünce, hem kendinden hem de herkesten intikam almak için böyle yapar. Toplum, devlet ve yoksulluk koşulları ''katil, hırsız'' yaratır ve ironik bir şekilde onlar çalıp öldürdükten sonra, devlet tarafından yargılanırlar. Peki bu doğru bir şey midir? Bir insan başkasını yargılayabilir mi? Hüküm verebilir mi başkası hakkında?.. Platon göndermelerinde de bulunur Raphael: ''Platon der ki: Günün birinde filozoflar kral ya da krallar filozof olursa, insanlık o zaman mutluluğa kavuşur. Filozoflar krallara öğüt vermeyi bile küçümserlerse, o mutluluktan çok uzaktayız demektir."¹⁰ Aynı şekilde kitabın devamında da bazen direkt, bazen de dolaylı olarak Platon'a göndermelerde bulunur Raphael. İkinci Bölüm'de Raphael Utopia adasını anlatır. Buranın küçük bir özetini geçtikten sonra daha derine inmek istiyorum: Utopia 54 şehirden oluşur ve Amaurote adanın başkentidir. Utopia'da herkes ''eşittir'' ve kimse kimseyi kayırmaz. Utopialılar için para vatandaş için değil, savaşlar ve ''kirli işler'' için vardır (ki, Utopialıların böyle işler yapması inandırıcılıklarını artırır). Katilleri kiralamak için ya da anlaşma sağlamak için parayı kullanırlar. Aksi halde para toplumun dengesini bozar. Utopialılar savaşların yüce bir yanının olmadığını, hatta insanı aşağılayan yanının olduğunu düşünürler. Onların gözünde gerçek yiğitlik, insanların akıllarını kullanarak sorunlarını çözmeleridir, aksi takdirde hayvanlardan hiçbir farkları kalmaz. Ki, bu, o dönem için oldukça hümanist ve ileri görüşlü bir düşüncedir. Utopia'da kadın bir mal sayılmaktan kurtulur ve erkeklerle nispeten eşit hale getirilir. Fakat yine de evde erkek egemenliği hakimdir. Ayrıca erkekler dolaşmak için karısının ''iznini alır'' ve kadına daha birçok hak verilir. Shakespeare döneminde bile ''Scold's bridle'' adlı, kadınların konuşmasını ve bağırmasını engelleyen bir alet olduğunu düşünürsek, More'un bu düşünceleri çok değerli ve zamanını aşmıştır. Utopialılar hastalara önem verirler ve hekimliği en soylu, en değerli şeylerden biri olarak görürler.¹¹ Bilime ve sanata çok önem verirler. Evlilik konusunda herkesin özgür olduğunu ileri sürerler fakat aşırıya kaçanları ''cezalandırırlar.'' Yasalar çok azdır, tarımla geçinirler ve yurttaşların refahını çok önemserler. Utopialıların bilime ve sanata önem vermesi gerçekten çok değerlidir; çünkü bir toplum bilime ve sanata ne kadar önem verirse, bunları desteklerse, o kadar gelişir. Bunu ileride Bacon da görecek ve I. James'in ilgisini çekmek için ''Yeni Atlantis''i yazacaktır. Kadınlar da, erkekler de istedikleri gibi derslere girebilirler, bu serbesttir. Utopialıların çoğunlukla dünyada zevk almayı önemsemeleri de önemlidir; çünkü dindar bir insan da pek tabii bu dünyada haz yaşayabilir. Onlara göre insanın mutluluğu geniş çapta ve ''tamamen hazza bağlı''dır. Bu algıya iki şey yol açmaktadır: Bunların birincisi, Utopialıların dinidir. Bu din ciddi, sıkı, katı ve hatta ürkütücüdür; ama hakiki mutluluk kaygılarını daima bu dinin kaideleriyle ilintilendirirler. İkincisi haz kavramına bakışlarıdır. Mutluluğun sadece erdemli hazlarda bulunduğuna inanırlar. Hatta bazıları, tıpkı Aziz Augustinius gibi, ''bizatihi erdemin mutluluk olduğunu'' savunurlar. Erdemli mutluluğun iki kuralı varlığımızı ve tüm mutlulukları borçlu olduğumuz Tanrı'yı sevmek ve bir yandan mümkün olduğunca kaygılardan uzak, sevinçle dolu bir şekilde yaşarken bir yandan da başkalarının aynısını yapmasına yardımcı olmaktır. Dolayısıyla hakiki haz başkalarına zarar vermez, acıya yol açmaz ve daha büyük bir hazzın önünü kesmez. Utopialılar hakiki hazlar arasında önceliği zihinsel hazlara verirler. ''Yorulmak nedir bilmeksizin zihinsel uğraşların peşinden koşturan'' Utopialılar, bu uğraşların içine şunları dahil ederler: bilgi; hakikat üzerine düşünmenin, geçmişe dönüp güzel geçirilmiş bir yaşamı anımsamanın ve gelecekteki mutluluğu dört gözle beklemenin zevki. Utopia'da üç dinsel hakikatte ısrar edilir: ruhun ölümsüz olduğu inancı, mutlu olmak için doğduğumuz inancı ve ölümden sonra yargılanıp yaşamımızın hakiki erdemlerine göre ödüllendirileceğimiz inancı. Bu ''akılcı'' ilkeler olmasaydı, insan, erdeme bakmadan hazzı olabildiğinde çoğaltıp acıyı da olabildiğince azaltma yoluna gidecekti. Hiç kimse zorlu ve acı içeren erdemlerin peşinden gitmeyecek, sonunda başkalarına değil de kendisine bir getirisi yoksa acıya katlanmayacaktı.¹² Çoğu ütopyada da orayı bir ''cennete'' benzetme isteği vardır. Raphael de bunu yapar ve betimlemelerinde her zaman övgüler düzer. Güneş Ülkesi'nde Tommaso Campanella da yapar, çiçekler ve doğa tasviri abartılıdır. Savien Cyrano de Bergerac da ütopyasında orayı ''Yuhanna'nın yükseldiği, Adem'in geldiği yere'' benzetir. Kitap hakkında size birkaç soru da sormak istiyorum: ''Başkasının rahatı için kendi zevklerimizden birazını olsun feda etmek soylu bir insan yüreğinin belirtisi sayılır ve böyle davranan insan zaten feda ettiği zevkten çok daha fazlası bulur,'' der More. Sizce bir insan başkasının refahı için kendini ''feda'' etmeli midir? Ya da fedakârlık diye bir şey var mıdır? Yoksa fedakârlık dediğimiz şey aslında bizim bencilliğimiz midir? ''Kendini beğenmek öyle bir cehennem yılanıdır ki, insanın yüreğine sinsice süzülüp girer, onu zehirleyip gözünü kör eder, daha güzel bir hayata giden yoldan saptırır onu. Bu sürüngen, insanların öylesine içine işler ki, onu koparıp atmak kolay olmaz,'' der More ayrıca. Sizce kendini beğenmek kötü bir şey midir? Bir insan kendini beğenmeli midir, eğer cevabınız evetse, ne kadar çok beğenmelidir? Raphael'in Utopia'yı en çok övdüğü özelliği ''eşitlik''in olmasıdır. Peki eşitlik gerçekten var olabilir mi? Ya da komünistlerin ve sosyalistlerin dediği kadar iyi bir şey midir? Utopia'da hem devlet, hem yargıç hem de köleler vardır. Köle ve yönetici bulunduran bir toplumda eşitlikten bahsedemeyiz; çünkü böyle bir şey var olmaz. Yönetici varsa ve biri sizi ''yönetiyor''sa demek ki siz eşit değilsiniz, o sizden üstündür. Otoritenin olduğu bir toplumda eşitlik olamaz, eşitlik de sanıldığı kadar iyi bir şey değildir. Eğer Utopia'daki herkes eşitse, neden ben bir insanı öldürmeyeyim? Ya da neden ben herkesin elinden yemeğini almayayım? Kimse beni yargılayamaz; çünkü biz eşitiz. Eğer yargılarsa (ki, Utopia'da yargılama vardır), eşitlik diye bir şeyden bahsedemeyiz. Mülkleri yöneten bir insan olması önemlidir. Eğer biz ''eşit''sek, başkasının evine de girebilirim ben, neden girmeyeyim ki? Çünkü kimse beni yargılayamaz, kimse beni suçlayamaz, eşitiz biz. Önemli olan şey ''adalet''tir. Yetenekli bir insan yeteneksizle ''eşit'' seviyede olmamalıdır, adaletli olan yeteneklinin yeteneksizden önde olmasıdır. Halbuki More, tam tersini savunur. ''En dürüst, en uygun kimseyi seçeceklerine ant içtikten sonra, halkın gösterdiği dört adaydan birini, gizli oyla başkan seçerler,'' der More.¹³ Peki oy sistemi adaletli ya da ''eşitlikçi'' bir sistem midir? Çoğunluğun azınlığı ezmesi değil midir oy sistemi? More burada kendi kendine zıt düşer, ''saçmalıklardan bahseden haberci''yi daha çok okuyucuya gösterir. Birinin yönetilmesi ve ne yapacağı onun tarafından, ''hiç sorgulanmadan'' kabul edilmesi, hem özgür iradeye hem de eşitliğe ters düşer. Düşünün artık, Utopia'da bile eşitlik yoktur. Eşitlik, ütopik bir şey bile değildir, hem imkânsız hem de zaman zaman zehirlidir. Bu yüzden eşitliği değil, ''adaleti'' savunun, önemli olan budur. ''Öğle ve akşam yemeklerini haber veren boru ötünce, kendi evlerinde ya da hastanelerde yatanlar bir yana, bütün aileler bu halkevlerinde toplanır. Buraya gereken yiyecek sağlandıktan sonra, bir adamın çarşıdan yiyecek alıp kendi evine götürmesi yasak değildir. Ama hiçbir Utopialı da büyük bir neden olmadan bu hakkını kullanmaz. Çünkü isteyen evinde yemekte serbest olduğu halde, kimse bunu pek doğru bulmaz. Üstelik de hemen orada yakındaki halkevinde güzel ve lezzetli yemekler hazır dururken, evde uğraşa uğraşa kötü bir yemek pişirmek düpedüz saçma sayılır.''¹⁴ Burada da görüldüğü gibi, Utopialılar kendi evlerinde, kendi istedikleri gibi yiyemezler bile. Onlar, devletin pişirdiği yemeği yerler, eğer biri ''kendi kazandığı (daha doğrusu kazanamadığı)'' parasıyla herhangi bir şey alırsa halk onu kötüler. Bu tıpkı Lykurgos'un Hayatı'ndaki ''ortak yemek yeme'' ritüeline benzer. Kimse kendi evinde yiyemez, herkes ''herkesin önünde'' yemek yemek ''zorundadır.'' Ayrıca More da ''Utopialılar'' der hep. Ayrıca çok fazla ''zorundadır'' kelimesini kullanır. Hiçbir zaman oradaki bir insanla olan sohbetini anlatmaz; çünkü orada ''birey'' ya da ''ben'' diye bir şey yoktur, ''biz'' vardır. Adeta Yevgeni Zamyatin'in distopyasına dönmüştür her şey. Utopialar da zihinlerin olmadığı, her şeyin devlet tarafından karar verildiği distopyalardan başka bir şey değildir. ''Herkes her an herkesin gözü önündedir; memleketin yasalarına ve törelerine göre çalışmak ve dinlenip eğlenmek zorundadır.''¹⁵ Faydam dokunduysa ne mutlu bana, keyifli ve verimli okumalar. KAYNAKÇA: *(Ütopya Edebiyatı: Cambridge Edebiyat Araştırmaları, İş Kültür, s. 8) ¹(Ütopya Edebiyatı: Cambridge Edebiyat Araştırmaları, İş Kültür, s. 3) ²(a.g.e, s. 6) ³(a.g.e, s. 21) ⁴(a.g.e, s. 22) ⁵(William Shakespeare, Fırtına, II. Perde, I. Sahne, İş Kültür, s. 38-39) ⁶(Thomas More, Utopia, İş Kültür, s. 8) ⁷(a.g.e, s. 9) ⁸(a.g.e, s. 11-12) ⁹(a.g.e, s. 17) ¹⁰(a.g.e, s. 25) ¹¹(a.g.e, s. 71-72) ¹²(Ütopya Edebiyatı: Cambridge Edebiyat Araştırmalar, İş kültür, s. 63) ¹³(Thomas More, Utopia, İş Kültür, s. 45) ¹⁴(a.g.e, s. 53) ¹⁵(a.g.e, s. 56)
Utopia
8.4/10
· 13,6bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
4
43
217 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
İKİ İSİM , İKİ SİSTEM , TEK DÜNYA ...
Bir başka incelemeden daha selamlar ola kikirikler.. Hemen uyarayım ki bu inceleme ister istemez uzun olacak .. Aslında her ne kadar bu kitabı hiç okumamışlar ve okumayı düşünmeyenler dahi olsa , bu eser hepimizi , biz bilmesek de ilgilendiriyor .. Nasıl mı ? Başlayalım öyleyse .. Okuyacak olduğunuz hikaye, bir isim ile beraber bir ülkede start alıyor .. Avrupanın yükselişi..Güçlü krallar yeni yeni meydana iniyor .. Ateşli silahlar egemenliği ele almış ,şıkır şıkır zırhlarının içinde halen daha at koşturan ÇİKİ ÇİKİ süvariler var ama eli silahlı piyadeler onların son kullanım tarihlerini belirlemek üzereler .. Çekik gözlü gavur Çinliler odun kömürü , kükürt ve güherçileyi "bahçelerde börülce oynar gelin görümce" diyerek bir araya getirmiş , barutu icat etmişler .. Nerede miyiz ? İlerleyen dönemlerde Kutsal Roma' nın bir zamanlar hüküm sürdüğü topraklarda hak iddaa edecek olan Mussolini' nin memleketi İtalya' da.. Sene 1500 ler .. Bahsedeceğim şahıs aslen bir siyaset kuramcısı .. Çocukluğu Michalengelo ' nun çamura ve kağıtlara can verdiği dönemlere rastlıyor ( sözde ciddi olacaktı bu inceleme ama Mikelanj diyince sizin de aklınıza Öztürk Serengil gelmedi mi? dayanamadım valla napam ? =)) )..O sıralarda Floransa ' da borusu öten aile Mediciler..Hani şu banker aile ..Para bunlarda , canlı bunlarda anlıyacağınız o zamanlar.. Bu arkadaşımız da yanlış hatırlamıyorsam on dört, on beş hadi taş çatlasın on altı sene bu aileye karşı katı bir duruş sergileyen bir hükümetin sözcülüğünü , sekreterliğini yürütüyor .. Bir GS vs FB sendromu işte sen anla! Gün geliyor devran dönüyor, horoz dönüyor tavuk öpüyor ve bizimki işini kaybediyor .. İktidarda Mediciler ..Bunu alıp hapse atıyorlar komplo kurdun sen diyerek ..Bir süre işkence görüyor , uzun müddet hapiste yatırıyorlar ama adalet gereği kanıt yetersizliğinden kız kaçıran edasıyla serbest kalıyor arkadaşımız .. Tabi öncesinde Papanın oğlu Cesare Borgia 'nın kendisine karşı gelenlerin ümüğüne nasıl çöküp boğdurduğunu bir bir görüyor .. Kanın ve diktanın tadını alıyor .. İşte bu serbest kaldığı sıralarda hemencik iki kitap yazıyor bizimki..Birini millet sallamıyor o zamanlar ama konusu eskiye özlem ve eski Roma ile alakalı .. Diğeri ise Il Prince (Prens işte =) ). Bu , dini kendi çıkarları için kullanmaktan geri kalmayacak din simsarı ve otorite özlemiyle yanıp tutuşan güzide kardeşimiz İtalya ' da cumhuriyet kavramına KÖKÜNDEN karşı o dönemde..İtalya' yı ancak ve ancak bir despot bir araya getirebilir ona göre . Bu despotu da şöyle tanımlıyor : Papa kadar yalancı , oğlu kadar acımasız .. Şunlar da kendisine ait cümleler : HİÇ KİMSE PAPA KADAR AĞIRBAŞLI BİR BİÇİMDE ŞEREF SÖZÜ VERİP , VERDİĞİ SÖZDEN BÖYLESİNE ÇABUK DÖNEMEZ...1527 ' de öldüğünde İtalya' nın onun sözünü ettiği türden bir hükümdara sahip olamayacağı çok açıktı (en azından o dönemler)..Kim mi idi bu arkadaşımız ? Az sabır... =))) Thomas More ise onun Prens ' i yazdığından tam 3 sene sonra , şu an incelemesini yaptığım bu kitabı yazdı .. Bildiğim kadarıyla hiç karşılaşmadılar ve hiç tanışmadılar da .. İkisi de Avrupa ' nın yükselişe geçtiği dönemlerde bu emekleyen ulusların zayıf ve güçlü yanlarını gayet iyi analiz ettiler .. More çok parlak bir kariyere ve parlak biz zekaya sahipti..Yirmisinde başarılı bir avukat iken , yirmilerinin ortasında parlamentoya girdi..Burada bir yasa tasarısı tartışılırken VII. Henry ' ye öyle bir ayar verdi ki , kral More ' un babasına hatırı sayılır bir para cezası vermek zorunda kaldı.. Sonrasında gelen VIII. Henry ise kendisini gayet seviyordu ve onu Adalet Bakanı olarak atadı..Gel zaman git zaman sonra More yukarda da belirttiğim gibi Ütopya' yı kaleme aldı . Yunanca bir kelime ..Tüm koşulların , şartların güzel olduğu yer demek katharevousada (eski yunanca.. bkz : yunan dili okumuş olmanın yararları=) ).. Biz böyle bir yer olmadığı için dünya üzerinde , YALANYA da diyebiliriz =)) Bu kitapta , Thomas abimiz dönemin krallıklarının ardına düştüğü sonu gelmez askeri şöhret ve budalalıkları hicvediyor Portekizli bir gezginle sohbet ediyorum diyerek..Kralın yanındaki şakşakcıları topa tutuyor.. Diyor ki ; bırak artık savaşmayı ey eşşek Fransa kralı !! Elindekilerle yetin , halihazırda elinde olan topraklara bak ..Onlar sana zaten yeter!! Savaşla uğraşana kadar halkınla ilgilen , onların refahını sağla ..Ve ekliyor hemen "Tabi hiçbir kral buna yanaşmayacaktır!" Peki nasıl bir yerdir bu Yalanya pardon Utopia? Ne var orada ? Nasıl bir zihniyet egemen? * Utopya' da kral yok .. Bir seçilmişler meclisi var .. Dolayısıyla çoğunluğun rızası ile alınan kararlar söz konusu .. * Savaştan nefret ediliyor .. Savaş ancak meşru müdafa söz konusu olduğunda bir seçenek onlar için.. Mutlaka savaşmak gerekirse de komşuları PARAYATAPANLAR ' a para vererek kendileri adına savaştırıyorlar (sanırım o dönem , dış borçlarını savaşarak kapayan İsviçrelilere bir kapak yapmış More amcamız burada =) ) * Meclisin en büyük görevi sağlık , eğitim ve su işleri (su diyince garibine gitmesin emmoğlu..o dönemler din-tarım toplumu ortamlar =) ) * Aslen komunizm benzeri bir sistem bu ve herşey ortak..Herkes aynı şeyleri giyiyor ve on senede bir evini değiştiriyor.. * Üretici ve çiftçinin ensesinde boza pişirip vergi alan feodal beyler , lordlar falan yok.. * İş paylaşımı söz konusu lakin ağır işleri mahkumlar yapıyorlar. * Kimse paraya değer vermiyor , örneğin mücevher takmıyor.. * Buraya çok dikkat !! Avukatları yok çünkü ONLARI ,ASIL İŞLERİ SORUNLARI GİZLEMEK OLAN İNSANLAR olarak görüyorlar .. Bu kitabı ilginç kılan aslında bahsettiklerinin keskinliği veya tartışılabilirliği değil , zihinde yarattığı KUŞKULAR.. Thomas More yaşadığı dönemde , BİZİM İTALYALI ESAS OĞLANIN AKSİNE , gücün tek bir elde toplanmasından kaynaklanacak sorunları gayet iyi analiz etmiş .. Olası savaşları önceden görmüş baba - oğul Henryleri yakından tanıdığı için.. Esas oğlanımız ise yeni yeni serpilen ve kaba kuvvetle hükmedecek ulusları betimlemiş ve İtalya' nın bu uluslardan biri olacağını ummuş idi.. Thomas More ise bunun tam karşısındaydı ..O belirginleşen , gücü tek elde toplayan ulusların yaratacağı tehlikelere karşı uyardı.. Veeee tahmin edileceği üzere More ' un bahsettiği sistemi pek azı uyguladı..Avrupalılar, Il Prince 'in yolundan gitmeyi seçtiler ..Dünyayı keşfedenler , sömürecek olanlar şiddet yanlısı ve açgözlü MACHIAVELLI taraftarıydılar : Tüccarlar - Askerler ve Hükümdarlar..Sonrası mı ? Dünyanın neresinde olursanız olun .. Kafanızı kaldırıp alıcı gözüyle bir bakın çevrenize .. Tv den medyaya ,eğitim öğretim birimlerinden tutunda sağlık sistemlerine dek bu sistemin izlerini göreceksiniz.. NOT : bir kaç kelam daha edicem ama "Mazot ikmali" yapmam lazım =)) Bakkala gidip gelem az sürtem dışarlarda ayazı ağzıma yüzüme yiyip =))
Utopia
8.4/10
· 13,6bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
19
291
249 syf.
·
3 günde
Eserleri, görüşleri ve yaşam tarzıyla Kral’a ters düşen Thomas More, 6 Temmuz 1535’te “kötü bir amaç uğruna haince ve şeytanca davranmak “ suçuyla idama mahkum edildi , kafası kesildi ve ibreti alem olsun diye Londra Köprüsü’den halka teşhir edildi. İdam edileceği kendine bildirildiğinde her zamanki güler yüzüyle şunları söyleyecekti; “Krala gönlüm borçlu kaldı. Bu berbat dünyanın acılarından beni böyle çabuk kurtarma yüceliği gösterdiği için.” Ardından More bir şölene gider gibi giyindi. Celladı yanına geldiğinde ona bir altın lira hediye verdi. Cellat geleneklere uyarak diz çöküp onu bağışlamasını dileyince celladı ayağa kaldırıp öptü. Başını kütüğün üstüne koydu. Sakalını yana çekti. Son şakasını yaptı; “Ne de olsa sakalım vatana ihanet etmedi. O da ölüm cezasına çarptırılmasın.” Aradan neredeyse 500 yıl geçti; insanlığa, bütün dillerde taht kuran “Yok-ülke ” anlamındaki “ütopya” kavramını armağan eden Thomas More ve eseri Ütopya, hafızalarda silinmeyen bir yer edindi. Ütopya ülkeside insanların mutlu yaşaması üzerine bir düzen kurulmuş ve politika geliştirmiştir. Gerçekten etkileyici bazen orada yaşamak isteyeceğimiz bir düzen kurulmuş. Kitabı okurken hiç sıkılmadım bilakis keyif aldım. Keyifli Okumalar...
Utopia
8.4/10
· 13,6bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50