Kör Baykuş

8,6/10  (441 Oy) · 
972 okunma  · 
363 beğeni  · 
5.081 gösterim
Modern İran edebiyatının kurucularından Sadık Hidayet'in 1936'da Bombay'da yayımladığı başyapıtı, kendi deyişiyle "özenle hesaplanmış, net, bilinçli etkilerle dolu" ve "her sayfası bir partisyon gibi düzenlenmiş" Kör Baykuş (Buf-i Kur) , öteki yapıtları gibi, pek çok dile çevrildi, sadece Fransa'da (Andre Rousseaux: "Bu roman bence ülkemizin edebiyat tarihinde özel bir etki bırakmıştır") değil pek çok ülkede pek çok yazarı etkiledi.
  • Baskı Tarihi:
    2012
  • Sayfa Sayısı:
    95
  • ISBN:
    9789750803024
  • Orijinal Adı:
    Buf-i Kur
  • Çeviri:
    Behçet Necatigil
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:
sezen 
 16 May 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Derdin öyle derin ki, gözlerinin ta derinlerinde. Ağlayınca gözyaşın gözlerinin derinlerinden geliyor, yoksa akmazdı gözyaşların!.."

#Sadık Hidayet'in derdi o kadar derin ki, okurken bunu yazmak için yazmış olmadığını sarsılarak anlıyorsunuz. Kurgu ya da süsleme olmaksızın anlatılan hezeyanlar ve eserin kasvetli havası etkiliyor. Bu eseri sitedeki pek çok arkadaş mükemmel bir biçimde incelemiş zaten. Kendisi için "Doğu'nun Kafka'sı" deniliyormuş, doğru olabilir ancak ben okurken Avusturyalı şair Rainer Maria Rilke ile daha çok benzerlik buldum. "Malte Laurids Brigge'nin Notlarına" da bakabilirsiniz. Eğer bu eseri sevdiyseniz, onu da beğeneceğinizi düşünüyorum. Özellikle Tanrı hakkındaki görüşleri. Rilke gibi Sadık Hidayet de, tam bir inkar içinde değil, ikisi de sitemkar ve terkedilmiş gibi hissediyor. Tanrı o kadar Yüksekte ki, ona ulaşmak mümkün olmuyor...

#Bunun dışında Zweig'ın "Amok Koşucusu" Kitabındaki gibi saplantılı bir ilgi söz konusu. Sadık Hidayet hınç ve şehvet, bağışlanma ve aşk arasında gidip geliyor devamlı. Karşı tarafın hain ilgisizliği hepten baştan çıkarıcı hatta yıkıma götüren bir unsur olarak görülüyor. Ama bu nefret-aşk, onun ruhundaki kasvetli halin yalnızca bir kısmı.

#Bahsettiğimiz yazarlar, dünya savaşlarının ortasında yaşamışlar. Her ne kadar bireyciliğe sığınmış gibi görünseler de, naif insanlar için bunun vahşeti eserlerindeki bu boğucu atmosferle kendisini gösteriyor.

#Yazar eseri okurlara değil de, gölgesine yazmış gibi. Gölge ve Gündüzsefası çiçeği sık kullanılan bir motif olmuş.

#Arkadaşı Bozorg Alevi'nin eserin sonunda yazmış olduğu biyografi eseri daha da anlamlandırmamızı sağlıyor.

#Eserde neden-sonuç ilişkisi arayanlara sıkıcı gelebilir. Ama Hidayet'in yaşamış olduklarının bir sonucudur bu eser. Yaklaşık 90 sayfadır ama yoğundur.

#Ömer Hayyam'dan çokça etkilendiğini biliyoruz, sürekli Hayyam rubailerine rastlarız bu yüzden.

#Okuduktan Sonra bir zamanlar yeryüzünün gelini diye bilinen ve Moğol istilasıyla yıkılan "Rey" kentini ve Hayyam'ın da yaşamış olduğu "Nişabur"u merak ettim.

Sadık Hidayet'in diğer kitaplarını da merak ettim. Ancak Kafka, Rilke, Oğuz Atay, Plath gibi yazarları okuduktan sonra insanın ruh hali karamsarlığa ve ölüme bir adım daha yaklaşıyor gibi oluyor. Hidayet de böyle. Dün eseri okurken hava da o kadar bunaltıcıydı ki, eser iki kat daha fazla etki etti.

#Son olarak çeviriyi yapan Behçet Necatigil'e sevgilerimi saygılarımı sunuyorum. Yine de bu güzel eseri orijinal dilinden okumak nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Hepinize keyifli okumalar dilerim...

ANIL AKCAN 
 09 Şub 09:31 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

"Gölgem için yazıyorum" cümlesiyle girmiş hikayeye Sâdık Hidayet. Anlatmak istediği, "okur kaygım yok benim". Sanat bence budur; insanlığı yok edip kendi ve karakterleri ile dans etmek, gülmesek, ağlamak veya ölmek. İnsan eserinde ancak bu şekilde "gerçek" olabilir.

Yazarın Paris' te kiraladığı dairede, evin tüm deliklerini tıkayıp havagazı ile intihar etmesi ise onun, hikayesini bitirdiği noktadır. Varolmaya katlanmak ya da ölmek...
Hangisi insanı özgür kılardı ki?
Özgürlüğü seçti o...

Sâdık Hidayet~~

İbrahim PÜSKÜL (Hiçbir şey yok!) 
 19 Haz 23:17 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · Puan vermedi

Bir saattir kitap seçmeye çalışıyorum. Elime bir kitap alıyorum, okumaya niyetleniyorum geriye bırakıyorum. Anlatı okuyacağım diyorum, bir anlatı seçip okumak için gidiyorum, başlayamıyorum. Hikaye okuyayım diyorum, onu da bırakıyorum. Kitap seçme problemim her zaman vardı ama bu defa farklı bir şey de var bunun yanında. İçimde bir sıkıntı var. Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Bu sıkıntı bu sabahtır hatta ne sabahı dün gecedir var. Aklım Sadık Hidayet’in Kör Baykuş’un da. Bu onun sıkıntısı. Daha önceden bir çok kitap da olmuştu oradan tanıyorum, üzerine yeni kitaplar okuyamıyordum. Huzursuzluğun Kitabında da olmuştu aynı durum. Yalnız onda içim daralmıyordu. Göğsüm sıkışmıyordu.

Dün geceyi hatırlıyorum, aklım kitabı okurken ki düşüncelerimde. Baştan normal bir roman, hikaye gibi başlamıştı. İlk başları da çok güzeldi, sitemler, aforizmalar. Sonra işler karıştı. Neredeydi bu Sadık Hidayet ne yapıyordu. Amcası mı gelmişti, gitmiş miydi? Kalendere o zihninden atamadığı resmimi çiziyordu yoksa Afyon mu çekiyordu. Ya da hiçbirisiydi. Masanın başına oturmuş vasiyetnamesini mi yazıyordu. O da mı değildi yoksa bir düş mü görüyordu. Birisi mi ölüyordu. Birilerini mi öldürmek istiyordu, öldürüyordu, polisler mi geliyordu. Güzel gözlü bir kadın vardı adeta hayat ışığı, onu niye öldürdük bu yaşlı adam da nerden çıktı, ya ya diye konuşan. Bunlar neyin simgesi bu imgelemleri zihni nasıl yarattı. Yoksa vasiyetnameyi yazarken anlattığı anılardan mı geliyorlardı. O kahpe kadını öldürdük mü yoksa kabustan mı uyandık. Her şey çok karışıktı. Aynı geceler boyu gördüğüm kabuslar gibi. İç içe iç içe bir sürü karışık görüntüler. Acı gerçek acı. Sarsılarak uyandığın kabuslardaki acılar elbette ki gerçekten daha gerçektir. Kan ter içinde uyanıp geriye uyuyamazsın. Hatta o kadar gerçektir ki uyandığında 5 dakika kendine gelemez, şok etkisinden çıkamazsın. Boş boş etrafına bakarsın. Bu adam bunu mu anlatmıştı, anlattığı buysa nasıl anlatmıştı. Yoksa Afyon çekerken gerçekle düşü mü karıştırmıştı. Gerçekten kemik saplı bıçakla birilerini öldürüp düşteyim mi sanmıştı.

Sen ne biçim yazarsın bana bunları niye yapıyorsun? Böyle kitap mı yazılır. Acı bu kadar mı gerçek anlatılır. Okuyucunun içine böyle mi işlenir. Yazarsam geçer diye yazıyorum ama geçmiyor. İçimdeki sıkıntıyı atmak istiyorum ama yüreğime oturdu çıkmıyor. Belki de o raftaki zehirli şarabı ben içmeliyim yoksa o da mı rüyaydı. Hangisi gerçekti hangisi rüyaydı. Yoksa gerçek olmayan bu hikayeyi okuyan ve bunları yazan ben miyim? Ya da hiçbirimiz gerçek değil birer zihin ürünü müyüz?

Herkese kabussuz geceler dilerim..

Bekir İstanbul 
16 Nis 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Hiç bu kadar acayip bir kitap okumamıştım. Farklı, gerçekten çok farklı, ürpertici, sıra dışı bir başyapıt. Kendi etrafında dönen ama döndükçe derine giren, matkap gibi gerçek ve hayalin, zaman ve mekanın, ruh ve bedenin birlikteliğini oyan, aşındıran ince bir çalışma. Gerçeklerin hayaller, kabuslar üzerine bir iz düşümü, rüyaların gerçekleşmesi gibi bir birliktelik... Güneş'in karşı apartmanın camından evin içine, pencereden geçen yansımanın aynada yansıması gibi... Taşın üstünden akan ırmak gibi sular hep gidiyor başka topraklara ama hep sular akıyor taşın üstünden. Süreklilik ve durağanlığın el ele birlikte yürümesi gibi...

Edebiyat severlerin mutlaka ama mutlaka okuması gereken bir kitap.

Not: Bir eseri beğenmek onun içinde verilen, anlatılan her şeyi beğenmek demek değildir, anlatımı beğenmektir...

Sadık Hidayet. İran’ lı yazar sade, insancıl ve doğa sevgisi ile göze batmadan sürdürdüğü, kendi eliyle yaşamını sonlandırdığı, kısa ama yoğun yaşam çizgisi sürecinde İran ve dünya edebiyatına olan katkısı sonradan algılanmış, onun seçerek okuduğu ve incelediği kitaplar daha sonralarda dünyaca bilinen popüler, başyapıtlar olmuş.

Yazarın arkadaşı ve aynı zamanda 20. yüzyılın önde gelen İran’ lı yazarlarından biri olan Bozorg Alevi, Sadık Hidayet ve ünlü romanı Kör Baykuş hakkında kitabın sonunda açıklamalarda bulunmuş ki bu da Kör Baykuş ve yazarını daha iyi kavramaya yardımcı olmaktadır. (ÖNEMLİ: LÜTFEN BOZORG ALEVİ’ NİN AÇIKLAMALARINI KİTABI OKUYUP BİTİRDİKTEN SONRA OKUYUNUZ!)

Kitaba gelince, kitabın ilk cümlesi şöyledir ve “Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.” belki de kitabın özeti bu, kim bilir. Kitap aynı zamanda İran’ da yaşaklanmış olmakla da başka bir dikkat çekici özelliği taşmaktadır. Kitap kurgusu o kadar güzel ki, içinde kayboluyorsunuz bir an. Hayal-gerçek-rüya bu üçgenin labirentlerinde buluyorsunuz kendinizi hep. Bu bağlamda hayal-rüya-gerçekten hangisini anlatıyor olduğunu ayırt etmekte zorlandığınızı kabulleniyor, bir sarmal hissiyatına kapılıyor, yoruluyorsunuz adeta.

Ülkesini terk edip Avrupa’ da eğitim alıp yaşamış, ancak asla kültüründen, ülkesinden kopamamış ve kitabına bunları ustaca yansıtmıştır. Kafa karıştıran karakterler ise aslında hep aynı kişilerdir ve aynı kişi olmalarına rağmen romanda bunları ustaca ve gözümüze soka soka işlemiştir.

Belki de, Rıza Şah'ın İran' da muhaliflere uyguladığı rejiminin öğütücü çarklarından kaçınmak için biçare halka reva görülenlere sessizce bir haykırışıdır, isyanıdır sanki; sinir bozucu, iç acıtan, bazen ürküten kahkahalar içerisinde kendini gösteren sahneler. Veya insan acısının, endişelerinin, umutsuzluğunun başka bir ifadesi midir Kör Baykuş?

Yazarı ve Kör Baykuş’ u daha iyi anlamak için gerekirse ikinci bir kez okunası kitaptır Kör Baykuş. İyi okumalar.

Ismail Salma 
 05 Eki 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Sadık Hidayet kaleminden okuduğum ilk kitap oldu. Olayların gerçek mi rüya mı olduğu pek anlaşılmıyor. Ama benim açımdan farklı bir kitap oldu.

Onur Erol 
 02 Mar 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kısaca, kurgu ve tasvirler karşısında dehşete düştüğümü söylemek istiyorum. İlk 50 sayfasını okuduğumda iyi ki bu kitabı bir an önce almışım dedim. Kitap hakkında ne yazsam yetersiz kalır. Kitabı bitirdikten sonra bile soru işaretleriyle boğuşa bilirsiniz ama sonundaki açıklayıcı bilgi beyninizi rahatlatacaktır. Gerçeküstü söylem ve inanılmaz tasvirleriyle Sadık Hidayet'in belkide yüzyılın en iyi yazarlarından biri olduğunu söylemek abartı olmaz. İntihar etmesine gerçekten çok üzüldüm. Ölmeseydi kendi hayatını kaleme aldığı müthiş bir eser daha yazıyordu. Ve belki de daha neler yazacaktı. Ömer Hayyam'ın etkilerini romanda rahatça görebileceksiniz. Puanım 10/10 nefis bir tad kaldı damağımda. Muhtemelen Aylak Köpek, Üç Damla Kan, Diri Gömülen, Alacakaranlık, Hacı Ağa kitaplarını da okuyacağım.
---------------------
Yazdığım 2nci inceleme buradan başlıyor.

Kör Baykuş nedir ne değildir? Herkes bu kitabın konusunun ya da kitabın isminin kitapta nasıl bir anlam barındırdığını merak ediyordur. Çünkü bu tarz sorularla çok karşılaşıyorum.

Şimdi gelelim bu gizemli kitabın yüzeysel olarak anlatımına; Kitaptaki 1nci tekil anlatıcı afyon bağımlısı şizofren bir genci temsil ediyor. Kitabın başlangıç noktası evin bir odası. Anlatıcı rüya ile hayal arasında gidip gelirken bu hayali bir kabusa dönüşüyor. Ve olaylar bu şekilde gelişip sizi romanın sonuna kadar esir alıyor. Buradaki Kör Baykuş isminin nereden geldiğini sanırım herkes merak ediyordur. Evet az kaldı öğrenmek üzeresiniz. :)

Kör Baykuş duvara yansıyan bir gölgenin (bunun gaz lambası olduğunu kitapta üstü kapalı bir şekilde okuyabilirsiniz) Baykuşa benzemesinden kaynaklanıyor. Baykuşlar karanlıkta görebilen canlılar ama burada bu kitapta isim ironik bir hava yaratmış. Kitap gerçekten tüyler ürpertici derinliği olan, metafizik öğeler taşıyan bir atmosfere sahip. Eğer hala okumadıysanız cidden çok şey kaybediyorsunuz demektir. Kitap ilerledikçe felsefi bir boyut kazanıyor ve zamanın ve mekanın yok olduğunu ciddi anlamda bu kitapta hissediyorsunuz. Kör Baykuş okuduğum en derin ve sıra dışı kitaplardan biridir.

Hesna S. 
 17 Haz 14:58 · Kitabı okudu · 3 günde

Bir rüyadasın sanki... Ya da uyanıkken görülen bir düşte... Nereye gittiğin, nerede olduğun belirsiz. Her an karşına herhangi bir şey çıkacakmış gibi tedirginsin. Gerçek hayat mı yoksa bir düş mü? Belli olmayan bir aleme doğru sürükleniyorsun. Karşına önceden gördüğün ya da görmediğin ama sana dejavu yaşatan değişik imgeler çıkıyor. Bir baykuş sesi, bir insan bakışı, bir tablo mesela... Belki de tek suçlusu onlar. Bu karamsar ve ne idüğü belirsiz halde olmana sebep belki de onlar. Tedirgin misin, korkuyor musun, huzurlu musun, bir şey mi bekliyorsun ya da kabullenişte misin? Hiçbir şey net değil.

Uykudayken gördüğün rüyayı istediğin gibi yönlendirirken, birden akıntıya kendini bırakıyorsun. Hani o boşluğa düşme hissini yaşamak gibi bir şey. O kadar canlı... O karşına çıkan nesneleri tam anlamlandıramıyorsun. Önceden görmüş müydün yoksa ilk defa mı sana uğruyorlardı? Aslında hep korktuğun imgelerdi onlar. Bir uçağın her rüyada aynı yere, aynı şekilde düşmesi gibiydi. Öyle bir korku patlamasıydı. Ya da o patlama esnasında bir çığlık atma isteğinin gelmesi ama sesinin çıkmamasıydı. Ciğerlerine ve boğazına kadar seni, sesini bastıran bir imgeydi.

Öylesine yürüyorsun bu düşte, başı boş... Neyi neden yaptığını bilmiyorsun ya da kendini yaptığın şeyleri sorgularken buluyorsun. Kendi kendine takıntı haline getirdiğin olguları sorguluyorsun. Gerçekten burda olmak isteyip istemediğini mesela. Gidip gitmemeyi... Olunmaz diyarlara kaçma hissini... İnsanların ahlaklarını sorgularken görüyorsun kendini. Belki de var olan tabuları yıkıp acımasız bir kabullenişe doğru gidiyorsun. Sana getirisini düşünmeden her şeyi kabul ediyorsun. Götürüsünün ne kadar acı verdiğini görünce, sana olan getirisini düşünmenin de ne kadar gereksiz olduğunu anlıyorsun.

Tükenmişliğe doğru giderken ansızın bir ölüm korkusu geliyor. Ya da ölüme anlamsız bir anlam yükleme çabası... Ölümü her zerrende nasıl yaşayacağını düşünerek içinde az da olsa kalmış olan inancı yitiriyorsun. Belki de kendin oluyorsun. Nedir bu? Çöküş mü? Yükseliş mi? Belirsiz... Ya da çevrendekilere göre değişken bir süreç... Bu süreçte savrulup duruyorsun!

Dip Not: Bunlar, kitabın bende hissettirdiği duygulardan ibaret olan cümlelerdi. Hayatımda okuduğum değişik kitaplardan biriydi Kör Baykuş. Havada imgelerin ve metaforların uçuştuğu bir kitap... En son çocukken okuduğum masalların etkisiyle, rüyalarıma giren imgelerin yaşattığı hisleri yaşadım adeta. Ayrıca Sadık Hidayet'in hayatı boyunca içinde yaşadığı karamsar durumu da anlamamızda bize yardımcı oluyor.
Sabırla okuduğunuz için teşekkür ediyorum.

KörKalem | Halil K. 
22 Haz 18:06 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Bilmiyorum ne desem, ne hissetsem...
Okuduklarımın hangisi rüya, hangisi gerçekti onu da bilmiyorum...

Hangisi gerçekti? Odasında gölgesiyle konuşan Sadık mı?
Karısının ihanetiyle sarsılan Sadık mı?
O erkek çocuğunu öperken yerin dibine giren Sadık mı?
Hadi onları geçeyim bir kalem, o yaşlı adam da kimdi?
Sadık'ın kendisi mi, babası mı, yoksa amcası mı?
Peki o raks eden kadın? Annesi miydi, karısı mı?
E haydi onu da koşar adım geçiyorum.
Peki sen mavi gündüzsefalarından ne istiyorsun arkadaşım?
Kafamda deli sorular...

Kitap şu cümleyle başladı: "Gölgeme yazıyorum."
Beğenilmek gibi bir derdi yoktu. Kendini, derdini, sıkıntısını anlatma derdindeydi sadece Sadık Hidayet. Yaptı, anlattı da nitekim.

Bir hocam bana günün birinde "Fıtrat boşluk kabul etmez," demişti. Sonraları bu sözün çok doğru olduğunu gördüm yaşadıklarımla.
Herkes kendi içindeki boşluğu bir şekilde dolduruyor. Bir eş, bir sevgili, bir Tanrı, belki de en basitinden bir hobi edinerek... Kendine sığınacak bir liman bularak...
Tapacağı ve kendi içindeki o boşluğu dolduracak o şeyi bularak...

"Ermek" kelimesini bilirsiniz. Kimisi "nirvana" da der. Bunu benliğinizde gerçekleştirebilmeniz için, "acı çekmiş olma" şartı aranır sizde. "Kendinden verme," olarak da tanımlayabiliriz bunu. Bu bahsettiğim halet-i ruhiyye Sadık Hidayet'in bütününü oluşturuyordu.
Bir sevgili (eş vb.) uğruna kendinden vermek, kendinden geçmek, ve sonunda "kendini kaybetmek..."

Kendini kaybetmek deriz ya, ne manada deriz bunu? Siz ne manada düşündünüz bilmiyorum ama Sayın Hidayet hem yaşarken psikolojik bağlamda, hem de kendini öldürerek "kendini kaybetmişti."
Kitap boyunca ölümün nefesini ensenizde hissediyordunuz...

Çok iç daraltıcı, kasvetli, insanda farklı hisler ve düşünceler uyandıran çok farklı bir kitaptı. Hasan Ali Toptaş tadı aldım sanki biraz, Bin Hüzünlü Haz'ı okuyordum sanki.
Ya da Albert Camus'un Yabacı'sı, zira ona da çok benzettim.
Uzun lafın kısası, kalemini çok beğendiğim yazarlar arasına girdi Sadık Hidayet.
Farklı... Tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim...

Bu düzenden ne kadar kaçabilirsiniz? Kaçmayı başarsanız bile karşınızda bulacağınız şey nedir?
Hayata karşı tutumu zift kadar kara olan bir insanın dışarıdaki insanlardan kaçışı... Eşi, arkadaşı, dadısı... Herkes kendine çok yabancı. O kadar ki bu yabancılaşma rüyada bile devam ediyor. Gerçi kitapta geçenler rüya mı gerçek mi pek anlayamıyorsunuz.
Düştüğü çukurda yaşamaya çalışan - aslında yaşayamayan - bir bireyin sancılarını içeren kitap edebiyatın özütü kıvamındadır. Cümlelerdeki karamsarlık insanı o denli sarıyor ki kitap bitene kadar hayat size gölgelerden ibaret geliyor.
Bütün bu karamsarlığın arasında parlayan cümleleriyle "Kör Baykuş" edebiyat severlerin başucu kitabı olmaya aday bir şaheser. Keyifli okumalar...

Kitaptan 432 Alıntı

MerveG 
23 Oca 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.

Kör Baykuş, Sadık HidayetKör Baykuş, Sadık Hidayet
Murat Sezgin 
06 May 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Yalnız ölüm yalan söylemez!
Ölümün varlığı bütün vehim ve hayalleri yok eder. Bizler ölümün çocuklarıyız, hayatın aldatmacalarından bizi o kurtarır.

Kör Baykuş, Sadık Hidayet (Sayfa 69 - YKY)Kör Baykuş, Sadık Hidayet (Sayfa 69 - YKY)

Odamı sınırlayan dört duvar arasında, varlığımı ve düşüncelerimi kuşatan hisarın içinde ömrüm azar azar eriyor bir mum gibi, hayır, yanlışım var, ömrüm bir oduna benziyor, ocaktan düşen bir oduna: Öteki odunların ateşinde kavrulmuş, kömürleşmiş, ama ne yanmış, ne olduğu gibi kalmış bir oduna benziyor. Fakat diğerlerinin dumanından, soluğundan boğulmuş...

Kör Baykuş, Sadık HidayetKör Baykuş, Sadık Hidayet

Ve biz, henüz insanların dilini bile anlamadığımız yaşlarda, ara sıra oyunlarımızı yarıda kesiyorsak, bunun nedeni, ölümün seslenişini duymuş olmamızdır.

Kör Baykuş, Sadık Hidayet (Sayfa 69)Kör Baykuş, Sadık Hidayet (Sayfa 69)

Butimar bir kuştur, deniz kıyısına çöker, denizin bir gün kuruyacağını düşünür, bu tasa yüzünden de su içmez hiç.

Kör Baykuş, Sadık HidayetKör Baykuş, Sadık Hidayet
Murat Sezgin 
06 May 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Herşeyin boş ve geçici olduğunu hissettim.

Kör Baykuş, Sadık Hidayet (Sayfa 64 - YKY)Kör Baykuş, Sadık Hidayet (Sayfa 64 - YKY)

Benim içimdeki öyle bir dünya idi ki, ondaki bilinmezlikleri bir bir anlamaya kendimi adeta mecbur hissediyordum.

Kör Baykuş, Sadık HidayetKör Baykuş, Sadık Hidayet
44 /