Kitap
Kör Baykuş

Kör Baykuş

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.0
4.508 Kişi
15,1bin
Okunma
3.899
Beğeni
96bin
Gösterim
112 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 3 sa. 10 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Ayrıntı Yayınları · 2016 · Karton kapak · 9786053140153
Orijinal adı
بوف کور
Diğer baskılar
Modern İran edebiyatının esas kurucularından biri olarak değerlendirilen Sâdık Hidâyet'in Kör Baykuş'u, yirminci yüzyılın en çarpıcı metinlerinden biri. Modern bireyin dramını keskin bir bakışla ve soğukkanlı bir tavırla kurcalayan; insanın açmazlarına, tıkanma noktalarına ışık tutan Kör Baykuş, yeniden ve yeniden okunması gereken kitaplardan. İnsanın toplumla, gelenekle, varlık sorunuyla ama daha da önemlisi aşkla olan gerilimli ilişkisine farklı bir pencereden bakarak, bu alanlara dair yeni anlamlar üretir ve aşk duygusunun insanın dünyadaki yegâne duygusu olduğu inancına bağlanır. Elbette "ne tür bir aşk?" sorusuna da cevapları vardır Sâdık Hidâyet'in: Şu yoksulluk, miskinlik dolu dünyada ilk defa sandım ki hayatımda bir güneş ışığı parladı. Ama heyhat! Güneş ışığı değildi bu; belki sadece gelip geçici bir ışık; kadın ya da melek şeklinde görünüp kayan bir yıldız. O bir anlık aydınlıkta, bir saniye zarfında hayatımın bütün bedbahtlıklarını gördüm; bunların görkemini fark ettim. Sonra bu ışık, kaybolması gereken karanlık girdabında yine kayboldu. Hayır, bu gelip geçici ışığı kendime saklayamadım. Kör Baykuş bir solukta okunan anlatılardan; yalnızca aşk değil, hayat ve ölüm hakkında da cesur ve radikal çıkışlarda bulunan ve klasikleşen bir metin...
5 mağazanın 91 ürününün ortalama fiyatı: ₺10,23
8.0
10 üzerinden
4.508 Puan · 1009 İnceleme
Mikail Balcı
Kör Baykuş'u inceledi.
95 syf.
·
3 günde
·
8/10 puan
Kör Baykuş - Sadık Hidayet
Bazı kitaplar vardır, neresinden başladığın çok önemlidir. Kendi adıma kitaba yanlış yerden başladığımı itiraf edebilirim. Eserin başında Sadık Hidayet ile ilgili genel bir bilgilendirme yapılmış ancak kitabı daha iyi anlamak için eserin sonunda yer alan yazarla ilgili önemli bilgileri okuyarak esere başlamanız kitabı daha iyi anlamanıza vesile olacaktır. "Hayat hikâyemde önemli bir şey yok, başımdan ilginç olaylar geçmedi. Ne yüksek bir mevki sahibiyim, ne de sağlam bir diplomam var. Okulda hiçbir zaman örnek bir öğrenci olamadım, başarısızlıklar her yerde buldu beni. Nerede çalışırsam çalışayım silik, unutulmuş bir memurdum; şefleri memnun edemedim. İstifa ettim mi seviniyorlardı... Bırak gitsin, yaramaz! Çevrem böyle görüyordu beni, haklıydılar belki de." Eserde kahramanın farklı bir psikolojiye sahip olduğu görülüyor. Olaylar da psikozlu ruh haliyle anlatılıyor. Bu nedenle mekanlar ve zaman arasında geçişler oldukça belirsiz ve gerçek ile hayal ürünü arasında da aynı belirsizlik devam ediyor. Sadık Hidayet bir intihar ile son veriyor yaşamına. Eserde de ölüm kelimesine sıklıkla rastlanıyor. Ancak yine de eserdeki kahraman ile yazarın hayata bakışını özdeşleştirmek doğru olmayacaktır. Zira kahraman eserde bir cinayet işleyebilen nitelikte gerçekte ise karıncayı dahi incitmeyen bir karakterdedir. İran Edebiyatının önde gelen yazarlarından biri olarak tanınmaya değer bir şahsiyet olduğunu düşünüyorum. Farklı bir dili ve üslubu var. Kendisinde Ömer Hayyam'ın etkisini de görmek mümkün. Eserde kullanılan birçok kelimenin açıklaması da dipnotlar ile verilmiş. Kısa olmasına rağmen yorucu bir o kadar da değerli bir eser. Eserden başladığım incelememi yine eserde yazarın hayatı bölümünde yer alan bir alıntıyla bitirmek istiyorum: "Ölümünden az önce bir hikâye taslağı kaleme almıştı, şuydu konu: Annesi "Salgı salamaz ol!" diye beddua eder yavru örümceğe. Küçük örümcek ağ yapamayınca ölüme kurban gider. — Hidâyet'in hayat hikâyesi miydi bu?"
Kör Baykuş
8.0/10
· 15,1bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
158
Berfin Demirel
Kör Baykuş'u inceledi.
95 syf.
·
2 günde
·
10/10 puan
Sevgili okurlar, hepimiz için güzel bir gün olmasını dilerim. :) “Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.” diyerek başlar kitabına Hidâyet. 79 sayfa boyunca hem kendi varlığını hem de diğerlerinin varlığını sorgular kahramanımız. Zıtlıklar içinde hapsolmuştur. Hem ölümü arzular hem de doyasıya yaşamak ister. Bir kez olsun sevdiği kadın (karısı) onun olsun ister, ama bir yandan da onu hayattan silmek ister. Gerçekle hayalin birbirine karıştığı bu yapıtta neye inanacağınızı bilemeyeceksiniz. * Kitapta ölüm teması yoğun bir şekilde işlenmiş. Neredeyse her sayfada karşınıza çıkıyor. * Behçet Necatigil, çeviri konusunda çok güzel bir iş çıkarmış. Sanki kitabın aslı Farsça değil de Türkçe diye düşünüyorsunuz. * Kör Baykuş simgesi kahramanın kendi gölgesini bir baykuşa benzetmesinden geliyor. * Afyon, şarap, uyku, hayallere dalma gerçeklikten bir kaçış yolu olarak kahramanın sıklıkla kullandığı yöntemler. Ben severek okudum ancak bana kalırsa bir oturuşta bitirilecek bir kitap değil. Kahramanın duyguları öyle yoğun anlatılmış ki, insan ister istemez durmak, yavaşlamak istiyor.
Kör Baykuş
8.0/10
· 15,1bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
28
Metin T.
Kör Baykuş'u inceledi.
95 syf.
Kör Baykuş şimdiye kadar okuduğum romanlar arasında en olağandışı olanlardan biridir. Anlamak, dolayısıyla da anlatmak çok zordur bu romanı. Her okumadan sonra, bu anlayamamaktan kaynaklanan anlatamamazlık öylesine çarpıcıdır ki, “sen anlamazsan, senin dediğin de anlaşılmaz,” diye bir not düşme gereği duyarsınız. Ama, kesinlikle oldukça doyurucu bir eser. Etkisinden uzun zaman kurtulamayacağınızı garanti veririm. Çünkü, imgeler ve gerçeküstü simgeler bakımından çok zengindir. Okur Kafka üslubunu sayfalar arasında kesinlikle hisseder. Okur, Kafka’nın imgelerle yarattığı Kafkaesk labirentinde ağır ağır aynı yönde ilerlerken, Hidayet’in labirentinin bir döngü olduğunu fark eder. Aslında fark etmez, hisseder. Ama bilir ki, her İkisinin de yarattığı, kayıp oldukları labirentlerden çıkmayı başaramayacaktır. Aralarında bir algılama farkı vardır. Kafka ağır bürokratik cehennemde bir hiçliğin içine hapsolurken, Hidayet kendi içinde kaybolur. Eserin temi, her bir bireyin kendi dışında var olan, kendisini çevreleyen dünyanın-dünyasının bilincine varma konusunda, hayatının merkezine aldığı bir var olma mücadelesidir. Ailesi, karşı cinsi, hemcinsi ve genel olarak şer şey. Bu temi dillendiren anlatıcıdan duyduğunuz her şey, sanki normal bir anlatıcının değil, sarhoş bir uyuşturucu bağımlısı zihnin hayallerinden, algılamalarından süzülür. Kocaman bir SANKİ'yi atlamamak gerek. Neden böyle düşünürüz? Çünkü anlatıcı, metinde, gerçek anlamda ne bir zaman ne de bir mekan hissi verir okura. Aslında mekan vardır. Ama zamana dağıtır onu. Lime lime eder .Hatta aktardığı olayların herhangi birinin cereyan edip etmediğini de anlayamaz okur. Aynı olaylar habire tekrarlanıp durur. Dönüşler, işte yukarıda değindiğimiz ouroboros labirentin, kısır-ouroboros döngünün içine hapsolur. Anlatıcının sürekli yeniden üreterek oluşturduğu ouroboros labirentin yeni halinin içinde anlatıcıyla beraber okur da kaybolur. Dairesel labirentin içinde gezinirken fark ettiğimiz geri dönüşlerde, aslında biraz önce geçtiğimiz yeri fark ederek kapıldığımız umut, karşılaştığımızın bir zaman ya da mekan değil, sadece hayali bir an olduğunu fark ettiğimiz an-ki bunu hep fark ettirir anlatıcı- karamsarlığımız büyür. Beynimiz deli gibi bir matematik üretip çalışmaya başlar. Huzurumuz kaçar. Aslında tüm metin boyunca çatlaklarla dolu duvarlarıyla, penceresiz odadan hiç çıkmadığınızı düşünürsünüz. <<<<<Hayatım odamın dört duvarı içinde geçti ve geçiyor. Baştan sona hayatım dört duvar arasında geçti. Hep bir servi çiziyordum. Dibinde ihtiyar, kambur bir adam bağdaş kurmuş oturuyor, bir Hind fakirine benziyordu. Bir abaya sarınmış, başına bir şal bağlamıştı. Sol elinin işaret parmağını bir hayret ifadesiyle dudaklarına götürmüştü. Karşısında uzun, siyah entarili bir genç kız hafif eğilmiş, ona bir gündüzsefası uzatıyordu. Ve bir dere akıyordu ikisinin arasından. Ben bu sahneyi daha önce görmüş müydüm, yoksa rüyamda mı almıştım ilhamı? Bilmiyorum, bildiğim: çizdiğimin hep bu meclis, hep bu konu olduğuydu.>>>>> Çünkü mekan, bir oda olmaktan çıkar, anlatıcının, ne zaman girilip ne zaman çıkıldığını muğlaklaştırdığı, bir mezarın sessizliğini, bir zihnin içini tanımlamak için kullandığı bir metafor haline gelir. SH’in yaptığı şey sizi deli birinin kafasına sokmak ve anlatıyı bu güvenilmez zihnin bakış açısıyla aktarmaktır. Yanakları kızaran kadın, sadece bu yanak kızarıklığıyla hayatta değil, arada bir güzel gözlerini açıp, anlatıcının kağıdına resmedilirken aslında bir ölüdür de. Uzaktan hissedilen yaşam, yakınına varıldığında toprak-hayat-ölüm-toprak-hayat döngülü bir metamorfoza (Kafka) kaynaklık eder. <<<<< Fakat yanına vardığımda bir ceset kokusu duydum, bir çürüme kokusu. Üzerinde küçük küçük kurtlar kıpırdaşıyor ve mum ışığında iki mayısböceği, gövdesi etrafında dolanıyordu. Ölüydü de niçin açılmıştı gözleri? Bilmiyorum. Acaba rüya mı görmüştüm, yoksa gerçek mi?>>>>> Sanki sorgulanan normal bir bireyin değil, zihinsel, dolayısıyla duygusal deformasyona uğramış bir bireyin dünyayı nasıl algıladığıdır. Bu zihnin uğradığı deformasyon o kadar anormaldir ki, kendi içinde, sanki bu “iç” -ya da mekan gerçekmiş gibi, bu sefer de zamanla oynar. Okuru, metnin içinde götürdüğü bütün İran medeniyetlerinin anılarına taşır. Bu aslında toplumsal hafızaya bir yolculuktur. Bulunan testi işte bu gerçek ve aynı zamanda yaşanmış gibi hissedilen efsanelerin, birbirinin içinde erimiş toplumsal hafızanın metaforudur. <<<<< O eski ressam, belki bin yıl önce, acıda çilede benim derttaşım değil miydi? Benim geçtiğim ruh hallerinden geçmemiş miydi? Ben ki şimdiye kadar kendimi yaratıkların en mutsuzu görüyordum, şimdi şimdi anlamaya başlamıştım: İnsanların, kemikleri çoktan çürümüşken, hücreleri belki mavi gündüzsefalarına karışmış yaşamaya devam ettikleri zamanlarda, şimdi şimdi anlamaya başlamıştım, insanların henüz tepelerde kerpiç kulübelerde oturdukları zamanlarda, aralarında feleğin hışmına uğramış bir ressam yaşamıştı; lanetlenmiş bir ressam, herhangi, benim gibi, mutsuz bir kalemdan ressamı belki.>>>>> Bazen daha somutlaştırır. <<<<< Meselâ bugün bir mezar kazdım, kazarken de şu testiyi buldum. Bir Rhages testisi, eski Rey yani, ya! Tamam, tamam! İşte sana veriyorum testiyi, benden sana yadigâr!>>>>> Yaşadığı kısa hayatta bitkilere gönül vermiş SH, cinselliğin doğallığına doğa üzerinden bir gönderme yapmayı da unutmaz. <<<<<Onu kendi tenimin sıcaklığıyla ısıtmak istedim, ona kendi sıcaklığımı verip ölümün soğukluğunu ondan almak istedim. Ola ki ona kendi ruhumu üflerim diye soyundum, yanma uzandım. Adamotu (ginseng-MN) kökleri gibi, dişi erkek, bitişiktik birbirimize. Zaten erkeğinden ayrı düşmüş dişi bir adamotunu andırıyordu vücudu ve tıpkı adamotu gibi, yakıcı bir aşkla yanıyordu. Ağzı bir salatalığın içi gibi buruk ve serinletici.>>>>> Resimle de uğraşan SH, Edvard Munch'un Çığlık'ını kendi içinde tekrar tekrar üretip labirentine haykırır. El yordamıyla yolunu bulmaya çalışan okur, işte bu Çığlık'ın yankısında ilerler. Gariptir. Batıyla İran’ın arasında Türkler vardır. Türklerle doğunun arasında ise İranlılar. Her iki ulus modernleşme yıllarında yüzlerini batıya çevirdiklerini sandılar hep. Oysa bu bir yanılsamaydı. Onlar batıya değil, birbirlerine bakıyorlardı. Anlamadılar bunu ama. Bunu hala fark etmediklerini düşünüyorum. Kaan Murat Yanık, Butimar, Sessizliğin Kanatları’nı yazarken, SH’tin “Butimar, deniz kıyısına çöker, kanatlarını açar, oturur tek başına,” dediğini elbette okumuştu. Sitenin formatına uymak için incelememi burada kesiyorum. Amacım genel bir kavrayışa işaret etmekti. Kendi okumama yani. Belki de hiç olmamış mistik sevgisini/sevgilisini kaybettikten sonra büründüğü umutsuz ruh haliyle sürrealist bir anlatıcı portre vardı romanda. Sizi temin ederim ki, bu küçücük romanda yazdıklarımdan çok daha fazlası var. Ölüm ve gençlik, dolayısıyla cinsellik, önemli motiflerdir. Çok daha fazlasını bulabilirsiniz. Tekrar tekrar okuma yapılacak büyük romanlardan biridir. Ve sakın anlayamam diye çekinmeyin. Zor metin ama inanılmaz doyurucu. Asla pişman olmazsınız. İyi okumalar dilerim.
Kör Baykuş
8.0/10
· 15,1bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
47
588
Vəfa PirMuradova
Kör Baykuş'u inceledi.
140 syf.
·
3 günde
·
7/10 puan
Kitab ürəyində "ağrılar" hiss edən, dərdli, həm ruhi, həm də fiziki cəhətdən xəstəliklə mübarizə aparan bir adamın ağır, kədər verici, yorucu və bəzən də qorxuducu düşüncələrindən bəhs edir. Dərin, qaranlıq bir romandır "Kör Baykuş". Oxuduqca təəccüblənə və nə oxuduğunuzu anlamaya bilərsiniz. Çünki əsərdə zaman anlayışı yoxdur. Xəyallarla gerçəklər, keçmişlə gələcək bir yerdədir, bir-birinə qarışmışdır və eyni anda bir-birinin içində davam edirlər. Ki bu da həyatını intiharla sonlandıran yazıçının ruh halı ilə bilavasitə əlaqəlidir. Bəyəndiklərim sırasına girməsə də, olduqca fərqli və maraqlı əsər idi. Xoş mütaliələr.
Kör Baykuş
8.0/10
· 15,1bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
25