Eray Canberk

Eray Canberk

YazarDerleyenÇevirmen
8.6/10
766 Kişi
·
2.979
Okunma
·
5
Beğeni
·
1.411
Gösterim
Adı:
Eray Canberk
Unvan:
Ozan, Yazar, Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1940
lk ve orta öğrenimini İstanbul'da yaptı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde ve İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu'nda okudu. İlkokul öğretmenliği yaptı ve Afşar Timuçin ile birlikte Kavram Yayınevini kurdu,yönetti. Birçok ansiklopedi ile sözlükte konu yazarı olarak , ayrıca Milliyet Çocuk, Bando, Kırmızı Balon gibi çocuk dergilerinde çalıştı. 1963'den başlayarak şiirleri, öyküleri, denemeleri, eleştirileri, günlükleri, incelemeleri ile çevirileri Yelken, Varlık, Yeditepe, Şiir Sanatı, Yeni Gerçek,MAY, Broy, Yandıma, Adam Sanat, Ludingirra, Hürriyet Gösteri, Cumhuriyet Kitap, Dünya Kitap, gibi dergilerde yayımlandı.

Şiir kitapları


Kuytu Sular
Eskimiş Yalnızlığa
Yüreğin Burkulduğu Zaman
Ebrular
Kuytu Sularda Zaman
Kent Kırgını


Derlemeler


Çağdaş Vietnam Şiiri
Sevda Türküleri
Türk Yazınından Seçilmiş Yergi Şiirleri
Dünya Aşk Şiirleri Antolojisi
Yürek ki Paramparça
Çağdaş Çin Şiiri
Nobelli Şairler Antolojisi
Ömür Biter İstanbul Bitmez
ben yenilgilerin acısıyla öğrendim direnmeyi
utanır uykularımı gecelere gömerim
ama bekleme benden yarının türkülerini
tek sunum sana kirlenmemiş yüreğim
DÖNÜŞÜMLER
Akşam geceye döndü
-gece sabahla biter-
Hüzün acıya döndü
-acı umudu gizler-
Birikir ve çoğalır,
aşınan bentlerde su
-öldürür ve yaşatır-
taşmak tutkusu sürer
'' sevgi karasevdaya''
-dönerse sakınmalı-
can içre kalırsa ya
yorumsuz katlanmalı
Eray Canberk
Sayfa 49 - Yapı Kredi Yayınları
Akşam geceye döndü -gece sabahla biter-
Hüzün acıya döndü -acı umudu gizler-
Birikir ve çoğalır, aşınan bentlerde su
-öldürür ve yaşatır- taşmak tutkusu sürer
'' sevgi karasevdaya'' -dönerse sakınmalı-
can içre kalırsa ya yorumsuz katlanmalı
218 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Farklı tür hikayeler... Aynı tür anlamlar...

Jean Paul Sartre'nin bu eseri beş altı tane farklı öyküden meydana gelen bir eser.

Sartre, "Duvar" eserinde vermek istediği temel mesaj aslında ilk öyküden itibaren kendisini ele veriyor.

Yazar, genel olarak iç dünyasında yaşadığı şeylerin toplum içindeki yansımasını kaleme almış.

Yani, kitabın adındaki "Duvar" sözcüğü aslında bizim kendimizle ve dış dünya ile aramızdaki duvardan başka bir şey değil.

İş aslında edebiyattan işte birey ve toplum ilişkisine dönüşmüş, ayriyeten de psikolojik açıdan da bu iki kavram aradaki ilişki yansıtılmak istenmiş.

Okunmaya değer bir eser olduğunu düşünüyorum ve içtenlikle tavsiye ederim.
Sartre dünyasına bir de burdan bakın derim.

Keyifli okumalar dilerim...
92 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Zincirleme takip, huy herhalde bende.
Bir kitap okuyorum, ondan etkileniyor isem hemen yazarın hayatına, yaşadıklarına, okuduğu kitaplarına, dost edindiklerine, varsa filmlerine, tiyatrolarına elini attığı her işe kadar ciddi takip ediyorum.
"Kötü bir şey mi bu he, kötü bir şey mi?" :) (Kör Baykuş)

İspanya yolculuğu öncesi İspanya'da ne var ne yok diye araştırırken neler bulmadım neler... Zaten gidiş amacım iki kişiydi, şimdi binlerce tekrar gidiş sebebi buldum kendime.
İlki tabiki romanın babası, cağnımm Miguel de Cervantes ve diğeri de elbette Federico Garcia Lorca . Antonio Machado 'ya hemmen bağlıyorum, önce reklamlardı:)
Ben böyle keşfettikçe coşuyor, coştukça paylaşma ihtiyacı hissediyor, kendimce deliriyorum.
Dünya bu kadar boktanken neden kendimizi eğleyemelim ki, değil mi?

Sevgili Machado ile tanışmam da tabiki Federico sayesinde oldu. Federicocuğumun etkilendiği hatta hocam dediği bir isim Machado. Kendileri modern İspanya şiirinin önemli temsilcisi ayrıca yine modern İspanyol tiyatrosunun gelişimine de el atarlar kendisi gibi şair olan kardeşi Manuel Machado ile birlikte.
Biz niye bu kadar az biliyoruz anlamadım ama çok da verimli bir yazar kendileri, hatta şu kitabı da koyayım da merak eden için Kastilya Kırları .

En bayıldığım yerlerden biri de yazarın Salamanca'ya gittikten sonra kurduğu dostluklar. Yani bir çiçeğe dokununca hepsinin kucağına dolması gibi hissettiriyor bu bana. Bu aralar yine İspanyolların İspanyolu Miguel de Unamuno 'ya takmışken, Machado ile kurdukları dostluğu görüyor, birlikte Salamanca Üniversitesi'nde yaptıkları felsefe çalışmalarını öğreniyor, bu arada Federico'nun genç bir şairken hem Unamuno hem de Machado'yu rehber edindiğini, onun şiirleriyle yetiştiğini öğrendikçe mutluluktan uçuyorum.

İspanya gerçekten müthiş bir coğrafya, şairlerinin çiçek bahçelerinden, muazzam doğasına uzanan satırları adeta yaşanıyor ve bunlar ne de güzel anlatılıyor, adeta görsel şölen içte yaşatılıyor. Mesela ne keşfettim;
"Ey Soria, ne zaman baksam taze portakallar...
hoş kokuyla yüklü, ve yeşeren kırlar,
açılmış yaseminler, olgunlaşmış buğdaylar,
çiçekli zeytinlikler ve mavi dağlar;
koşarken denize Guadalquivir meyva bahçelerinden;
Nisan güneşine doğru zambak akıtır tarhlar." diyor Machado.
Ne enfes tarif değil mi ?

"Guadalquivir ırmağı akar
portakallar ,zeytinlikler arasında.
Granada 'nın iki ırmağı
İner kardan buğdaya
Ah,aşk
gitti gelmez bir daha."
Aha bu da Federico'nun, ne güzel benzerlik be:)

Yalnız her güzel şeyin elbette kötü sonu da oluyor. İspanya iç savaşı yıllarında -aklı başında her aydının olduğu gibi- faşist karşıtı Machado da direniyor Unamuno ile birlikte, nasibini alıyor tabi, kalbi güç bela dayanıyor, Fransa'ya sığınmak zorunda kalıyor. Zaten gittikten sonra çok da dayanamıyor kalbi, Kastilya toprağının ruhunu, dostlukları, düşleri yazmak için yaşamış bu insan, beni ekstra kahreden bir tarihte 22 Şubat'ta ( doğum günümde) ölüyor.
Falanjistler ve yardakçıları tarafından Federico'nun katledilmesi sonrası kaçmak zorunda kalıyor ama öğrencim dediği Federico için de "Cinayet Granada'da İşlendi" şiirini yazıyor, bu nasıl incelik ya;

"Öldürdüler Federico'yu
günün ilk ışıklarında.
İnfaz takımındakiler
cesaret edemediler yüzüne bakmaya.
Yumdular gözlerini topu;
söylendiler kötü kötü: Tanrı bile kurtaramaz seni!
Ölü düştü Federico
-alnında kan, ciğerinde kurşunlar-
... Cinayet Granada'da işlendi
bunu bilsin insanlar -zavallı Granada!- onun
Granadasında...
...
Konuştu Federico
kur yaparak ölümle. Ölüm dinledi onu.
Cansız ellerinin vuruşları yol arkadaşım
daha dün dizelerimde çınılıyordu.
Şarkıma soğukluk soktun sen,
acı yazgım keskin ağzıdır gümüş orağının,
şarkı söyleyeceğim olmayan bedenine,
hiç sahip olmadığın gözlerine,
rüzgarda savrulan saçlarına,
bir zamanlar öpülen dudaklarına..."

Elinizdeki kitap kısacık Machado seçkilerinden oluşuyor ve maalesef anca nadirkitapta bulabiliyoruz, güzel şiirleri, yazarları vs. keşfetmenin yeriyse bu site faydası oluyorsa ne güzel.
O zaman vurup gidelim Machado'cum İspanya yollarına:)
221 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bir gece yarısı soğuk bir yerde tutulurken kapı açılıyor ve birisi size söyle söylüyor: "Ölüme mahkûm edildiniz. Yarın sabah kurşuna dizileceksiniz."
Ne hissederdiniz, söyler misiniz?

4 ay önce Dostoyevski'nin Budala kitabını okumuştum. Kitabın bir kısmında karakterlerden birisi çoğu insan için bazen sıradan gibi gözükebilecek bir soru sordu. "6 ay sonra öleceğini bilsen geriye kalan ömründe ne yapardın?"
4 ay geçti dostlar, 4 ay...
4 aydır her gece bunu düşündüm. "Ömer sen ne yapardın?" O çok sevdiğin kitapların arasına mı gömülürdün. Her bir sayfayı daha hızlı çevirmeye mi çalışırdın ölümden kaçarcasına?
Her bir sayfada ölüme mi yaklaştığını hissederdin yoksa?
Ne yapardın Ömer, ne!

Ailenle mi geçirirdin geriye kalan vaktini? Hep beraber saatlerce sohbet mi ederdiniz yahut film mi izlerdiniz?
Ya da tek başına bir kenara geçip bütün sanat filmlerini mi izlemeye çalışırdın?
Veyahut dünyayı mı gezmeye çalışırdın?
Vakitsiz ayrılıkların, söylenememiş son sözlerin, boğazda düğümlenen "seni seviyorum." ların peşinden mi koşardın?
Ölecek olsan, ne yapardın Ömer?

4 aydır kendime gelemiyordum. Bu öyle bir soruydu ki beni içten içe kemiriyordu. Bu öyle bir soruydu ki sanki hayatımda en önemli olan şeyi belirliyordu.
Ama aslında belirlemiyordu da. Ortada kalakalmıştım.
Sonra, ansızın Sartre çıktı karşıma. Okudum okudum okudum.
Belki de tesadüf ya hani, geriye kalan 2 aylık ömrümde cevabı onda buldum. Ne yapacağımı, ne yapmam gerektiğini Duvar'da buldum.

Beni aylarca yatağa gömen, kaybolmama neden olan, düşünceler denizinde boğulup gitmeme neden olan o lanet Dostoyevski'den beni Sartre kurtardı.
Sartre!

Anlamsızlık, anlamsızlık ve yine anlamsızlık.
Yarın sabah kurşuna dizilecek olan Pablo Ibbieta'nın 12 saatlik tüyler ürpertici hikayesi.
Anlamsızlık, anlamsızlık ve yine anlamsızlık.
Camus'nün bir otomobilin içinde ölü bedeninin sergilenirken ceketinin cebinden çıkan tren bileti gibi "absurde".

Saçma, saçma, saçma!

Her bir sayfasında titrediğim, ölümü ve hayatı hissettiğim,
Camus'nün ölümüyle, saçmasıyla karşılaştığım,
Anlamsızlık, anlamsızlık ve yine anlamsızlık olan,
Hayat,
Varoluş,
ve "... derin ve donuk, bitmez tükenmez sözcükler."

Sartre'ı size anlatamam. Duvar'ı da...
Kitabı okurken nasıl parçalandığımı da anlatamam.
Benden bunları beklemeyin. Size ne tür bir etki bırakacağını da bilemem.

Bildiğim tek bir şey varsa o da bu kitabın cevap olduğudur.

Okumak isteyen herkese keyifli okumalar dilerim.
143 syf.
·3 günde·7/10
'' Biz her şeyi gençliğe bırakacağız. Geleceğin ümidi, ışıklı çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençliktedir. '' Mustafa Kemal ATATÜRK

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk 'ün gençlere armağan ettiği bu güzel bayram sabahından herkese selamlar ..

Baharın gelişiyle en karamsar düşünceler bile yerini yeni umutlara, hayallere, geleceğin belirsiz gizemlerine bıraktı. Ancak gelin görün ki okuduğum kitapların havasına bürünmek gibi bir huyum var. Şu sıralar okuduğum felsefik romanlardan mı bilemiyorum varlığın derinliklerinde kaybolup duruyorum.
Bir kitap daha bitti ve ben hiç bir yere varamayan soyutluklar içinde neden sorularıyla baş başayım. Sartre 'nin '' Bulantı'' romanında da böyle bir varoluşculuk felsefesinin labirentlerinde gezinmiş en son kaderin dogmatik sınırlarında kendimi bulmuştum.
Sartre, bir yaratıcıya yönlendirmediği varlık özünü kendinde varlık, kendisi için varlık ve başkası için varlık olarak sınıflandırmış. Sonrası derseniz inanın okudum, okudum ve dedim ki inanış (bir yaratıcının varlığını kabul etmek) düşünce sınırlarımı daralttığı için bir kabullenişe varamıyorum. Çünkü varoluşculuk her inananda farklı karşılıklar bulan bir felsefedir.

''Bilinçli bir varlık olan insan 'ne değilse odur, ne ise o değildir. ' diyen Sartre insanın önceden tasarlanan bir şey olmadığını ve insanın var olduğunun bilincinde olarak diğer bilinç dışı var olanlardan ayrıldığını ifade eder.

Sartre 'ye göre ''tüm insanlar birbirinin aynıdır; bir kahraman ya da bir alçak olmak tamamıyla onların elindedir; insan önceden tanımlanmamıştır; ne bir kahraman olarak doğar, ne de bir alçak '' tır. Katılıyor muyum? Her yönüyle olmasa da evet insanlar sadece ikiye ayrılır iyi ya da kötü. Başlangıçta her insan tertemiz bir sayfa gibidir. Ama sonrası seçimler derseniz inanç işin içine giriyor ki; bana göre her şey elimizde değil. Ancak en kötü durumda bile iyi kalmak takdir edilecek en güzel seçimdir, diyerek romana geçiyorum.

Duvar, Jean Paul Satre 'ın yazdığı beş ayrı hikayeden oluşur ve her biri ana fikrinde varoluş felsefesini irdeler. Duvar, Oda, Herosratos, Özel Yaşam ve Bir Yöneticinin Çocukluğu hikaye başlıklarından oluşan eser toplumda kenara itilmiş, kendi hallerinde tiplerin varoluş mücadelelerini ele alır.

Bana göre; Sartre romanda yer alan hikayelerinde kahramanların karakter tahlillerini ve onların içinde bulundukları durumlarda yaptıkları seçimleri; var olma, fark edilme, tanımlanma dürtülerine dayandırır. Her insan için böyle değil midir? Toplumda kabul görmek, varlığını hissettirmek her insanın içine konmuş bir dürtüdür. Hayatta seçimlerimizin oluşturduğu yolda yürürken acaba şöyle yapsaydım değişir miydi, farklı olur muydu? çoğu zaman kendimize sorduğumuz bir soru olmamış mıdır?
Bir yerde okuduğum bilgiye göre evren sonsuz olasılıkta hayal ettiğimiz yaşamların yaşandığı gezegenlerden oluşurmuş.

Adını bilmediğim bir gezegende ressam olan varlığımın olduğunu hayal ederek yazımı sonlandırıyorum:)

Felsefe seven, varlığın özünü, varoluşu, var olma sancılarını merak eden okuyuculara keyifli okumalar...
127 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Kitap, Kızıl Veba ve üç ayrı öyküden oluşuyor.
Kızıl Veba Jack London 'un tanınan eserlerinden birisidir. Romanda insanlığın sonunun gelmesi ve uygarlığın tekrar oluşması anlatılmakta. Yazar bu sonu insanlığın hazırladığını ve dünyanın sonuna dek bu döngünün devam edeceğini sebepler göstererek gözler önüne seriyor.
Kızıl veba 2012 yılında bir anda ortaya çıkan dünya üzerinde çok az insanın kalmasına yol açan, hastalığa yakalananları dakikalar içinde öldüren, çaresi bulunamayan bir hastalık. Romanın ana karakteri kaosta hayatta kalan yaşlı bir adam. Roman yaşlı adamın üç torununa kızıl vebayı anlatmaya başlaması ile gelişiyor.
Diğer öyküler de yine London 'un sosyalist kaleminden nasibini almış harikulade eserler.
London okumaya Martin Eden(yazarın otobiyografik eseri sayılabilir) ile başlayıp diğer eserlerini okumanızı tavsiye ederim.
Keyifli okumalar...
218 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Sarte'nin dört farklı hikayeden oluşan eseri. Yazım dilini kolayca çözüyorsunuz. Ne anlatmak istediği sadelikle ortada. Sarte'nin hangi eserinden başlayayım derseniz, buyurun bundan başlayın. Kesinlikle okunması gerekiyor. Can yayınlarını bizlere kazandırdığı eserler nedeniyle kutlamak lazım.
218 syf.
·37 günde·Beğendi·Puan vermedi
Sartre'ın dört farklı hikayeden oluşan kitabı. Benim ilk okuduğum kitabı Bulantı idi, ama bu kitabı ilk okunması gereken kitabı diye düşünüyorum. Yazarın ne tarz yazdığını, üslubunu anlayabileceğiniz gerçekten farklı hikayeler barındırdan bir kitap. İlk hikayenin ismi Duvar, aynı zamanda benim de en çok beğendiğim ve absürdlüğünü uzun süre kafamdan atamadığım bir hikaye. Her bir hikayede rastlantısal nedenlerle yaşıyor oluşumuz, varoluşumuz, kim olduğumuz farklı perspektiflerle sorgulanmış. Kitapta geçen her soruyu kendinize sorduğunuzda ve yanıtlarınızdan korktuğunuzda, Sartre'ı okumanın neden zor olduğunu bir kez daha anlıyorsunuz. Herkesin kendine sorması gereken soruları barındıran ve içselleştirmesi gereken bu kitabı kendinize yabancılaşmadan - duvar örmeden okumanız dileğiyle...
218 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Tam beklediğim gibi. Mükemmel. Sartre'ın keşke çok daha fazla eseri olsa roman ve hikaye türünde. Başlangıç hikayesi olan Duvar içlerinden en beğendiğim oldu. Bu temayı bütün öykülerinde de korumuş bana kalırsa. Özellikle öykülerin bitiş cümleleri tüylerimi ürperten cinstendi. İnanılmaz keyifli. Varoluşmakla ilgili müthiş detaylar var. Bayılıyorum Sartre'a. Çok çok iyi bir kitap.
218 syf.
·Beğendi·10/10
İçinde birbirinden kıymetli 5 öykünün bulunduğu hüzünlü bir derleme. Sartre kitabında ve içindeki öykülerde insanların doğduklarında eşit olduğunu ama kahraman veya birer sefil olmanın kendi ellerinde olduğunu vurguluyor. Sartre okumaya bu kitaptan başlanabilir.
218 syf.
·8 günde·7/10
Kitabın Duvar ve Herostratus hikayelerini çok beğendim. Gerçi tüm hikayeler çarpıcı bir şekilde yansıtılmış. Ama özellikle Bir Yöneticinin Çocukluğu öyküsü Jean Paul Sartre denince ilk akla gelen varoluşçuluk felsefesini çok fazla yansıttığını düşünüyorum. Bir çocuğun sil baştan kendini önce yok sayarak başlaması ve var olmaya evrilmesi çok güzel işlenmiş. Ayrıca bu öykü de fark ettirmeden ince ince eleştirilerini yapmış. Okuyanlar dikkatli okursa eleştiri yaparken eleştiriyi kimlere ve neye yaptığını anlayacağını düşünüyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Eray Canberk
Unvan:
Ozan, Yazar, Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1940
lk ve orta öğrenimini İstanbul'da yaptı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde ve İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu'nda okudu. İlkokul öğretmenliği yaptı ve Afşar Timuçin ile birlikte Kavram Yayınevini kurdu,yönetti. Birçok ansiklopedi ile sözlükte konu yazarı olarak , ayrıca Milliyet Çocuk, Bando, Kırmızı Balon gibi çocuk dergilerinde çalıştı. 1963'den başlayarak şiirleri, öyküleri, denemeleri, eleştirileri, günlükleri, incelemeleri ile çevirileri Yelken, Varlık, Yeditepe, Şiir Sanatı, Yeni Gerçek,MAY, Broy, Yandıma, Adam Sanat, Ludingirra, Hürriyet Gösteri, Cumhuriyet Kitap, Dünya Kitap, gibi dergilerde yayımlandı.

Şiir kitapları


Kuytu Sular
Eskimiş Yalnızlığa
Yüreğin Burkulduğu Zaman
Ebrular
Kuytu Sularda Zaman
Kent Kırgını


Derlemeler


Çağdaş Vietnam Şiiri
Sevda Türküleri
Türk Yazınından Seçilmiş Yergi Şiirleri
Dünya Aşk Şiirleri Antolojisi
Yürek ki Paramparça
Çağdaş Çin Şiiri
Nobelli Şairler Antolojisi
Ömür Biter İstanbul Bitmez

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 2.979 okur okudu.
  • 59 okur okuyor.
  • 1.906 okur okuyacak.
  • 31 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları