Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

7/10
·221 syf.··
2024 52. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Aralık 2024 15:19
Jean-Paul SartreJean-Paul Sartre’ın farklı psikolojide insanları topladığı öykü kitabı DuvarDuvar En başarılı bulduğum ilk öykü olan, kitaba ismini veren ve zihnimize duvar gibi çarpan “Duvar”da ertesi gün idam edilecek mahkumların psikolojisine tanık olurken diğer öykülerde ise babası tarafından devralacağı yöneticiliğe hazırlanan bir çocuğun, kocası tarafından cinsel yalnızlığa itilen ve bu durumu haz haline getiren bir kadının; kısacası sıradışı psikolojik durumları olan insanların öykülerine misafir oluyoruz. Elbette bunun önemli nedeni yazarın felsefi bir düşünür olmasından kaynaklı. Varoluşçuluk akımının belirtilerini öykü kahramanlarının sözleri ile okuyoruz. “Varlık bir yanılsamadır, mademki var olmadığımı biliyorum, kulaklarımı tıkamaktan, hiçbir şey düşünmemekten başka yapacak bir şeyim yok ve ben hiçleşmeliyim.” diyerek Sartre’ın felsefesine evrilen ya da “Bir akşam insanlara ateş etmek düşüncesi geldi aklıma.” diyebilen karakterlerin hikayelerini içeren bir eser.
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20144,355 okunma
9/10
·221 syf.··
Beğendi
·
2022 87. kitabı
Kitap Yorumu//Duvar-Jean-Paul Sartre . Varoluşçuluk'un babası sayılan Jean-Paul Sartre (1905-1980) Aydınlanma Çağından bu yana çağının tanığı ve bilinci (vicdanı) olabilmiş, edebiyata, felsefeye ve politikaya ilişkin görüşleriyle çağını etkilemiş, tartışmalara yol açmış ender bir yazar. Duvar'da yazarın beş öyküsü yer alıyor. Kitaba adını veren Duvar adlı öyküde, Frankocular tarafından ölüme mahkum edilen bir cumhuriyetçinin direncini yitirip bir arkadaşını ele verişi; Oda'da kocasının deliliğini paylaşmaya çalışan Eve'in çabaları, çağcıl Erostrates'te kalabalığın üzerine ateş ettikten sonra teslim olan Paul Hilbert'in gerçeküstücü eylemi; Gizlilik'te iktidarsız kocasını daha erkeksi biri için terk eden `soğuk' bir kadının öyküsü ele alınıyor. Son öykü Bir Yöneticinin Çocukluğu'nda ise bir sanayi yöneticisi olmaya hazırlanan Lucien'in cinsel gelişimine koşut olarak düşünsel bunalımları işleniyor. Bunalımlar çağı olmak özelliğini sürdüren yirminci yüzyılı ve onun insanını tanımak için Duvar vazgeçilmez bir kitap. . Evet varoluşçuluğu dibine kadar yaşatan, beyninize sokan bir yazar Sartre. Kitapta Duvar’la birlikte 4 öykü daha var. Onlar da aynı şekilde Varoluşçuluğun sorunsalını ve insanın varoluşçuluğunu sorgulamasını anlatıyor. Kesinlikle kitaplığınızda bulunması gereken bir kitap. Tek eleştirim şu; yazım sitili yorucu. Paragraflar çok uzun ve bir can yayınları klasiği puntosu büyüklüğünde. Ama Saramago okuyanlar bu anlatım stiline aşinadır ve zorlanmadan okuyacaktır.
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20144,355 okunma
Puan vermedi·221 syf.·
Beğendi
·
2020 3. kitabı
Duvar, Sartre'ın beş ayrı öyküden oluşan kitabıdır. Kitaptaki öykülerin her biri "varoluş" felsefesini işler. Her öykünün kahramanı, kendi hayatlarıyla ve tercihleriyle toplumun içinde varoluş mücadelesi veren kişilerdir.  Varoluşçuluğun babası olan Sartre’nin “hayat” ve “ölüm” konularındaki düşünceleri, insanı yaşamı ve yaşam gayesini sorgulamaya yöneltiyor. Kitabı okuyunca eşyaya ve mekana yüklenen anlamların ne kadar gereksiz olduğu kanısına varıyor insan. Varoluşunu sorguluyor.. Öyküler etkileyici. Bence okunması gereken kitaplardan biri.
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20144,355 okunma
Puan vermedi·221 syf.··
Beğendi
·
2019 14. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Ağustos 2019 04:01
Ölümün kıyısındaki insanların, yaşamla ölüm arasındaki gidip gelmelerini oldukça dokunaklı bir şekilde işlemiş Yazar. Ölümün koskoca bir “HİÇLİK” olduğu düşüncesiyle, yaşamdaki hiç bir şeyin önemsenmediği, zaman da dahil her şeyin anlamını yitirdiği dakikalar ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Varoluşçuluğun babası olan Sartre’nin “hayat” ve “ölüm” konularındaki düşünceleri, insanı zihinsel sorgulamalara yönlendiriyor. Eşya ve mekana yüklenen anlamların kişiye göre değişmesi ve bu yüzden de aynı yer ya da aynı nesnenin farklı insanlarca farklı yorumlanması ve bu durumun duygulara etkisi öykülerde işlenmiş. Okurken öyküdeki kahramanların duygularından yola çıkarak, kendi zihnine gizemli bir yolculuk yapıyor insan. Bazen duvardaki iz, bazen bir şarkı, bazen ortamdaki koku, bazen giysideki aşınmanın neden olduğu delik, bazen mırıldanış...”Küçük şeyler” olarak tanımlayabileceğimiz bu tür sıradan şeylerin insana verdiği duygular farklı farklıdır. Kimine korku, kimine güven, kimine huzur, kimine karamsarlık, kimine ümit, kimine mutluluk, kimine mutsuzluk verir bütün bunlar. Yazar farklı karakterlerin hissettiklerini kendi iç dünyalarına göre kurgulayarak, öykülerinde işlemiş. İnsanın var oluşunu sorgulayışından, cinsiyetin farkına varışa, ölümün hissettirdiklerinden, ebeveyn olmanın sorumluluklarına, kabullenmeyişin kabullenmeye galip gelmesine birçok farklı konunun iç içe girdiği derin öyküleri okumanızı tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar dilerim.
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20144,355 okunma
10/10
·221 syf.··
2023 14. kitabı
uzun süredir okuduğum en keyifli kitaptı. her anlamda müthişti; dili, akıcılığı, öykülerin konuları ve aslında gündelik hayattan oluşu. seçilen kelimeler düşünceler hisler dahil. elbette ki bazı öyküleri daha çok sevdim ancak sıradanlığıyla çarpıyor bir şeyler. her şey çok gerçek ve olağandı, yapmacık veya havada kalan hiçbir şey yoktu. sartre ve varoluşçuluk sevmeye devam edeceğim yanılmadım.
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20144,355 okunma
10/10
·221 syf.··
2020 10. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Eylül 2020 22:31
İlk defa sartre okudum ve kitabın içerisindeki beş öykü de birbirinden güzel.Kitabi bitirdikten sonra keşke sartre'nin felsefe bilgisi hakkında daha çok şey bilseydim diye iç geçirdim. Sade diliyle felsefe bakış açısı hakkında yorum yapabileceğiniz kitabı yine de Sartre isminden azat ederek okumanızı tavsiye ederim. Çünkü ne diyordu Sartre, adlandırmak, onu öldürmektir.
Felsefe
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20144,355 okunma
Puan vermedi·221 syf.··
2026 14. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 12:07
Belki de mesele ölüm değildi. İnsan bazen ölmekten değil, kontrol ettiğini sandığı hayatın aslında ne kadar kırılgan olduğunu fark etmekten sarsılıyor. Pablo’nun hikâyesi bir kayıp değil sadece… bir çözülme anı. Seçimler var, niyetler var, kararlar var. Ama hayat, hepsini kendi sessizliği içinde yeniden yazıyor. Ve Sartre şunu fısıldıyor gibi: Her şey senin elinde değil… ama bunu fark etmek bile bir bilinç..
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20144,355 okunma
7/10
·221 syf.··
2020 10. kitabı
İçinde birbirinden ilginç 5 öykü barındıran bir kitap. Okurken yazarın bunları nasıl düşünüp de yazdığını merak ettim. Karakterlerin düşünceleri karmaşıktı. Genel olarak hayatlarını, kendilerini, varlıklarını sorgulayan bireyler vardı. Özellikle Bir Yöneticinin Çocukluğu. Karakterin küçüklüğünden lise hayatına kadar olan kısmı anlatılıyor. Kendisinin kim olduğunu çözmeye çalışan, bu yolda çeşit çeşit insanla tanışan ve onlardan yardım almaya çalışan biri. Bir sisin arkasındaymış gibi belirsiz ve bulanık hissettiği zamanlardan kurtulmak istiyor. Bu yaşadığı şeylere tanıdığı bir kişi sayesinde “karmaşa” diyor. Karmaşadan kurtulmak, var olma durumunu anlamak ve kendi önemini hissetmek istiyor.
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20144,355 okunma
Duvar
8/10
·221 syf.··
2023 143. kitabı
Bazen etrafına yalnızlıktan bir duvar örmelisin. Diğerlerini kendinden uzaklaştırmak için değil, kimin seni görmek için bu duvarı yıktığını anlaman için.. Varoluşculuğun babası sayılan jean -Paul Sartre Aydınlanma çağįndan bu yana Felsefe -Edebiyat ve Siyaset ayrıca bir çok alanda etkili olmuş bazen çok olumlu bazen de çok olumsuz eleştirilere muhattab olmuş çok ender yazarlardan birisidir.Duvar 5 öyküden oluşuyor genellikle Edebiyat ve Siyaset ağırlıklı Frankocular tarafından yakalanıp ölüme mahküm edilen bir Cumhuriyetçinin Sorguda dirençini yitirip bir arkadaşını ele vermesiyle gelişen olayları anlatıyor.
1000Kitap
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20144,355 okunma
LE MUR DUVAR/ JEAN PAUL SARTRE
Puan vermedi·221 syf.·
2023 140. kitabı
Toplumun içinde göze çarpmayan/çarpan,iç dünyası,alışkanlıkları,seçimleriyle ayrıkotu olan karakterlerin kısa yaşamsal öyküleri..toplumdaki bu kişilerin kendi tercihleriyle yaşadıkları hayatların bazen çaresizliği bazen farklılığı ile oluşan önemli seçmeler. Olması gereken ya da toplumun olmasını istediği bir hayatı değil,kendi seçimleriyle şekillenen iyi/kötü hayatları yaşayanlar anlatılır.sıradan hayatlarda bazen de toplumsal beklentinin önlerine sürdükleri şartları gerçekleştirirken bunlara karşı çıkan davranışlar çarpıcı şekilde ortaya konur.merkezine bireyi alan tanırsal bakış açısıyla geçer bazı öyküler.kişiler arasında,kişi ve toplum arasında,sosyal hayatın gerekleri arasında engeller vurgulanır.(duvar) jean paul Sartre'ın varoluş felsefesi yanı sıra insan ve topluma dair objektif/nesnel gözlemlerinin,analizlerinin ayrıntılar ile ortaya koyuluşu.. tüm insanlar birbirinin aynıdır;bir kahraman ya da alçak olmak tamamıyla onların elindedir.insan önceden tanımlanmamıştır;ne bir kahraman olarak doğar ne de bir alçaktır. sizi sürükleyen dalgadır,yaşam bu;ne yargılanabilir ne anlaşılabilir,bırak gitsin demekten başka çare yoktur.(dalga:kendi seçimlerimiz) hastalık,duyguları nasıl da inceltiyor.. kendini anıların ağırlığı altında,Sandal ağacından yapılma değerli çekmece gibi hissediyor insan bazen insan çağında yaşamalı(ben bir püristim) bir suç,onu işleyenin yaşamını ikiye böler. öleli iki bin yıldan fazla olsa da herostratus'un yaptığı iş siyah bir elmas gibi parlıyor(suç)
Düşünce
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20144,355 okunma

Yazar Hakkında

Jean-Paul SartreYazar · 60 kitap
Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazarve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur. Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı. 1939 yılında II. Dünya Savaşı başlayınca Fransız ordusuna meteorolog olarak hizmet vermeye başladı. 1940 yılında Almanlar tarafından yakalanıp 9 aylığına hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı (1943). 1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve "Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir. Sartre, hep sol politik görüşe yakın olmuştur. 1956 yılında Macaristan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesine kadar Fransız Komünist Partisi'ni (PCF) desteklemiş, ardından desteğini çekmiştir. Ardından Fransız Komünist Partisi'nin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nden daha bağımsız politikalar izleyebilmesine dolaylı katkısı olmuştur. 1960'ların sonlarında Sartre, kurulu komünist partileri reddettiği için Maocuları destekledi. Sartre daha sonra Maocularla ittifak halinde olduğunu reddetmiş ve Mayıs olaylarından sonra "Eger biri tüm kitaplarımı yeniden okursa, benim hiç değişmediğimi, hep anarşist olarak kaldığımı anlayacaktır." demiştir. Bundan sonra kendisinin anarşist olarak tanıtılmasını uygun karşılamıştır. Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. "121'ler Manifestosu" olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı'nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russell Mahkemesi'nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968olayları Sartre'ın kendi fikirlerini ve geleneksel entelektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler'in Prag'a müdahalesinin ve Fransa'daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973'te Liberation'u kurmuştur. 1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolükonusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu. Öte yandan siyasal aktifliğinin onun edebi ve felsefi yönünü gölgelediği söylenemez. Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980'de Paris'te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı. Kendi varoluşçu felsefesini işlediği yapıtları başlıca; Özgürlügün Yolları, Bulantı, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sözcükler, Duvarolarak belirtilebilir. Sartre'ın Varoluşçuluğu: Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü Sartre ile birlikte kazanmıştır. 20.yüzyılda, Martin Heidegger gibi kendine özgü ve yetkin varoluşçu filozoflar söz konusu olmakla birlikte, bir felsefe olarak varoluşçuluk asıl etkisini Albert Camus ve özellikle de Sartre ile birlikte göstermiştir. Sartre, varoluşçu felsefenin hem felsefi hem de siyasal alandaki taşıyıcısı, uygulayıcısı olmakla bir entelektüel ve filozof olarak ayrı bir yer edinmiştir. Varoluşçuluğun, geriye doğru gidildiğinde Blaise Pascal'a kadar uzayan bir geçmişe sahip olduğu görülür; bu elbette belli bir şekilde anlaşılan varoluşçuluk anlamında bir felsefe eğilimidir, bunun yanı sıra varoluşçuluğun argümanlarının bir kısmı, nüve halinde ya da perspektif düzleminde de olsa çok daha öncelerde, örneğin Sokrates felsefesinde, kutsal metinlerde vb. de bulunmaktadır. Ama felsefe tarihi incelemelerinde bir felsefe eğilimi olarak Varoluşçuluğu Pascal ile birlikte ele alıp değerlendirmek yaygın bir tutumdur. Daha sonraları, Soren Kierkegaard varoluşçuluğun anlaşılmasına tam olarak belli bir şekil verir. Buna göre dünyadaki insanın varoluşu bir problematiktir ve felsefenin soruşturulması bunun üzerine yürütülmelidir. İsa, modern varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilir. Varoluşçuluk öyle ki hem edebiyat alanında hem de felsefe alanında etkili olmuş ve çeşitli şekillerde temsilcilerini bulmuştur. Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Albert Camus, Dostoyevski varoluşçuluk dendiğinde akla gelen ve modern varoluşçuluğun temsilcileri olarak incelenen isimlerdir. Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alçak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak şekillendirildiği, ama bunun da siyasalı yadsımayan bir etik olduğu görülür. İnsan belirli bir bütünlüğün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve yaşamı boyunca bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Bu felsefede özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur, öyle ki, Sartre; insan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir der. Sartre'a göre insan kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır. Öte yandan varoluşçuluk belirtildiği gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre'ın felsefesinde önemli bir yöndür. 20. yüzyılın ikinci yarısı özellikle Hümanizmin kuramsal ve felsefi olarak reddedilmesi ve eleştirilmesi olarak ortaya çıkmış olmasına ve bunların çoğunluğunun Fransa kaynaklı olmalarına rağmen, Sartre ısrarla, kendi felsefi konumunu ifade etmek için özgül bir şekilde anladığı anlamda hümanizmi vurgular. Sartre Varoluşçuluk Hümanizmdir der ve bu isimde felsefi bir çalışması vardır. Bulantı Bulantı, Sartre'ın aynı adlı kitabı olmasının yanı sıra, terim olarak da Sarte'ın varoluşçu felsefesini ifade etmektedir. Dünyanın kendinde varlığı ("kendinde şey"), insana bulantı duygusu verir; çünkü gerçeklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bilinç ise, "kendi-için-şey"dir, ve o hiçlikle ortaya konur. Sartre, felsefi olarak "Varlık ve Hiçlik" kitabında bu noktaları açıklar. Daha sonra da Bulantı romanında edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirir. Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin'dir. İlk kez yerde gördüğü bir taş parçasını eğilip almak istediğinde bunu yapamadığını fark eder; çünkü bu anda varoluşun saçmalığına karşı bir bulantı duymaya başlar, varlıkların varoluşuna, doluluğuna karşı duyulan bir bulantı. Bu dünyanın özündeki kendinde anlamsız varlığı karşısında duyulan bir bulantı'dır. Sartre'a göre hissedilen bu bulantı hissi, kişinin varlıkların kendiliğinden varoluşlarının doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir. Varoluşçu Marksizm Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir. Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; "Marksizm hümanizmdir", der Sartre. Diyalektik Aklın Eleştirisi'nde Sartre, varoluşçulukla Marksizmi karşılaştırarak değerlendirir ve Marksizmin, "çağımızın aşılmaz bir felsefi ufku olduğu" saptamasını yapar. Sartre'a göre; bir Descartes ve Locke dönemi, bir Kant ve Hegel dönemi, ve son olarak bir Marx dönemi söz konusudur. Bu temsilcilerin hepsi, bütün bir kültürün tarihsel ufkunu temsil ederler ve Marx bunların en yetkinleşmiş halidir. Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya daDiyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için" der Sartre, "marksizm aşılamazdır". Sartre ve Aydın tavrı: Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülemesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre'ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavır sergileyebilmiştir. Bu bakımdan Sartre için, "çağının tanığı ve vicdanı" diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre'ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergilediği aktif aydın tavrıdır. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır. Sartre'ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavırdır. Bu anlamda Sartre'ın bir bütün yaşam doğrultusu bu bakışın doğrulanmasıdır. Dolayısıyla da, Sartre'ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski'nin sözünü onaylar niteliktedir; "Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur." Bu söz Sartre'ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda aydının tavrının da iyi bir açıklanmasıdır.