Hadi diyelim ki serseri bir oğlunuz ya da kızınız var. Evlendiklerinde adam olacaklarını düşünmek biraz ahmaklık değil mi? Çünkü serserilikte bir kişilik özelliğidir bence. Evlenince geçmez.
Mutluluk ya da aşk böyle bir şey miydi? Ardına düşülen, iradenin bittiği, rotanın başkasına bırakıldığı, insanın kendini yok edip tüm benliğini başkasına teslim ettiği bir şey miydi? Neydi aşk? Bencillik, aymazlık, ihanet, tükenmişlik... Neydi?
Bugünü olup, yarını olmayan bir şeydi belki de aşk. Ya da bir cendere...
İnsanların çoğu aile kurmayı geleneksel bir kalıpta değerlendirdikleri için sıradan bir şeymiş gibi algılamaktaydılar. Belki de bu yüzdendi mutsuz ve şiddet unsuru taşıyan ailelerin varlığı.
İnsan nedense her şeyi kişiselleştiren bir varlık. Tanıdığı ölmesin istiyor. Sanki ölen başka bir gezegenin yaratığıymış gibi. Oysa ölüm kimseye yakışmıyor. En azından ecelsiz ölüm kimseye ama kimseye yakışmıyor.
Her yeni günün yeni bir mateme yaslandığı bir yerdi burası. Ölenlerin öldükleriyle kaldığı bir yer...
Toplu hâlde durmak yasaktı. Gülmek, konuşmak hatta acı çekmek bile yasaktı...