Miray Boztemir

Miray Boztemir
@aprilrain
English Teacher
Çanakkale 18 Mart Uni. English Language and Literature & Anadolu Uni. International Relations
Adana
Adana, 6 Nisan
850 okur puanı
Kasım 2017 tarihinde katıldı
"Bir de bakışlar mesela, bakışlar da insana ait değil. Bakışı baktığımız anda kaybederiz. Baktığımız anda bakış bize ait değildir artık. Bakışımızı görebilir miyiz? Hayır. Bize ait olsa görebilirdik. Hem insanlara ne kadar çok bakarsak kaybımız o kadar fazla olur. İnsan, bakışını ne kadar bölüp parçalayıp dağıtırsa o kadar acı çeker. Konuşma da öyle, söz ağzımızdan çıktığı anda bize ait değildir, başkalarınındır. Çünkü kendi sesimizi duyamayız, daha doğrusu dinleyemeyiz. Dinlersek kafamız karışır, ne söyleyeceğimizi unuturuz. Ne kadar fazla insanla konuşursak o kadar mutsuz oluruz. Bunların hepsi bize acı verir çünkü bunlar yabancıdır."
Sayfa 80·Kitabı okuyor
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Başkaları neden bizim kadar mutlu olamıyor peki?" "Çünkü kendilerini üzecek yanlışlar yapıyorlar. Birbirlerini öldürüp sonra da yas tutuyorlar. Ölenin, gidenin, kaybolanın yasını tutuyorlar. Birbirlerinin dillerini zehirliyorlar. Dillerindeki zehirle konuşuyorlar, konuştukça daha çok zehirleniyorlar. Dil, insanı zehirliyor, acı çektiriyor, insana doğru düzgün bir kimlik, kişilik kazandırmıyor, mikrop gibi insandan insana yayılıyor. Herkes aynı sözcüklerle anlaşıyor, aynı sözcükleri kullanıyor. Bu sözcükler virüs yayıyor. Mikroplar, virüsler nasıl ki kimseye ait değil, herkese zarar veriyorsa, dil de kimseye ait olmadığı için her-kese zarar veriyor. Dil kimseye özel değil, çocuklar, herkese yabancı, insanı kedine yabancılaştırıyor, insanın kendini tanımasını zorlaştırıyor, insanı doğasından uzaklaştırıyor. İnsan hep dilin gerilimine, yalanına maruz kalıyor. Düşünün birçok insan birbirine sevdiklerini söylüyor ama gerçek manada kimse kimseyi sevmiyor."
Sayfa 79·Kitabı okuyor
"Biz hep böyle mutlu olacağız, değil mi, anne?" "Evet, çünkü biz başkalarının gerçekliğini değil kendi doğal gerçekliğimizi yaşıyoruz. Dışarıdan beslenmedik, düşmanlardan uzak durduk, düşüncelerimizin kirlenmesine izin vermedik. Sizi okula bunun için göndermedim. Okula gitseydiniz, yabancılarla tanışıp ilişki kursaydınız onlar gibi davranmaya başlardınız. Mikroplu, parazitli düşünceler zihninizi kirletirdi. Kötü düşünceli insanların emrinde yaşardınız."
Sayfa 78·Kitabı okuyor
"Biz birbirimize yetiyoruz, onun için yabancıları hayatımıza sokmuyoruz. Eğer yabancıların hayatımıza girmesine izin verirsek mutsuz olur, acı çekeriz. Bunun nedenini anlatayım size, insanlar kendini başkalarının anlatımıyla tanıyor. İnsan ne olduğunu başkalarının dilinden öğreniyor. Size güzelsin dediklerinde kendinizi güzel, akıllısınız dediklerinde kendinizi akıllı hissediyorsunuz, aptalsınız dediklerinde aptal olduğunuzu düşünüyorsunuz, sizinle ilgili kararı başkaları veriyor. Bu doğru mu sizce?" Çocukların onaylamasını bekledikten sonra devam etti. "Kendimizle olan ilişkimizin dışarıdan yapılanmasına neden izin verelim ki? Kim olduğumuzu neden başkalarından öğrenelim? Öğrenmeyeceğiz tabii. Kendimizi başkalarının tarif etmesine izin vermeyeceğiz. Bizimle ilgili kararı başkaları verirse o zaman onların kurallarını kabul etmiş oluruz. Onların kurallarını kabul edersek benimle ilişkileriniz zayıflar. Ben çıkarsam ve başkaları girerse hayatınız yaşanmaz olur, hep acı çekersiniz. O merak ettiğiniz dışarısı var ya kötü insanlarla, size zarar vermek için sırada bekleyen fena insanlarla dolu. Ben sizi onlara karşı koruyorum. Ben olmasam onlar size zarar verir. Onlarla konuşmaya başladığınızda onların söylediği her söz kalbinizde bir yara açar. Bütün bunlardan ben koruyorum sizi. Ben sizin için varım, sizi korumak için."
Sayfa 77·Kitabı okuyor
Salman Hoca hayata hep farklı bir yerden bakıyordu ve baktığı yerden hayatı anlamlı kılan şey renklerin çeşitliliğiydi. Her şey çok basitti aslında; hoşgörülü, müsamahalı olmak, güzel bakmak ve güzel görmek. Bu, hayatın en basit, en temel kuralıydı. Güzellikler, iyilikler etrafında örgütlenmek ve bunları paylaşarak çoğalmak... Güzellikleri, renkleri çoğaltıp çeşitlendirdikçe, paylaştıkça coşku daha da artacak, o zaman hayat daha da yaşamaya değer olacaktı.
Sayfa 57·Kitabı okuyor