Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

10/10
·205 syf.·
2021 167. kitabı
Herkes gibi olmaya çalışıyorum. Bu bir tuzak ve ve ve az sonra düşeceğim. Ben de herkes gibi bir insan olmalıyım? Nasıl? İçimdeki tutku ölüyor efendim, ağır ve acı... Bu incelemeyi bana yazdıran tamamen o! Gözlerim, gözlerim iyice açılmalılar. Yoksa yine her şey parmaklarımın arasından kayıp gider, eminim. Nasıl? Uykusuzum, yalnızım, bomboşum, bulanıyor, durun durun, bulanıyor... İçimde yine o pis şey var. Bulantı. Yolculuklar, hayatımız için en iyi okuldur derler. Ben gezdim, gezdim, peki ellerimde ne kaldı? Bu soluk, kuru ellerimde? Geçmişim, onu nerede saklayacağım? Geçmiş, cebe konmaz ki... Karardım baylar, bulanıyor. Nasıl? Üstelik kendi geçmişimi bile elinde tutabilecek gücü olmayan ben, başkasınınkini kurtarmayı nasıl umabilirim? Sadece varlık var. Varlık yoksa, hiçbir şey yok. Peki o zaman hayatın anlamı ne? Onu bu kadar uzaklarda aramak zorunda mıyız? İnsanlar, insanlar hayranlık duyulacak yaratıklardır. Durun, yine kaplıyor bulantı... Nasıl? Unutuldum, fazlalığım. Ölüyüm ama şükür ki farkında değilim bunun. Ve en önemlisi, artık yalnız değilim beyefendi. Hiç yalnız kalmayacağım.
Edebiyat
BulantıJean-Paul Sartre · Kenta Yayınları · 201228bin okunma
10/10
·205 syf.··
Beğendi
·
2020 1. kitabı
Egzistansiyalist(varoluşçu) olan Sartre kendini , varoluşsal sancılarını , bunalımlarını, hislerini apaçık bir şekilde bu güncesine aktarmış diyebilirim. Kendimi bulduğum, Sartre hayranı olduğum ve 1. Sıradaki kitabımdır kendisi. Herkesin kendinden bir şeyler bulacağını düşünüyorum. Fakat bunu okumadan önce( isterseniz de sonra) Sartre'ın " Existentialisme" kitabını okumanızı tavsiye ederim.( Asım Bezirci çevirisni öneririm.) Varoluşçuluğu, varoluşun neden özden önce geldiğini, Sartre'ın savlarını, diğer felsefi görüşlere bakış açısı ve diğer filozoflara yanıtlarını okuyup bu kitaba başlamanız daha sağlıklı olacaktır zannımca.
BulantıJean-Paul Sartre · Kenta Yayınları · 201228bin okunma
Puan vermedi·205 syf.··
Beğendi
·
2019 55. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 27 Kasım 2019 20:06
Kitabı okurken Allahım ben ne okuyorum yaa dediğim anlarda karşıma çıkan olağanustu cümleleri barındıran bir kitap. Varolmanın vazgeçilmezliği, sorumluluklar ve bulantı... Yazar varolmaktan başka insanın elinde hiçbir şeyin olmadığını baktığı her şeyde gördüğü ve hissettiği herşeyi "bulantı" kavramıyla ifadelendiriyor. Aslında insanın üzerine aldığı yada yada almak zorunda kaldığı her sorumluluk bir bulantıdır. Insan sorumlulukları azaltarak bulantiyi azaltır belki ama asla durduramaz. Çünkü ici rahst etmez. Son olarak şunu söylemek istiyorum; Kitabi okurken etrafta kesinlikle iç sesin dışında ses asla olmamalıdır.Yoksa aynı sayfayı on defa okuyup, sonra sinirlenip oda değiştirmek zorunda kalabilirsiniz. Tavsiye edebileceğim okunmaya değer bir kitap..
Edebiyat
BulantıJean-Paul Sartre · Kenta Yayınları · 201228bin okunma
Puan vermedi·205 syf.··
2023 17. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2023 23:05
Yürüyor, koşuyor, büyüyor ve ilerliyoruz. Hep bir koşuşturma içinde. Bazen tökezleyip duruyoruz. Ne yapmalı,nereye gitmeli diye düşünüp duruyoruz. Düşündüklerimizi ne ölçüde yapabiliyoruz. İşte bu kitap o düşünceler silsilesinde içimizde yer alan o 'Bulantı' hissinin, o çıkmazlarin belki de olması gereken hissiyatın kitabı. Durup durup düşündürten, kendinizden parçalar bulacağınız güzel bir kitap. İyi okumalar;)
BulantıJean-Paul Sartre · Kenta Yayınları · 201228bin okunma
6/10
·205 syf.··
2018 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Eylül 2018 20:14
Günlük biçiminde yazılan romanda yazarın karakter üzerinden varoluşçuluk düşüncesinin sorgulamaları üzerinde olduğunu görüyoruz. Ana karakter olan Roquentin, yaşadıkları üzerinden kendi bedeni ve dış dünyanın varlığını sorgulamakta ve büyük bir tiksinti duymaktadır. Toplum eleştirisinin yapıldığı ve Sartre'ın felsefesinin yansıtıldığı eseri okurken kimisi büyük bir zevk almış kimisi de bu nevrotik yansımalardan uzak kalmıştır. Ben çok severek okuyamadım ne yazık ki ancak belirli kitlelere hitap edeceğinden hiç şüphem yok. Sahip olduğu anlayış, akım ve üslup size uyuyor ise okumanızı tavsiye ederim.
Edebiyat & Roman
BulantıJean-Paul Sartre · Kenta Yayınları · 201228bin okunma
Yalnızlığıma ortak oluyorsun Eyy Sartre
Puan vermedi·205 syf.··
2020 8. kitabı
Sartre'nın kutsal kitabı. hatta diğer tüm yazdıklarını çöpe atmalıydı ve sadece bu bulantıyla yetinmeyi bilmeliydi bu herif. onu bir sartre yapmaya, sadece bu bulantısı bile yeterdi. insana nefes aldırıyor bu kitap. hah diyorum. yeryüzünde benimle aynı bulantıyı hisseden bir insan evladı daha varmış ve bir zamanlar yaşamış. bir de neden kendimi her kötü değil de her iyi hissettiğimde aynı bulantıya koşarım bilmem. tek bildiğim, sartre'ın bulantısından tarifi zor bir haz duyarak ''oh be!'' çektiğimdir. Üstada laf söyleyecek ne kabiliyet ne de haddimiz var.
1000Kitap
BulantıJean-Paul Sartre · Kenta Yayınları · 201228bin okunma
7/10
Reddetti her şeyi...Tanrı'yı, her türlü kurulu düzeni, aileyi, klasik anlamıyla edebiyatçıyı, filozofu, dostlukları, toplumun belirli kesimlerini, partileri, kalıplaşmış düşunceleri
BulantıJean-Paul Sartre · Kenta Yayınları · 201228bin okunma
Puan vermedi·205 syf.··
2015 50. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2015 00:05
İnsanın varoluş sürecini bir bulantı olarak aktarır okuyucuya.Kahraman, içinde bulunduğu yalnızlık ve unutuş yazgısından memnun görünür ancak memnun olmasa gerek.Müzik yardımıyla bu bulantıdan çıkış yolu bulması yazarın çağımızda yaşanan varoluş durumunu insana pek yaraşır bulmadığına işaret eder. Bir insanın yalnızlığını bir başka insanın yaratısıyla aşabilmek günümüzde ruhumuzu derinden etkileyen bir yapıtı okuduğumuzda bizde de uyanan bir gerçeklik değil mi Sartre, Tanrı düşüncesini dışlar; ancak Heidegger'in felsefi düşünceden kovduğu metafizik kavramını varoluşçu felsefeye dahil eder. Hümanizmden uzak düşmez. Yaratıcı ve etkileyici bir yazardır. Dünyanın neresine giderseniz gidin-klu klu klan kabilesi hariç- Sartre'ı okuyan ve onun yapıtlarından etkilenen insanlar vardır. Teolojik ilkelere sıkı sıkıya bağlı ancak insanlığa bir hizmet sunamamış biri mi, Dinsel öğretilere ilgi duymayan ancak insanlığa varoluşuna ilişkin "söyleyecek sözü olan" biri mi değerlidir? Değerin değeri nerededir ? Okumanızı,anlamaya çalışmanızı öneririm; çünkü o satırlarda size söylenmiş cümleler bulacaksınız.
BulantıJean-Paul Sartre · Kenta Yayınları · 201228bin okunma
6/10
·205 syf.··
2021 23. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mart 2021 12:59
Çok beğenilen bu kitap bana hitap edemedi malesef. Klasik ve felsefe okumuşluğum olsa da bu eser içlerinde bende hiç iz bırakmayacak bir eser oldu. Bi kitabı sevemesem de sonunu getirmek için okurum yarım bırakmayı sevmem. Bu nedenle okudum. Kitap öncelikle dilsel olarak ağır değildi. Ama anlatımı sevemedim. Kopuktu. Bu çok etkiliyor insanı. Bi kendini bi başka şeyleri anlatıyor. Yalnızlık yaşayan ve varoluşçuluk felsefesi ile sorgu yaşayan bi insanın yaşantısı anlatılıyor. Bu sorgulamaları bana basit geldi. Güzel iletiler var elbet kitapta. Ama bana hitap edemedi..
BulantıJean-Paul Sartre · Kenta Yayınları · 201228bin okunma
9/10
·205 syf.··
Beğendi
·
2020 15. kitabı
Antoine Roquentim isimli kahramanımızın günlüğü üzerinden büyük düşünür Sartre ile ve Varoluşçuluk akımı ile karşılaşıyoruz bu kitapta. Canımızı sıkan olaylar, insanlar hatta nesneler olabilir mi? Günden güne yalnızlaşmak mümkün mü? Paris'in banliyölerinde geçen macerada hepsinin cevabı var. İyi okumalar. Günlük severler mutlaka denesinler
BulantıJean-Paul Sartre · Kenta Yayınları · 201228bin okunma

Yazar Hakkında

Jean-Paul SartreYazar · 60 kitap
Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazarve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur. Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı. 1939 yılında II. Dünya Savaşı başlayınca Fransız ordusuna meteorolog olarak hizmet vermeye başladı. 1940 yılında Almanlar tarafından yakalanıp 9 aylığına hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı (1943). 1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve "Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir. Sartre, hep sol politik görüşe yakın olmuştur. 1956 yılında Macaristan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesine kadar Fransız Komünist Partisi'ni (PCF) desteklemiş, ardından desteğini çekmiştir. Ardından Fransız Komünist Partisi'nin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nden daha bağımsız politikalar izleyebilmesine dolaylı katkısı olmuştur. 1960'ların sonlarında Sartre, kurulu komünist partileri reddettiği için Maocuları destekledi. Sartre daha sonra Maocularla ittifak halinde olduğunu reddetmiş ve Mayıs olaylarından sonra "Eger biri tüm kitaplarımı yeniden okursa, benim hiç değişmediğimi, hep anarşist olarak kaldığımı anlayacaktır." demiştir. Bundan sonra kendisinin anarşist olarak tanıtılmasını uygun karşılamıştır. Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. "121'ler Manifestosu" olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı'nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russell Mahkemesi'nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968olayları Sartre'ın kendi fikirlerini ve geleneksel entelektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler'in Prag'a müdahalesinin ve Fransa'daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973'te Liberation'u kurmuştur. 1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolükonusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu. Öte yandan siyasal aktifliğinin onun edebi ve felsefi yönünü gölgelediği söylenemez. Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980'de Paris'te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı. Kendi varoluşçu felsefesini işlediği yapıtları başlıca; Özgürlügün Yolları, Bulantı, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sözcükler, Duvarolarak belirtilebilir. Sartre'ın Varoluşçuluğu: Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü Sartre ile birlikte kazanmıştır. 20.yüzyılda, Martin Heidegger gibi kendine özgü ve yetkin varoluşçu filozoflar söz konusu olmakla birlikte, bir felsefe olarak varoluşçuluk asıl etkisini Albert Camus ve özellikle de Sartre ile birlikte göstermiştir. Sartre, varoluşçu felsefenin hem felsefi hem de siyasal alandaki taşıyıcısı, uygulayıcısı olmakla bir entelektüel ve filozof olarak ayrı bir yer edinmiştir. Varoluşçuluğun, geriye doğru gidildiğinde Blaise Pascal'a kadar uzayan bir geçmişe sahip olduğu görülür; bu elbette belli bir şekilde anlaşılan varoluşçuluk anlamında bir felsefe eğilimidir, bunun yanı sıra varoluşçuluğun argümanlarının bir kısmı, nüve halinde ya da perspektif düzleminde de olsa çok daha öncelerde, örneğin Sokrates felsefesinde, kutsal metinlerde vb. de bulunmaktadır. Ama felsefe tarihi incelemelerinde bir felsefe eğilimi olarak Varoluşçuluğu Pascal ile birlikte ele alıp değerlendirmek yaygın bir tutumdur. Daha sonraları, Soren Kierkegaard varoluşçuluğun anlaşılmasına tam olarak belli bir şekil verir. Buna göre dünyadaki insanın varoluşu bir problematiktir ve felsefenin soruşturulması bunun üzerine yürütülmelidir. İsa, modern varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilir. Varoluşçuluk öyle ki hem edebiyat alanında hem de felsefe alanında etkili olmuş ve çeşitli şekillerde temsilcilerini bulmuştur. Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Albert Camus, Dostoyevski varoluşçuluk dendiğinde akla gelen ve modern varoluşçuluğun temsilcileri olarak incelenen isimlerdir. Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alçak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak şekillendirildiği, ama bunun da siyasalı yadsımayan bir etik olduğu görülür. İnsan belirli bir bütünlüğün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve yaşamı boyunca bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Bu felsefede özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur, öyle ki, Sartre; insan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir der. Sartre'a göre insan kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır. Öte yandan varoluşçuluk belirtildiği gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre'ın felsefesinde önemli bir yöndür. 20. yüzyılın ikinci yarısı özellikle Hümanizmin kuramsal ve felsefi olarak reddedilmesi ve eleştirilmesi olarak ortaya çıkmış olmasına ve bunların çoğunluğunun Fransa kaynaklı olmalarına rağmen, Sartre ısrarla, kendi felsefi konumunu ifade etmek için özgül bir şekilde anladığı anlamda hümanizmi vurgular. Sartre Varoluşçuluk Hümanizmdir der ve bu isimde felsefi bir çalışması vardır. Bulantı Bulantı, Sartre'ın aynı adlı kitabı olmasının yanı sıra, terim olarak da Sarte'ın varoluşçu felsefesini ifade etmektedir. Dünyanın kendinde varlığı ("kendinde şey"), insana bulantı duygusu verir; çünkü gerçeklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bilinç ise, "kendi-için-şey"dir, ve o hiçlikle ortaya konur. Sartre, felsefi olarak "Varlık ve Hiçlik" kitabında bu noktaları açıklar. Daha sonra da Bulantı romanında edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirir. Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin'dir. İlk kez yerde gördüğü bir taş parçasını eğilip almak istediğinde bunu yapamadığını fark eder; çünkü bu anda varoluşun saçmalığına karşı bir bulantı duymaya başlar, varlıkların varoluşuna, doluluğuna karşı duyulan bir bulantı. Bu dünyanın özündeki kendinde anlamsız varlığı karşısında duyulan bir bulantı'dır. Sartre'a göre hissedilen bu bulantı hissi, kişinin varlıkların kendiliğinden varoluşlarının doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir. Varoluşçu Marksizm Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir. Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; "Marksizm hümanizmdir", der Sartre. Diyalektik Aklın Eleştirisi'nde Sartre, varoluşçulukla Marksizmi karşılaştırarak değerlendirir ve Marksizmin, "çağımızın aşılmaz bir felsefi ufku olduğu" saptamasını yapar. Sartre'a göre; bir Descartes ve Locke dönemi, bir Kant ve Hegel dönemi, ve son olarak bir Marx dönemi söz konusudur. Bu temsilcilerin hepsi, bütün bir kültürün tarihsel ufkunu temsil ederler ve Marx bunların en yetkinleşmiş halidir. Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya daDiyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için" der Sartre, "marksizm aşılamazdır". Sartre ve Aydın tavrı: Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülemesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre'ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavır sergileyebilmiştir. Bu bakımdan Sartre için, "çağının tanığı ve vicdanı" diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre'ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergilediği aktif aydın tavrıdır. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır. Sartre'ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavırdır. Bu anlamda Sartre'ın bir bütün yaşam doğrultusu bu bakışın doğrulanmasıdır. Dolayısıyla da, Sartre'ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski'nin sözünü onaylar niteliktedir; "Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur." Bu söz Sartre'ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda aydının tavrının da iyi bir açıklanmasıdır.