Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

6/10
·256 syf.··
2026 1. kitabı
·
100 günde okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2026 23:21
Bu türde kitap okuyan biri degilseniz kitaptan kopmaniz kaçınılmaz. Yazar kitabı bir oturuşta okunması için yazmamış, aksine sindire sindire okumanız gerekiyor. Kitabı bitirdikten sonra chatgpt ile tekrar bölüm bölüm tahlil yaparak havada kalan konuları tamamlayabildim. Varoluşçuluk üzerine yazılmış bu kitapta zaman zaman kendinizi de görebilirsiniz. Dünyaya bakışınızı köklüce değiştirebilir. Puanı biraz düşük vermemin sebebi kitaptan sürekli kopmamdı, ki bu yazarın bilinçli olarak yaptığı bir şeydi.
Duygu ve Düşünce
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202528bin okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2025 13. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Kasım 2025 15:22
Sartre’ın Bulantısında en çok kendimle karşılaştım. Dış dünyanın anlamsızlığı değil, insanın kendi varlığına yabancılaşması yoruyor aslında. Her şey yerli yerinde ama hiçbir şey ait değil gibi. Bazen yalnızca bir koltukta oturup, var olmanın ağırlığını fark etmek bile yeterli oluyor. Sartre, “Varoluş özden önce gelir” derken, insana en ağır sorumluluğu yüklüyor: Kendi anlamını kendin yaratmak. Ve bunu yapamadığında ortaya çıkan şey, işte tam da o tarif edilemeyen “bulantı”. Bir sandalye bile varlığıyla üzerine gelirken, sen kendi varlığınla ne yapacağını bilemezsin. Roquentin’in yaşadığı tiksinti, aslında dünyanın değil kendi varlığının çıplak hâline duyduğu şaşkınlıktır. “Her şey fazlaydı. Var olmak fazlaydı.” diyor Sartre. Bu cümlede insanın çaresizliğiyle birlikte bir tür aydınlanma da var. Çünkü anlamın çöktüğü yerde, özgürlük başlıyor. Artık hiçbir şeye tutunamaman, seni kendi varlığının yaratıcısı yapıyor. Bulantı, okunup geçilecek bir roman değil; zihinde uzun süre yankılanan, her yalnızlık anında yeniden hatırlatan bir metin. Bazen kitap değil de, ayna gibi duruyor karşında seni senle baş başa bırakıyor.
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202528bin okunma
"An" Gelir, Takılır Gırtlağınıza Koca Bir Hiç.
Puan vermedi·256 syf.··
Beğendi
·
2025 37. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 06 Kasım 2025 18:27
"An" Gelir, Takılır Gırtlağınıza Koca Bir Hiç... Kimsecikler "Ne" Olduğunu Bilemez... Jean-Paul Sartre'ın Bulantı adlı romanı, insanın varoluşsal sıkışmışlığını, dünyaya yabancılaşmasını ve kendi benliğiyle hesaplaşmasını anlatıyor. Bulantı, yalnızca bir karakterin içsel çöküşünü anlatan bir hikâye değil bence. Insanın "var olma" gerçeği ile yüzleşmesinin ne kadar sarsıcı ve dayanılamaz olabileceğini gösteriyor bizlere. Varoluş bazen dayanılmazdır fakat tam da bu yüzden gerçektir. Roquentin'in yaşadığı bulantı "neden varım" sorusunun cevapsız kalması değil, bu sorunun zaten yanlış olduğunu fark etmesidir. "VAR OLMAK", hiçbir sebebe yaslanmadan "BURADA" olmaktır. Jean-Paul Sartre'ın dili zaman zaman ağır, zaman zaman keskin ve sarsıcı. Romanda yapmış olduğu betimlemeler, roman kahramanı Roquentin'in "varoluş" karşısındaki huzursuzluğunu bizlere geçiriyor. Kitap sabır, dikkat ve içsel bir açıklık istiyor bizden. " Bulantı'yı tavsiye ederim; çünkü ben bu kitabı huzursuzlanarak okudum ve tam da bu huzursuzluk, insanı kendi varlığıyla yüzleştiren o eşsiz derinliği hissettirdi. Rahatsızlığıyla zihin açan, karanlığıyla düşündüren bir roman. "
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202528bin okunma
Kendimi kendimi hissetmekten alıkoyamadım
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2025 3. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 16 Ağustos 2025 15:17
Bu his de neyin nesi? İnsanlar, ne kadar fazlalar. Rutin bildikleri anlamsız hayatları tekrarlayıp duruyorlar. Var olmakta olduklarına inanıyorlar belki de. Peki ya varlar mı? Ya yoksalar! Tüylerim ürperiyor bir kez daha. Düşüncelerimi izliyor, patlamak üzere olan kafamı taşıyan omuzlarımdaki ağırlığı, her bir -var olan- nesneyle teması sonrası ısı yayan elimi hissediyor, gözlerimin seçtiği tüm cisimleri inceliyor ve beni ben yapan organların benden bir parça olduklarını hatırlıyorum. Kendi varlığımı hissediyorum bir kez daha. Benden kaçamıyordum. Ben beni çevrelemişti. Varoluşun iliklerime dolduğunu, bütün damarlarıma yayıldığını, beynime sokuştuğunu ve hareketlerime engel olduğunu görüyordum. Sartre bulanıyor,ben de bulanıyorum. İçim sıkıntı doluyor. Sıkıntı kendimi hatırlatıyor. O, Bulantının sıkıntılarıyla baş etmek için yazmıştı; kaçabildi mi acaba, yoksa daha da mı derine indi? Nasıl inceleme bu yahu! Herif gelmiş bir şeyler geveliyor.Adamın aklıyla mı oynuyorsun ulan! Antoine Roquentin, oldukça sıradan bir yaşama sahip -elbette macera denilen sudan litrelerce içmişti- günlerini özellikle kütüphanede, lokal bir kafede ve bazen de genelevde geçiren; Rodville denilen küçük burjuva kentin misafiridir -Misafir diyorum çünkü o hiçbir yete ait olamayacaktır- Bir gün denizde sektirdiği taşın belki de ömrü boyunca peşini bırakmayan, en savunmasız anında onu bulan, acayip bir huzursuzluğa sebep olan bir şeyle tanışmasına öncülük yapacağını bilmiyordu. O şey bulantının ta kendisiydi. Ne zaman geliyordu bu? Neden geliyordu ve nasıl gidecekti? Yazmalıydı. O lanetlenmişti ve tek kaçışı yazmaktı. İnsanlar,insan denilen yaratığı çevreleyen nesneler, rutinler geçmiş ve gelecek de dahil olmak üzere “varoluştan” yabancılaşmıştı. Varoluş öyle anlamsız öyle amaçsızdı ki üzerine
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202528bin okunma
Verilmiş bir varoluş (armağan), kurulmak zorunda olan bir anlam
9/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2026 05:47
Bulantı , Jean-Paul Sartre’ ın varoluşu çıplaklığıyla ele aldığı bir bilinç romanıdır. Eser, bir olay örgüsünden çok, Roquentin’in varlığın nedensizliğini fark ediş sürecini anlatır. “Bulantı”, fiziksel değil; dünyanın ve insanın hiçbir zorunlu anlam taşımadığını idrak etmenin yarattığı ontolojik sarsıntıdır. Romanın temel düşüncesi şudur: Şeyler sadece vardır. İnsan da vardır; fakat var olduğunun bilincindedir. Bu bilinç, hem özgürlük hem de ağır bir sorumluluk demektir. Çünkü insanın özü hazır değildir; kendini seçimleriyle kurmak zorundadır. Sonuçta Bulantı, karamsar bir çöküş değil; varoluşun temelsizliğini görüp yine de anlamı kendin yaratmak zorunda olduğunu kavrama anıdır. Var olmak, seçilmemiş bir yazgıdır; ama nasıl var olacağın, bütünüyle senin suçundur. Dünya senden izin almadan vardır. Sen ise ona anlam vermek zorundasındır. İşte bulantı, bu zorunluluğun bilincidir. Şeyler sessizdir; insan konuşmak zorundadır. Taş yalnızca durur; insan kendini açıklamak zorundadır. Kaçamazsın. Çünkü kaçış da bir tercihtir. Susamazsın. Çünkü sessizlik de bir ifadedir. Varoluş, sana verilmiş çıplak bir gerçektir. Anlam ise, titreyen ellerinle kurmak zorunda olduğun bir inşa.
Duygu ve Düşünce
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202528bin okunma
Var olmak Hiç olmak
8/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2025 44. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2025 20:42
Bulantı, Sartre'nin ilk romanı. Yazar, kitabın kahramanı Roquentin üzerinden varoluşçu düşüncenin tanımını ve incelemesini yapmaktadır. Kitap kahramanının günlüklerinden oluşan romanda, felsefi konular oldukça işlenmiştir. Felsefe, psikoloji ve sosyoloji; bu konulara ilgi duyup araştıran okuyan kişiler olarak biliriz ki, bu üç bilim alanı, adeta birbirinin arka bahçesidir. Biri olmadan diğeri olamaz. İşte Bulantı, bu bilim alanlarının muazzam buluşmasıdır. Hep belirttiğimiz gibi tabi ki, bu tür seven ve okuyan arkadaşlar için tavsiye edilebilir eser. Felsefe-psikoloji seven değilseniz bulantı sizi de bir başka tutar:)) Gelelim içerik meselesine. Okurken siz de kendi tiksintinizi bulabilirsiniz. Yani, evet ben de bunu düşünmüştüm, burdaysam orda değilim, olmasam da değişen olmaz, varsam etkim nereye, var olmak nedir? Varlık nedeni nedir, varolmak düşünme ile mi, biri beni düşünmezse yok mu olurum. Varım ve hiçim gibi.. Aslında varolmanın sorgusu, kimsesizlikten, yalnızlıktan, içe dönüklükten, tek düzelikten mi kaynaklanıyor? Yoksa bu tür sorguları yapanlar bu hâle mi geliyor? Bana göre, bütün bu sorgulamalar, derinlerde kaybolmalar, kitapta da görüleceği üzere, genel olarak yalnızlıktan besleniyor. Yazar bundan tabi ki bahsetmiyor, kahramanımız da bütün uçuklar gibi yalnız, araştırmacı bir yazar. Bir otel odasında farklı şehirlerde araştırmalarla geçen hayat, aile yok, sorumluluk yok, doğuştan görünüşe tipe giyime yemeye önem vermeyen birisi. Bu tipler , dünyayı sevmez, yaşamaya düşkünlükleri yoktur, saç taramaz, süslenmez, kur yapmaz, sever özler acı çeker ama kavuşmayı önemsemezler, örneğin aşık olsa, karşısındakine söylemektense intihar etmeyi seçerler. Yalnız takılır karanlıkları severler. Böyle birinin gözlemlerini varoluş sancılarını okuyoruz. Bireysel tam
Felsefe
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202528bin okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2024 41. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 25 Kasım 2024 21:44
"Bulantı" burjuva yaşamın, değerlerin ve geleneklerin en radikal reddi ve sosyal eleştirinin çok ötesinde bir eser. Roman, kurgusal bir günlük olarak yazılmıştır. Genç tarihçi Roquentin, birdenbire günlük hayatını işkenceye dönüştüren belirsiz bir bulantı hissetmeye başlar. Bir parça kağıt, bir çakıl taşı onda yaygın bir tiksinti uyandırır ve yabancılaşmış varoluşunun her bir parçasına nüfuz eder. Yalnız ve diğer insanlara karşı kayıtsızdır. Eski aşkının onu bu durumdan kurtaracağını umuyor ancak çözüm başka yerde. Rahatsızlığının nedenini bulana kadar neredeyse 260 sayfalık titiz bir iç gözlem gerektiriyor. Varoluşsal analiz açısından tiksinmek, kendini kaybetme sorununa işaret eder. Başkaları tarafından reddedilen kişisel açlık, ego kaybına yol açar ve kaybolma hissi uyandırır. Bir başka deyişle kişinin kendi varoluşunun ve onun yararsızlığının farkında olmasından kaynaklanır. Sadece sanat ve müzik onu bu duygularından kurtarabiliyor. Sartre, böylece sanatı varoluşsal korkuya bir çare olarak görüyor. Bireyin özgürlüğünü vurguladığından, savaşın dehşetinin özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra insanların boşluk ve anlamsızlık hissine bu kitabı ile felsefi bir yanıt sunmuş oldu.
Edebiyat
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202528bin okunma
Bulantı
7/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2024 2. kitabı
Antonie Roquentin, kendisiyle savaşan, kendisinden tiksinen ve insanların yapmacılığını izleyip, cansız nesnelerin durumunu inceleyip anlam aramaya çalışan ve bunu yaparken “Ben neden varım, benim amacım nedir” sorusunu kendisine yönelten ve anlam bulamayıp kendisinden iğrenip bulantı yaşayan bir kimsedir. Kitabın içinde önemli iki karakter vardır bu iki karakterin kısa anlatmak gerekirse Otodidakt alaylı bir kimse olup kendisini kütüphaneye kapatıp öğrenime aç bir insandır, baş karakterimizi oldukça çok seven ve ondan ne koparabilirsem kârdır diyen sosyalist bir adamdır, Otodidaktın insanlara olan sevgisinden ve Hümanizmini doğru bulmayan Roquentin ile ters düşerler, diğeri ise Anny dir Anny ile Roquentin’nin tanışıklığı eski zamana dayanmaktadır ve tam anlamıyla bir aşk olamamıştır bir şeylerin yarım kalmasının acısı ve geçmişin yarıklarını silip unutmak istemiş ve bunu yaparken aslında hiç beceremeyecek olmanın bilincedir. Kitap günlük tarzında yazılıp temelde Varoluşçuluk felsefesini kitaba işlemiştir, kitap oldukça ağır ve kasvetlidir. İyi okumalar.
Felsefe
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202528bin okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2024 7. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 31 Temmuz 2024 01:06
Varoluşçuluk akımının önemli isimlerinden biri olan Sartre’nin ilk eseri Bulantı. Bulantı 1938’de yayınlanmıştır. Sartre, eserinde Roquentin karakteri ile aslında kendini, kendi düşüncelerini anlatmaktadır. Dünyaya genel bakışını, varoluşunu buna benzer düşüncelere yer verilmektedir. Kendinden tiksinen biridir ve bu düşüncelerine de fazlasıyla yansımıştır. Sartre romanını günlük şeklinde ele almıştır. Roquentin Fransa’nın Bouville kentinde yaşamaktadır. Anny adında bir sevgilisi var. Onu beklerken çektiği acı ile günlük tutuyor. Kimi zaman düşüncelerini, dünyaya bakışını, kimi zaman da kendinden tiksinmesinin sebeplerini, gözlemlediği, yaşadığı olayları anlatıyor. “Hiçbir şey değişmedi fakat yine de her şey başka bir biçimde var olup gidiyor. Anlatamıyorum. Bulantıya benziyor bu ama aynı zamanda tam tersi:Sonunda başımdan bir serüven geçiyor. Kendimi sorguya çekince bunun, kendim olmaklığım ve burada bulunmaklığım olduğunu görüyorum. Geceyi yarıp geçen benim. Bir roman kahramanı gibi mutluyum.” /s.86
1000Kitap
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202528bin okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2026 22:52
Bulantı, okuduğumda beni yalnızca bir romanın dünyasına değil, kendi varoluşumun içine doğru da iten bir kitap oldu. Sartre bu eserinde bir hikâye anlatmaktan çok, insanın dünyayla ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi sorguluyor. Bu yönüyle Bulantı, klasik anlamda “keyifle okunan” bir roman olmaktan ziyade, okuru rahatsız eden, yer yer bunaltan ama tam da bu yüzden etkileyici olan bir eser. Romanın başkahramanı Antoine Roquentin’in yaşadığı “bulantı”, fiziksel bir rahatsızlıktan çok, varoluşun anlamsızlığıyla yüzleşmenin yarattığı bir duygu. Benim için bu bulantı, insanın gündelik hayatta fark etmeden kabul ettiği gerçeklerin bir anda çözüldüğü o anlara çok benziyor. Sartre, nesnelerin, insanların ve hatta zamanın bile aslında zorunlu bir anlam taşımadığını Roquentin’in gözünden gösterirken, beni de kendi hayatımdaki “alışılmış anlamları” sorgulamaya itti. Kitap boyunca dikkatimi çeken en önemli nokta, Sartre’ın dili ve anlatım tarzı oldu.Bazı bölümlerde bu yoğunluk beni yorsa da, aslında bu yorgunluğun bilinçli olarak yaratıldığını düşünüyorum. Çünkü Bulantı, okuru rahatlatmak isteyen bir kitap değil; tam tersine, onu düşünmeye zorlayan, kaçamayacağı sorularla baş başa bırakan bir eser. Romanı okurken zaman zaman Roquentin’e yakın hissettim, zaman zaman da ondan uzaklaşmak istedim. Onun toplumdan kopuşu, insanlarla kurduğu mesafeli ilişki, yalnızlığı; bir yandan tanıdık, bir yandan da rahatsız ediciydi. Sanırım Sartre’ın başarısı da burada yatıyor: Okur olarak karakterle tam anlamıyla özdeşleşmemize izin vermiyor ama onu görmezden gelmemizi de imkânsız kılıyor. Sonuç olarak Bulantı, kolay okunan ya da herkesin seveceği bir kitap değil. Ancak insanın varoluşunu, özgürlüğünü ve sorumluluğunu sorgulamak isteyenler için oldukça sarsıcı ve düşündürücü bir eser. Benim için bu
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202528bin okunma

Yazar Hakkında

Jean-Paul SartreYazar · 60 kitap
Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazarve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur. Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı. 1939 yılında II. Dünya Savaşı başlayınca Fransız ordusuna meteorolog olarak hizmet vermeye başladı. 1940 yılında Almanlar tarafından yakalanıp 9 aylığına hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı (1943). 1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve "Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir. Sartre, hep sol politik görüşe yakın olmuştur. 1956 yılında Macaristan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesine kadar Fransız Komünist Partisi'ni (PCF) desteklemiş, ardından desteğini çekmiştir. Ardından Fransız Komünist Partisi'nin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nden daha bağımsız politikalar izleyebilmesine dolaylı katkısı olmuştur. 1960'ların sonlarında Sartre, kurulu komünist partileri reddettiği için Maocuları destekledi. Sartre daha sonra Maocularla ittifak halinde olduğunu reddetmiş ve Mayıs olaylarından sonra "Eger biri tüm kitaplarımı yeniden okursa, benim hiç değişmediğimi, hep anarşist olarak kaldığımı anlayacaktır." demiştir. Bundan sonra kendisinin anarşist olarak tanıtılmasını uygun karşılamıştır. Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. "121'ler Manifestosu" olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı'nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russell Mahkemesi'nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968olayları Sartre'ın kendi fikirlerini ve geleneksel entelektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler'in Prag'a müdahalesinin ve Fransa'daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973'te Liberation'u kurmuştur. 1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolükonusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu. Öte yandan siyasal aktifliğinin onun edebi ve felsefi yönünü gölgelediği söylenemez. Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980'de Paris'te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı. Kendi varoluşçu felsefesini işlediği yapıtları başlıca; Özgürlügün Yolları, Bulantı, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sözcükler, Duvarolarak belirtilebilir. Sartre'ın Varoluşçuluğu: Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü Sartre ile birlikte kazanmıştır. 20.yüzyılda, Martin Heidegger gibi kendine özgü ve yetkin varoluşçu filozoflar söz konusu olmakla birlikte, bir felsefe olarak varoluşçuluk asıl etkisini Albert Camus ve özellikle de Sartre ile birlikte göstermiştir. Sartre, varoluşçu felsefenin hem felsefi hem de siyasal alandaki taşıyıcısı, uygulayıcısı olmakla bir entelektüel ve filozof olarak ayrı bir yer edinmiştir. Varoluşçuluğun, geriye doğru gidildiğinde Blaise Pascal'a kadar uzayan bir geçmişe sahip olduğu görülür; bu elbette belli bir şekilde anlaşılan varoluşçuluk anlamında bir felsefe eğilimidir, bunun yanı sıra varoluşçuluğun argümanlarının bir kısmı, nüve halinde ya da perspektif düzleminde de olsa çok daha öncelerde, örneğin Sokrates felsefesinde, kutsal metinlerde vb. de bulunmaktadır. Ama felsefe tarihi incelemelerinde bir felsefe eğilimi olarak Varoluşçuluğu Pascal ile birlikte ele alıp değerlendirmek yaygın bir tutumdur. Daha sonraları, Soren Kierkegaard varoluşçuluğun anlaşılmasına tam olarak belli bir şekil verir. Buna göre dünyadaki insanın varoluşu bir problematiktir ve felsefenin soruşturulması bunun üzerine yürütülmelidir. İsa, modern varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilir. Varoluşçuluk öyle ki hem edebiyat alanında hem de felsefe alanında etkili olmuş ve çeşitli şekillerde temsilcilerini bulmuştur. Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Albert Camus, Dostoyevski varoluşçuluk dendiğinde akla gelen ve modern varoluşçuluğun temsilcileri olarak incelenen isimlerdir. Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alçak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak şekillendirildiği, ama bunun da siyasalı yadsımayan bir etik olduğu görülür. İnsan belirli bir bütünlüğün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve yaşamı boyunca bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Bu felsefede özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur, öyle ki, Sartre; insan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir der. Sartre'a göre insan kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır. Öte yandan varoluşçuluk belirtildiği gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre'ın felsefesinde önemli bir yöndür. 20. yüzyılın ikinci yarısı özellikle Hümanizmin kuramsal ve felsefi olarak reddedilmesi ve eleştirilmesi olarak ortaya çıkmış olmasına ve bunların çoğunluğunun Fransa kaynaklı olmalarına rağmen, Sartre ısrarla, kendi felsefi konumunu ifade etmek için özgül bir şekilde anladığı anlamda hümanizmi vurgular. Sartre Varoluşçuluk Hümanizmdir der ve bu isimde felsefi bir çalışması vardır. Bulantı Bulantı, Sartre'ın aynı adlı kitabı olmasının yanı sıra, terim olarak da Sarte'ın varoluşçu felsefesini ifade etmektedir. Dünyanın kendinde varlığı ("kendinde şey"), insana bulantı duygusu verir; çünkü gerçeklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bilinç ise, "kendi-için-şey"dir, ve o hiçlikle ortaya konur. Sartre, felsefi olarak "Varlık ve Hiçlik" kitabında bu noktaları açıklar. Daha sonra da Bulantı romanında edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirir. Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin'dir. İlk kez yerde gördüğü bir taş parçasını eğilip almak istediğinde bunu yapamadığını fark eder; çünkü bu anda varoluşun saçmalığına karşı bir bulantı duymaya başlar, varlıkların varoluşuna, doluluğuna karşı duyulan bir bulantı. Bu dünyanın özündeki kendinde anlamsız varlığı karşısında duyulan bir bulantı'dır. Sartre'a göre hissedilen bu bulantı hissi, kişinin varlıkların kendiliğinden varoluşlarının doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir. Varoluşçu Marksizm Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir. Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; "Marksizm hümanizmdir", der Sartre. Diyalektik Aklın Eleştirisi'nde Sartre, varoluşçulukla Marksizmi karşılaştırarak değerlendirir ve Marksizmin, "çağımızın aşılmaz bir felsefi ufku olduğu" saptamasını yapar. Sartre'a göre; bir Descartes ve Locke dönemi, bir Kant ve Hegel dönemi, ve son olarak bir Marx dönemi söz konusudur. Bu temsilcilerin hepsi, bütün bir kültürün tarihsel ufkunu temsil ederler ve Marx bunların en yetkinleşmiş halidir. Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya daDiyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için" der Sartre, "marksizm aşılamazdır". Sartre ve Aydın tavrı: Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülemesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre'ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavır sergileyebilmiştir. Bu bakımdan Sartre için, "çağının tanığı ve vicdanı" diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre'ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergilediği aktif aydın tavrıdır. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır. Sartre'ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavırdır. Bu anlamda Sartre'ın bir bütün yaşam doğrultusu bu bakışın doğrulanmasıdır. Dolayısıyla da, Sartre'ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski'nin sözünü onaylar niteliktedir; "Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur." Bu söz Sartre'ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda aydının tavrının da iyi bir açıklanmasıdır.