Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·377 syf.··
Beğendi
·
2021 7. kitabı
·
221 günde okudu
·
Okunma: 01 Eylül 2021 17:38
Uzun bir zaman sonra yeniden başlıyorum. Bu kitabı okumak için çoğu zaman sağlam bir psikoloji ve temiz bir zihnimin olduğu zamanı bekliyordum. O zaman, bu zaman sanırım. Bu kez daha çeyreğine gelmeden kapağını kapatıp “okumuyorum” dedikten sonra rafa kaldırmam umarım. Sartre işte bilirsiniz, tinsel sancıları, sahici acılara, tiksintilere dönüştürmekte üstüne yok. Yine de seviyorum, varoluşsal sancıları iliklerime kadar hissetmeyi seviyorum. Bulantıyı seviyorum. Neden, ne amaçla, nereye, ne için, kim için..
BulantıJean-Paul Sartre · Altın Kitaplar Yayınevi · 197328bin okunma
Puan vermedi·377 syf.··
Beğendi
·
2021 3. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2021 21:15
Hazmetmesi zaman alan bence mutlaka okummasi gereken bir kitap. Varoluşçu, kasvetli bir atmosfer çok çarpıcı bir kitap. Sartre ,günlük biçiminde yazdığı bu romanında kahramanının dünya karşısında duyduğu tiksintiyi anlatıyor. Hemde öyle iyi anlatıyorki varolmuş olmanın bütün ağırlığını hissedeceksiniz her cümlede. Okurken o bulantıyı hissetmek mümkün,şu anımızdan şu anlıktan tiksinmek ve e benim gibi düşünüyor keyiflenmesi ile beraber sizi yormadan felsefenin yan koltuğuna oturtuyor.
BulantıJean-Paul Sartre · Altın Kitaplar Yayınevi · 197328bin okunma
10/10
·377 syf.··
Beğendi
·
2021 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2021 22:22
İnsanlar dünyayı bir bardak olarak görmeli. Dolu ve boş taraflarını bilip ona göre hareket etmeli. Ve önümüzde uzanan yıllar için elzem bir gerçek insanlığın dünya için beraber çalışması gerektiğidir. Bu kitabı okumadan önce kendinizi öz eleştiri, pozitif bakabilmek gibi alanlarda geliştirmiş ve bir parça felsefeye yakın olmanız gerekmekte. Bulantı depresyona girmek için değil, varoluşun özünü anlamak için okunması gereken harika bir şaheser.
BulantıJean-Paul Sartre · Altın Kitaplar Yayınevi · 197328bin okunma
7/10
·377 syf.··
2021 94. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2021 22:35
Dini bir kenara koyup, var oluşu anlatmaya çalışmış satre. Bazen birden bire nerden geldiğini bilmediğimiz bir sıkıntı düşüer içimize yazar bunu “bulantı” olarak adlandırmış, açıklamaya çalışmıştır. Çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim.Çoğu sahnede nihilist bir insan olduğunu düşündüm yazarım. Beni içine alamadı kitap. Sonunu okurken keşke bitmeseydi demedim.
BulantıJean-Paul Sartre · Altın Kitaplar Yayınevi · 197328bin okunma
Puan vermedi·377 syf.··
2021 36. kitabı
Ama ölümüm bile fazla olacaktı . Cesedim de;şu güleç bahçenin dibinde çınar ağaçlarının arasında,şu çakıl taşlarının üzerinde,kanım da fazla olacak;en sonunda temizlenmiş kabuğu çıkarılmış dişler gibi temiz,ak pak kemiklerimde fazlalık olarak kalacaktı. Her zaman için fazlalıktım ben
BulantıJean-Paul Sartre · Altın Kitaplar Yayınevi · 197328bin okunma
8/10
·377 syf.··
2021 6. kitabı
Herkese iyi akşamlar Sartre doğaçlama bilincin adıdır, kelimelere anlam verir. Varoluşçu yaklaşımı ile hiçliği baltalayan, hümanizmi bağlayan bir dili vardır. Varoluş Felsefesini, Sartre'yi, onun Bulantısını, reddettiği ödülü üzerine konuşmaya başlasak günlerce sürebilir. Ama bazı önemli etkin anlar vardır değerlidir. Fazla söz ile anlatılmaz. Bulantı böyle yetkin anların ürünü işte. Bir ruhsal bulantı... Delilikten bir önceki hal adeta... '' Yazmak da olmasa ne yapacakmış Sartre? '' diye düşündüm. Okurken o depresif ruh halini ve karamsar, kasvetli havayı öyle hissediyorsunuz ki yazmak da olmasa nasıl rahatlatacakmış kendini... Yer yer çok derin felsefi ve ruhsal analizler var. Ama bir olay akışı yok. Gözlemlediği anlık durum ve kişileri hatta sokakları, evleri, kapıları, iç dünyası ile harmanlayıp anlatıyor. Kitap bittiğinde ise artık ben de değişen bir şeyin bana ait olmadığını keşfettim. Yeni bir ben... Benim hayalini kurduğumdan çok farklı bir ben oldu..
BulantıJean-Paul Sartre · Altın Kitaplar Yayınevi · 197328bin okunma
9/10
·
Beğendi
Kitabı 10 sene önce okumuştum, ne zaman adını dahi duysam etkilenirim. Zaman hakeden bir kitap, gerçekten kafanız sakin olduğunda okumalısınız. Mutlaka bir gün okumalısınız.
BulantıJean-Paul Sartre · Altın Kitaplar Yayınevi · 197328bin okunma
Puan vermedi·377 syf.··
2020 1. kitabı
Teknik olarak her ne kadar ileri geri hatası olsa da genel itibari ile kitap güzel ve insana farklı bir sorgulayıcı bakış açısı kazandır. İnsanın hiçlik ve varlık arayışı...
BulantıJean-Paul Sartre · Altın Kitaplar Yayınevi · 197328bin okunma
Puan vermedi·377 syf.··
2020 32. kitabı
kitappenceresi.com/42/bulant Jean-Paul Sartre'nin yazmış olduğu Bulantı kitabını detaylı yorumumu ve analizimi okumanız için sayfama beklerim...
Edebiyat
BulantıJean-Paul Sartre · Altın Kitaplar Yayınevi · 197328bin okunma
8/10
·377 syf.··
2023 1. kitabı
Başları sıkıcı başlayan ama sabredip okursanız güzelleşen ve içine çeken bir kitap. Kitabı okurken duraksayıp düşündüğüm çok oldu ve bu bana büyük zevk verdi mutlaka okunması gereken bir kitap
BulantıJean-Paul Sartre · Altın Kitaplar Yayınevi · 197328bin okunma

Yazar Hakkında

Jean-Paul SartreYazar · 60 kitap
Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazarve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur. Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı. 1939 yılında II. Dünya Savaşı başlayınca Fransız ordusuna meteorolog olarak hizmet vermeye başladı. 1940 yılında Almanlar tarafından yakalanıp 9 aylığına hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı (1943). 1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve "Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir. Sartre, hep sol politik görüşe yakın olmuştur. 1956 yılında Macaristan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesine kadar Fransız Komünist Partisi'ni (PCF) desteklemiş, ardından desteğini çekmiştir. Ardından Fransız Komünist Partisi'nin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nden daha bağımsız politikalar izleyebilmesine dolaylı katkısı olmuştur. 1960'ların sonlarında Sartre, kurulu komünist partileri reddettiği için Maocuları destekledi. Sartre daha sonra Maocularla ittifak halinde olduğunu reddetmiş ve Mayıs olaylarından sonra "Eger biri tüm kitaplarımı yeniden okursa, benim hiç değişmediğimi, hep anarşist olarak kaldığımı anlayacaktır." demiştir. Bundan sonra kendisinin anarşist olarak tanıtılmasını uygun karşılamıştır. Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. "121'ler Manifestosu" olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı'nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russell Mahkemesi'nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968olayları Sartre'ın kendi fikirlerini ve geleneksel entelektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler'in Prag'a müdahalesinin ve Fransa'daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973'te Liberation'u kurmuştur. 1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolükonusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu. Öte yandan siyasal aktifliğinin onun edebi ve felsefi yönünü gölgelediği söylenemez. Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980'de Paris'te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı. Kendi varoluşçu felsefesini işlediği yapıtları başlıca; Özgürlügün Yolları, Bulantı, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sözcükler, Duvarolarak belirtilebilir. Sartre'ın Varoluşçuluğu: Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü Sartre ile birlikte kazanmıştır. 20.yüzyılda, Martin Heidegger gibi kendine özgü ve yetkin varoluşçu filozoflar söz konusu olmakla birlikte, bir felsefe olarak varoluşçuluk asıl etkisini Albert Camus ve özellikle de Sartre ile birlikte göstermiştir. Sartre, varoluşçu felsefenin hem felsefi hem de siyasal alandaki taşıyıcısı, uygulayıcısı olmakla bir entelektüel ve filozof olarak ayrı bir yer edinmiştir. Varoluşçuluğun, geriye doğru gidildiğinde Blaise Pascal'a kadar uzayan bir geçmişe sahip olduğu görülür; bu elbette belli bir şekilde anlaşılan varoluşçuluk anlamında bir felsefe eğilimidir, bunun yanı sıra varoluşçuluğun argümanlarının bir kısmı, nüve halinde ya da perspektif düzleminde de olsa çok daha öncelerde, örneğin Sokrates felsefesinde, kutsal metinlerde vb. de bulunmaktadır. Ama felsefe tarihi incelemelerinde bir felsefe eğilimi olarak Varoluşçuluğu Pascal ile birlikte ele alıp değerlendirmek yaygın bir tutumdur. Daha sonraları, Soren Kierkegaard varoluşçuluğun anlaşılmasına tam olarak belli bir şekil verir. Buna göre dünyadaki insanın varoluşu bir problematiktir ve felsefenin soruşturulması bunun üzerine yürütülmelidir. İsa, modern varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilir. Varoluşçuluk öyle ki hem edebiyat alanında hem de felsefe alanında etkili olmuş ve çeşitli şekillerde temsilcilerini bulmuştur. Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Albert Camus, Dostoyevski varoluşçuluk dendiğinde akla gelen ve modern varoluşçuluğun temsilcileri olarak incelenen isimlerdir. Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alçak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak şekillendirildiği, ama bunun da siyasalı yadsımayan bir etik olduğu görülür. İnsan belirli bir bütünlüğün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve yaşamı boyunca bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Bu felsefede özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur, öyle ki, Sartre; insan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir der. Sartre'a göre insan kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır. Öte yandan varoluşçuluk belirtildiği gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre'ın felsefesinde önemli bir yöndür. 20. yüzyılın ikinci yarısı özellikle Hümanizmin kuramsal ve felsefi olarak reddedilmesi ve eleştirilmesi olarak ortaya çıkmış olmasına ve bunların çoğunluğunun Fransa kaynaklı olmalarına rağmen, Sartre ısrarla, kendi felsefi konumunu ifade etmek için özgül bir şekilde anladığı anlamda hümanizmi vurgular. Sartre Varoluşçuluk Hümanizmdir der ve bu isimde felsefi bir çalışması vardır. Bulantı Bulantı, Sartre'ın aynı adlı kitabı olmasının yanı sıra, terim olarak da Sarte'ın varoluşçu felsefesini ifade etmektedir. Dünyanın kendinde varlığı ("kendinde şey"), insana bulantı duygusu verir; çünkü gerçeklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bilinç ise, "kendi-için-şey"dir, ve o hiçlikle ortaya konur. Sartre, felsefi olarak "Varlık ve Hiçlik" kitabında bu noktaları açıklar. Daha sonra da Bulantı romanında edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirir. Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin'dir. İlk kez yerde gördüğü bir taş parçasını eğilip almak istediğinde bunu yapamadığını fark eder; çünkü bu anda varoluşun saçmalığına karşı bir bulantı duymaya başlar, varlıkların varoluşuna, doluluğuna karşı duyulan bir bulantı. Bu dünyanın özündeki kendinde anlamsız varlığı karşısında duyulan bir bulantı'dır. Sartre'a göre hissedilen bu bulantı hissi, kişinin varlıkların kendiliğinden varoluşlarının doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir. Varoluşçu Marksizm Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir. Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; "Marksizm hümanizmdir", der Sartre. Diyalektik Aklın Eleştirisi'nde Sartre, varoluşçulukla Marksizmi karşılaştırarak değerlendirir ve Marksizmin, "çağımızın aşılmaz bir felsefi ufku olduğu" saptamasını yapar. Sartre'a göre; bir Descartes ve Locke dönemi, bir Kant ve Hegel dönemi, ve son olarak bir Marx dönemi söz konusudur. Bu temsilcilerin hepsi, bütün bir kültürün tarihsel ufkunu temsil ederler ve Marx bunların en yetkinleşmiş halidir. Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya daDiyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için" der Sartre, "marksizm aşılamazdır". Sartre ve Aydın tavrı: Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülemesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre'ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavır sergileyebilmiştir. Bu bakımdan Sartre için, "çağının tanığı ve vicdanı" diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre'ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergilediği aktif aydın tavrıdır. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır. Sartre'ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavırdır. Bu anlamda Sartre'ın bir bütün yaşam doğrultusu bu bakışın doğrulanmasıdır. Dolayısıyla da, Sartre'ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski'nin sözünü onaylar niteliktedir; "Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur." Bu söz Sartre'ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda aydının tavrının da iyi bir açıklanmasıdır.