Adı:
Koleksiyoncu
Baskı tarihi:
Haziran 2009
Sayfa sayısı:
256
ISBN:
9789755393087
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Collector
Çeviri:
Münir H. Göle
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Koleksiyoncu, İngiliz edebiyatının önde gelen yazarlarından John Fowles'un, birçok yayınevinden geri çevrilme talihsizliğini yaşayan; ama yayımlandığında kendisine bugünkü ününü getiren ilk romanı.Fransız Teğmenin Kadını, Yaratık, Mantissa ve Büyücü gibi başyapıtların habercisi...

Koleksiyoncu, bir kelebek koleksiyoncusuyla, aşık olarak kaçırıp zindana kapattığı bir resim öğrencisi arasındaki "mecburi" ilişkinin romanıdır görünürde.Ama Fowles'un olağanüstü üslubu ve ustalığıyla, bu ilişki, başka birçok ilişkiye de gönderme yapmakta, ahlaki kaygılarla baskı altına aldığımız yabanıl doğallığımız içinde, aslında neyi nereye kadar haklı ve geçerli bulabileceğimiz gerçekliğiyle bizi yüzleştirmektedir.

Farklı yolculuklara açık bir kurgusu olan bu roman, sadece kendimize göre haklı olan bir tutku adına yapabileceklerimizin ikna edici ve masum bir anlatısı olarak okunabileceği gibi, içimizdeki "iktidar" ve "teslim olma" isteğinin hangi şartlarda ortaya çıkabileceğinin alıntısı olarak da okunabilir.Ya da iki ayrı sosyal tabakanın birbirine yakınlaşma çabalarının, aslında alt sınıfın üst sınıfa yaranma, üst sınıfın ise öğretmenlik kisvesine bürünerek "yığınları" mümkün olduğunda kendisinden uzak tutma kaygısından başka bir şey olmadığının çarpıcı bir anlatısı olarak da yorumlanabilir.

Sadece bir psikolojik gerilim romanı olarak okunduğunda bile inanılmaz tatlar alacağınız Koleksiyoncu, bunun ötesine geçmekten ve kendi karanlıklarıyla yüzleşmekten korkmayanlara... Ya da Fowles'un dediği gibi, "Her insan kendisi için bir giz olmalıdır" sözüne inananlar için...
--- DANDANAKAN TEKSTİL LORDLARI SPONSORLUĞUNDA İNCELEMELERİMİZ TÜM HIZIYLA DEVAM EDİYOR... ---

Yine sahaflardan sıfırını bol çingenelik ve NO SURRENDER mottosuyla sıfır geri vites yaparak (pazarlık elzem şey! kınama kınanacak duruma düşersin ...) üstüne üstlük ikinci el olmasına rağmen çok ucuza kapattığım tabiri caizse zümrütlerden biri oldu bu kitap.. yazarı ve kitabı daha önce duymuş olmama rağmen piknik alanında unutulmuş simide üşüşen obez karıncalar misali sürekli kitap aldığımdan kelli bir türlü sıraya sokup alamamıştım.. "Ve Kitap"tan Baran' ın ısrarları üzerine mırın kırın ettik sonra kurbanlık alır gibi cephe savaşı verip pazarlıkta galip gelerek attık çantamıza kitabı ..tüm bu bahsettiklerim geçen haftasonu oldu.. ancak dün sıraya koyup okumaya başlayabildim ..

hemen belirteyim , incelemelerimi takip edenler bilir ..iyiliğe geçit vermem ..hayatımda değil tabii ki ..edebi eserlerde ve sanatta artı müzikte her daim KARANLIK olandan yanayım ..eleştiriden negativiteden yanayım.. kırlar, kuşlar, sarı sarı papatyalardan bana ne .. hepsinin üzerine katran döksünler .. Kafka'nın da ( babamın oğlu olur kendisi =) ) dediği gibi kitap dediğin seni sarsacak ..zengin kız fakir oğlan ve belediye otobusu ile akşamları yer sofrasında kuru soğan 5 lemesinde bilindik sona ulaşan eserlere gönlümün tüm hatları DİKENLİ TEL çekmiş durumda..bilemiyorum bu konuda sanırım bende de bir anormallik olabilir..belki de dinlediklerimden kaynaklıdır.. her neyse kitaptan bahsedecek olursak benim tabirimle "AYI" gibi güzel .. cidden kötülükler silsilesi .. kitap boyunca sayfalardan katranlar , YAĞDIR MEVLAM GORE diye diye aktı yerlere ..günlerimi karalara boyadı..

Öncelikle Koleksiyonculardan bahsetmem lazım sizlere kitabı özümseyebilmeniz için.. Kendim de #20278297 ( bkz:Japon Yapmış ) incelememde belirttiğim gibi bu gruba mensup insanlardan biriyim .. niçin toplar biriktiririz.. çünkü topladığımız her neyse ona bir TAKINTIMIZ vardır da ondan ..topladığımız şey her neyse ona karşı bir zaafımız vardır..gözümüz görmez ondan başkasını .. bu topladıklarımız kimi zaman kibrit kutusu olur , kimi zaman açık arttırmayla satılan picture lp ler (resimli plaklar) ya da aklınıza getirdiğiniz her hangi bir nesne .. işte kitabımızın kahramanı da bunlardan biri .. kendisi de kelebek toplayanlardan.. ama öncesinde KARADUL AROMALI ANASI kendisini terk edip gittiği için hayatının bir döneminde mavi ekran vermiş.. bünye baskıyı kaldıramayınca barometre çatlamış .. dolayısıyla arkadaşımızın dengeler normalde bozuk.. yıllar yılı naif kişiliğ ile de toplumdan, dolayısıyla hatun kısmı ve sosyal ortamlardan izole olmuş.. bir anlamda çekomastikle yalıtmışlar onu.. sonrasında bu takıntılı kardeşimiz şansa talihe büyük ikramiyeyi cukkalayıp küçük çaplı bir lord olunca dönemin londrasında, daha öncesinde platonik aşkı olan CİMCİME hatunu da "kolleksiyonuna" katmaya karar vermiş..buraya kadar sanırım herşey tamam ?

Velhasıl kelam , psikolojik gerilim kategorisine giren kitap burdan sonrasında başlıyor .. o yüzden pekte spoiler vermiş sayılmam .. anlatım muazzam .. yazarın dili ve olaylar şu sıcak günlerde soğuk karpuz + beyaz peynir etkisi yaptı bünyede.. okudukça satırlar, yokuştan kayarken tornetten düşen ilkokul çocuğunun asfaltta kaşar peyniri gibi rendelenişini yaşattı bana ( çok düştüm iyi bilirim). inanılmaz zevkli ve cidden çok başarılı..kitabın gelişme kısmını HER İKİ TARAFIN ( kurban kız cimcime hatun ve esas oğlan) AĞZINDAN sizlere aktardığı için kıyaslama da yapabiliyorsunuz .. bu da ayrı bir cici opsiyon ..kısacası yazar LOBOTOMY için matkap , çekiç , dikenli tel ve keskiyi ayağınıza kadar getirmiş..gerilim severim diyenler huuuuuuu!!! BUYURUN HALİL İBRAHİM SOFRASINA ...
Kitabı ilk elime aldığımda okumaya değer görmemiştim... Kendimce haklı nedenlerim var zannediyordum. Mesela kitabı ilgi çekici kılmak için içine pornografik ögeler serpiştirilmiştir, ya da erkek egemen zihniyetin iştahını kabartıp egosunu okşamak için yazılmıştır gibi düşüncelerim vardı. Çünkü hikayeyi spoiler vermeden özetlemek gerekirse piyangodan para kazanan; silik, hiçbir iktidar elde edemediği için kötü düşüncelerini içine gömen bu yüzden gri bölgede kalan, tipik bir devlet memuru 'erkek' figür; özgür, donanımlı, yaşça genç fakat olgun ve resim kabiliyeti olan 'kadın' figürü sinsice bir planla zapturapt ediyor olmasıydı... Üstelik tüm bunları onu delicesine sevdiği için yaptığını söylüyordu... Günümüz kadın cinayetlerinin(katliamlarının) mihenk taşı da bu içi boş, yalandan sebep değil mi?


Yukarıda belirttiğim nedenlerden ötürü içimde bir tiksinti duyuyor ve kitabı elde ettiğim için pişmanlık besliyordum. Kitaptan kurtulmalıydım hatta ciddi ciddi onu yakmayı bile düşündüm. Üzerine bir güzel nutuk çekip, böyle kitapların okunmaması gerektiği; çünkü olayı meşrulaştırdığını burada edebi değeri bir kenara bırakmak gerektiğini bas bas bağırma planları kurguluyordum...

Bütün bu düşüncelere kitap hakkında hiçbir araştırma yapmadan kapılmıştım. İnternet de biraz araştırdım. Ön yargılarımdan sıyrılıp okumam gerektiğine karar kıldım ve iki günde bitirdim...

Kitap da olayın kurban gözünden anlatıldığı bölüme kadar da hissettiğim ikirciklenme peşimi bırakmadı. Fakat o bölümden sonra adeta başım döndü. Belki çok şatafatlı veya imgesel veya edebi açıdan derin cümleler barındırmasa da kullanılan oldukça yalın ve gerçeklik barındıran cümleler beni eşduyuma zorladı.

Tutsak kadın, tutulduğu mahzende günlük tutuyor. doğal olarak İçinde bulunduğu korkunç ve insanlık dışı durumdan yakınıyor. Bu gözüme çarpan ilk detaydı; büyük resimde ise yitirilip giden insanlıktan, savaşlardan, açlıktan, atom bombasının yarattığı tahribatından, yoksulluktan, açlıktan toprak yiyen çocuklardan, toplumsal sınıf savaşlarına kadar birçok konuya değiniyor. Kendisini kaçıran erkekten yola çıkarak insan dünyası ve doğası üzerine adeta felsefi salvolar gönderiyor. Sonuna kadar direneceğinden ve bunu yaparken de kendisini derdest eden hastalıklı yöntemleriyle değil; inandığı doktrinler doğrultusunda -şiddet içermeden- savaşmayı seçen bir kişilik olarak karşımıza çıkıyor.

Esir olarak tutulduğu süre boyunca, önceki yaşadığı hayatın anlamsızlığından, insanlara bildikleri doğruları anlatma çabasından hatta bunun doğru olup olmadığı noktasında ikileme düşerek bahsediyor. Tam bu noktada kitabı kapatıp biraz düşündüm. Son 2-3 yıl içerisinde ne çok şey yaşamış, ne çok şey atlatmıştım. Bildiklerimi insanlara aktarabilmiş miydim, peki benim doğru dediklerim kime göre neye göre doğruydu, hayatımda kesiştiğim insanlar doğrularımı nasıl karşılıyorlar bana nasıl tepki veriyorlardı? Hakkaniyetle kendime cevap verebilir miydim? Düşüncelerimi biraz daha derinleştirdim... İnsanlar yaşadıkları hayati olayları atlattıktan sonra daha bir keskin olurlar; ya daha önce inandığı ideolojilerine, doktrinlerine, düşüncelerine sımsıkı sarılırlar ya da tümüyle onları terk ederler. Ben ise arafta kaldım... Düşünün alanda kalabalığın orta yerinde bir canlı bomba
-inandıkları doğrultusunda- bir eylem gerçekleştirmiş ve kendini patlatmış... Siz şans eseri bombadan da, içinden fırlayan bilyelerden de, çivilerden de, şarapnel parçalarından da kurtulmuşsunuz. Alanda ki yaralı insanları 'güvenli' yerlere taşımaya çalışıyorsunuz ve etraf gazla kaplı nefes alış verişi sağlıklı değil, üstelik size kendi siyasi partisinin el işaretlerini yapan, yüzünüze tarif edilemeyecek bir kinle bakan insan toplulukları var. Daha yitirdiklerinizin yasını tutamış, bir hafta gibi kısa bir süre sonra, girdiğiniz bir toplulukta sınıfsal sorunları tartışıyorken kendinizi buluyorsunuz... İçimden bir şeyler koptu, ne tümüyle terk edebiliyor ne de ateşli bir biçimde savunabiliyorum... Herhalde Ortadoğu insanı yaşama böyle küsüyor: sanattan, müzikten, kitaptan, tiyatrodan böyle kopuyor sonra da toplumun metalarına böyle tamah ediyor...


Bir ihtimal kitap size benim hissettiğim duyguları vermeyebilir ama okunmalı. Bir puanı kırpmamın nedeni ise biraz bencilce -böyle bir hakkım var mı bilmiyorum- sonu istediğim gibi bitmedi. Spoiler vermemek için zorlukla susuyorum.

Benzer kitaplar

Fowles okuyacakların ilk başlaması gereken, edebi işçiliği ve kalitesi yanında popüler olmayı da başaran, yayınlandıktan sonraki yıllarda senaryoya uyarlanıp filmi de çekilen bir kitap..

Kitap basit bir aşk hikayesine dayanmaz; saplantının ittiği gerilim, gerilimin tetiklediği buhran ve buhranın müjdelediği bir yüzleşmeyi barındırır bünyesinde. Varoluşsal bir yüzleşme..

Kitap iki bölümden oluşur ve her bir bölümdeki olayların gelişimi, ana karakterlerden birinin gözüyle anlatılır. Yazarın Miranda aracılığıyla güzel sanatlara dair bilgisini konuşturduğu bu roman, esasında iki kutba sahip: Acımasız, kaba, cahil ve çoğunluğu oluşturan avam, yani alt tabaka ile eğitimli, görgülü, kibirli bir azınlığı temsil eden havas, yani yüksek tabakanın çatışmasına odaklanır. Masumiyetin fakat kaba sabalığın, saflığın fakat kötücüllüğün birleştiği alt tabaka, her koşulda, ince ruhlu ama kibirli, eğitimli ama üstten bakan elit kesimi sindirmektedir. Bu savaş, her kültürde, her toplumda benzer şekillerde sahnelenir. Roman, işte bu sınıf çatışmasına, toplumsal muharebelerin bu en büyüğüne eğilmektedir.

Kitabın içeriğine gelirsek.. Sıkı durun, Spoiler tehlikesi..

Son derece zararsız görünüp ruhsal çöküntülerin eşiğinde olan, eşikte kaldığı için görünürde sadece canı sıkılan, sevdiği tek şeyin topladığı kelebeklerden oluşturduğu koleksiyonu olduğu, günün birinde ise kelebeklerden daha ilgi çekici, daha heyecan verici, daha güzel bir şeyi, bir kadını koleksiyonuna eklemek isteyen bir adamın günlerce takip edip kaçırmayı planladığı kadını alıp evindeki mahzene tıkması..

Toplum tarafından adeta dışlanmış, ezik, asosyal ve sorunlu bir kişi olan adamımız, yüksek eğitimli ve üst sınıfa mensup Miranda'ya deliler gibi aşık. İkramiyenin kendi biletine çıkmasından sonra, tüm parayı gözlerden uzak bir ev satın almaya, evin bodrum katını bir insanın kaçamayacağı şekilde dizayn etmeye ayırır. Kadının tüm isteklerini karşılayıp, yine de onu tutsak eden roman anlatıcısı, bize tüm bu süreci, öyle bir doğallık ve haklı olduğu hissiyle anlatır ki, apışıp kalırız. İlk bölümü okurken, kadını eğitimi nedeniyle adamı sürekli aşağılayan, burnu havada bir kibir budalası olarak görürken, ikinci bölümde, kadının tutsaklık günlerini anlatan günlüğü okuduğumuzda, adamın zavallılığını, kadının her bir hareketinin belli amaçlar taşıdığını, defalarca kaçma teşebbüsüne rağmen adamın bir sülük gibi kanını, esasında hayatını içtiğini görürüz. Kitap, etkileyici bir sona sahip.
Son sayfayı okudum ve dehşet içinde kitabı kapattım, okurken kendimi sürekli bir çıkmazda hissettim psikolojik geçişleri harika, duyguyu vermesi ve bunu yaparken aracıya ihtiyaç duymaması direkt anlatması beni çok etkiledi.
Kelebek koleksiyoncusu Frederick, takıntılı denecek kadar Miranda'ya aşıktır, tek isteği onun da kendisini sevmesini sağlamaktır. Zorla birini sevebilir misiniz? Özellikle de bir mahsende tutsakken? Bu kitapta "Stockholm Sendromu" yok sonuna kadar mücadele var.
"Yarari yok. Yaradılıştan kin tutan biri değilim. Sanki içimde bir yerde her gün bir miktar iyi niyet ve sevecenlik üretiliyor ve dışarı çıkması gerekiyor. İçimde tutmaya kalkarsam, mantarı patlatıyor."
Platonik aşka tutulduğunu düşünen sosyopat silik bir adamın , takıntılı olduğu cazibeli kadını bir mahzende alıkoyuşuyla başlıyor.bu giriş bana gerilim romanlarını anımsatsa da kesinlikle kitabın türü hakkında cümlelerin yoğunluğunu sezdikçe ters köşe olabilirsiniz.yazarın ilk okuduğum kitabı ve kesinlikle bu akıcı tarzından dolayı okuyacağım son kitabı da olamayacaktır. Kitap genel olarak iki kısımdan oluşuyor. kaçırılış ve hapsediliş öyküsünü kadının ve erkeğin perspektifinden okuyoruz. Bir tarafta kadının iç dünyasında ki muammalar ve entelektüel kaygılar,diğer tarafta ise silik bir adamın hedonizm ve anlam arayışı. Uzatıyorum galiba tabir caizse soluksuz okuyacağınız dolu dolu bir eser.
bu kitap cahilliğe ve zorbalığa bir karşı duruş olduğu kadar (freddie), aydın ve zengin insanın züppeliğine (miranda) de bir tokat bence. freddie'nin ne kadar hasta ruhlu olduğuna hepimiz hemfikiriz zaten, ben miranda'nın ulaşılmazlığından bahsetmek istiyorum. freddie bu üst sınıfın arasına katılmak için gerekli gördüğü miktar parayı buluyor, ama yine kültürsüzlüğü yüzünden bunu başaramayacağını biliyor. ve parasını kendini geliştirmeye yatırım yapmak için kullanmak yerine miranda'yı kaçırmaya karar veriyor. neden? miranda için hazırladığı odaya onun ilgi alanlarına ait kitaplar seçmeyi biliyor, ama açıp okumaya korkuyor o kitapları. neden? neden freddie, kim, nasıl inandırdı seni aptalın biri olduğuna?
Hayret bir şey ya diye söylenip durmanızı sağlayan psikolojik gerilim romanı ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Duygular hep ön planda. Diğer yandan ise hasta bir koleksiyoncunun "aşk" diye nitelendirdiği duyguyu yaşaması kısaca. Kitap 3 bölümden oluşuyor. 2. Bölüm biraz tekrar üzerine gitse de kendini okutuyor. Gayet anlaşılır, yalın ve doğal hali olması sizi anlamak için yormuyor fakat gel gör ki son bölümler yok artık deyip duruyorsunuz. Kitaptan hariç hayatımızda da seviyorum zannedip zulüm eden, özgürlük alanı bırakmayan insanlara bol bol göndermeler var. Tabii insan ne kadar üstüne alınır bilemiyorum ama kendini sorgulamak açısından güzel bir romandı. Keyifli bir okuma dileyemeyeceğim ama okunması size farklı bakış açıları kazandıracağı kesin...
Ruh hastası olan kelebek koleksiyoncusu piyangodan kazandığı parayla herşeyi yapabileceğini sanıyor.Saplantili bir şekilde aşık olduğu Mirandayi kaçırıp pahalli hediyeler, kıyafetler,kitaplarla kendine aşık edebileceğini saniyor.Mirandaya duyduğu bana göre tamamiyle saplantı öyle bir hale geliyor ki sevdiği insanı ölüme bile birakip arkasından onu gömüp kendine yeni bir kurban arayışına giriyor..
Öncelikli olarak şunu belirtmeliyim ki hep ağır ve teorik kitap okuyan kişiler için elbette biraz yavan gibi gelebilir. Fakat kitap içerisinde sanat adına çok şey bulabilirsiniz. Eğer benim gibi okuduğunuz kitaplarda notlar alıp (kitap , resim , müzik vs. ) Sonradan bunları araştırıyorsanız bilin ki bu kitapta çok şey araştıracaksınız. Daha önce duyulmamış çok fazla isim var. Fakat daha önce bu kitap ile ilgili sosyolojik çıkarım yapılabilir mi diye düşünüp burada da paylaşmıştım. Kesinlikle evet bu sadece bir gerilim kitabı değil içinde sosyolojik çok fazla boyut var. Özellikle sınıfsal farklılıklar üzerine geçen diyaloglar birey-toplum, sınıf-toplum, sınıf-ahlak kavramı üzerine düşündürüyor. Ahlak parayla satın alınabilir mi? Ya da ahlaki değerler maddi farklılıklarla değişikliğe uğrayabilir mi? Sorularına cevap bulabilirsiniz. Bu arada aynı isimli bir de filmi çekilmiş kitabın 1965 yapım. Ben kişisel olarak film-kitap ikilisinden öncelikle kitabın okunup ardından filmin izlenmesi taraftarıyım. Tabi bu yine kişisel bir tercih karar sizin. İyi okumalar, iyi seyirler.
(spoiler içerir)
Hastalikli bir adamin gencecik bir kizin hayatini mahvedisi adli roman...Bu nasil bir zihniyet ki kizin üstünde hak talep edebiliyor.Adamin sonunda intihar etme istegini okudugum anda cok sukur dedim ,cunku biliyordum bu zihniyette ki insanlar durmaz tekrar kılıfına uydurup tekrarlar nitekimde oyle olacaginin sinyalini yazar bize verdi. Kitap bunun disinda gunlerimizi ne kadar da bos gecirdigimiz konusunda da guzel vurgular yapmis bize, bilgilerimizin ne kadar kıt oldugunu ve zenginleştirmek için hiç birşey yapmadigimizi bir guzel vurmuş yüzümüze... Okumanızı şiddetle olmasa da tavsiye ederim.
Hastalıklı bir ruh ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Muazzam derecede güzel kurgulanmış, betimlemeleri harika bir psikolojik gerilim kitabıdır. Ana karakter tamamen kendini toplumdan soyutlamıştır. Tek ilgi alanı kelebeklerdir ve bunları biriktirmekten büyük haz duymaktadır. Biriktirme olayı artık farklı bir boyut kazanmış olan ana karakterin sadece görüntüsüne hayran olduğu bir kadını tutsak etmesini anlatan kitabın sonu ayrıca ilginçtir. Koleksiyonculara bakış açınızı değiştirten okunması gereken bir kitap.....
Son zamanlarda okuduğum en iyi eser. Hem bir an evvel bitsin diye merakla okuduğum hem de ne olur bitmesin, dediğim bir yapıt. İki tarafı da anlamak bu denli benliğini suçlayıcı nasıl olabilir, kısmını sorgulatıyor. Hastalıklı bir zihin nasıl oluyor da haklı bulunabilir? Nasıl bir tutsak, kendinden bu kadar ödün verebilir? Tek bir sebep belki de ikisi için de geçerli olan: Yaşamak için.
"İnsan değil ;insan kıyafetine bürünmüş bir BOŞLUK."
John Fowles
Sayfa 247 - Ayrıntı Yayınları 7. Basım 2016

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Koleksiyoncu
Baskı tarihi:
Haziran 2009
Sayfa sayısı:
256
ISBN:
9789755393087
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Collector
Çeviri:
Münir H. Göle
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Koleksiyoncu, İngiliz edebiyatının önde gelen yazarlarından John Fowles'un, birçok yayınevinden geri çevrilme talihsizliğini yaşayan; ama yayımlandığında kendisine bugünkü ününü getiren ilk romanı.Fransız Teğmenin Kadını, Yaratık, Mantissa ve Büyücü gibi başyapıtların habercisi...

Koleksiyoncu, bir kelebek koleksiyoncusuyla, aşık olarak kaçırıp zindana kapattığı bir resim öğrencisi arasındaki "mecburi" ilişkinin romanıdır görünürde.Ama Fowles'un olağanüstü üslubu ve ustalığıyla, bu ilişki, başka birçok ilişkiye de gönderme yapmakta, ahlaki kaygılarla baskı altına aldığımız yabanıl doğallığımız içinde, aslında neyi nereye kadar haklı ve geçerli bulabileceğimiz gerçekliğiyle bizi yüzleştirmektedir.

Farklı yolculuklara açık bir kurgusu olan bu roman, sadece kendimize göre haklı olan bir tutku adına yapabileceklerimizin ikna edici ve masum bir anlatısı olarak okunabileceği gibi, içimizdeki "iktidar" ve "teslim olma" isteğinin hangi şartlarda ortaya çıkabileceğinin alıntısı olarak da okunabilir.Ya da iki ayrı sosyal tabakanın birbirine yakınlaşma çabalarının, aslında alt sınıfın üst sınıfa yaranma, üst sınıfın ise öğretmenlik kisvesine bürünerek "yığınları" mümkün olduğunda kendisinden uzak tutma kaygısından başka bir şey olmadığının çarpıcı bir anlatısı olarak da yorumlanabilir.

Sadece bir psikolojik gerilim romanı olarak okunduğunda bile inanılmaz tatlar alacağınız Koleksiyoncu, bunun ötesine geçmekten ve kendi karanlıklarıyla yüzleşmekten korkmayanlara... Ya da Fowles'un dediği gibi, "Her insan kendisi için bir giz olmalıdır" sözüne inananlar için...

Kitabı okuyanlar 211 okur

  • Ser Do
  • Burak Ülke
  • Didem Gökbel Keklikoğlu
  • SihirliFlut
  • Muallimi Evvel
  • Büşra elkaan
  • ümit
  • Mrs.Librarian
  • Nadya Ivanova
  • Birsen Öztürk

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4
14-17 Yaş
%2
18-24 Yaş
%16.8
25-34 Yaş
%37.6
35-44 Yaş
%26.7
45-54 Yaş
%9.9
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59
Erkek
%40.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.8 (19)
9
%32.2 (28)
8
%24.1 (21)
7
%12.6 (11)
6
%4.6 (4)
5
%3.4 (3)
4
%1.1 (1)
3
%0
2
%0
1
%0