Koleksiyoncu

8,3/10  (33 Oy) · 
80 okunma  · 
35 beğeni  · 
1.232 gösterim
Koleksiyoncu, İngiliz edebiyatının önde gelen yazarlarından John Fowles'un, birçok yayınevinden geri çevrilme talihsizliğini yaşayan; ama yayımlandığında kendisine bugünkü ününü getiren ilk romanı.Fransız Teğmenin Kadını, Yaratık, Mantissa ve Büyücü gibi başyapıtların habercisi...

Koleksiyoncu, bir kelebek koleksiyoncusuyla, aşık olarak kaçırıp zindana kapattığı bir resim öğrencisi arasındaki "mecburi" ilişkinin romanıdır görünürde.Ama Fowles'un olağanüstü üslubu ve ustalığıyla, bu ilişki, başka birçok ilişkiye de gönderme yapmakta, ahlaki kaygılarla baskı altına aldığımız yabanıl doğallığımız içinde, aslında neyi nereye kadar haklı ve geçerli bulabileceğimiz gerçekliğiyle bizi yüzleştirmektedir.

Farklı yolculuklara açık bir kurgusu olan bu roman, sadece kendimize göre haklı olan bir tutku adına yapabileceklerimizin ikna edici ve masum bir anlatısı olarak okunabileceği gibi, içimizdeki "iktidar" ve "teslim olma" isteğinin hangi şartlarda ortaya çıkabileceğinin alıntısı olarak da okunabilir.Ya da iki ayrı sosyal tabakanın birbirine yakınlaşma çabalarının, aslında alt sınıfın üst sınıfa yaranma, üst sınıfın ise öğretmenlik kisvesine bürünerek "yığınları" mümkün olduğunda kendisinden uzak tutma kaygısından başka bir şey olmadığının çarpıcı bir anlatısı olarak da yorumlanabilir.

Sadece bir psikolojik gerilim romanı olarak okunduğunda bile inanılmaz tatlar alacağınız Koleksiyoncu, bunun ötesine geçmekten ve kendi karanlıklarıyla yüzleşmekten korkmayanlara... Ya da Fowles'un dediği gibi, "Her insan kendisi için bir giz olmalıdır" sözüne inananlar için...
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2009
  • Sayfa Sayısı:
    256
  • ISBN:
    9789755393087
  • Orijinal Adı:
    The Collector
  • Çeviri:
    Münir H. Göle
  • Yayınevi:
    Ayrıntı Yayınları
  • Kitabın Türü:
Kübra 
 01 Ağu 2015 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Bir geri zekalının romanı. Sakın yanlış anlaşılmasın romanın başkarakteri gerçekten geri zekalı. Yaşayacak kadar akla sahip birinin, zekası ve kalbiyle hayatı yorumlayışı ve başka hayatları hiç edişi, insanın kalbini şu sıcakta daha bir terletiyor.

Koleksiyoncu denen varlığa, bir gün piyango gibi bir şeyden para çıkar ve o parayla yaşanabilecek onca güzel şey varken, bu kıt gider bir sanat öğrencisi kızı kaçırır. Kendince aşıktır. Kızı tutsak ettiği süre içinde, kızın kurduğu cümlelere verdiği tepkiler, o anlamayan halleri ve korkunç bencilliği insanı çıldırtan cinsten. Kız ne derse alır, Fransız parfümü ister, 14 şişe parfüm getirir. Kız şoke olur, çünkü bu çok paradır. Ama neye yarar?

Aradaki zeka, kültür ve zevk farklılıklarının uçurum olduğu bu psikolojik gerilim romanını gerçekten beğenerek okudum. Tabi o kelebekleri kanatlarından tutup, bir yöntemle ölmelerini izleyen koleksiyoncu ruh hastasını dan dun odunla dövmek istemedim değil. Kıza o kadar üzüldüm ki sanki gerçekmiş gibi onun hapis hayatını yaşadım. Kitabın sonu da ayrı bir darbe indirdi beynime.

Boyalar, renkler hep ilgimi çeker. Fonda bu kaçırılma olayı var ama sanatla ilgili güzel tespitler, bakış açıları, konuşmalar da var. Bu kitabı zekasızlığın bir insana neler yaptırabileceğini görmek, gerilmek, biraz da sanatla ilgilenmek isteyenlere tavsiye ederim.

Celal Uslu 
04 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Kitabı ilk elime aldığımda okumaya değer görmemiştim... Kendimce haklı nedenlerim var zannediyordum. Mesela kitabı ilgi çekici kılmak için içine pornografik ögeler serpiştirilmiştir, ya da erkek egemen zihniyetin iştahını kabartıp egosunu okşamak için yazılmıştır gibi düşüncelerim vardı. Çünkü hikayeyi spoiler vermeden özetlemek gerekirse piyangodan para kazanan; silik, hiçbir iktidar elde edemediği için kötü düşüncelerini içine gömen bu yüzden gri bölgede kalan, tipik bir devlet memuru 'erkek' figür; özgür, donanımlı, yaşça genç fakat olgun ve resim kabiliyeti olan 'kadın' figürü sinsice bir planla zapturapt ediyor olmasıydı... Üstelik tüm bunları onu delicesine sevdiği için yaptığını söylüyordu... Günümüz kadın cinayetlerinin(katliamlarının) mihenk taşı da bu içi boş, yalandan sebep değil mi?


Yukarıda belirttiğim nedenlerden ötürü içimde bir tiksinti duyuyor ve kitabı elde ettiğim için pişmanlık besliyordum. Kitaptan kurtulmalıydım hatta ciddi ciddi onu yakmayı bile düşündüm. Üzerine bir güzel nutuk çekip, böyle kitapların okunmaması gerektiği; çünkü olayı meşrulaştırdığını burada edebi değeri bir kenara bırakmak gerektiğini bas bas bağırma planları kurguluyordum...

Bütün bu düşüncelere kitap hakkında hiçbir araştırma yapmadan kapılmıştım. İnternet de biraz araştırdım. Ön yargılarımdan sıyrılıp okumam gerektiğine karar kıldım ve iki günde bitirdim...

Kitap da olayın kurban gözünden anlatıldığı bölüme kadar da hissettiğim ikirciklenme peşimi bırakmadı. Fakat o bölümden sonra adeta başım döndü. Belki çok şatafatlı veya imgesel veya edebi açıdan derin cümleler barındırmasa da kullanılan oldukça yalın ve gerçeklik barındıran cümleler beni eşduyuma zorladı.

Tutsak kadın, tutulduğu mahzende günlük tutuyor. doğal olarak İçinde bulunduğu korkunç ve insanlık dışı durumdan yakınıyor. Bu gözüme çarpan ilk detaydı; büyük resimde ise yitirilip giden insanlıktan, savaşlardan, açlıktan, atom bombasının yarattığı tahribatından, yoksulluktan, açlıktan toprak yiyen çocuklardan, toplumsal sınıf savaşlarına kadar birçok konuya değiniyor. Kendisini kaçıran erkekten yola çıkarak insan dünyası ve doğası üzerine adeta felsefi salvolar gönderiyor. Sonuna kadar direneceğinden ve bunu yaparken de kendisini derdest eden hastalıklı yöntemleriyle değil; inandığı doktrinler doğrultusunda -şiddet içermeden- savaşmayı seçen bir kişilik olarak karşımıza çıkıyor.

Esir olarak tutulduğu süre boyunca, önceki yaşadığı hayatın anlamsızlığından, insanlara bildikleri doğruları anlatma çabasından hatta bunun doğru olup olmadığı noktasında ikileme düşerek bahsediyor. Tam bu noktada kitabı kapatıp biraz düşündüm. Son 2-3 yıl içerisinde ne çok şey yaşamış, ne çok şey atlatmıştım. Bildiklerimi insanlara aktarabilmiş miydim, peki benim doğru dediklerim kime göre neye göre doğruydu, hayatımda kesiştiğim insanlar doğrularımı nasıl karşılıyorlar bana nasıl tepki veriyorlardı? Hakkaniyetle kendime cevap verebilir miydim? Düşüncelerimi biraz daha derinleştirdim... İnsanlar yaşadıkları hayati olayları atlattıktan sonra daha bir keskin olurlar; ya daha önce inandığı ideolojilerine, doktrinlerine, düşüncelerine sımsıkı sarılırlar ya da tümüyle onları terk ederler. Ben ise arafta kaldım... Düşünün alanda kalabalığın orta yerinde bir canlı bomba
-inandıkları doğrultusunda- bir eylem gerçekleştirmiş ve kendini patlatmış... Siz şans eseri bombadan da, içinden fırlayan bilyelerden de, çivilerden de, şarapnel parçalarından da kurtulmuşsunuz. Alanda ki yaralı insanları 'güvenli' yerlere taşımaya çalışıyorsunuz ve etraf gazla kaplı nefes alış verişi sağlıklı değil, üstelik size kendi siyasi partisinin el işaretlerini yapan, yüzünüze tarif edilemeyecek bir kinle bakan insan toplulukları var. Daha yitirdiklerinizin yasını tutamış, bir hafta gibi kısa bir süre sonra, girdiğiniz bir toplulukta sınıfsal sorunları tartışıyorken kendinizi buluyorsunuz... İçimden bir şeyler koptu, ne tümüyle terk edebiliyor ne de ateşli bir biçimde savunabiliyorum... Herhalde Ortadoğu insanı yaşama böyle küsüyor: sanattan, müzikten, kitaptan, tiyatrodan böyle kopuyor sonra da toplumun metalarına böyle tamah ediyor...


Bir ihtimal kitap size benim hissettiğim duyguları vermeyebilir ama okunmalı. Bir puanı kırpmamın nedeni ise biraz bencilce -böyle bir hakkım var mı bilmiyorum- sonu istediğim gibi bitmedi. Spoiler vermemek için zorlukla susuyorum.

Kitap yalnızca 
29 Eki 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

(spoiler içerir)
Hastalikli bir adamin gencecik bir kizin hayatini mahvedisi adli roman...Bu nasil bir zihniyet ki kizin üstünde hak talep edebiliyor.Adamin sonunda intihar etme istegini okudugum anda cok sukur dedim ,cunku biliyordum bu zihniyette ki insanlar durmaz tekrar kılıfına uydurup tekrarlar nitekimde oyle olacaginin sinyalini yazar bize verdi. Kitap bunun disinda gunlerimizi ne kadar da bos gecirdigimiz konusunda da guzel vurgular yapmis bize, bilgilerimizin ne kadar kıt oldugunu ve zenginleştirmek için hiç birşey yapmadigimizi bir guzel vurmuş yüzümüze... Okumanızı şiddetle olmasa da tavsiye ederim.

Sibel İmamoğlu 
19 Şub 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kitabı okumamın üstünden iki ay geçmiş olmasına rağmen hala hakkında düşünüyor ve her düşündüğümde hayran kalıyorum. Karakterlerin psikolojik olarak değişimi öylesine güzel anlatılmış ki insanı her şeyin olabileceğine inandırıyor. Karakterler yavaş yavaş değişiyorlar ve ben sadece yazara hayranlık duyabiliyorum. Uzun zamandır bir kitabı bu kadar çok sevmemiştim.

Peter Bornemann 
17 Şub 16:00 · Kitabı okudu · 59 günde · Beğendi · 9/10 puan

yaklaşık 2 ay sürdü kitabı okumam. niye o kadar sürdü derseniz, bir yandan john fowles'in yaratıcı üslubunun tadını çıkarmak istiyordum bir yandan da gerilim ögesi fena halde yoruyordu beni. ve sürekli daha iyi olacak daha iyi olacak beklentileriyle nihayet tabiri caizse bombok bir halde bitti roman. belli eksiklikleri olan sorunlu ama yine de iyiliğe dair bir beklentide olduğunuz bir insanın giderek nasıl da canavarlaşabildiğini gördüğünüz çok başarılı bir eser. yanı sıra miranda karakteri eliyle yaşamak arzusu ve insan ruhunun sınırları irdeleniyor. alt metinde sınıfsal farklıkları da hissettiriyor roman.
hikaye clegg'in anlatımıyla başlıyor. sonrasında miranda'nın günlükleri. finalde yine clegg. miranda'nın günlükleri clegg'in nasıl bir psikopata dönüştüğünü fark etmeniz için son derece önemli. kendi anlatımında fark edemediğiniz bir çok ayrıntıyı miranda'nın günlüklerinde fark ediyor ve clegg'e öfke duyuyorsunuz. öfke duyulmayacak gibi değil. kelebek koleksiyoncusu clegg'in bu hobisi, geniş anlamda romanın da konusu aslında: doğada güzel ve ayrıksı duran bir şeyin, koleksiyoncu eliyle nasıl da cansız ve sıradan bir hale geldiği. tabi ki söz konusu şey bir kelebek değil, bir insan olduğu için çatışma hali romanın sonuna dek sürüyor. okuyun derim.

sezen 
28 May 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Büyücü adlı romandan hemen sonra "koleksiyoncu"yu okudum. Konusu oldukça ilgimi çekmişti. Çok sıradan diye nitelendirebileceğimiz bir insanın hastalık boyutuna varmış tutkusuna derin bir bakış atıyoruz yazarın muhteşem anlatımıyla. En büyük canavarlıklar sıradanlıkta gizlenir. Sıradanlık ürkütücüdür. Psikolojik analizleri seven okurlar bu kitabı okumalı.

Pelin Tunç 
14 Tem 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yazarın okuduğum ilk kitabı ve son olmayacak. Tek kelimeyle bayıldım. Kitabın konusu herkes tarafından ele alınmıştır, özellikle Türk filmlerinde boy gösteren stockholm sendromu. Tabi bu sendromun olması için kaçıranın duygularıyla hareket etmesi lazım. Kadir İnanır'ın Yaban Filmi gibi mesela :D Kadir İnanır'ın feminen tarafını bastırdığı şiddet yanlısı tutumları kadınların kul köle olmasını sağlamıştır hepimizin bildiği gibi :)
Fakat bu kitapta daha farklı ele alınmış. Kaçıran şahsiyetin kayıtsız oluşu, hemen hemen her olaya karşı soğuk kanlı duygusuz sığ yaklaşımları, Bu da stockholm sendromuna en büyük engel. Bu karakterle ilgili İlerleyen sayfalarda Ruh sağlığı bozukluklarında gördüğümüz Şizoid kişilik bozukluğu geldi aklıma. Tıpkı Albert Camus'un Yabancı kitabındaki ana karakter gibi. duygularını belli etmeyen, soğuk içedönük, hiçbir şekilde ilişki kuramayan tipler. Kısacası duygusal dalgalanma gibi durumları yok, aldırmazlıkları bütün dünyaya karşı. Topluma karışma gibi durumları söz konusu değil, hayatları kör kısır döngü. Bazılarının entellektüel uğraşları da olabiliyor tıpkı koleksiyoncu gibi.

Teması üslubuyla güzel uyum sağlamış, yazar görünürde olanla başlayıp görünmeyen -derinlemesine psikolojik izler taşıyan- kısmına doğru akışı çok iyi sağlamış. Okudukça hissettiğim çaresizlik duygusu ve sürekli kaçırılan kız ile ilgili empati kurmam beni daralttı diyebilirim. Daha fazla ifşa etmeden sadede geleyim;

Bu kitabı mutlaka okumalısınız!

MT 07 
02 Ağu 2015 · Kitabı okumadı · Beğendi · Puan vermedi

Gerek üslubu olsun gerek betimlemeleri,ufak göndermeleri olsun iyi bir kitap diyebilir ki .. diyemiyorum.
yahu televizyonun hipnotizmasını , gazetelerin boş sayfalarını,gereksiz birçok şeyler yaptığımızın farkındayız bence kitap bu gereksizleri bırakmayı(!)söylüyor.Ben biraz daha bu denli yazılarda eksiklerimizi değilde!''Fazlalarımızı görmek isterim.'' Okudum ama tavsiye pekte etmem.
Mutsuz bir insanı gidip sevdiğini söylemesi diyen bir kitap insanın mutsuzluğunu tek bir sebebe indirmesi ne kadar doğru!
insan hasta olabilir,parası olmayabilir,aile sebepleri veya.
Bütün bunları göz ardı etmemizi söylüyor yada hiç düşünmüyor bu sebepleri.

ihtiyar 
28 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Seri şekilde filmi çekilmiş kitap. Bir kadına aşık oluyorsun ve onu seni sevmesini umut ederek zorla kaçırıyorsun, gözlerden ırak bir evin mahzenine kilitliyorsun. Hasta bir ruh...

Onur Buğday 
01 Ağu 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Sonuna kadar heyecanla devam ederken bitirince keşke ortada yarım bıraksaydım dedim. Konusu, kurgusu, olay örgüsü sadece bikaç mekanda geçse de çok başarılı.

Kitaptan 27 Alıntı

Kübra 
03 Ağu 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Duyguları ifade edememek, derin olmadıkları anlamına gelmez.

Koleksiyoncu, John Fowles (Sayfa 66)Koleksiyoncu, John Fowles (Sayfa 66)
Kübra 
04 Ağu 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

İnsan mutluluğun ve iyiliğin yüzeyini kazırsa, altından bütün çıkacak olan bu karanlıktır.
Siyah ve siyah ve yine siyah.

Koleksiyoncu, John Fowles (Sayfa 259)Koleksiyoncu, John Fowles (Sayfa 259)
Sibel İmamoğlu 
19 Şub 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Şimdi peri masalı anlatma sırası sende." dedim. Yalnızca, "Sizi seviyorum." dedi.

Koleksiyoncu, John Fowles (Sayfa 196)Koleksiyoncu, John Fowles (Sayfa 196)
Kübra 
03 Ağu 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

''Güç, insanı yoldan çıkarır'' derdi hocalarımdan biri. Üstelik Para Güç'tür.

Koleksiyoncu, John Fowles (Sayfa 25)Koleksiyoncu, John Fowles (Sayfa 25)
Kübra 
04 Ağu 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Bir zindanda yaşamayan hiç kimse, buradaki mutlak sessizliği anlayamaz. Ben yapmazsam çıt çıkmıyor. Kendimi ne kadar ölüme yakın hissediyorum. Gömülmüş. Yaşamama yardımcı olacak dışarıdan gelen en ufak bir ses bile yok. Sık sık plak çalıyorum. Müzik dinlemek için değil, bir şey duymak için.
Oldukça sık garip bir yanılsamaya kapılıyorum. Sağır olduğumu düşünmeye başlıyorum. Olmadığımı kanıtlamak için hafif bir gürültü yapmam gerekiyor. Her şeyin yolunda olduğunu göstermek için öksürür gibi yapıyorum. Hiroşima'nın yıkıntıları arasında buldukları küçük Japon kız gibi. Her şey ölmüştü; o ise oyuncak bebeğine şarkı söylüyordu.

Koleksiyoncu, John Fowles (Sayfa 172)Koleksiyoncu, John Fowles (Sayfa 172)
Kübra 
03 Ağu 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Bütün gece öylece oturup onu seyredebilirdim. Başının biçimi, başından saçlarının özel bir kıvrımla omuzlarına dökülüşü ne de zarifti, kırlangıç kuyruğu denen kelebeklere benziyordu. Tül ya da bulut gibiydi omuzlarına dökülüşü, ipek teller gibi, karışık ve dağınık, ama nefis. Anlatmak için bir şair ya da sanatçının diline sahip olabilmeyi isterdim. Yüzüne düştüğünde saçlarını öyle bir arkaya atışı vardı ki anlatamam; nasıl sade, nasıl basit bir hareket. Bazen ona ''Lütfen yeniden yapın, saçlarınızı gözünüzün önüne indirip, sonra da tekrar geriye atın.'' demeyi isterdim.

Koleksiyoncu, John Fowles (Sayfa 68)Koleksiyoncu, John Fowles (Sayfa 68)
Kübra 
03 Ağu 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

''Benden kelebek toplamaktan vazgeçmemi isteseydiniz, vazgeçerdim. Benden istediğiniz her şeyi yaparım.''
''Uçmama izin vermek dışında.''
''Bu konu hakkında konuşmamayı tercih ederim. Bunu konuşarak bir yere varamayız.''
''Her neyse, yalnızca benim hoşuma gitmek için bir şeyler yapacak birine, hele bir erkeğe asla saygı duymam. Kişinin öncelikle yaptığının doğru olduğuna inanmasını isterim.''

Koleksiyoncu, John Fowles (Sayfa 46)Koleksiyoncu, John Fowles (Sayfa 46)
Sibel İmamoğlu 
20 Ara 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Önemi olmayan budalalıklarla kaybedecek zamanın olmamalı. Ciddi bir yaşam sürmelisin. Saçma sapan filmlere canın çekse bile gitme; ucuz gazeteleri okuma; radyo ve televizyondaki aptallıkları dinleme; havadan sudan konuşarak zamanını boşa harcama. Yaşamını kullan.

Koleksiyoncu, John Fowles (Sayfa 151)Koleksiyoncu, John Fowles (Sayfa 151)
3 /