Adı:
Mantissa
Baskı tarihi:
Şubat 2001
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755393070
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Mantissa
Çeviri:
Aysun Babacan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Yazar ile esin perisi arasındaki çapraşık ama aynı zamanda şiddet ve sevecenlik dolu o kadim ilişkiyi anlatıyor Mantissa’da Fowles. Perinin sanatçıyla ilişkisi yoğun bir tensellikle donanmış olsa da, var olan yaşantı çok daha karmaşık bir duygusal gelgite dönüşüyor. Fransız Teğmenin Kadını, Yaratık ve Büyücü gibi başyapıtları arasında sayılabilecek bu romanında Fowles alaycı ve acımasız bakışını bir fener gibi okurun gözüne tutarken sorular soruyor, sorduruyor. Yazar esinini alıp edebi bir forma dönüştürürken periye ödenen bedel nedir gerçekte?

John Fowles, Mantissa’da ördüğü “ince ama güçlü ağ”da edebiyat, aşk ve erotizmi farklı düzlemlerde karşı karşıya getirirken okuru düşündürdüğü gibi, eğlendirmeyi de elden bırakmıyor.

Bir hastane odasında yatan romancı Miles Green hafızasını yitirmiştir. Esin perisi Erato ise sırayla sevecen bir doktor; onu anti-feminist, burjuva elitisti olmakla eleştirip “edebi suçları”nı sayan bir punk; bir geyşa; otoriter bir orman perisi olarak sahneye çıkar Green’in yarı bulanık dünyasında. Tenin ve sözün çarpıcı diyaloglarının egemen olduğu bu fantastik kurguda gerçekliğin ve yaratıcılığın doğasını, sanatın yabancılaşmasını, günümüzde edebiyatın giderek kendine dönük bir üsluba geçişini, kadın-erkek ilişkilerini ve yaşam-sanat ekseninin bileşik kaplarında değişen dengeyi, Fowles’in zekice gözlemleriyle izleriz. Miles Green sonunda, kendine şu soruyu sorar:

“Kadınlarla, gerçeklik batağında mücadele edersen, başka bir deyişle laf yarışına girersen, her zaman kaybedersin.(...)Acaba kadınlar, sırf intikam almak, kendilerinden daha iyi olan erkeklerin kafasını karıştırmak, dikkatini dağıtmak, hayati önem taşıyan entelektüel istek ve özlerini mantissalar için boşa harcatmak amacıyla mı edebiyatı icat ettiler?”

Ne dersiniz?
Bu kitabı on yıl önce okumuştum fakat biraz ağır gelmişti.Kitaplığımda görünce tekrar okumaya karar verdim ve iyi ki tekrar okumuşum.Öncelikle bunu bir roman olarak ele almak bana doğru gelmiyor şuan. Bu yaratıcı-ilham verici / kadın-erkek arasında kurgulanmış, yoğun mitolojik, psikolojik ve felsefik kodlarla dolu, postmodern bir diyalektikle ilerleyen bir kitap. Haliyle yazarın diğer kitapları gibi bir solukta okunacak gibi değil. Zorlayıcı.Ayrıca mitoloji bilginizin de yeterli olması şart çünkü yetersiz mitoloji bilgisinin kitabın bir bölümünü anlaşılmaz kılacağını söyleyebilirim.Fowles, yine kendini hissettiriyor, fakat bu sefer çok daha matematiksel, sistemli ve düşünsel şekilde!
Senin emrine amade, her istediğinde ya da sapık kaprislerin tuttuğunda beyinsiz bir dişi bedene dönüşemem. Unuttuğun bir şey var: Ben kitaplardan fırlama bir şey değilim. Ben fevkalade ölçülerde gerçeğim.”
“Ve de bir tanrıçayım"
“Senin ne boktan bir yargıç olduğunu hepimiz çok iyi biliriz. Özellikle konu kadınlar olunca onu tek boyutlu seks objeleri diye aşağılamakta üstüne yoktur.”
“Diz çökmekle başlayabilirsin. Çok acelem olduğu için ayak izlerimi öpme faslını atlayacağım. On cümlen var. Ne daha fazla, ne daha az. Sonra, dışarı.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mantissa
Baskı tarihi:
Şubat 2001
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755393070
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Mantissa
Çeviri:
Aysun Babacan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Yazar ile esin perisi arasındaki çapraşık ama aynı zamanda şiddet ve sevecenlik dolu o kadim ilişkiyi anlatıyor Mantissa’da Fowles. Perinin sanatçıyla ilişkisi yoğun bir tensellikle donanmış olsa da, var olan yaşantı çok daha karmaşık bir duygusal gelgite dönüşüyor. Fransız Teğmenin Kadını, Yaratık ve Büyücü gibi başyapıtları arasında sayılabilecek bu romanında Fowles alaycı ve acımasız bakışını bir fener gibi okurun gözüne tutarken sorular soruyor, sorduruyor. Yazar esinini alıp edebi bir forma dönüştürürken periye ödenen bedel nedir gerçekte?

John Fowles, Mantissa’da ördüğü “ince ama güçlü ağ”da edebiyat, aşk ve erotizmi farklı düzlemlerde karşı karşıya getirirken okuru düşündürdüğü gibi, eğlendirmeyi de elden bırakmıyor.

Bir hastane odasında yatan romancı Miles Green hafızasını yitirmiştir. Esin perisi Erato ise sırayla sevecen bir doktor; onu anti-feminist, burjuva elitisti olmakla eleştirip “edebi suçları”nı sayan bir punk; bir geyşa; otoriter bir orman perisi olarak sahneye çıkar Green’in yarı bulanık dünyasında. Tenin ve sözün çarpıcı diyaloglarının egemen olduğu bu fantastik kurguda gerçekliğin ve yaratıcılığın doğasını, sanatın yabancılaşmasını, günümüzde edebiyatın giderek kendine dönük bir üsluba geçişini, kadın-erkek ilişkilerini ve yaşam-sanat ekseninin bileşik kaplarında değişen dengeyi, Fowles’in zekice gözlemleriyle izleriz. Miles Green sonunda, kendine şu soruyu sorar:

“Kadınlarla, gerçeklik batağında mücadele edersen, başka bir deyişle laf yarışına girersen, her zaman kaybedersin.(...)Acaba kadınlar, sırf intikam almak, kendilerinden daha iyi olan erkeklerin kafasını karıştırmak, dikkatini dağıtmak, hayati önem taşıyan entelektüel istek ve özlerini mantissalar için boşa harcatmak amacıyla mı edebiyatı icat ettiler?”

Ne dersiniz?

Kitabı okuyanlar 17 okur

  • Sinem
  • poena
  • Didem Gökbel Keklikoğlu
  • Atakan Gazioğlu
  • Dr.Okur
  • * ilge
  • Biri
  • Derin Deniz
  • Ahmet Y
  • Ferrante

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%33.3 (2)
8
%0
7
%33.3 (2)
6
%16.7 (1)
5
%0
4
%16.7 (1)
3
%0
2
%0
1
%0