“iyi hayat” mümkün değil; sadece “daha az kötü” var. hayat dediğimiz şey, aslında istikrarsız bir tesadüf zinciri… işte bu cümlelerle kitabı tanımlamak ve böyle başlamak istedim incelemeye.
`kate atkinson` dışarıdan bakınca sil baştan temasını oyunlaştıran bir roman yazmış gibi duruyor ama aslında sadede spirial zaman üzerine acı çekmeyi anlatıyor. atkinson, döngüselliği adeta bir laboratuvar gibi kullanıyor. kader, tesadüf, bellek, travma ve “yaşamın tekrarlanabilirliği” üzerine karanlık bir deney yürütüyor. `nietzsche`'nin ebedi dönüş (bengi dönüş) fikrini andıran, ama ondan çok daha kirli ve insani bir düzlemde.
ursula'nın yeniden doğuşları bir lütuf değil, çoğu zaman lanet. roman, “mükemmel hayat” fantazisini değil, hayatta kalmanın ne kadar rastlantısal olduğunu gösteriyor. her döngü, önceki hayatın bulanık tortusunu taşıyor: `déjà vu`'lar, sezgiler, bir türlü adını koyamadığı bir iç sıkıntısı. hafızanın bedensel ve hatta ruhsal bir seviyede sürdüğüne dair ciddi bir tartışma açıyor atkinson psikanalitik okura da, varoluşçu okura da kapı aralayan bir yerden.
öncelikle ursula'nın amacı hiçbir zaman en iyi hayatı bulmakdeğil. çoğu döngüde tek hedefi bir sonraki ölümden kaçmak. yani döngüler özgürlük değil, sisifos işi bir sürünme hâli.
bence en önemli detaylardan biri, bir şekilde ailenin hep varlığını koruması. yani todd ailesi her döngüde aynı: sylvie, hugh, maurice, pamela, teddy… bu da aslında kara ve atalar üzerine yoğunlaşan insanlar için yine ıldukça tanıdık bir tema. ursula'nın “aynı” insanlarla yaşadığı hayatlar tamamen başka yerlere savruluyor. atkinson burada insan karakterinin sabit olmadığını, bağlamın kişiliği baştan yazdığını gösteriyor. aynı insan, başka bir dünyada bambaşka biri.
spiritüel açıdan da, klasik reenkarnasyondan çok ruhun çözülmeyen