Adı:
Büyücü
Baskı tarihi:
Mayıs 2012
Sayfa sayısı:
685
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755393735
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Magus
Çeviri:
Meram Arvas
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Mitolojik öğelere ve Shakespeare'in ünlü oyunu Fırtına'ya çeşitli göndermelerin yapıldığı hikâyede John Fowles, savaşın acımasızlığını, bir Akdeniz adasının dinginliğini, insan zihninin karmaşık yapısını, kadın-erkek ilişkisinin doğasını, Tanrı ve özgürlük kavramlarını ustaca anlatımıyla irdeliyor. Gerçek özgürlüğün ancak kendini tanımakla mümkün olabileceği savından yola çıkılarak hayallerle gerçek deneyimler arasındaki ilişkiler, Fowles'un Prospero'su Conchis tarafından bir dizi yanılsama, maske ve gösteriyle çarpıcı bir biçimde sahneye konuyor.

Büyücü'de, insanlığın karşı karşıya bulunduğu tehdit, Batı kültürünün duvarları arasına olduğu kadar insanın kendi bilincinin duvarları arasına da gizlenmiştir. Urfe gibi, içinde doğdukları kültürün sosyal yapılarınca dayatılan davranış kalıplarından uzak durma özgürlüğüne sahip olduklarını keşfeden bireylerin çabalarıyla varılabilecek yeni bir bilinç düzeyine yolculuktur bu. 

Random House'un 20. yüzyılda İngiliz dilinde yazılmış en iyi yüz yapıt listesinde yer alan Büyücü, kişisel özgürlüğe ulaşmanın ve insanın kendini keşfetmesinin zorluklarına dair bir edebiyat şöleni...
(Tanıtım Bülteninden)
Gerçeklik ve fantazi arasındaki mücadele, insan psikolojisinin ilginç bir yönü. Bu aynı zamanda kitabın da ana temalardan biri. Roman; genç, orta sınıf bir entellektüel olan Nicholas Urfe hakkında. Nicholas, yaşadığı Londra’yı ve kız arkadaşı Alison'ı bırakarak İngilizce öğretmeni olarak çalışmak için Yunan adası Phraxos’a gider. Bu adada, gizemli bir karakter olan Maurice Conchis tarafından kurulan büyülü ve mistik oyunların olduğu bir dünyada yerini alır. Conchis'in yarattığı büyülü dünyada, Nicholas'ın çılgınca aşık olduğu çift karakterli, esrarengiz ve güzel Lily-Julie büyük rol oynar. Lily-Julie karakteri gerçek dışı olanı, Nicholas'ın kendi iç dünyasındaki fantazisini temsil ederken, Alison'ın ise, gerçek sevgiyi ve Nicholas'ın gerçek benliğini temsil ettiğini söyleyebiliriz.

Fowles burada, Nicholas'ın davranışları ile günlük yaşamda insanın içindeki “narsizm” ve “gerçeklerden kaçma” duygularını inceleyerek aralarında paralellikler çizmeyi amaçlar. Bu yüzden, okuyucuya; Nicholas karakterinin, kurduğu hayali dünya ile kendi problemini bile göremediği gerçek arasında sıkışıp kalma ikilemini yaşatır. Onun narsist kişiliği ile; rahatsız edici gerçeklerden kaçan, kendini nesnelleştiren ve egosunu tatmin etmek için insanları kullanan bir karakter profili çizer. Bir bakıma, anlamsız davranışlar ve masum yalanlar gibi görünen şeyin aslında, kendini ve çevresindekileri inkar etmesi olduğunu vurgular.

Kitabı okudukça ve Nicholas’ın hikayesini inceledikçe, günümüz toplumunun bireyselleşmesinin ve ötekilere olan düşmanlık sebebinin, insanların narsist bir çizgide olmaları ve gerçekliklerden kaçma eğilimlerinin yüksek olmasından dolayı gerçekleştiği sonucuna ulaştım. Büyücü, okurken üzerinde düşünülmesi gereken bir kitap...
We shall not cease from exploration,
and the end of all our exploring
will be to arrive where we started
and know the place for the first time.
T. S. Eliot

/Araştırmaktan vazgeçmeyeceğiz ve
Araştırmamızın sonunda
başladığımız yere tekrar dönecek,
Orayı yeniden keşfedeceğiz /


Sizin haberiniz olmadan size bir oyun oynatırlarsa ve bu oyunun başoyuncusu siz olursanız kendinizi nasıl hissederdiniz? Bu soruya çabuk cevap vermeyin, kendinize biraz düşünmek için zaman verin ve bu romanı okuduğunuzda kesin kararınızı vermiş olursunuz. Ama ben böyle maceraya atılmak isterdim, habersiz dahi olsam.

İki gencin aşkı ile kitap bizi karşılıyor. Bırakmayı düşünmüştüm ki tam o sırada tuhaf şeyler olmaya başladığını anladım. Giz, tereddüt, tabii ki merak ve birçok soru işareti kitabı devam etmeye itti beni. Romanı birkaç bölüme ayırabilirdim ama bunu yapmaya gerek yok çünkü yapıtın bütünlüğü dikkatinizi sürekli toplu tutuyor. Okuduğum her bir sonra ki sayfa ile birlikte içimden ‘’yok artık!’’ diyesim geliyordu. Polisiye, erotik ve mistisizm karışımını romanın bir bölümünü Bulgakov’un Usta ve Margarita’nın balo sahnesini bana anımsattı.

Başka okurların yorumlarını okudum biraz da edebiyat eleştirilerini ve tabii ki kitabın sonunda yazarın kendisinin kitapla ilgili açıklamalarını. Kimisi insanın sadece hissel tarafı ile uğraşırken kimisi genel tabloyu görme çabasında idi. Bütün yorumlara rağmen ve bütün yorumlardan dolayı kurgu ve anlatım akıcılığı ile birlikte bence çok güzel bir roman. Paradoksal entrika ustası, Fowles, onun sonsuz gizemli anlatımının tahminini okuyucuya bırakır. Kitabın başlangıç ve bitiş mısraları ile bende incelememe eklemeden edemiyorum.

Cras amet qui numquam amavit
quique amavit cras amet

/Asla sevmeyen yarın sevecek
seven de yarın sevecek./
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (16.026 Oy)19.957 beğeni45.746 okunma3.600 alıntı193.259 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.956 Oy)9.226 beğeni30.317 okunma918 alıntı146.936 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.766 Oy)9.728 beğeni27.339 okunma2.008 alıntı126.465 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.308 Oy)6.673 beğeni17.746 okunma3.011 alıntı90.606 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.804 Oy)8.416 beğeni24.096 okunma960 alıntı96.126 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.759 Oy)8.221 beğeni22.381 okunma4.640 alıntı137.395 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.167 Oy)13.991 beğeni36.283 okunma3.798 alıntı154.101 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.635 Oy)4.121 beğeni13.703 okunma1.548 alıntı56.614 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.946 Oy)9.481 beğeni26.707 okunma1.832 alıntı136.460 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (8.269 Oy)9.268 beğeni27.678 okunma2.938 alıntı121.989 gösterim
Seneler önce okudum "Büyücü"yü. Hatta ilk başta Ayrıntı Yayınevi baskısını okuyup daha sonra Afa baskını da edinip okumuştum. şimdi kütüphaneme bakıyorum da iki baskı da yok.
beş tane roman deseler bir tanesi kesinlikle büyücü olur benim için. John Fowles'ın kurgu dehası şimdiye kadar okuduğum herkesin önüne geçiyor.
eskiden kitapçı iken kitapları bir kaç cümle ile anlatmaya çalışırdık müşterilere. bu kitap için kullandığım cümlelerin başında şu geliyordu, "Her 5-10 sayfada bir şaşırmaya hazır olun, her bir yalanın yalanla yalanlanacağı bir kitap okuyacaksınız." Umarım bu cümle sizin için spoiler etkisi yaratmaz ama okurken hissettiğim tam olarak buydu.
peki başka ne vardı bu romanda diye sorarsanız. başka ne olmasını isterdiniz diye sormam gerekir o zaman benim de çünkü benim hayal gücümün de bir sınırı var ve John Fowles da bunun çok çok ötesine geçmiş.
Ne yazacağımı pek bilmeden başlıyorum aslında yazmaya. Kitap o kadar yoğun bir kurmacayla dolu ki, uzun zamandır böyle kafa karıştırıcı, bilinci bulandırıcı bir kitap okumadığımı söyleyebilirim. Evet 700 sayfalık oldukça uzun bir roman ve bir çırpıda bitirdim de diyemeyeceğim. Gerçekten zor bir roman olduğunu kabul etmek gerekiyor. Yazarın kurgusu o kadar etkileyici ki okurken bilincinizin bulanacağına, karakteri içselleştireceğinize emin olabilirsiniz. John Fowles' ın okuduğum ilk romanı ama son olmayacağı kesin.
Adam yazıyor, böyle bir kurgu nasıl yapabiliyor, şaşırmamak mümkün değil. Okurken bir şeyleri yakalayabilmek veya kaçırmamak için çok uğraştım.
Yazarın ön plana çıkmış üç eseri var ki, Franszı Teğmenin Kadını, Koleksiyoncu ve Büyücü... Üçüde okunmalıdır bence..
Oxford mezunu Nicholas Urfe, aşktan ve yaşadığı bunalımdan kaçmak için İngilizce öğretmeni olarak bir Yunan adasına gider. Şair olmak isterken hayallerinin yıkıldığı dönemde, Conchis adlı bir milyoner ile tanışır. Ve bunun sonrasında yaşanan ürkütücü olaylar ile akıl sağlığından şüphelenmeye başlar.. Yazarın Koleksiyoncu adlı romanını severek okuduktan sonra, Büyücü'yü de aynı zevkle okudum. Sayfa sayısı biraz fazla gibi görünse de gerek kurgusu gerekse anlatımı açısından bence bir başyapıt..
Abanoz kule okuduğum ilk eseri idi yazarın.Tanrı-yazar kavramını reddettiğini ikinci kez gördüm.Ucu açık düşünceler,ucu açık bir son.İnsanın biriciklik duygusunun örselenişi ,Gerçeklik duygularının ustaca esnekleştirilmesi beni yakaladı ve hiç bırakmadı.Üstünde defalarca düşünülmesi,pek çok kez okunması gereken bir klasik bence.
Akıcı,sürükleyici,hem sonunu merak edip bitirmek istediğim, hem de hiç bitmesin dediğim bir roman. Aklımın sınırlarını zorladı, çok boyutlu bir kurgunun içinde buldum kendimi tek kelimeyle büyülendim.
Adının hakkını tam manasıyla veren bir eser. Fowles'ın okuduğum ikinci kitabı ve en az birincisi kadar kendine hayran bıraktığını samimiyetle söylemek istiyorum. Yazarın oyuncu tavrı kendinizi olay örgüsünün içinde bulmanızı sağlıyor. Başından sonuna kadar içinizdeki heyecanı ve merakı diri tutmayı başarıyor. Tek kelimeyle; bayıldım.
I think the only disturbing thing was that it was quite long reading and had been quoted too much by French and Greek languages. a little seperate book could be written with its footnotes. if i remember correctly, it was over five hundred. except for these little obsessions, it was a good reading experience for me. thanks to the recommenders.
Pek bir sayfa okumadım çünkü iyileşme emaresi göstermeyen kötülükleri okumaya pek yatkın değilim. Ya yazar antikarakter aracılığıyla, kendinin orada olduğunu belli ederek, taraf tutarak bana gerçekleri göstermeli ya da karakterin kendisi azıcık hayat veya insaniyet belirtisi göstermeli ben de ona sempati besleyebileyim, gerektiğinde onu eleştirip ders çıkarabileyim.
Ama burada yazar bir roman için fazla nesnel davranmış. Evet kitabın üslubu veya karakterler bir yorumda bulunmasa bile benim olay hakkında bir yorumum oluyor elbet. Fakat bir roman için bu yetmez zira ben aynı yorumu dışarıda insanları izlerken de yapabilirim. Romanların katılsam da katılmasam da bir yanlılığı ve öznelliği olması gerektiğini düşünüyorum.
Ama bu kitap bana hiçbir şey katmadı mı? (okuduğum yere kadar)
Kesinlikle kattı! Uzun zamandır zihnimdeki bir düşünceyi içselleştirdim
Hollywood Filmlerinde, sosyal medyada, dizilerde her yerde gördüğümüz ve özendirilen batı yaşamının dışı süs içi kof bir hediye paketi olduğuna ikna oldum. Olmazsa olmaz diye gösterilen içki veya sevgililerin dışarıdan hoş görülmesine rağmen aslında insanları farkedemedikleri bir basitleşmeye, umutsuzluğa, kendi yok oluşlarına doğru götürdüğünü gördüm. Yazar bu konuda gerçekçi davranmış. Neyin kaşıkla verilip kepçeyle alındığını göstermiş, sahte süslemeler yapmayıp insanların nasıl hissettikleriyle gerçekte nasıl oldukları arasındaki farkı da gösterebildiğini düşünüyorum. Başkarakter havalı ve hoş bir yaşam sürdüğünü düşünüyordu ama aslında sadakatten, sevgiden ve yaşamı anlamlaştıran asıl şeylerden uzak olduğu için bakış açısı anca ona yetiyordu.
İçinde kaybolmadım kitabın ama değişik bir deneyimdi ileride sürükleyici oluyormuş galiba ama bence okumayın :)
Fowles favori yazarlarımdandır. Okuduktan sonra bir süre aklımdan çıkmadı. Okuduğum süre içerisinde , okuyamadığım zamanlarda -işteyken- sürekli aklımda olduğu bir an önce eve gitsem de okusam diye sabırsızlandığım romanlardan oldu. Gerçi bu his okuduğum bütün Fowles kitaplarında oldu:) Neyse kitabı okuduktan sonra da filmini izleme fırsatım oldu filmi de tavsiye ederim izleyin :)
"Esas trajedi buydu. Bir adamın kötü olmaya cesaret etmesi değil, milyonlarca insanın iyi olmaya cesaret edememesiydi. "
Hepimiz sevilmekten ya da nefret edilmekten hoşlanırız. Bu anımsanacağımızın, varolduğumuzun bir işaretidir. Bu nedenle sevgi yaratamayanların çoğu nefret yaratmışlardır.
Tanrı ve özgürlük taban tabana zıt kavramlardır; insanlar da çoğunlukla o başka şeye inanmaktan korktukları için düşsel tanrılarına inanırlar.
"Sen, özgürlüğün ne olduğunu bilmeyen birisin. Dahası, ne kadar iyi anlarsan o kadar az sahipsindir ona."
John Fowles
Sayfa 454 - Ayrıntı Yayınları, 8. Basım, 2016, Çeviri: Meram Arvas

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Büyücü
Baskı tarihi:
Mayıs 2012
Sayfa sayısı:
685
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755393735
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Magus
Çeviri:
Meram Arvas
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Mitolojik öğelere ve Shakespeare'in ünlü oyunu Fırtına'ya çeşitli göndermelerin yapıldığı hikâyede John Fowles, savaşın acımasızlığını, bir Akdeniz adasının dinginliğini, insan zihninin karmaşık yapısını, kadın-erkek ilişkisinin doğasını, Tanrı ve özgürlük kavramlarını ustaca anlatımıyla irdeliyor. Gerçek özgürlüğün ancak kendini tanımakla mümkün olabileceği savından yola çıkılarak hayallerle gerçek deneyimler arasındaki ilişkiler, Fowles'un Prospero'su Conchis tarafından bir dizi yanılsama, maske ve gösteriyle çarpıcı bir biçimde sahneye konuyor.

Büyücü'de, insanlığın karşı karşıya bulunduğu tehdit, Batı kültürünün duvarları arasına olduğu kadar insanın kendi bilincinin duvarları arasına da gizlenmiştir. Urfe gibi, içinde doğdukları kültürün sosyal yapılarınca dayatılan davranış kalıplarından uzak durma özgürlüğüne sahip olduklarını keşfeden bireylerin çabalarıyla varılabilecek yeni bir bilinç düzeyine yolculuktur bu. 

Random House'un 20. yüzyılda İngiliz dilinde yazılmış en iyi yüz yapıt listesinde yer alan Büyücü, kişisel özgürlüğe ulaşmanın ve insanın kendini keşfetmesinin zorluklarına dair bir edebiyat şöleni...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 228 okur

  • Aslihan Yayla
  • Hasan Tan
  • Harun Küsmüş
  • Tamer Sağcan
  • Gökcan Eray
  • ercan kara
  • Henryk Sienkiewicz
  • Ersin Esen
  • Ayça İrem Cangür
  • Bülent Cengiz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%9
25-34 Yaş
%29
35-44 Yaş
%43
45-54 Yaş
%14
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.6
Erkek
%39.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%37.3 (47)
9
%26.2 (33)
8
%19 (24)
7
%11.9 (15)
6
%4.8 (6)
5
%0
4
%0
3
%0.8 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları