Mustafa Büyüksoy, Tatar Çölü'ü inceledi.
14 May 22:04 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Varoluşçu ve Kafkaesk motiflerle kurgulanmış muazzam bir olay örgüsü. Bol kasvet, bol bilinmezlik ve bolca sorgulama.

Bir Tarkovski filmi izliyormuşum gibi hissettim ve o düzeyde yoğun duygular oluşturdu Tatar Çölü.

Tekrar okumak isteyeceğim kitaplardan birisi.

Mustafa Büyüksoy, Hakkari'de Bir Mevsim'i inceledi.
 11 May 00:33 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Hakkari'de Bir Mevsim'i 2015 güzünde ilk atama yerim olan Şırnak'ta Silopi ilçesinde okudum. O yüzden bu kitap o zorlu günlerde benim için Şırnak'ta bir mevsim olarak sayılabilir. Hiç gitmediğimiz, çoğu zaman önyargılarla yaklaştığımız bir coğrafyayı, bu coğrafyada yaşanan yoklukları, bu coğrafyanın her şeye rağmen yaşama bir yerden tutunmaya çalışan çocuklarını anlatıyor Ferit Edgü.

Yapayalnız kaldığı gecelerde varoluşuna bir anlam verme mücadelesi içinde görüyoruz Edgü'yü. Bir yandan varoluş mücadelesi, bir yandan öğretmen olarak geldiği bu sert iklimli, etrafı karlarla örtülü, neredeyse dünyadan kopuk dağ köyüne bir ad bulma çabası. Belki de bu yüzden Kafkaesk bir yoğunluk veriyor okurken.

Hakkari'de Bir Mevsim haberler, istatistikler, patlamalar, olaylar dışında bizim başka bir Hakkari'miz olduğunu hatırlamak isteyenler için okunması elzem bir eser.

Koray Ugur ERBAS, Ceza Sömürgesi'ni inceledi.
06 May 14:51 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

Yazarın adını görmeden okumuş olsanız Kafka'ya ait olduğunu kısa zamanda anlayacağınız ve ona atfedeceğiniz "Ceza Sömürgesi", yazarın diğer klasiklerinde de yansıttığı kendine özgü stilinin tüm özelliklerini taşıyor. Bu stil hiç bir akım içerisine çekilemediği için "Kafkaesk" olarak adlandırılmıştır; sebep-sonuç ilişkilerinin çatırdadığı, her şeyin her an olabileceği, gerçeklikten uzak, üstelik kimsenin de bu tuhaflıkları sorgulamadığı karanlık, irrasyonel, çaresiz ve çıkışın olmadığı öyküsel bir anlatım.

Kafka'nın yaşadığı dönem ve tarihsel olaylar göz önüne alındığında hikayenin çerçevesi Fransız sömürgeciliğidir. Hikayenin ana karakteri ise ne olayları sessiz bir düşmanlıkla izleyen Gezgin, ne suçunu ve cezasını bilmeyen, konuşulanları dahi anlamayan Mahkum, ne infazı icra eden Subay, ne de Koloni Komutanıdır. Ana karakter; infazın gerçekleştirildiği, eski Komutan tarafından tasarlanmış, mahkumların vücuduna suçu iğnelerle kazıyarak sonunda idamı gerçekleştiren bir makinedir.

Yerli bir asker "disiplisizlik ve üst rütbeline birine hakaret edici davranış" nedeniyle Subay tarafından ölüme mahkum edilmiştir, makinenin tirmıkları tarafından vücuduna "Amirine saygı göster" kazılacaktır. Yeni Komutanın infaza katılması için davet ettiği Gezgin, suçluların kendini savunma hakkı olmadan, suçlarını dahi bilmeden infaz edilmesine karşıdır, ancak Subay'ın "suçtan şüphe edilmez" felsefesinden ve eski komutanının fikirlerine bu denli bağlı oluşundan da etkilenmiştir. Yeni Komutanın bu düzeni mahkeme usulü konusunda uzman olmayan Gezgin'in infaz sonrasındaki olumsuz görüşlerine binaen sona erdirme niyetinde olduğunu Subay'ın serzenişlerinden anlıyoruz. Yeni Komutan ile birlikte düzenin destekçileri de taraf değiştirmiş, makinenin hayranlığı son bulmuştur.

İnfaz başlar, Gezgin'in açıklamalarından bu düzenin sona geldiğini anlayan Subay mahkumu affeder ve soyunarak kendisi makinenin içerisine yatar, subay artık kendini infaz etmeye başlamıştır. Mahkum ve infaza yardım eden er keyifle Subay'ın infazını izlerken Gezgin'in Subayı kurtarma çabaları sonuçsuz kalır. Makine bu esnada infaz devam ederken dağılmaya başlamıştır.

Gezgin sömürgeyi terk etmeden önce Eski Komutana ait eski tarafltarları tarafından kazılan mezarı bulur ve mezar taşına yazılı olan Komutanın yıllar sonra tekrar dirilerek taraftarlarının başına geçip sömürgeyi yeniden fethedeceği dair kehaneti okur.

Makinenin son durumunu bilmiyoruz, yargısız infazlar ve sömürgecilik kalkmış mıdır onu da. Bildiğimiz tek şey Yeni Komutan ile birlikte vahşi düzenin taraftarlarının yalınzca fikir değiştirdiği. Sorulması gereken tek soru ise bir sonraki Komutanın kim olacağı....

Mmmmmmm, bir alıntı ekledi.
27 Nis 13:23

Kafkaesk
Daha önce de söyledim; müzik ile Kafka, ikisini bir arada tahayyül etmem kabil değil!

Haneke Haneke'yi Anlatıyor, Michel Cieutat (Sayfa 166)Haneke Haneke'yi Anlatıyor, Michel Cieutat (Sayfa 166)
gülşah ırmak, Dava'yı inceledi.
26 Nis 13:43 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"kafkaesk" olarak nitelendirdiğim her durumda, yaşadığım çağın koşullarını benzetecek, kısaca tanımlayacak bir şeyler aradığımda imdadıma yetişen kitap. tabi konuştuğum kişinin de okumuş olması kaydıyla...

kobo abe! bu adamin kafasini opmek istiyorum gercekten. ben okurken milyon kere dagildim o yazarken nasil toparlayabildi bilemiyorum. kitabin daha ilk satirlarinda kafkaesk uslup kendini hissettiriyor. surreal anlatimini yer yer kara mizahla susluyor. ozellikle hastaneler, otanazi, yaslilik ve kurtajla ilgili carpici cikislar yapan farkli yaklasimlari olsa da herkes icin bir kitap degil kanguru defteri. cunku olaylar hep surreal duzlemde ilerliyor ve hikayesini aykiriliklar artarak devam ediyor. benim kobo abe’yle tanisma kitabim oldu

BG, bir alıntı ekledi.
12 Nis 10:21 · Kitabı okudu · Puan vermedi

KAFKAESK VAROLUŞ
İnsanlar sağa bakarken solun da var olduğunun farkındaysa veya yere bakarken yürüdüğünün, yukarı bakarken gördüğünün, dokunduğunda hissettiğinin farkındaysa zaten sürüden ayrılmıştır. Kendine özgün bakışları ve yorumları vardır. Herkes gibi değildir artık. Başkalarının bu bağlamda onu parazit gibi görüp ondan kurtulmaya çalışma eylemlerinin, onun için bir sorun teşkil etmemelidir.

Kafka Okur Sayı 3, Kolektif (Sayfa 13)Kafka Okur Sayı 3, Kolektif (Sayfa 13)
Selman Ç., Çador'u inceledi.
 04 Nis 22:00 · Kitabı okudu · 3 günde

Metin T. abinin incelemesine (#12091906) yaptığım yorumdaki bir cümle ile başlayalım incelemeye.
"Kahramanımız kayıplarını aramak için çıktığı yolda sanki kendini kaybediyor veya buluyor mu demeliyiz?" Metin abinin kafkaesk tanımlaması bu cümle ile sanırım daha bir gün yüzüne çıkıyor.
Bu kısım sonradan eklendi.

Ne yazacağımı bilmemekle birlikte bir şeyler yazma isteğiyle aldım kalemi elime.
Çador'un anlamı genel itibariyle çarşaf, örtü vs. olarak geçiyor sözlüklerde. Örtünmek için kullanılan bir eşya diyelim biz ona. Bu isimden yola çıkarak hikayenin nereye gideceğini belki tahmin edebilirsiniz ama kitabı okumaya başladığınızda başlangıcının bu şekilde olmadığını görüyorsunuz.

Yurtdışında yaşayan kahramanımız Akhbar uzun yıllar sonra ülkesine dönmek istiyor ve dönüyor ancak o dönmeden önce ülkesi bıraktığı gibi değil.
Yazar kitapta
"Birden kendini bu dünyada daha önce hiç hissetmediği kadar yabancı, üvey hissetti. Çıplak yara gibi acıdı içi. Kendinden bile daha güçlü olmasını gerektiren bir kimsesizlik, bir kayboluştu şu yaşadığı ve insan bu çeşit bir kimsesizliği ancak kendi yurdunda, kendi insanlarının arasında yaşardı. Gönüllü sürgünlüğün zorunlu sürgünlüğe döndüğü günlerde, başka memleketlerin toprağını gezerken, ümitsizliğe kapıldığı anlarda, bir gün döneceği bir yer olduğunu bilmenin avuntusuyla oyalanmış, içini diri tutmayı başarmıştı. Orası, burasıydı işte, ama burası artık orası değildi galiba."
bu şekilde tanımlıyor bulduğu ülkesini. "Orası burasıydı ama burası orası değildi."


Kahramanımız yurtdışındayken "İslamın Askerleri" (kitapta yazar bu şekilde tanımladığı için böyle yazdım) yönetimi ele geçiriyor ve bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmuyor; hikaye de bundan sonra çador'a doğru kayıyor.
Tabii öncesinde kahramanımız ülkesine dönüş süreci, geldiğinde yaşadıkları, ailesini arayış serüveni bir bir anlatılıyor.

Çador kısmına gelecek olursak buradaki tanımlamalar, tasvirler vs. bana İran'ı hatırlattı. Kadınların örtünmeye zorlanması, özgürlüklerinin elllerinden alınması, zorla evlendirilmeleri vs. bu durumlara şahit oluyoruz. Yakın zamanlarda da İran'da bu durumların varlığına şahit olmuştuk sanırım. Bu durumların tam tersi mesela en yakınımızdan örnek verecek olursak 90'larda yaşanan başörtü sorunu. Başlarını kapattıkları için eğitim hakları ellerinden alınanlar, aynı şekilde özgürlükleri kısıtlananlar veya günümüze baktığımızda şort giydiği için darp edilen, öldürülen, tecavüz edilen kadınlar. Aslında ne taraftan bakarsak bakalım hep aynı yöne çıkıyor bu durum. Acı bir gerçek. Sazı eline alanın bildiğini çalması gibi bir şey.

Özgürlüklerin kııstlanmadığı, herkesin istediğini giymekte özgür olduğu, saygının ön planda olduğu bir dünya diyeceğim ama benim pek ümidim yok.

Mungan'ı da bu evrensel sorunu ele almasından dolayı da tebrik ediyorum. Yaz Geçer ile hayran olduğum yazara bu kitabıyla da hayran olmaya devam ediyorum. Elimde 6 kitabı daha var. Fırsat buldukça okumaya devam.

Ebru, bir alıntı ekledi.
 30 Mar 19:04 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Kafkaesk Tanımı
Kafkaesk modern ve özel bir kabus biçimidir. Belirli bir durum hakkında tüm ampirik ayrıntıları bilmek fakat anlam, neden ve sonu hakkında hiçbir şey bilmemektir.

Tuhaf Dergi - Sayı 12, Kolektif (Sayfa 9 - Reiner Stach(20 yıldan fazladır Kafka üzerine çalışıyor.))Tuhaf Dergi - Sayı 12, Kolektif (Sayfa 9 - Reiner Stach(20 yıldan fazladır Kafka üzerine çalışıyor.))
Nesrin Ay, Kutlama'yı inceledi.
26 Mar 17:05 · Kitabı okudu · 6/10 puan

2005 Nobel ödüllü Harold Pinter, çağdaş İngiliz tiyatrosunun önemli temsilcilerinden biri. Kafkaesk benzetmesi gibi, eleştirmenlerce 'pinteresque' sözcüğüyle tanımlanmış, kasvetli, sessizlik, suskunluk dolu ve karakterlerin daima endişe altındaymış gibi davranışlarının bulunduğu özgün oyunları ve tarzı. Yahudi asıllı olduğundan İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında sürekli karamsarlık ve soyutlanmışlıktan nasibini almış ve oyunlarına da yansıtmış. Soğuk Savaş Dönemi'nden sonra siyasallaşarak kendini insan haklarının korunmasına adamış. Türkiye'ye 1985 yılında gelmiş ve 80 darbesinden sonraki olaylar hakkında duydukları ile dehşete düşmesinden ötürü tavırları ile basınımızı meşgul etmiş. Öyle ki hakkında 'yediler, içtiler, zehir kustular' diye manşet atılmış.

'Kutlama' yazdığı son eseri. Kısa cümleler, hakaretler, müstehcen ifadelerle bezeli alışık olmadığım bir tarz. Ama yazara göre "müstehcen gerçekleri, müstehcen kelimelerle yazıya dökmek, ifade etmek hiçbir zaman müstehcenlik değildir." Yıldönümü kutlayan bir çiftin, lüks bir restorandaki bir saati absürdlüğün sınırlarında anlatılmış. Açıkçası diğer oyunlarını da merak ettim tuhaf bir tarzı var. Türkiye'de temsil edilen oyunları da pek tutulmamış, hatta çevirmenin notuna göre bir performansının bitişini seyirciler anlamadığı için perde kapana kadar alkışlamamışlar. Bende de aynı etkiyi uyandırdı.