Homo Hereticus

Homo Hereticus
@ArturoDandini
okur; amatör insan
Özürlü beden artık alınyazısının, doğal bir "felaket"in, bir hatanın, yaşamda doğru yoldan ayrılmanın sonucu değildir; bizim de ortaklaşa olarak sorumlusu olduğumuz toplumsal mekanizmalar yüzünden yıpranmış bir bedene dönüşmüştür. Özürlü beden toplumsallaşma sürecine girer. Onun payına yeni bir saygınlık düşmektedir artık: İnsan savaşta kaybettiği bacağının yerine takılan bacağı çıkarıp gösterebilir, tıpkı bir makinenin kopardığı kolu sallayarak hakkını arayabildiği gibi. Bütün özürlülükler yavaş yavaş bu fırsat eşitliği hakkı ve tam toplumsal katılım bayrağı altında toplanmaya başlar. İşte kazaya uğrayan, ardından savaşta (1914-1918) yaralanan beden artık hilkat garibesi, Tanrı'nın isteğiyle bozulmuş ve doğal olarak daha aşağı bir varlık olamaz: O kaza geçirmiştir; büyük çoğunlukla da bireysel olarak yön veremediği koşulların etkisiyle gerçekleşmiştir bu kaza. Bu yeni bağlamın ve yeni bakışın en çok öne çıkan örneklerinden biri de veremlilerdir. Kuşku yok ki verem bir özür olarak değil, hastalık olarak görülür. Buna karşın Léon Bourgeois, Mecliste bunun "toplumsal bir felaket" olduğunu söyler; "Büyük Savaşı izleyen yıllarda özürlülerin topluma kazandırılması için en heyecan verici girişimler veremlilerden gelir.
Düzeltilen, Çalıştırılan, Yetkinleştirilen Beden/Kazaya uğrayan Bedenin Sorumluluğunun Üstlenilmesi
19. yüzyıl biterken, sanayileşmenin, kaza ve risk anlamında, yıkıcı etkileriyle tanışılır. İş kazalarıyla ilgili olarak çıkarılan 9 Nisan 1898 tarihli yasa, toplumda patlak veren tartışmaların en yoğunlaştığı noktaya işaret eder; toplum artık hayırseverlikten güvence ve dayanışma perspektifine, bireysel ve ahlaki hataya bağlı sorumluluktan hastalığı yeniden toplumsal sözleşmemizin gelişimine katan, ortak ve toplumsal bir sorumluluğa doğru evrilmektedir. İş kazaları insanların "kendilerini tanımlama, davranışlarının nedenselliğini yönetme, ilişkilerini, çatışmalarını ve işbirliklerini düşünme, yazgılarını üstlenme" konularında sergiledikleri eski tarzlarla yenileri arasındaki değişimin merkezinde yer alır.
Düzeltilen, Çalıştırılan, Yetkinleştirilen Beden/Kazaya uğrayan Bedenin Sorumluluğunun Üstlenilmesi
Özürlü bedenlere sadece soyarıtımcı ve ırkçı bir bakışla bakılması, onların Nazilerin fırınlarında can vermelerine yol açmıştır. Ama 19. yüzyıl, toplum tarafından yaralanmış bir bedensellik, düzeltilebilir bir bedensellik çerçevesinde değerlendirilen özürlülerin iyileştirilmesi ve yeniden topluma kazandırılması düşüncesinin doğduğu yüzyıl olarak kalacaktır aynı zamanda, hepimiz bu konuda ona borçlu saymalıyız kendimizi.
Düzeltilen, Çalıştırılan, Yetkinleştirilen Beden/Beden ve Bozulma
Bozulma düşüncesi, söz konusu olan ister kusursuz bir kökenden, isterse ortalama tipten uzaklaşmak olsun, tür ya da birey olarak insanın düşkünlük tehlikesi altında kavranışına bağlıdır. Kaldı ki, düşkünleşen kişinin de birtakım sorumlulukları vardır: Hastalık yüzünden düşkünleştiyse, kendini tedavi etmesi ve tedavi edilmesi gerekir; bir kusur yüzünden düşkünleştiyse (akraba evliliği, alkolizm vb) ona yardım edilmeli ya da cezalandırılmalıdır; insan evriminin sabit bir aşamasını temsil ediyorsa ("zenciler") insanlığın daha üstün katmanına ("beyazlar") boyun eğmelidir. Bozulma kavramının içinde işlediğini gördüğümüz, her türlü kusura ya da sapkınlığa karşı savunma amacıyla kullanılan, toplumdaki iyi öğelerle kötülerin ayrımına yeni bir biçim veren ve etnosantrizmini evrensel düzeye taşıyan bu antropoloji başka bir akımın da habercisi olur: Sosyal Darwincilik.
Düzeltilen, Çalıştırılan, Yetkinleştirilen Beden/Beden ve Bozulma
İzleyiciler Ursus'ün tiyatrosuna gülerler gülmesine ama sıkıntılı bir kahkahadır onlarınki, eninde sonunda dehşete dönüşüverir; Gwynplaine tıpkı Déa gibi bir aynadır aslında. Victor Hugo'nun romanında, güç, yansımasını biçimsizlikte bulur. Toplumun öteki ucuna yerleştirilen Gwynplaine bu dünyanın önemli kişilerine değer kazandırır, ama aynı zamanda o kişilerin de ona benzeyen yanları vardır. Güçleri ve iktidarlarıyla, onlar da hilkat garibeleridir. Onlar da her gün maske takarlar. Gwynplaine'in dışarıdan görüntüsü neyse, Düşes'in (Josiane) içi odur. Düşes kendini hilkat garibesi bilir, zaten gayrimeşru bir çocuktur. Dış görüntüsü hilkat garibesi olan Gwynplaine onun kendinden hoşnut olmasını sağlar. Hilkat garibesiyle birleşmek bir arınma ilişkisi içinde ondan kurtulmak demektir; bu yüzden Gwynplaine, Déa'yla birlikte, iğrenç bir dünyada mutlak saflığın imgesini oluşturur. Josiane sapkın olduğu için Gwynplaine'i gerçek bir öteki olarak görmez. Bu nedenle onun kendisiyle evlenecek bir İngiltere soylusu olduğunu öğrenince, artık ona karşı hiçbir şey hissetmez olur. Biçimsiz bir kocayla yapacak bir şeyi yoktur. Gwynplaine'in yalnızca aykırılığının bir anlamı vardır. Victor Hugo ortaçağ soytarısı ile 19. yüzyıl garabeti arasında bir köprü kurarak, bedensel hilkat garibeliğinin, imgelediği “ahlaki" hilkat garibesi konusunu hesaba katar. Fiziksel bedenin hilkat garibeliğinin, 20. yüzyılın ürkütücü dramlarının kahramanlarına (1914-1918 savaşı, Nazizm, Sovyet totalitarizmi...) ya da kendisinin uzantısı olan bilimkurguya doğru kayışını haber verir.
Düzeltilen, Çalıştırılan, Yetkinleştirilen Beden/Hilkat Garibesi Olarak Görülen Özürlü Beden/Halk Arasındaki Düşünceler