...Oyun bitene kadar hiçbir şey bitmiş değildir.Elinde tek bir piyon kalmış olsa bitmez. Bir tarafta tek bir piyon ve şah varken, karşı tarafın bütün taşları duruyor olsa da,oyun devam eder. Sen piyon olsan da -ki hepimiz öyleyiz- piyonun en sihirli taş olduğunu asla unutmamalısın. Ufacık ve sıradan bir şey gibi görülebilir ama öyle değildir.Çünkü hiçbir piyon piyondan ibaret değildir. Bütün piyonlar kozadan çıkmayı bekleyen birer vezirdir. Senin tek yapman gereken,ilerlemeye devam etmenin bir yolunu bulmaktır...
...acıya karşı bağışıklık kazanmamızı sağlayacak bir yaşam tarzı olmadığını anlasak, her şey çok daha kolay olurdu. Mutluluğun doğasında acının da olduğunu. Biri olmadan öbürünün de olamayacağını. Tabii ki farklı düzeylerde de ve miktarlarda. Ama hiçbir hayatta sonsuza kadar saf bir mutluluk içinde olamayız. Öyle bir hayat olabileceğini düşünmek ancak yaşadığımız hayattaki mutsuzluğumuzu büyütmeye yarar.
Ama belki de hayatlar böyleydi. Görünüşte en yoğun ve yaşamaya değer hayatları yaşayanlar bile en nihayetinde kendilerini böyle hissediyorlardı belki. Dönümler boyu hayal kırıklığı, tekdüzelik, acı ve rekabetin içinde tek tük birkaç mucize ve güzellik vardı. Belki de hayatın anlamı bundan ibaretti. Kendine tanıklık eden bir dünya gibi olmak.
Annesinin başarısızlık yarışında ona devrettiği bir bayrak vardı ve Nora o bayrağı uzun zamandır elinde taşıyordu. Birçok şeyi yarıda bırakmasının nedeni buydu belki. Başarısızlığın, DNA'larında yazılı olmasıydı.
Ailenin iki tarafında da içten içe hayatın seni yerden yere vuran bir şey olduğu inancı vardı.