Özgü

Belli bir yaşta insanın kendini kanıtlama çabası, kendini anlama çabasına dönüşmelidir. Ne var ki bazıları yaşlanır ama olgunlaşamazlar; ömürlerinin sonuna kadar başkalarının kendileri hakkında ne düşündüğü en önemli konu olarak kalır. Beğenilmek, sevilmek ister ve bütün güçleriyle bunu sağlamak için uğraşırlar. Bazıları da belli bir olgunluğa erişince, kendilerini beğendirmeye çalışmaktan vazgeçer ve dünyayı daha rahat bir gözle seyretmeye başlar. Bu aşamada kişinin "nasıl göründüğü" sorusu önemini kaybeder; bunun yerine kendisinin 'dünyayı ve insanları nasıl gördüğü ' öne çıkar. Değeri ölçülmeye çalışılan kişiden, değer ölçmeye geçiş aşamasıdır bu. O kişi artık yarışta değil, jüridedir. Altın değil, sarraftır. Aktör degil, yönetmendir. Karatı ölçülen taş değil, kuyumcudur."
Sayfa 36·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Baltimore kentindeki eski bir tapınağın duvarına kazılmış metin;
Gürültü ve patırtının ortasında sükunetle dolaş; Sessizliğin içinde huzurun bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak, açıkça gerekmedikçe Herkesle dost olmaya çalış. Ama kimseye teslim olma. Telaşsız ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; Çünkü dünyada herkesin bir hikayesi vardır. Yanlız planlarının değil, Başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. Ne kadar küçük olursa olsun ilgilen. Hayattaki dayanağın odur. Olduğun gibi görün. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Aşka burun kıvırma sakın; O çöllerin ortasındaki çimenliktir. Yılların geçmesine öfkelenme Gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Ara sıra isyana yönelecek gibi olsan bile Hatırla ki, kainatı yargılanmak imkansızdır Onun için kavgalarını sürdürürken bile Kendi kendinle barış içinde ol. Görmeye çalış ki, Bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen Dünya yine de güzeldir.
Sayfa 33·Kitabı okudu
Alıntı
Dünya üzerindeki kısa konukluğunda insanoğlunu birazcık sevgi mutlu edebiliyor; bir kadını, bir erkeği, bir çocuğu, bir dostu, bir sanat yapıtını sevmek mutluluk için yetiyor da artıyor bile. Gündoğumu, günbatımı, rüzgarda sallanan dal, yaz gecelerini dolduran baş döndürücü yasemin kokusu yüreğinizi mutluluktan titretiyor. Yaşama büyük minnettarlık duyuyorsunuz. Hele sevildiğini bilmek... Birisinin sizi düşündüğünü, iyi olmanız için uğraştığını, sizi koruduğunu hissetmek. Bir de paylaşma duygusunu eklemek gerekiyor buna. Ekmeği, düşünceyi, sevgiyi paylaşmak. Sait Faik'in cümlesiyle söylemek gerekirse eğer, her şey bir insanı sevmekle başlıyor.
Sayfa 29·Kitabı okudu
Alıntı
"Mediokr" yani benim pek sevdiğim bir deyimle "orta zekâlı" olanlar ise hiçbir şeyi sorgulamazlar. Kamplaşmış taraflardan birine ait olurlar, hayatı bu şekilde algılarlar. Onlara göre dünya basittir, hiçbir karmaşıklığı yoktur.Her şey siyah/beyaz netliğindedir. Bir taraf yüzde yüz haklı, öteki taraf yüzde yüz haksızdır. Bazen, içinde bulundukları safları değiştirirler; ama dünyayı basit ve mutlak görme alışkanlıkları değişmez. "Acaba" sı olmayan insanlar için bu dünyada hiçbir gizem yoktur. Ne doğum, ne ölüm, ne aşk, ne inanç, ne insan ruhunun karmaşıklığı...Onlar her şeyi bilirler. Bilmeyenler ise Montaigne, Dostoyevski, Einstein, Nietzsche, İbn Rüşd gibi kafası karışık insanlardır.
Sayfa 29·Kitabı okudu
Alıntı
Lise çağlarımda ipuçlarını görmeye başladığım "arabesk lümpenlik" kadar nefret ettiğim hiçbir şey olmadı. Ama ne yazık ki o dönemde ancak belirtileri sezilen bu korkunç hastalık, azgın bir kanser gibi yayılarak koskoca ülkeyi sardı, nefes alınamaz hale getirdi. Koskoca adamlar, koskoca kadınlar lümpenliğe savruldular. Üstelik, bunların üç kuruş para görmüş olanları bu lümpenliğe bir de küstahlık eklediler.
Sayfa 21·Kitabı okudu
Alıntı