• 29 Nisan da 1 saat 22 dakikalık yeni bölümünü bekleyenler ☺️
    Hâkikaten night king ak gezenlerle Winterfell de kapıya dayandı.
    Kalenin içinde yok,yok.
    Acaba ne olacak
    3üncü bölüm ile ilgili görüşünüz nedir ?
  • 304 syf.
    ·7/10
    Çok güzel konulara yer veren bir kitap. Astronomiden robotiklere, astrolojiden gizli örgütlere, mistik konulara kadar bir sürü konuyu ele almış. Birbirine bağlı hikayelerden oluşuyor ve bölüm bölüm ilerliyor. Bu sebepten sıkıntı yaşadım. Mesela 1. Hikayenin ilk bölümünden sonra 2. Hikayenin ilk bölümünü okuyorsunuz bu da bölünmelere yol açıyor. Kitaba adapte olmayı zorlaştırıyor. Keşke bu kadar hikaye bir kitapta toplanmasaymış veya hikayeler bütün olarak verilseymiş. Yazarın ilk kitabı olduğu düşünülürse aslında görmezden gelinebilecek bir şey çünkü serinin ikinci kitabını okuduğumda bu durumun düzeltildiğini gördüm. Ama yine de okuyacakların aklında bulunsun özellikle sonlara doğru bi karışıklık yaşadım ve bi an önce bitirmek istedim. Üçüncü kitabın çok daha güzel olacağını umuyorum ve merakla bekliyorum.
  • DÜNYASIZ BİR KAFA
  • 1. Neden:
    Sayfa 15 “Çocuk çoktan ÖLMÜŞTÜ.”
    Sayfa 23 “insanlar canını dişine katmış koşuşturmaktaydı. Sırasıyla ERKEK olan öğrenci ve düşen iki kız sedyelerle hastaneden içeri girdi. Hepsi AMELİYATHANEYE ALINARAK...”

    Ölen çocuk ameliyata alındı! Çocuğun tekrar ölüm haberi gelince; acaba kurtarabilir miyiz diyerek ameliyathane almışlardır, diye düşünmeye çalıştım ve okumaya devam ettim.

    2. Neden:
    Burada ki kurgu hatasını görmek için kitabın başına dönmemiz gerekmekte:
    1. Bölüm; ileri bir tarihte başlıyor ve hikayeye giriş yapılıyor.
    2. Bölüm; olayların başladığı okula geliyor. Sabah erken saatler Andımız okunurken olay oluyor. (Sayfa 15 çocuğun öldüğü sahne)
    3. Bölüm; Hastenede olanlar anlatılıyor. (Sayfa 23 Ameliyathane girişin olduğu sahne) olaydan en fazla yarım saat sonrası
    4. Bölüm komiser merkeze geliyor ve olayı analiz ediyorlar. -Konuşma alıntısı Sayfa 32 “Bir hademe var, o OLAYDAN SONRAKİ GÜN izne çıkmış,”

    Alıntılarla neden bıraktığımı anlattım.
  • “Zor olduğunu sandığımız şeyler, anlamak istemediklerimizdir.”
    Volkan Karakoç
    Sayfa 1 - Volkan
  • ‘Varlıklı ve bekar bir erkeğin kendisine er ya da geç bir eş seçmek zorunda olduğu, herkes tarafından tartışmasız olarak kabul edilen bir gerçektir.
    Bu gerçek, insanların zihninde öyle derinlemesine yerleşmiştir ki, bazı aileler muhitlerine henüz girmiş olan böyle bir erkeğin duygu ve görüşlerini öğrenmeye hiç gerek duymadıkları gibi, onu kendi kızlarından herhangi birinin meşru bir malı olarak görmeyi olağan addederler.’
    Jane Austen
    Sayfa 7 - Koridor Yayıncılık
  • 480 syf.
    ·10/10
    Elif Gürsoy henüz genç bir kız bile değilken tanıştığım ve kalemine hayran kaldığım bir yazar. İlk kitabı Sevdam Sana Emanet adlı kitabını okuduğumdan beri yazılarını sabırsızlıkla bekler hale geldim. Dördüncü kitabı Ukde'de diğer üç eseri gibi altı çizilecek ve insanın kendini bulacağı satırlarla dolu bir roman. Betimlemeler öylesine derin ki gözlerinizin önünde birebir canlanıyor her şey. Edebi dilse oldukça naif ve okuyucunun karakterlerle aynı hisleri paylaşmasını sağlayan cinsten. Her birinin üzüntülerini, sevinçlerini, vicdan azaplarını, içinde düştükleri ikilemleri sizde onlarla beraber yaşıyorsunuz.

    Ukde genç bir kızın, babasının intikamını almak için yanıp tutuşan genç bir adam yüzünden yaşayamadıklarını, kursağında kalan heveslerini yakardığı bir kitap.

    Hikayemiz Trabzon'da başlıyor ve Karadeniz insanı sadece bir cümlelik muazzam bir tabirle anlatılıyor.

    "Küçüklüğünden beri gökteki güneşi, akşama kadar çalışıp ter döken sıcaktan yanakları al al olmuş, sıcakkanlı, becerikli ve pratik zeki Karadeniz kızlarına; boydur boyu ufku kaplayan koyu mavi denizi de, kendi gibi hırçın, dalgaları gibi karışık, bereketli, soğuk, güçlü ve capcanlı Karadeniz erkeğine benzetirdi."

    Başkalarının günahını ödemeye maruz bırakılan genç kızımız Zeynep Karlı okuduğum en güçlü karakterlerden biri. Korumacı bir tavra ve bitmez tükenmez bir vicdana sahip. Fakat bunların yanında kendinden ödün veren biri değil. Henüz 16 yaşında yaşadığı korkunç olay onu olgunlaştırmış ve keskin çizgiler çizmiş hayatına. Mahalle baskısı ve 'elalem ne der' kavramı çok iyi ele alınmış ve bu doğrultuda hareket eden bir baba profili oluşturulmuş. Reşat Karlı namına gölge düşmesine izin vermeyen, eğer biri gölge ettiyse de onu ortadan kaldırmaya odaklı güç gösterisini seven bir adam. Öyle ki bunun uğruna kızını bile gözden çıkarabileceğini okuyoruz.

    Eşi ise kocasının sözünden çıkmayan 'o diyorsa bir bildiği vardır' mantığıyla ezilip büzülen bir kadın. Yazarımız Zeynep'in annesi ve onun gibi yaşayan kadınların düşünce yapısını şöyle özetlemiş;
    "Bu dünyada başında erkek olmadan yaşanmaz, bir kadın yarımdır, ancak yanındaki erkeğiyle bir bütün olur."
    Zeynep bu düşünceden ne kadar nefret ettiğini defalarca dile getiriyor ve annesine karşı olan kızgınlığını bir türlü son veremiyor.
    Maruz kaldığı tüm baskılara rağmen dimdik duran Zeynep ne yapılanlara boyun eğiyor ne de ailesini hayatından çıkartabiliyor. Kitap boyunca kendi içinde düştüğü çelişkileri ve elinden alınan çocukluğunun verdiği masumiyetin kaybettirmediği iyimser yönünü okuyoruz.

    Erkek karakterimiz Orhan Çarmıklı ise ne yapacağı tahmin edilemez bir adam. Kitabın başlarında öcünü almanın hırsıyla yanıp tutuşan genç bir adamken asıl amacının ne olduğunu, intikam planının nasıl şekilleneceğini tahmin edemiyorsunuz. Nerede nasıl davranacağı, ne diyeceği öngörülemeyen bu adam her bir cümlesinde sizi şaşkınlığa uğratıyor.
    "Ben derdim olana 'zehir' gibiysem, derdi olana da 'ilaç' gibiyim. Derdin 'ben' olduğumda güzelim söz veriyorum ilacın da ben olacağım."
    Orhan nasıl bir adam olduğunu kendi özetliyor aslında. Nefret ettiğine asla sönmeyen bir öfke ve kin beslerken, sevdiğinden sevgisini göstermeyi esirgemeyen bir genç. Yazarın ince ince dokuduğu karakter sizde gerçeklik hissi uyandırıyor ve her bir lafıyla sizi kitap boyunca gülümsetmeyi başarıyor.

    Spoiler vermemek için karakterle daha fazla değinmeyeceğim fakat kitabın can alıcı ve okuduklarınızın gerçeklik hissi uyandırdığı birkaç noktadan bahsetmek istiyorum.

    Öncelikle kitapta iki farklı aile yapısından bahsediliyor. Bir taraf size korku salarken diğer taraf içine girip yaşamak, sahip olmak istediğiniz cinsten. Hele bir bayram sahnesi vardı, gelenekçi bir aileye sahip olduğum halde öylesine güzel bir bayramı hiç yaşamadım. O eskilerin bahsettiği bayram havası bu kitapta dirilmiş, ve tüm sıcaklık okuyucuya hissettirilmiş.

    "Bunu bize nasıl yerleştirdiler bilmiyorum ama başardılar. Sanki bayramlarımız kutlanması ayıp, coşkuyla karşılanması geri kafalılık gibi görülen ve farkında olunup yada olunmadan sahteleştiren bir gün oldu. Hak ettiği değeri görmediği gibi akrabadan, aileden, gelenekten, insanlıktan ve İslam'dan kaçış için bir fırsat bilindi." syf:383

    Yazar kaybolan değerlerimize dikkat çekmiş ve onlarsız ne kadar eksik kaldığımızın üzerinde durmuş.

    Bir diğer değinmeden geçemeyeceğim nokta ise kitabın akıcılığı. 480 sayfa bir çırpıda bitiyor ve bu kadar kalın bir kitabın akıcılığı sizi şaşırtıyor. Bölüm aralarında asla duraksama olmuyor ve farkında olmadan kitabı bitiriyorsunuz.

    Serinin ilk kitabı başından beri varmak için sabırsızlandığımız noktada son buluyor ve büyük bir merak içinde bırakıyor okuyucuyu. Umarım devam kitapları bir an önce çıkar ve kıymetli yazarımız Elif Gürsoy'un kalemine ve Zeynep- Orhan ilişkisine bir an önce kavuşuruz.