• Günlük hayatınızda karşınıza çıkacak pek çok şey, hayata dair beklentileriniz, hayalleriniz, hedefleriniz ve çok daha fazlası bu kitapta yer alıyor. Çocuğundan gencine, yetişkininden yaşlısına herkes için kısa anekdotlar da bulunuyor Eşref Saat'te. Ayrıca yazar herkes rahatça okusun diye çok sade bir dil kullanmış. Sıkılmadan okuyacağınız bu eser MEB'in önerdiği 100 Temel Eser arasındadır
  • Konusunun uzmanından bir eser. Bir baba olarak doğru ve yanlışlarımı, özelikle yanlışlarımı bana gösterdiği için minnettarım. Bu kitabı okurken hiç alıntı (1000Kitap için) yapmadım. Çünkü eserin tümü bu nitelikte idi. Aklıma takılan tek bir husus var, oda 100 kural değil de 85 - 90 arası kural gördüm, bunun dışındakiler tekrara düşmek gibi geldi. Fakat bu konuların üzerinde özellikle durmak istemişte olabilir. Son olarak yaşı 1 - 7 arası çocukları olan ailelere için bir başucu eseri.
  • Fareler ve İnsanlar.

    Öncelikle kitabın MEB tarafından "100 Temel Eser" listesine girmiş olduğunu belirtmek istiyorum. Kitap hem konusu hem içeriği bakımından o kadar sürükleyici ki kitap okumaya çok az vakitiniz varsa dahi kitabı bitirmek iki günden fazla zamanınızı almayacaktır, elbette 126 sayfadan oluşması da bu nokta da küçümsenmeyecek bi etken

    Gelgelelim kitabın yazarıyla bu ilk tanışmamız, John Steinbeck ile tanıştığıma çok memnun olduğumu da belirtmeden kitabın konusuna geçmek istemiyorum.

    Ana karakterlerimiz George ve Lennie.
    George; akıllı, kısa ve sosyal bi karakterken
    Lennie; pekte akıllı sayılmayan, iri yapılı ve asosyal bi karakterdir.

    George ve Lennie bir çiftlikten diğer çiftliğe mevsimlik işçi olarak çalışan çok iyi dostturlar. Aslında ilk dersi burda veriyor yazar "herşey zıddıyla kaimdir."

    George sürelki Lennie' nin arkasını toparlamakta ve yeni bi vukuatı engellemek için de gözü hep üzerindedir. Aslında bi önceki çiftlikten ayrılma (aslında kaçma demeliydim.) Lennie' nin herşeyi sevmek istemesidir. Lennie kocaman bir çocuktur aslında bedeni büyümüş ruhu hep çocuk kalmış Lennie herşeyi sevmek, okşamak istemekle birlikte çok kuvvetli olduğundan sevdiği herşeye zarar vermekte ve başını belaya koymaktadır.

    Hikâye tam olarak işe başladıkları yeni çiftlikte geçmektedir. George patronla anlaşır ve Lennie ile birlikte çiflikte işe başlarlar. Patronun oğlu Curley eski boksör olmakla birlikte boyu kısa olduğu için kendinden iri yapılı herkese sataşarak kendini ıspatlama çabasındadır elbette birde eşi vardır Curley' in her fırsatta çiflikte ki diğer çalışanlarla fingirdeşen Curley' i hiç sevmeyen bir eşi...

    George ve Lennie' nin beş dönümlük bir arazi satın alıp kendi tohumlarını ekmek, hasatlarını toplamak, tavuk, tavşan belki bir de domuz beslemek yani kendi çiftliklerini kurma hayalleri vardır. Lennie bu hayali sürekli George anlattırıp dururken, George bu hayale Candy' nin de bir gün ortak olmasını istemesi ve bunun için 350 dolarının olduğunu söylemeden önce hiç inanmamış ama bunu da Lennie' ye belli etmemiştir.
    (Dolar başını almış gidiyorken biri bana 350 dolarım var hayallerine ortak olabilir miyim dese bende hayallerimin artık gerçek olacağına inanırdım. )

    Elbette doların yükselişi ne kadar ciddi olsa da hayallerimizin dolara endesksli olmadığını bu kitapta birkez daha öğrenmiş oluyoruz.

    Kitabın devamını ve diğer karekter analizlerini size bırakıyorum küçük ipuçlarıyla da yaşanacak olayların sinyallerini vermiş olarak sizlere keyifli okumalar diliyorum.
  • Başlamadan önce kıymetli eserin sahibi Ali Fuad Başgil’e bir Fatiha okuyalım..

    Kütüphanenizde bu kitap yoksa çok sey kaçırdınız demektir!!

    Kitap benim sene içinde aldığım en faydalı ve yanımdan ayırmadığım bir #başucukitabı .

    Bilirsiniz ilk okula başladığımız çağdan ömrün tamamında bir yarış içerisindeyiz. Bu yarışta kimimiz başarılı olacak kimimiz başarısız. Başarılı olmak isteyenler için ve yarışı sadece hırsla değil azim ve gayreti de eklemek isteyenler için bu kitap birebir.
    ‘Çalış, daima çalış, fakat hırsı bırak. Zira hırs,
    verimli çalışmanın, sağlık ve saadetin düşmanıdır.’ Syf,61

    Kitabın 100 temel eser kitabı olduğuna bakmayın çünkü benim bu şaheserle tanışmam bir okul veya bir öğretmen sayesinde olmadı. Aksine bir uygulama sayesinde oldu. Bu belki de öğretmenden belki de biz yaramaz öğrencilerden kaynaklanıyordur ama bu kitapla geç tanışmam vakit kaybından başka bir şey değil. Asıl önemli olan kitapla geç tanışmak değil kitabı hayatına nakşetmek değil midir?

    Gelelim kitabın yazarına; yazarımız 1943-44 yıllarında ‘gençlere öğütlerim’ ve ardından ‘terbiyenin karakter üzerindeki tesiri ‘ adında iki konferans veriyor. İnsanların çok ilgisini çekiyor. Ve konuşmayı dinleyen kişiler gerek şahsen gerek yazı ile bu konferansları kitap halinde yayınlanmasını istiyorlar. Bunun üzerine eser bugünkü halini alıyor. Kitap hakkında ‘yükte hafif pahada ağır’ atasözü kullanılıyor ve hak ediyorda.
    60 sayfalık kitap hayatınız kimseden duymayacağınız tecrübelerden ibaret ve bu tecrübe sayesinde ileriki zamanlarda zamanınızı kaybettirecek bir yanlıştan kurtulmanızı sağlayabilir.

    Kitapta her başlığın kendince önemli olmasıyla birlikte benim en çok dikkatimi çeken kısım terbiye ve mizaçla ilgi bölüm oldu. Kısaca bahsetmem gerekirse; insan iyi ve kötü huyları ile birlikte gelir dünyaya.. kötü huylar terbiye edilir ama huydan kurtulmak imkansız gibi bir şey.
    ‘(…) yırtıcı bir hayvanı terbiye ederek bir dereceye kadar uysal bir hale koyabililrsiniz. Fakat kediyi fare sevmekten, köpeği kemik yalamaktan vazgeçiremezsiniz.’ Syf,34

    Hülasa başarılı olmak için tembellikten, kötü arkadaştan, kötü örnekten ve çevreden kaçınmalısınız. İradeli olmalı ve ertelemeyi başka bahara bırakmalısınız. Verimli ve istekli çalışmalısınız. Verimli çalışmak çok çalışmak demek değildir. Verimli çalışmanın yazar başgile göre 3 kuralı var. Bunlar; bedeni, hissi, akli şartlar. Bu gibi şartları yerine getirmek kişinin kendini tanımasından geçiyor.
    Kitabı alın okuyun, okuduktan sonra tekrar okuyun, tekrar ve tekrar. Bayram vesilesi ile akrabalara, torunlara hediye etmeyi ihmal etmeyin... :)
  • Üniversitedeyken okumuştum. Filmi de vardır 1989 yapımı. Daniel Day Lewis oynuyor ve yıldızlaşarak En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını kazanıyor. Filmi de mutlaka izlenmeli.
    Kitaba dönecek olursak mutlaka okunması gereken kitaplardan. 100 Temel Eser içinde olmasa da kitap edinilmeli ve kitaplığınızı süslemeli. Yazarın hayat hikâyesi. Bir yönüyle de otobiyografik bir eserdir kendileri. Burdan sonrası biraz spoiler içeriyor :)
    Beyin felçli olarak doğan ve sadece sol ayağını kontrol edebilen bir insanın hayatla mücadelesinin gerçek romanıdır. Doğuştan gelen bu zorluğa karşı kazanılan zaferidir aynı zamanda. Beyin felçli fakat düşünebiliyor. Soracağı soruyu hepiniz tahmin edebilirsiniz. “Neden bir başkası değil de ben.” Tanrıya sitemleri, yakarmaları, iç hesaplaşmaları içeren kitapta yazarın duygularını hissetmemek mümkün değil. Kitabı bitirdikten sonra Sol Ayağım 2’yi(Elde Var Hüzün) okumayı da unutmayın:)
    İyi okumalar kitap kurtları.
  • Yay gibi eğri olsam elde tutarlar beni!
    Ok gibi doğru olsam,yabana atarlar beni!

    İlkokuldan beridir bize Ömer Seyfettin' in kitapları okutulur. 100 temel eser içinde yer alan hikaye kitaplarını öyle özenle okuturlar ki , ama ne yazıkki Ömer Seyfettin hakkında , Türkçeciliği hakkında iki kelam etmezler. Yeni nesil öğretmenler inşâALLAH öyle olmazlar.
  • Milli Eğitim Bakanlığı’nın 100 temel eser içinde değerlendirdiği “Zeytindağı” bu anlamlı etkinlik sayesinde, benim de okuduklarımdan oldu. Herşeyden önce, kitabın arkasında yazanlar bile size okumanız için itici bir güç gibi geliyor. Behçet Kemal Çağlar’ın dediği gibi;

    “Bu kitabı okumak adeta bir borçtur ve bir vazifedir.”

    Umarım bu vazifeyi yerine getirebilmişimdir. Kendi tarihimizin tozlu sayfalarını üflediğimizde, bize okullarda okutup ezberlettikleri bilgilerin üstünden onca geçen zamanla birlikte bilinçli olarak okumak şüphesiz insana daha çok şey kazandırıyor. Falih Rıfkı Atay’ın gazeteciliği, katipliği, 1.Dünya Savaşı’ndaki yedek subaylıktan, Cemal Paşa’nın emir subaylığına yükselmesi bu eseri yazmasında biçilmiş kaftan görevi görmüş. Zaten kitabın ismi de Cemal Paşa’nın karargahının bulunduğu Kudüs’e yakın bir dağın isminden almış.

    Falih Rıfkı gördüğü, yaşadığı, gözlemlediği olayları, paşaları, dönemin acıtan, üzen ve sinirleri zıplatan vehamet bazlı hatıraları insanın bazen boğazına bir yumru bırakacak kıvamda. İttihat ve Terakki (birlik-ilerleme) ile Cemal Paşa, Enver Paşa ve Talat Paşa’dan çokça söz etmesiyle başlıyor. Tabi burada okurken kendi subjektif fikirleri ve görüşlerini fazlasıyla görüyoruz. Cemal Paşa ile ilgili yorumları daha olumlu ve ılımanken, Enver Paşa ile ilgili görüşleri oldukça sertti. Bir de onların yanında olup tanımanın kendisinde de birçok şeyin değiştirdiğini sayfalar değiştikçe anlıyorsunuz.

    Osmanlı’nın çeşitli cephelerde kaynak yetersizliği ve asker kayıplarından sonra düştüğü durumlar, politik oyunlar, birilerine boyun eğme, taraf olma ise gerçekten insanın içini sızlatıyor. Çölde geçen zamanlar özellikle kıyıcı;

    “Her şeyi kolay düşünüp ferahlamakla beraber, gene her bıraktığımız ölü için ümitsiz bir keder duyuyorum. İnsan kum üstünde şehit bırakmaya dayanamıyor, çünkü ne mezarı, ne izi kalıyor. Bir denizde bile insan bu kadar kaybolabilir.”

    Atay’ın bize sunduğu anılarından aslında vermek istediğim çok alıntı var ama bunu tabi ki okuyacak arkadaşları düşünerek yapmıyorum. Kitapta geçen çoğu kelime günümüz Türkçesiyle yansıtılmamış o yüzden anlamlarına bakarak yorumlamanız sizin açınızdan daha verimli olacaktır. Yarı akıcı, düşünme araştırma ağırlıklı bir eser. Okuyacak olan herkese şimdiden iyi okumalar dilerim. Bilhassa tarihteki kaçırdığınız, unuttuğunuz olaylara, gerçeklere bir kez daha yakından bakma fırsatını bulacaksınız. Oldukça başarılı.

    Son olarak bu manidar etkinliğe meşale tutan ve düzenleyen okur arkadaşım Murat Ç'ye çok teşekkür ediyorum.

    Emperyalizme inat, Türk Milleti kendi başına devlet yapar!