"Ulan bir de duyduklarını ablama mı anlatıyorsun?" diye yükseldiğimde, Efe kucağımdan kalktığı gibi odanın içinde koşmaya başladı. "Eşek sudan gelene kadar dövmez miyim seni, Efe?"
"Ben de üniformanda fotoğrafını taşıdığın kadını sevdiğini anneme söylerim!"
"Yok öyle bir şey!" dedim kızgınlıkla. Bacak kadar çocuğun ettiği laflara bak, gel de sinirlenme. Olacak iş değildi.
"Var öyle bir şey!" dedi Efe beni taklit ederek. "Onu çok seviyormuşsun çünkü öleceğini zannederken seni kurtarmış. Gözünü açtığında onu melek sanmışsın. Hatta Barış Komutan da kurtarıcı meleğin diye seninle bütün gece dalga geçti."
Barış'la birbirimize baktığımızda, yüzlerimizde sıçtığımızın resmî ifadesi bulunuyordu.
Umay ablam söylene söyleyen mutfağa giderken Efe yine başını kaldırdı. Ablamın ayaksın anımız mızmızlanarak, "Gitmeyeceğim!" diye seslendi.
Ablam başını mutfağın kapısına uzatarak eline almış olduğu terliği işaret etti. Efe bu sefer, "Gideceğim!" diye bağırdı. Onun bu halinde gülmeden edemezken Efe ağlamaklı bir sesle, "Dayı, gülmesene ya!" diye mırıldandı.
"Sus, kerata seni."
"Küçükken seni hiç sevmezdim. Büyüdüm; seni tekrar gördüğümde ise yaralı bir askerdim. Sen beni hiç bilemedin. Yara insanı değiştirirmiş, Balkan Kızı."