"Amerikanvari hazırlanmış ıstakozu sevip sevmemekte özgürüm, ama insanları sevmiyorsam bir zavallıyım ve gün ışığında bana yer yok. Onlar hayatın anlamını kendi tekellerine aldılar."
"Tatlı güzel gözlerini düşündüm. Bana baktığı zaman ondan bana bir şeyler geçerdi. Bunun bittiğini düşündüm. Şu anda bana baksaydı, bakışı gözlerinde kalır, bana kadar ulaşamazdı. Yalnızdım."
"Ben sizin kahramanımızı anladım", dedi bana. Adı Herostratus,. "Tanınmış biri olarak ölmek istiyordu; bunun için Dünyanın Yedi Harikası'ndan biri olan Artemis Tapınağı'nı yakmaktan başka bir şey bulamadı."
"Ya tapınağı yapan mimarın adı neydi?"
" Pek anımsamıyorum", diye itiraf etti, "sanıyorum adı bilinmiyor."
"Üstünde "İnsancıl olmayan buraya giremez" yazılı kapıları otuz üç yıldır zorluyorum işte. Giriştiğim her şeyi bırakmak zorunda kaldım. Ya uyumsuz ve mahkum edilmiş bir girişimi ya da er geç onların çıkarına yönelmesi gereken bir girişimi seçmek gerekiyordu. İnsanlara kesin olarak aktarmadığım düşünceleri kendimden ayırmayı, düzene koymayı başaramıyordum. Düşünceler, hafif organik devinimler olarak içimde kalıyordu. Kullandığım araçlar da öyle, başkalarına ait olduklarını hissediyordum. Örneğin sözcükler: Bana ait olsunlar isterdim. Ama kullandığım bu sözcükler, bilmiyorum kaç bilinçte sürüklendi. Sözcükler başkalarında kazandıkları alışkanlık gereğince benim kafamda kendi kendilerine düzene giriyor ve size yazarken, bu sözcükleri kullanırken tiksinti duyuyorum. Ama bu son artık."
"Beni seviyor, bağırsaklarımı sevmiyor, bir cam kavanoz içinde ona apandisitimi gösterseler tanımazdı, her zaman beni mıncıklar durur, ama kavanozu eline verseler, hiçbir şey hissetmez, içindeki "onunla ilgili" bir şey diye düşünmez; insanın birini her şeyiyle, yemek borusuyla, karaciğeriyle, bağırsağıyla sevebilmesi gerekir. Belki de insanlar onları, alışamadığından sevmiyor; onları da ellerimiz ve kollarımız gibi görseydik belki de severdik. Öyleyse denizyıldızlarının bizden daha iyi sevişmesi gerekir."