• Bir adam oturuyor evinin balkonunda, yalnız. Elinde bir sigara. Zihni karmaşık, evin mutfağı gibi. “Nasıl düzelecek bu durumlar?” diyor kendi kendine. Sahi, nasıl düzelecek?

    Bilmiyor o da. Neredeyse tüm insanların hayatında bir kere bile olsa sorduğu bu sorunun yanıtı onda da bir suskunluk oluşturuyor. Belki de bir küfür sallıyor ve “Düzelmeyecek işte” diyor. Rahatlıyor küfür ettikten sonra, sigarasını dudaklarına götürüyor.

    Uzanıyor mindere, gökyüzünü izlemeye başlıyor. Evi yüksek bir katta, önü açık. Hava da serin, rüzgar var ama üşümüyor, seviyor o hafif ürpertiyi. Bulutlar rüzgarla hızlı hızlı geçiyor gözlerinin önünden, düşüncelerinin zihninden geçişi gibi.

    Son zamanlarda yaşadıklarını düşünüyor: tanıştığı yeni insanları, gidip gezdiği yerleri, harcadığı paraları, yediği yemekleri… Ama en çok son tanıştığı kızı düşünüyor, “Ne garip kız ya, enteresan” diyor.

    Sonra aklına başka bir şey düşüyor, geçen gün arkadaşıyla buluşup biraz içmişti. Sarhoş olmamıştı ama çakırkeyifti. Araba kullanmamak için taksiyle gelmişti eve. Bilgisayarını açıp, bir sigara yakmıştı. Müzikler daha anlamlı geliyordu dinledikçe. Dinlerken bir yandan yeni kızı bir yandan da eski ilişkilerini düşünüyordu. Neler yaşamıştı öyle… Aldatılmıştı, üzmüştü, üzülmüştü; terk etmişti, terk edilmişti; güvenmişti, güvenilmişti… Ama nihayetinde hepsi bitmişti. Öfkeyle anmıyordu geçmişini, olan olmuştu. Ama bu yeni kız farklıydı biraz. Adamdan çok farklı olduğu kesindi ama genel olarak diğer insanlardan da farklıydı sanki. Farklı bir hayat tarzı vardı. İyiydi kız. Ama fazla iyiydi. Adamı kendine çeken bir yanı vardı ama adam henüz bulamamıştı bunu. “Neyse, var olan onca sorunun üzerine bir de bu soruyu eklememek lazım” diye geçirdi içinden.

    Ama yine de atamıyordu kafasından. Kızla diyaloğunu hem bitirmek istiyordu hem de sonsuza dek sürdürmek. Anlaşılıyordu. Evet, kız adamı anlıyordu. Belki de bu yüzdendi böyle ikircikli düşünceler. Kendinden bir şeyler olsun istiyordu kızda, unutulmak istemiyordu. Ama bir yanı da unutsun diye bağırıyordu. “Neyse, zamana bırakalım.” dedi, bir sigara yaktı, jazz dinlemek istedi o an.

    Kalktı sonra, içecek sıcak bir şeyler hazırladı ve açtı istediği müzikleri. Art arda çaldıkça o da dinlendiğini hissediyordu. Düşünmekle bir yere varamayacağını anlamış, kendini akışa bırakmıştı. Şimdi uzandığı koltuğu, aldığı nefesi, içtiği çayı, dinlediği müziği hissediyordu derinlerinde. Hiçbir şey düşünmemeyi başardığı o an huzura ermişti.

    Saatten bile habersizdi. Belki gece yeni başlıyordu belki bitmek üzereydi. Ne önemi vardı ki?

    Yavaş yavaş ağırlaşan gözleri onu uykuya götürdü.

    İyi geceler.

    14.09.2020
  • 64 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    KİTAPLARLA YAŞAMAK
    Bir sistem, yöntem, ortak medeniyet hayaliniz/ idealiniz varsa; öncelikle tarihsel süreç içerisinde kim ne yapmış, ne düşünmüş, ne önermiş, ne başarmış, nerede dumura uğramış bilmek zorundasınız.
    Hukuk bilinci ve tarih kültürü budur.
    Bize her anlatılanı noter gibi onaylamak, ilahi bir mesaj gibi inanmak zorunda değiliz. Olayların, hem de anlatanların çıkarlarına göre şekillendiği bilgi aktarımından, tarih bilinci fışkırmaz.
    Bu nedenledir ki, "düzene uygun kafalar nasıl oluşturulur" adlı sorgulama türündeki kitapları da okumak gerekir.
    Bu kitabı ilk kez 1978 yılında okudum.
    Teknik Lise Elektrik Bölümü 1. sınıfta okuyordum. Daha 14 yaşındayız.
    Sosyal ve teknik olarak ortalama 17 farklı ders görüyoruz. Bazen elektrikler kesiliyor, gece gaz lambasında, ders çalışıyorduk.
    Ve buna rağmen o dönemde verilen teknik eğitim kalitesinin, bugün yüzde biri yok.
    O dönemin okul telaşı ve çocukluk bilinciyle bu kitabı tam anlayabilmem mümkün değildi açıkcası.
    Bugün tekrar okuyunca, 1970 li yıllarda yazılan bu kitabı muhteşem buldum.
    Halen yaşamakta olan, türk dili ve edebiyatı öğretmenimiz, Emin Kadıoğlu önermişti bu kitabı. Yani 42 yıl önce.
    Bu kitabı okuyanlara ayrıca:
    Kesin inançlılar, dinle küçük adam, tiranlık üzerine, saraysız başkan adlı kitapları da öneriyorum.
    Sevgilerimle
    Samsun, 17.09.2020
    Ali Rıza Malkoç
  • 19.09.2016'dan
    14.08.2019'a kadar
    Belki de sonsuzluğa kadar
  • "Sevseydi gitmezdi" diyoruz ama zaten sevmek ve sevilmek dipsiz bir kuyunun karanlığına bakmaktan ibaret değil mi?

    Medfen-i Hayal