• Evet, gün geçmiyordu ki sitemizde bir etkinlik daha olmasın dedik vee Edgar Allan Poe etkinliği ile karşınızdayız!
    Soracaksınız ki, yeryüzünde yaşamış/ölmüş binlerce yazar varken, neden Edgar Allan Poe ?
    Bu soruya basit bir yanıtımız var: Kendisi, Morgue Sokağı Cinayeti eseri ile polisiye edebiyata ürün vermiş olan ilk yazar.
    Ayrıca, Edgar Allan Poe Dünya edebiyatında, mistik, ürpertici, belirsiz, karamsar olarak bilinir. Eserlerinde hep bir gizem görürsünüz; kimisi çözülür, kimisi de okurun hayal gücüne bırakılır.
    Edgar Allan Poe'dan bahsetmişken, Altın Çağ döneminden bahsetmemek olmaz. Edgar Allan Poe Altın Çağ’ın nadide yazarlarındandır. Şimdi diyeceksiniz ki, Altın Çağ da ne be moruq!? Polisiye edebiyatında İki Dünya Savaşı arasındaki dönem Altın Çağ olarak nitelendirilir. İlk kadın dedektif Marple’ı yaratan Agatha Christie, edebiyatta “Dört Suç Kraliçesi” diye anılan Christie, Sayers, Allingham ve Marsh, dünyaca ünlü Sherlock Holmes’ın yaratıcısı olan Arthur Conan Doyle, Georges Simenon, Edgar Wallace gibi pek çok yazar Altın Çağ yazarıdır. Polisiyenin ünü, Altın Çağ’dan sonra artmaya başlamış, pek çok kişi tarafından ilgi çekici bir tür olmuş ve bu döneme Altın Çağ denilmiştir. Edgar Allan Poe'da ilk polisiye yazarı olduğundan dolayı, bu akımın öncüsü kabul edilmiştir.
    Son olarak, bahaneleri ortadan kaldırmak için; yok ben teker teker kitaplarını almakla uğraşamam derseniz: Bütün Hikayeleri ,polisiye bana hitap etmez, ben napıyım suçlu kovalamakla derseniz: Bütün Şiirleri, Edgar Allan Poe hakkında bilgi sahibi olmak istiyorum derseniz de 221B Sayı 9 okuyun.
    Şimdi geriye tek bir bahane kalıyor: Kitaplar pahalı. Biz de bu bahaneye meydan hazırlamamak için iletinin altına epub/pdf linklerini iliştireceğiz. Yani bu etkinliğe katılmamak için hiçbir bahaneniz yok :D
    Dileyen dilediği kitabı okuyabilir, ve etkinliğe katılmak için, “Katılmak istiyorum” yazmanız yeterlidir.
    Edgar Allan Poe hakkında veya kitaplarında aklınıza yatmayan yahut merak ettiğiniz bir konu varsa, bu iletinin altına veyahut etkinlik başladığı zaman açılacak olan iletinin altında sorabilirsiniz.
    Bol katılımlı ve verimli bir etkinlik olmasını diliyor ve herkese iyi günler diliyorum.
    Başlayacağımız Tarih: 20 ocak 2019
    Bitireceğimiz Tarih: 28 şubat 2019
    Epub/Pdf linkleri:
    Bütün Hikayeleri
    https://yadi.sk/i/7TcJXx-e3LihpW
    Seçme Hikayeler
    https://yadi.sk/d/wMFCAggd3R6sjx
    Yazının Felsefesi
    https://yadi.sk/i/d554BImI3Lj9Lx
    Gizem ve Hayalgücü Öyküleri
    https://yadi.sk/i/d6Nv-dfg3LoG8Y
    Dedektif Auguste Dupin Öyküleri
    https://yadi.sk/i/cC8dj86A3YttkJ
    Şiirler - Annabel Lee
    https://yadi.sk/i/MYKMzeH13Lihqf
    Morgue Sokağı Cinayeti
    https://yadi.sk/i/BfaQ52Ex3LihqP
    Katılımcılar:
    1) Dobby | Hayalperest (Etkinlik yazımızın yazarı, etkinliğimizin deha pınarı, yardımcı ama bir o kadar da ana kaptan nam-ı diğer Edwin :D)
    2) Ben (yakışıklı kaptanınız 😎😏 sadece etkinliği düşünmeye çabalayan, biraz da pdf bulan ana kaptan)
    3) Arzunalbant
    4) Hatice
    5) Saf papatya
    6) Cerrah Asya
    7) Nausicaä (Canım, güzel yardımcı kaptanım (: ❣)
    8) Gamze Özmen
    9) Ne Kitapsız Ne Kedisiz
    10) Didem
    11) Samsara
    12) https://1000kitap.com/Dybalalove
    13) mdh
    14) Şeyma
    15) Samet Hızır
    16) Roland Deschain
    17) Ebru Ince
    18) “Feyza„
    19) Harun mert (3. Yardımcı kaptanım, nam-ı diğer Dami :D )
    20) rukiye altop
    21) Evlaaaa
    22) Nur
    23) Melike Sönmez
    24) Sunofhope
  • Empati......................................................................Dalai Lama’nın da söylediği gibi, ‘’Empati en değerli insan niteliğidir.’ Empati, insanın kendisini başkalarının yerine koyabilmesi, onların gözünden bakabilmesi ve düşünebilmesidir. Bu açıklamanın ardından ilk bakışta olumsuz koşullarda devreye giren bir özellik gibi görünse de yalnızca kötü anlarda değil aynı zamanda başkalarının mutlu olduğu anlarda da aynı duyguları hissedebilmektir. Empati, aynı fikirde olunmasa dahi insanın karşısındakine saygı duyabilmesinin anahtarıdır. Bu nedenle empati nefret ve hoşgörü arasındaki belirleyici faktördür. Empatinin karşı tarafa hissettirdiği ise, fikirlere ortak olunmasa dahi ‘Seni duyuyorum.’ mesajıdır. Bu nedenle ikili ilişkilerde empatinin yeri karşı tarafa hissettirdiği güven duygusu sebebi ile çok büyüktür.

    Empati kurabilme yeteneğine sahip bir insan kendi bedeninde karşısındaki insanın neler hissettiğini hissedebilen insandır. Araştırmalar empati yeteneği yüksek olan bireylerin beyinlerinde ‘Hiperaktif Ayna Nöron Sistemi’ (Hyperactive Mirror Neuron System) adı verilen nöronlara sahip olduklarını ortaya çıkarmıştır. Bu nöronlar beynimizin şefkatten sorumlu nöronlarıdır. Yüksek empati yeteneğine sahip kişiler bu nöron sistemi sayesinde karşılarındaki kişilerin hissettiklerini anlayabilir, kendilerini o kişilerin yerine koyabilirler.

    Peki, sizin empati yeteneğiniz ne düzeyde? Bunu ölçmek için Judith Orloff M.D.’nin ‘The Empath’s Survival Guide’ kitabındaki küçük bir testi sizlerle paylaşmak istedim. Bu test sayesinde empati yeteneğinizin ne düzeyde olduğunu ölçebilirsiniz.’Aşırı hassas”, utangaç veya içe dönük olarak etiketlendim mi?
    2. Sık sık bunalmış mıyım yoksa endişeli miyim?
    3. Tartışmalar yapmak mı yoksa bağırmak beni hasta mı ediyor?
    4. Sık sık uyumamış gibi hissediyorum muyum?
    5. Kalabalıklar tarafından süzülmekteyim ve kendimi yeniden canlandırmak için yalnız zamana ihtiyacım var mı?
    6. Gürültü, koku veya durmadan konuşanlar tarafından uyarıldım mı?
    7. Kimyasal duyarlılığım var mı yoksa cızırtılı kıyafetlere tahammül edemiyor muyum?
    8. Kendi arabalarımı almayı tercih ediyorsam, ihtiyacım olursa erken gidebilir miyim?
    9. Stresle başa çıkmak için aşırı mıyım?
    10. Yakın ilişkilerle boğulmaktan mı korkuyorum?
    11. Kolayca acıyor muyum?
    12. Kafein veya ilaçlara kuvvetle reaksiyon gösterir miyim?
    13. Düşük ağrı eşiğim var mı?
    14. Sosyal olarak tecrit etme eğiliminde miyim?
    15. Diğer insanların streslerini, duygularını veya semptomlarını mı emerim?
    16. Birden fazla görevden bıktım ve bir seferde bir şey yapmayı tercih ediyorum?
    17. Doğayı kendim doldurur muyum?
    18. Zor insanlarla veya enerji vampirleriyle birlikte olmak için uzun zamana ihtiyacım var mı?
    19. Küçük şehirlerde veya ülkede büyük şehirlerden daha mı iyi hissediyorum?
    20. Büyük buluşmalar yerine bire bir etkileşimleri veya küçük grupları mı tercih ediyorum?
    Sonuçlarınızı hesaplamak için:
    Bire beş soruya evet yanıtı verdiyseniz, en azından kısmen bir empatisiniz demektir.
    Evet, altı ila on soruya yanıt vermek, orta düzeyde empatik eğilimlere sahip olduğunuz anlamına gelir.
    Evet'e on bir ila on beşe yanıt vermek, güçlü empatik eğilimlere sahip olduğunuz anlamına gelir.
    On beşden fazla soruya evet cevabı vermek, tam bir empati kurduğunuz anlamına gelir.bunlarn hiçbirini yapamıyorsaniz................................................... Canı cehenneme rahat uyuyanın
    Kapısını örtenin perdesini çekenin
    Yüreği yalnız kendiyle dolu olanın
    Duvarları ancak çarpınca görenin
    Canı cehenneme başkasının yangınıyla
    Evini ısıtıp yemeğini pişirenin.

    Bahçesine dek gelen alevleri
    Şehrayin sanan aptalın
    Canı cehenneme,camlarında
    Parçalanmış cesetler uçarken
    Bir iğdiş incelikle çiçekleri sulayanın.
    Mutfakla yatak odası arasında
    Çarşılarla gövdesi bencillik hırsı
    Yılgınlıkla yenilgisi arasında
    Dünyayı tüketenin canı cehenneme.

    Orda dağlar bir mezarlık
    Bulutlar kan salkımı sular toprakta düğüm
    Orda evler oda oda kanarken
    Burda yeşerenin canı cehenneme.

    Ey bir halkın gözyaşıyla ruhunu yıkayan kin
    Ey zulümle yükselen başarı
    Ölü sayısına endeksli maaş;

    Uzun masallar ardında mağrur
    Boynunda ölüm çanıyla oturan güç
    Senin de senin de canın cehenneme
    Ey sultan hamit tuğralı korucu alayları
    Kardeşi kardeşe kırdıran siyaset. . .

    Bir gün elbet bir gün elbet
    Örter üstünü bu ağır yanlışın
    Sevgiyle, yalnızca sevgiyle işlenen
    Bir dal incelik,bir simli gülüş
    Bir kardeş mavi.

    ŞÜKRÜ ERBAŞ
  • UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım insanlar vardır...Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

    Nörüyonuz KİKİRİKLER ? Ammman iyi olun .. Hele şu işe gidenleeeer !!! =)) Siz çalışın BEN YATARIM!!! Anlayacağınız üzere ben evdeyim .. "İŞİM" gücüm YOK!! Sağa sola salça olmaktansa oturam bu kitabı kritikliyem dedim .. Arkadaşım bu kitabı kesinlikle oku .. Orda bir kez anlaşalım .. Ben siyasetten anlamam , yok efenim tarih bilmem falan deme .. Birincisi, bu kitap son derece yalın ve anlaşılır bir dille yazılmış , ikincisi tüm bu anlatılanlar bir gezi ya da hatırat kıvamında aktarılmış .. Sizi boğan grafikler ve sayısal değerler yok .. Olaya "FRANSIZ" büyükelçiliğinden katılacaklar için de gerekli temelleri işbu inceleme ile ben atıcam ..(bkz : yauw Tuco ne mübarek bir zatsın sen!) Kitaba konu olan coğrafya ve halkların bir kısmını sizlere tanıtıp , "KESTANE GÜRGEN PALAMUT - ALTI YAPRAK ÜSTÜ BULUT - GEL SEN TUCO'YLA DERDİ UNUT - "İŞSİZLİK" NE GÜZEL diyip güle oynaya incelemeyi bitireceğiz .. Damalı bayrak havada .. Git , çayın ,çorban neyin varsa kap gel .. Füt füt füt diyerekten ,bade süzerekten , biramı hüpleterekten ve tuzlu fıstık kemirerekten olaya başlayayım ben de .. Saat 11 ! Şaşırmayınız !! Erken kalkan yol alır .. 18 yaş altı kesim.. Aman alkol almayın .. Alkol alırsanız kul hakkı yer , yoldan çıkmış canavarlara dönersiniz .. Uyarmadı demeyin !! =))

    Sevgili canikolar , biliyorsunuz ki Osmanlı parçalandığında , ortadoğudaki toprakları , sınırları CETVEL ile çizilip pekçok tarihçinin de dile getirdiği üzere, adeta "yoldan geçen" arap şeyhlerine tanzim edildi..O dönemlerde, yani 1930 larda Suudların kıçını silecek taşı yoktu .. Kuveyt 'i yüzyıllardır yöneten El Sabah ailesinin, dedelerinin kardeşini 10 (yazıyla on!) osmanlı altını karşılığında öldürdüğü falan söylenir durur..Gün geldi hesap döndü , işbu Kuveyt şimdi Amerika' nın en büyük yabancı yatırımcılarından biri oldu ..Bu kısmı cebine at ilerde lazım olacak .. Devam edelim ..O zamanlar , ortadoğudaki şeyhlikten ,monarşi ve krallığa henüz geçmiş bu sonradan görme görgüsüzlerin gelmiş geçmiş en büyük düşmanı, zannettiğiniz üzere Amerika değil , BAAS hareketi idi .. '45'ten sonra ,peşpeşe girdikleri dünya savaşlarının ardından, Kibariye'nin annesi moduna girmiş İngiltere ve Fransa ,bu iki büyük güç , parkinsondan yakınarak ligi , ABD ve SSCB' ne (Rusya işte Rusya !) bıraktılar .. BAAS , araplar için yeniden doğuş demekti .. Tek bir çatı altında , tek bir devlet altında birlik olma fikriydi ..Özgürlükçüydüler .. Kalkınmacıydılar.. Laiklikten yanaydılar ve şimdilerde radikal islam olarak adlandırılan olgunun da "tam" karşısındaydılar..Mottoları özgürlük ,birlik , sosyalizm idi .. Suud kralı Faysal , sonrasında "yalelli" Fahd , BAAS 'tan kıl kaptı kelimenin tam anlamıyla .. Çünkü 1950 'li yıllarda bu monarşik düzene , gücün tek elde toplandığı bu dikta rejimine, halkın zenginliğini sömüren bu azgın bedevilere dur diyecek tek bir kesim vardı : BAAS! Bir tarafta para , diğer yanda sosyalist birlik heyecanı.. Bir yanda TÜM amerika kıtasının sahip olduğu cip sayısından fazlasını şimdilerde bir sülalenin garajına toplayanlar , çölde ferrari parçalayanlar , diğer yanda ekmek arası çöl kumuyla yoğrulmuş humusa talim eden zümre ..

    Arap dünyasının BÜYÜK abisi Mısır' a uzanalım az da .. BAAS'ın gelmiş geçmiş en büyük lideri Cemal Abdulnasır , 1952'de Kral Faruk' u yukarda saydığım sebeplerden ötürü tahtından darbe ile indirdi .. İlk işi Süveyş'ten kan emici asalak ingiliz ve fransızı kovmak oldu..Daha sonra "millileştirme" politikalarına el attı.. Biz biliyoruz ki bugüne değin petrol ve yeraltı kaynaklarını millileştiren her kim olursa olsun ya asıldı , ya da yok edildi tıpkı İran'ın efsanevi başbakanı Musaddık gibi.. Nasır'ın da suyu ısınıyordu.. Üzeri çizilmişti ..Yaptığı bu affedilmez hareket ile bölgeye yeni yeni yerleşen Amerika'yı çok tedirgin etmişti .. Sosyalist ve eşitlikçi politikalar, ABD ile oksimoron bir birliktelik ortaya çıkarıyordu..Yalnız gelmiş gecmiş en azılı sömürgecilerden , yani ingilizlerden çok ders çıkarmış Amerika "böl ve yönet" kartını henüz oynamamıştı.. İşte o yıllarda , Nasır çok büyük bir hata yaparak islami hareketin önde gelmiş isimlerinden Seyyid Kutup'u astı.. Böylece Abd' nin isteyipte bulamadığı kozu eline vermiş ,Mısır'ı da ikiye bölmüş oldu : Reformist BAAS taraftarları ve İslamist kesim.. Pek tabiidir ki ABD , Nasır'a karşı islam geleneğinden gelenleri destekledi.. (Emperyalizmin maşaları o gün bugündür hiç değişmedi.)Bu kesimi de at cebine!! 48 ' de kurdurdukları ve ortadoğuya soktukları truva atı İsrail'i de sonradan cepheye sürüp '67'de Suriye - Mısır ve Ürdün'e saldırttı.. İsrail, hem Golan tepelerini ele geçirdi , hem de Nasır' ın bölgedeki karizmasını ve otoritesini kırdı .. Nasır İsrail ile masaya oturmak zorunda kalmıştı ki, bu arapların ASLA affedebileceği bir durum değildi .. Resmen ,alenen ve ilk kez bir arap ülkesi İsrail'i tanımış oluyordu çünkü böylelikle..

    Gelelim Irak ve İran'a .. Tıpkı Nasır gibi Abdulkerim Kasım da 17 temmuz 1967 'de 2. Faysal'ı devirip Irak'ta cumhuriyeti kurdu..Sonrasında içinde yeraldığı devrimi baltalıyacak olan ve o zamanlarda başkan yardımcısı olarak görev yapan "Saddam" ile beraber.. Bu kısmı da at cebine sevgili monçiçi !! ABD onu çooooook önceden araştırmış ve keşfetmişti çünkü.. O dönemlerde Irak'taki BAAS rejimi kelimenin tam anlamıyla inanılmaz reformlara imza attı .. Dünyanın hiçbir yerinde bir devrim bunca hızlı ve aksaklık olmaksızın başarıya ulaşmamıştır..Neydi bu yapılanlar ? İşçi emeklilik yasası çıkarıldı, PETROL MİLLİLEŞTİRİLDİ, onlarca üniversite kuruldu, kadınlara askerlik yolu açıldı, halk okulları ve halk ordusu kuruldu, okuma yazma seferberliği başlatıldı , bu seferberlik merkezlerinin sayısı 255 'ten 26.790 'a çıkarıldı..Kadın hakları , tarım , sulama , kimya , makine ve endüstri .. Aklınıza gelip gelebilecek tüm alanlarda topyekün bir kalkınma hareketi başlatıldı.. Bu kısım çok çok önemli : ÜLKEDEKİ TÜM IRK VE MEZHEPLER , TÜM SİYASİ HAREKETLERE PARLEMENTODA TEMSİL HAKKI VE ÖZGÜRLÜĞÜ VERİLDİ .. Ve BAAS ,tüm emperyalist petrol şirketleri ile çok şiddetli bir savaşa girdi..

    İran' da skor, erken davranıp hatalarından ders alan ABD leyhine yazıldı ve şapkadan Humeyni çıktı .. İran acemdi , şii idi .. Tüm arap ülkelerinin onlarla görülecek tarihi bir hesabı vardı .. Zaten öyle de oldu .. Saddam' ın darbesine müteakip Irak -İran savaşı patladı ..Tam 8 yıl savaştılar boş yere!!! Burayı cebine atma ..Koy önüne... Cebindekileri de çıkar ..Nedir bunların ortak noktası ? Hepsi de yozlaşmayı seçmiş , para için halkını satmış zümreler ya da kurumlar .. Karşılarında kim var ? SOSYALİZM.. Siz bugün Trump'la karşılıklı kılıç kalkan oynayan bu araplar hep böyle miydi sanıyorsunuz ?!?

    Buraya kadar okuduklarınız olayın makro ölçeği..Bir nevi kendi şahsımca kısa tutmaya calışarak anlattığım ..Mikroya geçtiğimiz an işte bu kitaba ayak basıyoruz .. Yıkılan kentler ve bu kentlerin yeniden inşaası ile bölgede at koşturmaya başlayan az gelişmiş ülke müteahhitliğine soyunan çok uluslu emperyal şirketler, satılan silahlar ,ilaçlar , kazanılan ihaleler.. Altyapı - üstyapı .. Aklınıza gelebilecek her türlü iktisadi çıkarlar .. Kimler vasıtasıyla mı ? Ekonomik tetikçi olarak anılan bu ajanlar yardımıyla .. İşbirlikçileri kim? Az önce bahsettiğim yozlaşmış kurumlar ve devlet erkanı.. Ben size sadece kitap öncesinde oluşan tezi sundum üç aşağı beş yukarı..Okuyacaklarınıza yabancı kalmayasınız diye ..Bu kitap esasen sosyalizme karşı emperyalizmin demin de belirttiğim gibi mikro ölçekteki savaşıdır .. Ülkeleri sömürgeleştirilmiş , tüm hakları ellerinden alınmış , günde 16 17 saat çalıştırılan insanların , toplumların başlarına "GETİRİLENLERDİR" .. İnanılmaz raddede gözü dönmüş , kuduz köpeğe bile rahmet okutacak bir AÇGÖZLÜLÜĞÜN, maskelenerek yozlaşmış yöneticiler yardımıyla ülkelere yapılan ihracıdır.. Doğaları gereği "ihraç etmeden" duramaz bunlar.. Ya özgürlük der , basını susturur , ya düzen der terör pompalar bölgeye ..Oynanan oyun hiiiiç değişmez ! Zira hepimiz biliyoruz ki , TARİH ŞU GÜNE DEK GÖZÜ DOYMUŞ TEK BİR TANE DAHİ KAPİTALİST KAYDETMEMİŞTİR..
  • Çeyrek asırlık bir eğitimci, bir okul müdürü, kendi deneyimlerinden ve gözlemlerinden yola çıkarak sunduğu gözlemleri :
    1- Lise öğrencilerinin yüzde 80'i sigara içiyor.
    2- Okula devam etme durumu yerlerde sürünüyor. '30 gün gelmeyen kalır' deniyor. Ama her yıl af çıkarılıyor. Son 10 yılda her yıl af çıktı. Son sınıflar hiç okula gelmese bile af ile geçiyor.
    3- 8 dersi zayıf olan öğrenci bile ortalama ile sınıf geçiyor.
    4- Bir milyon öğretmeni sınava soksak 900 bini geçemez.
    5- Öğretmenler zerre kadar okumuyor.
    6- Büyük kent görmemiş öğretmenler var.
    7- Din öğretmenlerinin büyük bölümü Diyanet İşleri’nin pek de memnun kalmayacağı bir eğitim veriyor.
    8- Okullarda artık hiç deney yapılmıyor. Her şey kağıt üzerinde.
    9- Devletin verdiği kitaplar vallahi hemen çöpe atılıyor. Öğrencilerden yeni kitaplar isteniyor.
    10- Okullarda proje yapılmıyor. Her şey kopya.
    11- Okullarda aktarılan bilgilerin büyük bölümü eski. Geleceğe yararı yok.
    12- STEM sistemi okullara giremedi.
    13- Kodlamanın sadece lafı var. Yüzde 99 öğretmen 1 satır kod yazamaz.
    14- Bakan değişti ama 81 ilin, 2000 ilçenin MEB yöneticileri yüzde 99 aynı.
    15- Binlerce ücretli öğretmen ayda 600-1200 TL ile çalışıyor. Devlet asgari ücretin altında insan çalıştırıyor.
    16- Liseye gelip 4 işlemi bilmeyen, okuyamayan çocuklar var. Sebebi şu: İlk 8 yılda sınıfta kalma diye bir şeyin olmaması.
    17- Okullarda açılan destekleme ve yetiştirme kursları tamamen fiyasko. Bunlar kandırmaca. İptal edilmesi gerekiyor.
    18- Mesleki eğitim için ağlarsınız. Perişanlık. Bu kurumun başına bir çocuk doktorunu atadılar. Doktorluğunu bilmem ama bu konuyla ilgili hiçbir bilgisi ve fikri yok.
    19- Siz programlarınızda yüksek lisanslı, doktorları milli eğitimcilerden, yöneticilerden söz ediyorsunuz ama Milli eğitim teşkilatının üst yöneticilerinin çoğu hâlâ 2 yıllık yüksek okul mezunu. Lisans diplomaları bile yok.
    20- Akıllı tahtalar tahrip edildi. Çoğu bozuk. Bu proje devletin 10 milyar dolarını yuttu. İyi niyet suistimal edildi.
    21- 2 sene öncesine kadar okullara 70 TL internet (ADSL) parası geliyordu. Fiber optik sisteme geçilecek dediler. 2 yıldır ayda 2400 TL fatura geliyor. 53.700 okul var. Hesabı siz yapın. Bu masrafın karşılığını verecek kadar kullanılıyor mu?
    22- Pozitif bilimlere hiç kimse eğilmiyor. Eksikliğini hisseden de kalmadı.
    23- Okul idarecilerinin büyük bölümünde liyakat ve temsil sorunu var.
    24- Öğretmenler geçinemiyor. Maaşlar çok az.
    25- Yeni bakan bilim adamı. Ancak çevresinde onun kalibresine uygun kimse yok.
    26- FETÖ önemli ölçüde temizlenmiş olsa da, onun yerini almaya çalışanlar türedi."
    Bu anlatılanların gerçeğin ne kadarını yansıttığını tam olarak bilemem.
    Ama çok tecrübeli bir eğitimcinin dikkat çektiği noktalar arasından çıkardıklarım bunlar.
    Belki birilerinin ilgisini çeker.
    Fatih ALTAYLI
  • Öncelikle teşvikleri, destekleri ve yardımları için ~ DİLHUN ~ Hanıma , * EFLATUN* ablama,
    Metin Pir ( Von Kleist ) kardeşime, inci ablama ,
    Hayat.. kardeşime hepinize çok teşekkür ediyorum...

    Şeb-i Arus;
    “Hamdım, Piştim, Yandım” diyerek üç kelimeyle hayatını özetleyen Hazreti Mevlânâ Muhammed Celaleddin-i Rumi'nin vefat ettiği (vuslat gecesi) geceyi anmak için gerçekleştirilen törenlerdir. Bu törenler 7-17 Aralık'ta başta Konya olmak üzere Türkiye'nin ve dünyanın birçok bölgesinde yapılmaktadır ve anılmaktadır. “Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir” diyen Hazreti Mevlânâ Muhammed Celaleddin-i Rumi ölümünü sevgiliye kavuşmak olarak kabul etmiştir.
    Hazreti Mevlana Muhammed Celaleddin-i Rumi Ölüme Bakışı;
    “Ölüm günümde tabutum yürüyüp gitmeye başladı mı, bende bu cihanın gamı var, dünyadan ayrıldığıma tasalanıyorum sanma; bu çeşit şüpheye düşme.

    Bana ağlama, yazık yazık deme. Şeytanın tuzağına düşersem işte hayflanmanın sırası o zamandır.

    Cenazemi görünce ayrılık ayrılık deme. O vakit benim buluşma ve görüşme zamanımdır.

    Beni kabre indirip bırakınca, sakın elveda elveda deme; zira mezar cennetler topluluğunun perdesidir.

    Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret. Güneşe ve aya batmadan ne ziyan geliyor ki?

    Sana batmak görünür, ama o, doğmaktır. Mezar hapis gibi görünür, ama o, canın kurtuluşudur.

    Hangi tohum yere ekildi de bitmedi! Ne diye insan tohumunda şüpheye düşüyorsun! Hangi kova kuyuya salındı da dolu dolu çıkmadı? Can Yusuf u ne diye kuyuda feryâd etsin?

    Bu tarafta ağzım yumdun mu o tarafta aç. Zira senin hây u hûyun, mekânsızlık âleminin fezâsındadır.” der.

    Etkinliğimizde ki amaç Hazreti Mevlânâ Muhammed Celâleddîn-i Rumi'yi Vuslatının 745.yıl dönümünde anmak Beğendiğiniz yada merak ettiğiniz bir yazardan hayatı hakkında kitap okumak, sözlerini, beyitlerini, gazellerini paylaşmak, okumak ve okutmak diyelim...

    Etkinlik tarihi ;
    Başlangıç tarihi; 7 Aralık
    Bitiş tarihi; 17 Ocak

    1-~ DİLHUN ~
    2-* EFLATUN*
    3-Hayat..
    4-Metin Pir ( Von Kleist )
    5-Kelebeğin Kalbi
    6--Burçin teyze
    7-Gülşen...
    8-Müjgan
    9-https://1000kitap.com/Mina_Bjelepolje_Koc
    10-Melis Esim
    11-Hilâl
    12-laz cuk
    13-Gąmźė
    14-Sümeyye Nur
    15-Kitap evi
    16-Beyin Fırtınası
    17-inci
    18-Naçizane
    19-Salim
    20-Tuğba Karaca
    21-sueda reyyan
    22-Büşra A.
    23-Liliyar
    24-Derya (Bahir) Deniz 💐
    25özlem
    26-Rahime
    27-Kevok_baz
    28-MeftuNn
    29-Eylül Türk
    30-Rojhilat (Gül Yetiştiren Adam)
    31-Abdullah
    32-Nausicaä
    33-Hatice
    34-Şeyda
    35-Hicret ‍
    36Mehmet Zâhid Eser ﷽
    37-Pervin
    38-Zeynep Alan
    39-Verda
    40-Hatice
    41-Saf papatya
    42-Kübra D.
    43-Veysel Yılmaz
    44-Slh
    45-Aysel Krblt
  • MEVLANA HAKKINDA YANLIŞ BİLDİKLERİMİZ

    Mevlana hakkında ne biliyoruz?
    Önce defalarca düzeltilmesine rağmen ‘galat-ı meşhur’ haline gelen bir yanlış bilgiyle başlayalım.
    “Gene gel, gene gel!
    Her ne olursan ol, gene gel!
    Kâfir isen de, Mecûsî isen de, putperest isen de gene gel.
    Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değil;
    Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da gene gel!”
    Bu dizeler Mevlana Celaleddin Rumi’ye atfedilir, ama bu doğru değildir.
    Ziya Paşa’nın topladığı Harabat adlı antolojide bu rubai, Orta Asyalı Sufî şair Ebu Said Fazlullah bin Ebu’l-Hayr’a ait olarak kaydedilmiş. Üstelik Ebu’l Hayr’ın daveti İslam’a değilmiş. Yanlış bilgi, Konya Mevlana Dergâhı’nın kütüphane memuru Necati Bey’in, bu rubaiyi araştırmadan ‘Mevlana rubaisi’ diye etrafa yaymasından kaynaklanmış.
    Söz edebi kimliğinden açılmışken birkaç başka yanlışı daha düzeltelim. 1258-1273 yılları arasında iki yıl bir duraklama hariç 13 yılda yazılan 25.618 beyitlik Mesnevi’nin sadece ilk 18 mısraını (‘Mesnevi’nin Fatihası’ denilen bölümü) Mevlana yazmış, geri kalanı o söylemiş, son halifesi Çelebi Hüsameddin ve diğer dostları yazmıştır.
    Mevlana’nın pek ünlü sözlerinin yer aldığı Divan-ı Kebir adlı eser de tümüyle Mevlana’ya ait değildir. Bazı basımlarında 60 bin, bazı basımlarında 15 bin kadar dizeden oluşan, konunun uzmanı Abdülbaki Gölpınarlı’ya göre ise aslı 43.561 beyit olan ve 18 veya 21 ayrı şair tarafından yazılan rubailerin toplandığı bir şiir antolojisi olan Divan-ı Kebir’de Mevlana’ya atfedilen gazeller, eserin en fazla üçte birini oluşturur.
    1.753 rubaiyi içeren Rubailer’in de sadece bazılarının Mevlana’ya ait olduğu kabul edilir ama bunların kalitesi uzmanlarca Mesnevi’dekilere uzak bulunur.
    Mevlana’nın dost ve akrabalarına, özellikle de Selçuklu emir ve vezirlerine nasihat için yazdığı (dördü Arapça, diğerleri Farsça) 147 adet mektuptan oluşan Mektubat da sonraki dönemlerde toplanmıştır. Bu mektupların hepsinin otantikliği henüz tam tespit edilememiştir.
    MEVLANA ‘DEHRİ’ MİYDİ?
    İslam düşünürleri, girişte sözünü ettiğim yanlış atıftan dolayı Mevlana’nın ‘dehri’ (materyalist, dinsiz) ya da İslamiyet’ten başka bir meşrepte bir kişi olarak algılanmasından dolayı rahatsızlar.
    Gerçekten de Mevlana Sünni itikadına bağlıdır. Hanefi mezhebindendir. Dahası Mesnevi’nin (kelime anlamı ‘bir şeyi bir şeye katmak, bükmek’ demektir) I. cildinin dibacesinde de bu eserinin ‘Kessaf’ül-Kur’an’ yani Kuran’ın sırlarını açtığından bahseder. Nitekim çağdaş Mevlana uzmanlarından Muhammed Taki Caferi’nin hesaplarına göre Mesnevi’de 2.200’den fazla atıf, alıntı veya açıklama Kuran’la ilgilidir. Hadi Hairi adlı bir başka araştırmacı bu sayıyı 6 bine çıkarır. Öyle ki, 19. yüzyılda basılmış Hindistan taşbaskısında Mesnevi için ‘Farsça Kuran’ tanımı yapılmıştır.
    Sünni-Hanefi vurgusunu yaptım çünkü Mesnevi’de (VI: 777-805) Halep’teki Şiilere ve 680’deki Kerbela olayının yasını tutanlara ise müsamahalı olmayacağını söyler: “Kendi harap dinine, harap gönlüne ağla” (802), “Şia’ya Ömer’den bahsedilebilir mi? Sağırın yanında kopuz çalınabilir mi?” (III: 3201).
    Buna karşılık, Mevlana, 1244’te Şems-i Tebrizi ile tanışmasından sonra büyük bir değişiklik geçirmiştir. Bu karşılaşmadan önce binlerce insanın izlediği örnek bir Hanefi imam olan Mevlana, Şems’le karşılaştıktan sonra sıra dışı ve geleneklere meydan okuyan biri olmuştur.
    Bazı kaynaklara göre 40 gün, bazılarına göre üç ay, bazılarına göre altı ay süren bir halvet döneminden sonra Mevlana’nın artık tüm zamanını Şems’le geçirmesi, ders ve vaaz vermeyi kesmesi, Hint alacası renginde bir hırka ve bal rengi külah giymeye, sema ve raksa başlaması hem Sünni ulemayı, hem ailesini, hem öğrencilerini hem de halkı rahatsız etmeye başlar. Bu rahatsızlık giderek Şems’e kine dönüşür. Öyle ki, Şems 1 Mart 1246’da (yani karşılaşmalarından 15 ay 20 gün sonra) Konya’dan ayrılıp Şam’a gitmek zorunda kalır. Ancak Mevlana bu ayrılığa dayanamaz. Şems’e durmadan mektuplar yazar. Sonunda babasının haline dayanamayan oğlu Mehmed Bahaeddin (Sultan Veled) Şam’a gidip Şems’i bulur ve Konya’ya getirir. Yıl 1247’dir. Ancak tepkiler devam eder çünkü Mevlana sema ve raksa devam etmekte, bu sefer de yas tutanlara has siyah giysilerle gezmektedir. Üstüne üstlük testilerle şarap içmektedir. İddialara göre bu işret âlemlerine karısı ve oğlunu da katmaktadır. Sonunda olan olur. Şems 1247 yılının sonunda ortadan kaybolur. (Ahmet Eflaki’ye göre, Mevlana’nın oğlu Alaeddin ve arkadaşları tarafından öldürülmüştür. Bazı kaynaklara göre uzun yıllar İran’da yaşamış, doğal yollardan ölmüştür.) Şems’in kayboluşunun 40. gününde başına duman rengi bir sarık saran ve Yemen ve Hint kumaşından bir ferace giyen Mevlana, bu giysileri ölünceye kadar üzerinden çıkarmaz. Büyük kaybının acısıyla yaptığı semalar öylesine cezbedicidir ki birçok kişi onun semasının arkasından gitmeye başlayınca Sünni ulema iyice kızmaya başlar. Sema bidat sayılmaya başlar.
    Son olarak, Mesnevi ve Fihi Ma Fih (‘onun içindeki içindedir’ ya da ‘ne varsa içindedir’ diye çevrilebilir) adlı eserlerinde ise onun İslamcı yanına vurgu yapanların yüzünü kızartacak kadar müstehcen hikâyeler bulunur. Sadece Mesnevi’dekiler biraz daha ince bir dille, ikincisinde ise halk diliyle yazılmıştır. Bunların Hint, Yunan ve Roma edebiyatındaki hayvan hikâyelerinden (fabl) alındığı ve kıssalar çıkarmak için yazıldığı ileri sürülür. Bir fikir vermesi için bir tanesinin başlığını vereyim: “Bir eşekle cariyenin ilişkisine imrenen bir sahibenin durumu.”
    Özetle Mevlana, İslam düşünürlerinin iddia ettiği gibi ne heterodoks mezheplere hoşgörülü, ne ‘ortodoks’ Sünni biri ne de ‘dehri’dir… Belki de zaman zaman hepsidir.
    MEVLANA NEREDE DOĞDU?
    Mevlana ile ilgili bir diğer yanlış bilgi doğum yılı ve yeri ile ilgilidir. Mevlana’nın 6 Rebiü’l-evvel 604 (30 Eylül 1207) yılında, bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan’daki Belh şehrinde doğduğu söylenir. Nitekim bazı yazarlar kendisine Mevlana Celaleddin-i Belhi derler. TİKA (Türkiye İşbirliği ve Kalkınma Ajansı) da sırf bu nedenle Belh şehrinde büyük restorasyonlar yapmayı düşünmektedir.
    İlk olarak Abdülbaki Gölpınarlı’nın üzerinde durduğu gibi biyografisindeki bazı tutarsızlıklar yüzünden Mevlana’nın bu tarihten 5-10 yıl önce doğmuş olması muhtemeldir. Bu şüpheyi bir yana bırakarak devam edersek, doğum yeri Belh değil, babası Bahaeddin Veled’in 1204-1210 yılları arasında yaşadığı Tacikistan’ın Vahş kasabasıdır. Nitekim Bahaeddin Veled, Maarif adlı risalesinde “biz Vahş’ta iken…” şeklinde cümleler kurmuş, Mevlana da Mesnevi’nin IV. cildinde bir yerde Vahş’a duyduğu özlemi dile getirmiştir. Ama ilginçtir, bunun dışında bir atıf yoktur. Babası, Mevlana 5 yaşında iken (yani 1212’de) Semerkand’a göç eder. Semerkand’ın dört yıl Harzemşahların kuşatması altında kalması üzerine aile 1216 veya 1217’de Horasan’ı terk eder.
    MEVLANA FARS MI, TÜRK MÜ, RUM MU?
    Mevlana, doğduğu yer Horasan Fars ülkesi olduğu ve şiirlerini, mektuplarını Farsça yazdığı için Fars (İranlı), Rubailer’deki (günümüz Türkçesiyle) şu dizelerinden dolayı Türk kabul edilir: “Beni yabancı yerine koymayın ben bu mahalledenim/Ben sizin mahallenizde kendimi arıyorum/Düşman gibi görünüyorsam da düşman değilim/Hintçe konuşuyorsam da aslım Türk’tür.”
    Bazılarına göre bu beyitteki ‘Hintçe’ sözcüğünün aslı ‘Farsça’dır. Ancak bu doğru olmasa gerek çünkü o devirde kimse kimseyi Farsça konuştuğu için kınamazdı, Selçuklu devletinin resmi diliydi. Ancak o dönemde Türk kelimesi ‘güzel, talep edilen, âşık olunan’ anlamına geldiği ve Hindu terimi siyah, karanlık, çirkin anlamına geldiği için acaba “Çirkin göründüğüme bakmayın aslım güzeldir” mi demek istiyordu? Örneğin Şirazlı Hafız’ın şu dizelerindeki gibi: “Eğer o Şirazlı türk (güzel), gönlümüzü hoşnud ederse/Onun hindu (siyah) benine Semerkand ve Buhara’yı bağışlarım…”
    Peki, Mevlana Türk ise Celaleddin-i Rumi’deki Rumi nereden gelir? 11. yüzyıl yazarı Kaşgarlı Mahmud ya da 13. yüzyıl yazarı Yunus Emre için de, 15. yüzyıl yazarı Nizameddin Şami için de, 16. yüzyıl yazarı Gelibolulu Mustafa Ali için de Anadolu ‘Rum ili’, ‘Rum diyarı’dır. Dolayısıyla Mevlana’yı Anadolu’ya mal etmek isteyen eski yazarların taktığı addır bu.
    Ancak Mevlana kendisini sahiplenen Afgan, Tacik ve Türklere, Divan-ı Kebir’deki şu gazelle (ona aitliği kesin kabul edersek elbette) cevap vermiştir aslında: “Türk kim, Tacik kim, Rum kim, Zenci kim?/Sen, mülk sahibisin; her gizliyi, her açığı çok iyi bilirsin/ Şiirim, şiirin elbisesidir; fakat şiirin içinde kim var?/Ya elbiseyi süsleyen huri, yahut da elbiseyi soyan şeytan/Şeytanın şiirini başımızdan atalım, huriyi bağrımıza basalım.”
    BABASI KİMDİ?
    Bu noktada bir başka yanlış bilgi ile karşılaşırız. Göçün nedeni olarak, Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled’in, Belh’te dönemin sultanına hocalık yapan ve Aristotales ve İbni Sina felsefesini reddeden felsefeci Fahreddin Razi’ye ağır eleştirilerde bulunması gösterilir. Öncelikle Bahaeddin Veled’in Fahreddin Razi ile karşılaştığına ve daha önemlisi onunla felsefi tartışmalar yapabilecek bir bilgiye sahip olduğuna dair elimizde hiçbir veri yok. Bahaeddin Veled fıkhi görüşlerini ‘Sultan’ül-Ulema’ diye imzalamasına rağmen daha önce de söylediğim Vahş gibi küçük bir kasabada vaizlik yapan biridir. Nitekim Razi’nin din ve felsefe üzerine görüşlerini topladığı Muassil Ekarü’l-Mutakaddimin ve’l-Muta’ahhirin’de Bahaeddin Veled’den söz etmez. Kaldı ki Fahreddin Razi ile çatışma iddiası doğru olsa idi bu göçün Fahreddin Razi’nin ölümünden (1209) önce olması gerekirdi. Halbuki daha önce söylediğimiz gibi aile 1216 veya 1217’de göç etmiştir. Eğer göçün tarihi doğruysa, Abdülbaki Gölpınarlı’nın önerdiği gibi Mevlana’nın doğum tarihini geriye çekmek gerekecektir.
    FERİDÜDDİN ATTAR’LA KARŞILAŞTI MI?
    Bir diğer yanlış bilgi, Mevlana’nın 10 yaşında iken yolculuk sırasında Nişabur’da babasını ziyaret eden ünlü tasavvufçu Feridüddin Attar’ın Mevlana’ya ilerde büyük bir insan olacağını söyleyerek Esrâr-nâme adlı eserini hediye etmesidir. Halbuki ne baba Bahaeddin Veled, ne Mevlana, ne oğlu Sultan Veled, ne ilerde hayatının en önemli figürü olacak Şems-i Tebrizi, ne Mevlana’dan 40 yıl sonra yazmış olan Sipehsalar ne de Mevlana’dan bir asır sonra yazmış Ahmet Eflaki’nin eserlerinde Mevlana’nın Attar ile karşılaştığından bahsedilir. Bu iddia ilk kez Mevlana’nın ölümünden iki yüzyıl sonra ortaya atılmıştır. Buluşmaya dair birincil kaynak olmadığı gibi, Moğol tehlikesinden kaçan Bahaeddin Veled ve ailesinin tehlikenin tam kalbinde olan Nişabur yoluyla Bağdat’a gitmesi mantıksızdır. Yolculuk muhtemelen Merv-Herat yoluyla Bağdat’a yapılmış olmalıdır.
    CENAZE NAMAZINI KİM KILDIRDI?
    Çok önemli olmayan yanlış ya da eksik bilgiler ise şunlar: “Ölüm günüm, düğün günüm olacaktır” diyen Mevlana’nın 17 Aralık 1273 Pazar (5 Cemaziy’el-ahir 672) günü bu âlemden göç etmesiyle cenaze namazını Sadreddin Konevî’nin kıldırdığı söylenirse de Konevî çok sevdiği Mevlana’yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldığı için cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırmıştır. Her yıl Şeb-i Arus (Allah’a kavuşmasından mülhem ‘Düğün Gecesi’) bayramı olarak kutlanan gün, Mevlana’nın ölüm günüdür. Ancak Hicri takvim ile miladi takvim arasındaki farklar yüzünden, Mevlana’nın ölüm günü her yıl 17 Aralık’a rastlamaz.
    Mevlana, babasının Horasan çamurundan yapılmış kabri üzerine defnedilmiştir. Rivayetlere göre Mevlana defin için mezarına getirildiğinde, babası Bahaeddin Veled onun ilmine hürmeten ayağa kalkmış ve ona başucunda yer vermiştir. Bunu destekleyen fiziki kanıt ise sandukaların pozisyonudur. Kanuni Sultan Süleyman Mevlana’ya hayrandı. Bu yüzden Mevlana ve oğlu Sultan Veled’in kabrinin üzerine bir mermer sanduka yaptırmıştı. Bunu yapmadan önce de babası Bahaeddin Veled’in ahşap sandukasını Mevlana’nın sandukası üzerine kaldırmıştı. Yani bugün halkın, babasının oğluna hürmeten ayağa kalktığını düşünmesine neden olan durum Kanuni’nin eseridir.

    Kaynakça: Franklin Lewis, Mevlana: Geçmiş ve şimdi, Doğu ve Batı: Mevlana Celaleddin Rumi’nin hayatı, öğretisi ve şiiri, Çevirenler: Gül Çağalı Güven ve Hamide Koyukan, Kabalcı, 2010, Ahmet Eflakî, Ariflerin Menkıbeleri, Çeviren: Tahsin Yazıcı, Milli Eğitim Basımevi, 1989, Abdülbaki Gölpınarlı, Mevlânâ Celâleddin, İnkılap Kitabevi, 1989, Abdülbaki Gölpınarlı, Mevlâna’dan Sonra Mevlevilik, İnkılap Kitabevi, 1953. |