• 23 Nisan'ın, uluslararası bir şenliğe dönüşmesi çok güzel bir şey. Bunun dünyada tek olması özgünlük de kazandırıyor ülkemize. Her yıl o günleri iple çekiyorum. TV'de gösterileri büyük bir tatla izliyorum. Başka bir şey bu...
    Yalnız bu yıl ilkellikle de, barbarlıkla da kolay açıklanmayacak iki tatsızlığa tanık olduk.
    Birincisi Türkiye temsilcisi olarak çocukların parlamento gününe katılan çocuğun giyimi. ABD'lisi, Macar'ı, İngiliz'i, Fransız'ı ulusal giysiler içinde boy gösterirken, bizim temsilcimiz koyu renk takım, ak gömlek, kravatla kürsüye çıktı. Aşağılık duygumuzda da tutarsızlık var diye düşündüm. 19 Mayıs'ta gençlere neredeyse çarşaf giydirecek bir anlayış, 23 Nisan'da ilkokul çocuğuna ulusal giysiyi çok görüyor. Çocukların parlamento gününde, dünyanın tek modern giyinen halkı olduğumuzu kanıtladık.
    İkinci tatsızlık ilkellik ve barbarlıkla belki biraz açıklanabilir. İçişleri Bakanı kürsüye çıktı ve yaptığı konuşmada "Atatürk'ün yurdu düşmanlardan kurtardığını, 23 Nisan bayramının buradan kaynaklandığını" söyledi. O anda meclis salonunda o düşmanların çocuk temsilcileri de vardı. Hem kardeşlik şölenine çağırıyorsun, hem de sizin gibi düşmanlardan kurtulduk diyorsun...
    Cemal Süreya
    Sayfa 12 - Yapı Kredi Yayınları
  • - 24 Haziran 1980 MHP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Ali Rıza Altınok kızıyla birlikte öldürüldü.
    - 3 Aralık 1979 Fedai dergisi sahibi MHP'li yazar Kemal Fedai Coşkuner öldürüldü.
    - 27 Mayıs 1980 MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak öldürüldü
    - 19 Eylül 1979 Malatya Ülkü Ocakları eski Mürsel Karataş öldürüldü
    - 1 Şubat 1979 Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi öldürüldü.
    (Şartların olgunlaşmasını bekledik !. Siyasi partileri de lağveden askeri yönetim, Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit'i Hamzakoy'a, Necmettin Erbakan ile Alparslan Türkeş'i ise Uzunada'ya sürgüne gönderdi. Siyasi yasaklar geldi.
    Darbeye liderlik eden 5 generalin oluşturduğu Milli Güvenlik Konseyi, bütün yetkileri ele aldı. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Ulusu'ya kurdurulan hükümet, 21 Eylül'de göreve başladı.
    Günde 15-20 kişinin öldürüldüğü cinayetler, çok sayıda insanın hayatına mal olan katliamlar bıçak gibi kesildi. Evren'in “Şartların olgunlaşmasını bekledik!” sözü tarihe geçti...
  • 1919 yılı Mayıs'ın 19.günü Samsun'a çıktım
    Genel durum ve görünüş:
    Mustafa Kemal Atatürk
    Sayfa 25 - Say yayınları
  • Necmettin Erbakan'a haksızlık yapılmış.
    Bunu dışında Said Nursi'den itibaren Fetullahçı yapının nasıl çoğaldığını, devleti idare eden insanların buna nasıl göz yumruklarını da ince notlarla aktarmış.
    demirel ecevit çiller bahçeli erbakan ile doğrudan özal, menderes ve erdoğan ile de dolaylı anlatımlar yer edilmiş.
  • Şansımız varmış...
    Birkaç kıta gezdik.
    Şunu iddiayla söyleyebilirim...
    Dünyanın hiçbir yerinde İzmir'deki
    kadar güzel batmaz güneş.

    Yine öyle bir vakit...
    Bitmeyen enerji, kavuniçi bir top olmuş, trajik bir yangının küllerinden yeniden doğan şehrin ufuk çizgisinde,
    körfeze usul usul iniyor.
    Rakının dibine vurma saati...
    Takvimler, 1923'ü gösteriyor.


    Adres, numara 248, Kordon...
    Naim Palas... İkinci kat...
    Cumbada oturuyor Mustafa Kemal.
    Sevmez fazla yemeği.
    Leblebi var yine önünde...
    Garson titriyor. Çünkü çocuk, Rum.
    Sesleniyor Gazi, şefkatli bir ses tonuyla...
    "Vre Dimitri" diyor, "gel bakayım."
    Çocuk, "buyur pasam" diyor, ş'lere dili dönmeyen, kırık dökük Türkçesi'yle.
    "Sizin Kosti" diyor... İşgal sırasında İzmir'e gelen Yunan Kralı Konstantin'i kastederek... Sizin Kosti, geldi mi buraya?
    Geldi pasam...
    Oturdu mu bu masaya?
    Oturdu pasam.
    Güneş batarken rakı içti mi?
    İçmedi pasam.
    E o zaman sormadın mı çocuk,
    ne halt etmeye almış İzmir'i?


    İşte böyle batar güneş orada.

    Nereye götürsem bilmem ki, nereleri gezdirsem, bugün sizi İzmir'de...
    Mustafa Kemal Bulvarı'na mı götürsem, Alsancak'a mı? Lozan Meydanı'na mı, Montrö Meydanı'na mı?
    Hasan Tahsin'in ilk kurşunu attığı yerde dua mı etsek, Zübeyde Hanım'ın kabri başında rahmet mi okusak?
    Anacığını emanet etmiş,
    adam gibi adam bu şehire... Kız almış. "Denizi kız, kızı deniz, sokakları hem kız hem deniz kokan" bu şehirden... Evlenmiş.
    Latife Hanım'ın köşküne mi götürsem?
    26 Ağustos kapısından mı girsek fuara, Kahramanlar kapısından mı?
    Oradan girmiş süvariler İzmir'e...
    Çok şehit vermişiz. İsimleri meçhul.
    Onun için kısaca Kahramanlar demişiz,
    o semtin adına...
    İlk girdikleri noktada da,
    Şehitler Abidesi var...
    Bu vatan için İzmir'de ilk düşenler...
    Onların isimlerini biliyoruz...
    Oraya mı gitsek acaba?
    İkinci Tümen Dördüncü Alay'dan
    Konyalı Mehmet,
    Akşehirli Hakkı,
    Avanoslu Ahmet...
    Şehitler Abidesi deriz ama,
    ismi başkadır aslında...
    "Vatan ve Namus Anıtı..." Oraya mı gitsek? Başlarında Yüzbaşı Şerafettin vardı.
    O caddenin şimdiki adı. Oraya mı gitsek? Fahrettin Altay Meydanı'na mı,
    yoksa
    Cumhuriyet Meydanı'na mı?
    "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir ileri" diyen heykele...
    Cadde mi gezsek...
    Dumlupınar caddesi, Şehitler,
    Gaziler, Vatan, İstiklal, İnönü,
    Akıncılar, Şehit Fethi caddesi...
    Yoksa bulvar mı gezsek...
    Gazi, Fevzipaşa. Mahalle desen... Egemenlik mahallesi, Kurtuluş,
    Mehmet Akif, Millet, Kubilay, Sakarya,
    Ülkü, İnönü, 19 Mayıs, Tınaztepe, Kocatepe, Duatepe, Zafertepe,
    Hürriyet mahallesi...
    Semt mi gezsek...
    Çankaya da var, Bayraklı da...
    Hatay var kardeşim, Hatay.
    Okul mu gezsek...
    Atatürk Lisesi, Cumhuriyet Lisesi,
    Dokuz Eylül Üniversitesi,
    Hakimiyet-i Milliye, Misak-ı Milli,
    Gazi ilkokulu...
    Atatürk Stadı'nda Altay'ı mı seyretsek, Alsancak Stadı'nda Altınordu'yu mu?

    Sadece şehir değildir orası.
    "Milli mücadele müzesi" dir.
    Adım attığın her yerde gördüğün isimlerle.
    Bahçedir...
    Kanla sulanan, terle yeşeren.

    İstanbul'daki gibi Birinci Ahmet
    Çeşmesi falan yoktur orada...
    Ankara'daki gibi Cinnah caddesi,
    Arjantin caddesi de bulamazsın pek...
    Recep Tayyip Erdoğan Kavşağı'nı
    teklif etmez hiç kimse...

    İşgal edildiği gün, bir ulusun kurtuluş savaşını başlatan... İşgali bittiği gün,
    o ulusun kurtuluş savaşını bitiren... Dünyadaki tek şehirdir.

    Ve bugün, o gün...
    9 Eylül.
    Ne güzeldir bugün İzmir'de olmak.
    Ve ne zordur bugün İzmir'de olamamak.
    Kıymetini bilmek lazım.
    Yılmaz Özdil
    9 Eylül 2006 Sabah köşe yazısı
  • Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa Canım İzmir'im Kurtuluş Kutlu Şanlı Zaferimiz Kutlu Olsun... 💖💖💖🇹🇷🌹🌹🌹

    "İzmir’in Kurtuluş Destanı"
    Mustafa Kemal, 1 Eylül günü o tarihi emrini verdi: Ordular ilk hedefiniz Akdeniz, ileri!.. Ve taarruza geçen Türk askeri, 9 Eylül’de Yunan işgali altındaki İzmir’e girdi. Düşmanı denize döktü. Tarihe geçecek bir destan yazdı
    Tarih, 9 Eylül 1922… Mustafa Kemal komutasındaki Türk askeri, tarihe altın harflerle yazılan zaferlerine yenisi ekledi… Yaklaşık 3 yıldır Yunan işgali altında olan Ege'nin incisi İzmir'i düşmandan kurtardı… İşte tarihe geçen o destanın öyküsü…
    Tarih: 15 Mayıs 1915… 1. Dünya Savaşı sonrası Yunan Ordusu, İzmir'i işgal etti. Anadolu'nun neredeyse tamamı düşman askerleriyle doldu. O gün, gazeteci Hasan Tahsin Kordonboyu'nda Yunanlılara ilk kurşunu sıktı. Kurtuluş mücadelesinin ilk kıvılcımını ateşledi. İzmir'in işgalinden sadece 4 gün sonra, 19 Mayıs 1919 günü Samsun'da vatan ve millet aşkıyla dolu bir milletin düşmana karşı kurtuluş mücadelesi başladı. O mücadelenin başında Mustafa Kemal Atatürk vardı…
    "HALK SEVİNÇLE KARŞILADI"
    Her türlü zorluğa rağmen Mustafa Kemal komutasındaki ordu, zafer üstüne zafer kazandı. Anadolu'yu ve Rumeli'yi tek tek düşmandan kurtardı. 26 Ağustos 1922'de Büyük Taarruz başladı. Türk askerinin ilerleyişi karşısında düşman orduları kaçmaya başladı. Ve 1 Eylül 1922… Mustafa Kemal o tarihi emrini verdi: Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri! Kurtuluş sırası artık İzmir'deydi… 9 Eylül sabahı da ilk birlikler İzmir'e girdi. Türk askeri halkın sevinç gösterileri ile karşılaştı. Hükümet Konağı'na ve Kadifekale'ye Türk Bayrağı çekildi. Mustafa Kemal 9 Eylül 1922 günü karargahı ile Belkahve'ye gitti. Bir incir ağacının altında Kadifekale'de şanlı bayrağımızın dalgalandığı İzmir'i seyretti. Ve Ankara'ya, İcra Vekilleri Heyeti Başkanı Rauf (Orbay) Bey'e şu telgrafı çekti:
    “BU BAŞARI MİLLETİNDİR”
    “Birliklerimiz İzmir doğu sırtlarında düşmanın son direnişini kırdıktan sonra bugün mağlup düşmanla beraber İzmir'imize zaferle girdik.”
    Mustafa Kemal, 10 Eylül 1922 günü Hükümet Konağı'na gitti. Halk, Ulu Önder'i büyük bir sevinç ve coşkuyla karşıladı. Atatürk, konağın balkonundan, meydanı hınca hınç dolduran İzmirlileri, selamlayıp kısa bir konuşma yaptı: 'Bu başarı milletindir.'

    "Atatürk ve Yunan Bayrağı "

    Atatürk İzmir’in Kurtuluşunda halkın coşkun gösterileri arasında kalacağı evin önüne gelince, kapının önüne serilmiş bayrağı görünce durdu, bu ipekten kocaman bir Yunan bayrağı idi. Üzerine basılarak geçilecek bir yol halısı gibi serilmişti. Kapıdaki kalabalık halk yalvarıyordu:
    - Buyurunuz, geçiniz. Bizim öcümüzü alınız! Yunan Kralı, bu evden içeri, bizim bayrağımıza basarak girmişti. Siz lütfedin. Bu karşılıkla o lekeyi silin! Burası sizin şehrinizdir. Bu ev sizin evinizdir. Bu hak sizindir.
    Atatürk, o yerde serili bayrağın önünde, bulunduğu noktada kaldı. Çevresindekilere baktı.
    - O, geçmişse hata etmiş. Bir ulusun bağımsızlık simgesi olan bayrak çiğnenmez. Ben onun yanlışını tekrar edemem.
    Bayrağı yerden kaldırttı, bembeyaz mermerlere basarak içeri girdi.

    “Bütün cihan işitsin ki efendiler, artık İzmir hiçbir kirli ayağın üzerine basamayacağı kutsal bir topraktır!” ~M.Kemal ATATÜRK~

    Ben, bütün İzmir’i ve bütün İzmirlileri severim. Güzel İzmir’in temiz kalpli insanlarının da beni sevdiklerinden eminim. Yalnız bir tesadüf, beni Karşıyaka’ya daha fazla bağlamıştır. Karşıyakalılar, annem sizin bağrınızda, sizin topraklarınızda yatıyor. Karşıyakalılar, İzmir’i gördüğüm gün evvelâ Karşıyaka’yı ve orada da sizin Türk topraklarınızda yatan annemin mezarını gördüm!
    ~Mustafa Kemal ATATÜRK~
  • Benim gözümde bugüne kadar yayınlanmış Türk dizileri içinde tartışmasız bir numara olan Behzat Ç.’nin okuyunca bitecek diye bir türlü başlamadığım kitaplarına dün başlayıp bugün bitirdim. Normalde 2 ayrı kitap olan bu seri 10. yıl özel baskısı ile bir araya getirilmiş. Yayınlandığı dönemde gerek oyunculukları gerekse korkusuz senaryosu ile dönemin Türkiye’sini çok başarılı bir şekilde ortaya koyan diziyi baştan sona izledim. Kitap ise o kadar akıcı ki sanki dizi izlemiş gibi oluyor insan. Emrah Serbes o kadar bizden karakterler yaratıp o kadar yalın bir dille onları sunuyor ki insan okurken sanki Cinayet Büro’da mesai yapıyormuş gibi hissediyor. Kitaplar dizi ile birçok noktada benzerlik gösterse de farklı olduğu noktalar da var. Mesela Her Temas İz Bırakır isimli 300 sayfalık ilk kitap dizide sadece 1. bölümde anlatılmıştı. Ayrıca dizide olan bazı karakterler kitapta, kitaptaki bazı karakterler de dizide yok. Gerek bugüne kadar hiç izlemeyip okumayanlar, gerekse de özleyenler için bir çırpıda okunacak muazzam bir polisiye. Ya da Kızılay’ı, Sakarya’yı, Konur Sokak’ı, 19 Mayıs Stadyumu’nu, Tunalı Hilmi’yi, Kuğulu Park’ı kısacası Ankara’yı özleyenler için...