Geri Bildirim
  • Atatürk'ün hiç bitmeyin umudunun ardında hiç bitmeyen bir çaba, hiç bitmeyen bir azim, hiç bitmeyen bir irade vardır.
    Örneğin,
    O “umut fotoğrafı”nı imzaladıktan bir gün sonra, 25 Mayıs'ta, böbrek rahatsızlığını tedavi ettirmek için Viyana Karlsbad'a gitti.
    2 Ağustos'ta İstanbul'a döndü.
    7 Ağustos'ta, 7. Ordu Komutanı olarak Suriye-Filistin'e ikinci kez atandı.
    28 Ağustos'ta Nablus'a gidip komutayı aldı.
    19 Eylül'de General Allenby komutasındaki İngiliz Ordusu, Filistin-Suriye cephesine saldırdı.
    26 Ekim'de Atatürk, İngiliz-Arap kuvvetlerini Halep'in kuzeyinde durdurdu. Kendi ifadesiyle, orada “Türk süngüleriyle bir sınır” çizdi.
    30 Ekim'de Osmanlı, Mondros'u imzalayıp savaştan çekildi.
    31 Ekim'de Liman Von Sanders'in yerine Yıldırım Orduları Komutanlığı'na getirildi.
    1 Kasım'da Adana'ya gelerek Yıldırım Orduları Komutanlığı'nı devraldı.
    1 Kasım-10 Kasım arasında Adana'da Kurtuluş Savaşı'nın ilk hazırlıklarını yaptı.
    Osmanlı umudu tüketip teslim oldu, ama Atatürk asla teslim olmadı.
    Şartlar ne kadar kötü olursa olsun Atatürk hiç vazgeçmedi, hep kazanacağına inanarak savaştı, asla umudunu yitirmedi.
    Kurtuluş Savaşı, işte bu hiç bitmeyen umudun eseridir.
  • Bu tarihin önemli dönüm noktalarından biridir. Atatürk de zaten Nutuk'u bu tarihten başlatır. Ileride hatta kendi doğum gününün tarihi olarak 19 Mayıs'ı seçmesi de böyle açıklanabilir.
  • Acemi birliğinde okuduğum kitaplar (Kastamonu) (14 mart/14 nisan)
    1-Marslı- ithaki yayınları- 416 sayfa
    2-Milena'ya Mektuplar- Panama yayınları- 404 sayfa
    3-Cesur Yeni Dünya- ithaki Yayınları-266 sayfa
    4-Yanılsamalar Kitabı-Can Yayınları-306 sayfa
    5-Biz- ithaki Yayınları-256 sayfa

    Usta birliğinde okuduğum kitaplar (Tokat) (14 nisan- karanlık)
    6-Martin Eden-İş Bankası Yayınları- 520 sayfa
    7-Koku-Can yayınları- 264 sayfa
    8- Puslu Kıtalar Atlası- İletişim Yayınları-238 sayfa
    9- Sofie'nin Dünyası- Pan yayınları- 576 sayfa
    10- Dr. Jekyll ve Mr. Hyde- Sentez Yayınları- 96 sayfa
    11- Yalnızız- Ötüken yayınları- 365 sayfa
    12- Korkuyu Beklerken- iletişim yayınları- 196 sayfa
    13- Vahşetin Çağrısı- Sentez Yayınları- 96 sayfa
    14- Bulantı- can yayınları- 260 sayfa
    15-Demiryolu Serserileri- sentez yayınları- 128 sayfa
    16- Anayurt Oteli- Can yayınları- 128 sayfa. (20 Mayıs 2018)
    17- Yabancı- Can yayınları -110 sayfa
    18- Şu Çılgın Türkler - Bilgi yayınları - 752 sayfa
    19- Romeo ve Juliet - Timaş yayınları- 176 sayfa
    20- Robinson Crouse- Sentez Yayınları - 288 sayfa
    21- Korku- İşbankası yayınları - 70 sayfa
    22- Savaş Sanatı - İşbankası yayınları - 44 sayfa (01/06/2018)
    23-Lüzumsuz Adam- iş bankası Yayınları- 108 sayfa
    24- Bir Çöküşün Öyküsü- iş bankası Yayınları- 48 sayfa(02/06/2018)
    25- Bir İdam Mahkununun Son Günü- İş bankası Yayınları- 87 sayfa
    26- Olağanüstü Bir Gece- İş bankası Yayınları- 70 sayfa
    27- Genç Werther'in Acıları- İş bankası Yayınları- 132 sayfa
    28- Toplum Sözlesmesi- isbankasi Yayinlari- 136 sayfa
    29- Afrikalı Leo- Yapı kredi yayınları- 375 sayfa
  • Etkin ve içten devrimci olan Maksim Gorki, romanlarında olduğunca, sahne eserlerinde de, Ekim Devrimi öncesi ve sonrasının sosyal yaşamını tarihsel dönüşümleri kapsayan süreci içinde, "çok yönlü" ve "dramatik" bir üslup ile yansıtmıştır...

    (Zühtü Bayar, "Gorki ve Lukacs" , Yeni Ortam, 19 Mayıs 1973)
    Server Tanilli
    Sayfa 218 - Cumhuriyet Kitapları
  • Kalem Ve Kâğıt’la Bütünleşen Bir Hayat
    “Yazma sanatıyla ilgilenen herkes için vazgeçilmez bir roman.”
    Osnabrücker Zeitung
    Her gece gökyüzünde parlak parlak yıldızlar görürüz. Parlaklığına hayran olmamak elden gelir mi? Gökyüzünün bu manzarası dura dursun, yeryüzünün de parıltı veren simaları var. Bu simalar, kaynaklarını; başkalarının kalbinin duru suyundan içen, seslerini yüreğin güçlü havasından alırlar; duru bir kaynağın güçlü nefesi olup kalemle parıltı verirler. Yeryüzünün kalem ehlileri, yazmakla parıltı verirler. Bu parıltının hikâyesi hep yazıldı. Dikkat çekici bu parıltının başka bir hikâyesini “Kalem ve Kâğıt” adlı kitapta bulacağız. Bu kitabın, çağdaş Alman yazarı Hanns- Josef Ortheil’in akıcı üslubu ile okurların takdirine adaydır.
    Dar bir pencereden Rothaar Tepeleri ’ne kadar uzanan geniş manzaraya bakıyorum. Masamın üstünde çeşitli boyutlarda kalem ve kâğıt var. Yazmak için hangi kalemi ve hangi kâğıdı kullanacağıma karar vermem gerekiyor. Akşamın erken saatleri. Gözlerimi kısa bir süreliğine kapatıyorum, sonra kara veriyorum: Yazmaya başlıyorum…, Bir anda, bir saniyeden diğerine… - yine “yazı yazan çocuk” oluyorum(s.7). “Kalem ve Kâğıt” kitabının ilk paragrafı başkahraman olan: “yazı yazan çocuk”ğu böyle yansıtır. Okuyacağımız bu kitap, kahraman bakış acısıyla, küçük bir çocuğun iç dünyasında ki beniyle kavgasını ve dış dünyasında ki ailesi, çevresiyle olan kavgasını “Kalem ve Kâğıdı” kullanarak verdiği yansımaları göreceğiz. Sonrasında ne mi oluyor. Yazı yazan çocuktan, çağdaş Alman yazarı Hanns- Josef Ortheil doğuyor. Yani roman tarzı ile yazılan bu kitap, yazarın kendi hayatını anlattığı bir otobiyografidir.
    Bu kitabın kırıntıları, kalem ve kâğıdın hikâyesidir. Çevresiyle hiçbir şekilde iletişimi olmayan, toplum içinde yalnız olan, tanıdığı her şeyde yabancı olan küçük bir çocuğun zorluk ve mücadelesinin hikâyesidir. Hikâyenin uzantısına doğru takvim yapraklarını çevirdiğimizde karşımızda savaş yıllarında yaşanan dramatik olaylar çıkar. On yıl önce savaş yıllarında dört çocuğunu kaybetmiş bir annenin dramatik olayları bu kitapta anlatılanların çıkış noktasıdır. Keza, annenin dört çocuğunu kaybetmesi ile az konuşmaya başlamış sonrasında hiçbir şey söyleyemez hale gelmiştir. “yazı yazan çocuk” da annesine ayak uydurmasıyla konuşmayı bırakmıştır. Suskunluklarını önemli bir olay karşısında küçük kâğıtlara yazarak iletişime geçmişlerdir.
    “yazı yazan çocuk” ilkinde babasının rehberliği ve önderliği, sonradan annesinin fikirleriyle küçük yaşta yazı yazmaya başlar. İlkyazı atölyesi olan Westerwald’deki av kulübesi, ikinci atölyesi de Köln’ün kuzeyindeki ailesine ait evin deposudur. İlk çizgilerin çizildiği, azimle devam edildiği bu yazı çalışması küçük yaşta meşhur bir yazar olmasına neden olmuştur.
    Bir sayfanın nizamına sığınan, tüm zamanını yazı yazmaya vermiş, kitabın başkahramanı olan küçük çocuk, kalem ve kâğıtla hemhal olmuştur. Durmadan yazmanın bir tutku olması, “yazı yazan çocuk” için kendi hayatın kaynağı/sevinci olmuştur. Hanns- Josef Ortheil yazdığı bu kitapta bilinen bilmeyen bütün yazarların aslında yazı hayatının anlatıldığı genel bir bakışıdır. Çünkü “yazı yazan çocuk” aynı zamanda bütün yazarların nasıl yazı hayatına başladıkları, yazı hayatları nasıl ortaya çıktığı sorularının cevaplarıdır. Necip Fazıl, on bir yaşında; Sezai Karakoç, on bir on iki yaşlarında yazı hayatlarına başlamışlardır. Ve diğer bütün yazarlar da küçük yaşlardan itibaren yazı yazmaya başlarlar. Hepsinin de bu ortak noktaları yanında yazı yazmanın vazgeçilmez bir tutkuya dönüşüp büyütmeleridirler.
    Hanns- Josef Ortheil’in kitabında konuşmayan bir çocuğun yazı yazmaya nasıl bir teknikle ve ne gibi farklı yollarla devam ettiğinin bir göstergesidir. Kalem ehli olmanın hayatıyla ödeyen bir serüvenin romanı… Kâğıtların nizamına sığınmış küçük bir yüreğin haykırışıdır, bu kitapta anlatılanlar. Peki, okur ne bulacak! Okur, bir yazarın nasıl filizlendiğine, gecenin kalem olduğuna, gündüzünde nasıl kâğıt olduğuna şahit olacaktır. Yani mücadelenin kararlılıkla sürdürüldüğünde Kaf dağlarının yüksek havasını ciğerlerine nasıl yerleştiğini görecekler. Okurun okuduğu her yazarın kalem ehli olma mücadelesini görecekler. Keza küçük bir çocuğun yazma serüvenini yaşadıklarıyla ortaya çıkardığı bir başarının birer birer iz düşümüdür. Böylece okur, bir kenarda masa başında ki yazarın bu kitabı okuyarak yaşantısına şahit olacak. Ortaya çıkan derin sözlerin sırlarını keşfedecekler. Aynı zamanda yazar adaylara; ibretlik bir olay ve teknik/pratik bir rehber tarzında “yazar olma çalışma kitabı” olacaktır.

    Hanns-Josef Ortheil, Kalem ve Kâğıt, Çev.: Yener Bayramoğlu, Koton Kitap Yayınları, Mayıs 2016 İstanbul, Roman, 266 Sayfa.
    19 Aralık 2016 Pazartesi/13:45:40 Aydın.
    Bu yazı Ayraç Dergisinde yayınlandı.
    Yunus ÖZDEMİR.
  • 1=) Iblisin Kıblesi /Cengiz Özakıncılar (591)
    2=)Zeytin Dağı /Falih Rıfkı Atay (165)
    3=)Dünya Savaşlarında Kadın Casuslar /Ann Kramer (185)
    4=)Hançer /Mustafa Hoş (269)
    5=)Tünel /Stoyan Daskalov (240)
    6=)Hobbit/Tolkien (333)
    7=)Tek Adam (Cilt 1 ) Şevket Süreyya Aydemir (382)
    8=) Iki sovyet Rusya ve Polonya / Nadir Nadi (173)
    9=)Bir Hayat Fabrikası Kuracağız /Vaptsarov (187)
    10=)Kurdu Öldürmek Icin/Julio Travieso (168)
    11=)Ceza Sömürgesi / Kafka (62)
    12=)Ve O Hiçbirşey Demedi / Böll (187)
    13=)Havva /Vü'sat O Bener (111)
    14=) Suda Seken Hayat /Nevzat Çelik (71)
    15=)Yağmur Yagmasaydi /Nevzat Çelik (107)
    16=)Ademoğlu Neredeydin /Böll (214)
    17=)Tatar Çölü /Dino Buzati (232)
    18=)Güvercin /Patrick Süskind (77)
    19=)Bir Kadın "Camille Claudel" / Anne Delbie (398)
    20=)Gazi Mustafa Kemal Atatürk /Ilber Ortaylı (478)
    21=)Zorba / Nikos Kazancakis (348)
  • Dünyanın en feci şeyi hayatın ta kendisidir.

    Caroline Maria de Jesus, 1914 yılında Brezilya'nın Minas Gerais kentinde doğmuştur. Henüz ikinci sınıftayken okulu bırakır. Büyüyünce Sao Paulo'ya göç eder. Kentin "çöplük" ü olarak kullanılan Favela' da 3 çocuğu ile yaşam savaşı verir.

    15 Temmuz 1955'te kızının doğumuyla günlük tutmaya karar verir. 19 Mayıs' ta şöyle yazar: "Burada Favela'da herkes binbir zorlukla çırpınır durur. Ama bunu benden başkası anlatamaz. Bunu başkalarına faydalı olabilmek amacı ile yapıyorum." İçinde bulunduğu sefaleti gayet yalın bir dille anlatır. Bu sefaletten kurtulmak için elinden geleni yapar. Durmadan çalışır. Çoğu zaman bu duruma dayanamaz ve isyan eder. "Hâlâ kâğıt topluyorum, sevmiyorum bu işi. O zaman kendi kendime 'Rüya görüyormuş gibi yap.' diyorum." Anılarında "Yedirdim." diye yazıyor. "Tavada kızaran yağın sesi ne kadar güzel gelir kulağa ve görüntüsü. Çocuklar ona baktıkça gülümsüyorlar. Hele kuru fasulye ile pilav olunca bayram ediyorlar."
    Başka bir yerde şöyle diyor: "Bir zaman sonra sadaka ile aldıkları bu yırtık pırtık paltoların yerine, politikacıların dağıtacağı yenileri gelecekti. Ben de payımı alacağım, ben de onlardanım, istenmeyen şeyleri giyiyorum."

    Ne kadar büyük bir acı! Bir insan! Şımarık, elindekine şükretmeyi bilmeyen, önüne konan yemeğe burun kıvıran insanın yemeyip çöpe attığı yemeği alıp yiyen bir insan! Giyecek başka bir şeyi olmadığı için istemediği kiyafetleri giyen bir insan! Caroline bu insanlardan sadece biri. Sesini duyurabilmek için yazmış. Peki yazdıkları ses getirmiş mi? Kitabın arkasında 1960'lardan günümüze milyonlarca baskısı yapıldı, dünyanın hemen hemen bütün dillerine çevrildi yazıyor. Hayatını araştırdığımızda karşımıza şu bilgi çıkıyor: Kitap basıldıktan sonra bu sefaletten kurtulmuş. Kitabı imzalamak için yaptığı Brezilya turunda yaşadığı hayal kırıklığı ve mutluluğu anlattığı ikinci günlüğü de yayınlandı.

    O günlükler Caroline' i kurtardı. Belki bir kaç insanı daha. Peki Favela'dakilerin hepsi kurtuldu mu? Ya dünyadaki açlık ve sefalet yok oldu mu? Günümüzde bakacak olursak "Hayır!" Yoksulluk, öyle kolay yok edilmiyor. Neticede doymak bilmeyenlerin, sorgulamayan fakirlere de ihtiyacı var!

    Kitabı okurken aklıma çikolatanın tadını bilmeyen kakao işçileri geldi. Dünyada 215 milyon çocuk işçi var. (Bu istatistikler 2016 yılına ait) Batı Afrika'da 2 milyon çocuk haftanın 7 günü, günde 12 saat kakao toplamak için çalışıyorlar. Ama çikolatanın tadını bile bilmiyorlar. 72 milyon çocuk tarım alanında çalışıyor, 2 milyonu da madenlerde. Güney Afrika ülkesi Malavi'de, Kuzey Amerika' nın sigara ihtiyacını karşılamak için binlerce çocuk tütün tarlalarında çalışıyor. Özbekistan'da yaşayan çocuklar pamuk tarlalarında çalışıyorlar. Çocukların çalıştırılmaması için 'sözde' bir protokol imzalanmış. Ama hepsi yalan, hepsi göz boyamak için! Bazı uluslararası firmalar da Özbekistan'dan pamuk alımına son vermişler. Bunlar yeterli mi? Değil! Akşam eve gidince ekmek alamadığı için çocuğunun gözlerine bakamayan bir babanın acısını dindirmez!

    Kitabı okurken hep "Neden?" deyip durdum.
    Neden, bütün insanlar eşit değil?
    Neden, herkes aynı yemeği yemiyor?
    Neden, herkes iyi giyinmiyor?
    Neden, herkes rahat uyuyamıyor?
    Neden, bazıları rahat etsin diye bazıları daha çok çalışıyor?
    Caroline şöyle yazıyor: "Bir lokma yemeğini yedikten sonra, bir çocuğun 'Daha var mı?' diye sorması ne kadar fecidir. Boş tencerenin dibini kazımaya çalışan bir annenin kafasında, sadece bu kelime çöreklenmiştir: 'Daha var mı?' Fakat ona 'daha' veremeyecektir."
    Neden, bir anne çocuğuna 'daha' yemek veremiyor?

    "Açlığın ne olduğunu bilmeyenler:
    - Böyle şey yazmak için deli olmalı, derler.
    Ama aç olan:
    - Haklısın Caroline, der, yiyecek maddeleri herkesin alabileceği kadar ucuz olmalı."
    Evet! Yiyecek maddeleri herkesin alabileceği kadar ucuz olmalı. Herkes iyi giyinebilmeli. Herkes rahat bir yatakta yatmalı.

    İncelememe Morgan Freeman'ın şu sözleriyle son veriyorum:
    "Afrika'da bir anne çocuğuna 'Tabağını bitir!' diye bağırana kadar dünyanın bütün tabaklarını kırmak istiyorum!"