15 Ekim 1927 - Mustafa Kemal Paşa Nutuk Okumaya Başladı.
SAMSUN’A ÇIKTIĞIM GÜN
GENEL DURUM VE GÖRÜNÜŞ!

Efendiler,

1919 yılı Mayısı’nın 19. günü Samsun’a çıktım. Genel durum ve görünüş şöyleydi:
Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu topluluk, Genel Savaş’ta (I. Dünya Savaşı) yenilmiş, Ordu her yanda zedelenmiş, koşulları ağır bir ateşkes antlaşması imzalanmış.

Büyük Savaş boyunca ulus yorgun ve yoksul bir durumda. Ulus’u ve ülkeyi Genel Savaşa sürükleyenler, kendi yaşamlarının kaygısına düşerek, yurttan kaçmışlar. Padişah ve Halife olan Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini umduğu alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet, güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın isteklerine uymuş, onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş. Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta.

İtilâf Devletleri, ateşkes anlaşması hükümlerine uymayı gerekli görmüyorlar. Birer uydurma nedenle, İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana ili Fransızlar; Urfa, Maraş, Antep İngilizlerce işgal edilmiş. Antalya ile Konya’da İtalyan birlikleri, Merzifon’la Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her yanda yabancı devletlerin subay ve görevlileri ve özel adamları çalışmaktalar. Daha sonra, sözümüze başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919’da İtilâf Devletleri’nin uygun bulmasıyla Yunan ordusu İzmir'e çıkarılıyor. Bundan başka, yurdun dört bir yanında Hıristiyan azınlıklar gizli ve açık bir şekilde, özel istek ve amaçlarının elde edilmesine, devletin bir an önce çökmesine çaba harcıyorlar.

Radyum Kızları
“Hepimiz çok gençtik, boyanın ne olduğu hakkında hiç bir fikrimiz yoktu….”
— Mae Keane

Genç Mae, yeni işinden memnun değildi. Arkadaşları, saat kadranını en dikkatli ve muntazam şekilde boyamak için uğraşıyor, boyaya daldırdıkları fırçanın ucunu dudakları yardımıyla sivrileştirip rakamları öyle boyuyorlardı. Oysa Mae, boyanın tadını acı, kıvamını pütürlü ve iğrenç bulduğu için fırçayı ağzına sokarak sivrileştirmek istemiyor, bu da boyadığı saatlerin muntazamlığını bozuyor, boyama hızını azaltıyordu. Arkadaşları mesai sonrasında ellerinde kalan fazla boyayı parlaması için dişlerine, saçlarına sürüyor, tırnaklarını ışıltılı bir manikür için bu boyayla boyuyor, hatta pahalı parfümerilerde satılan radyumlu mucizevi güzellik kremlerine, toniklere paraları yetmediği için yüz ve boyunlarına bu boyaları sürüyorlardı. Oysa Mae boyayı ne tatmak ne de ona dokunmak istiyordu. Birkaç hafta sonra, ustabaşı günde ancak 8 kadran boyayabilen Mae’yi yanına çağırarak başka bir iş bulmasını önerdi, zira diğer işçiler neredeyse 100 saat kadranını bir günde bitirebiliyorlardı. Zaten yaptığı işi sevmemiş olan Mae, bu fırsatı kullanarak kadran boyama işinden istifa ederek aynı şirketin idari ofislerinden birinde memurluk yapmaya başladı.
Mae işten ayrıldıktan kısa bir süre sonra iş arkadaşları birer birer gizemli hastalıklara yakalanmaya başladı. Ağızlarında yaralar açılıyor, dişleri dökülüyor, çene kemikleri eriyor, pek çoğunda tedaviye yanıt vermeyen derin bir kansızlık baş gösteriyordu. Beş yıldır fabrikada saat boyayan Frances Splettstocher, ağrıyan dişi ve çenesi nedeniyle dişçiye gitmiş, çürükten şüphelenen dişçi, ağrıyan dişi çekerken Frances’in çene kemiği kopmuş ve yanağında kapanmayan bir yara açılmıştı. Pek çok başka mesai arkadaşı da benzer dertlerden muzdaripti; çene kemikleri veya diğer kemikleri eriyor, durduk yerde kırılıyor, parçalanıyor veya tümöre dönüşüyordu. 1924 yılı sonunda, fabrika işçilerinin yedisi bu gizemli hastalık nedeniyle ölmüştü bile. Artan ölüm ve hastalık vakaları dikkatleri çekmesine rağmen, kimse 19. yüzyılın mucizevi buluşu olan radyoaktif radyumun bu gizemli hastalıkların nedeni olduğuna inanmıyordu.

Radyum kızları teker teker hastalanmaya başladıklarında doktorların aklına radyumun bu hastalıkların nedeni olabileceği en başta gelmedi. Çoğu doktor hastalanan kızlara dişeti iltahabı, ülser hatta cinsel yolla bulaşan bir hastalık olan frengi teşhisi koyuyordu. Ancak vaka sayısı artmaya başlayınca US Radium, Harvard Üniversitesi’deki bir grup biliminsanına bu esrarengiz hastalığın nedenini araştırma görevi verdi. Yapılan analizlerde fabrikada çalışan kızların ciltlerinde, saçlarında çok yüksek oranda radyum saptandı. Hatta soluk verdiklerinde akciğerlerinden gene radyoaktif bir madde olan radon gazı çıktığı bulundu.
Araştırmayı yapan doktorlardan biri olan Dr. Harrison Martland bir adım daha ileri giderek daha önce fabrikada çalışmış ve esrarengiz hastalık sonucu beş yıl önce ölmüş olan bir genç kızın kemiklerini mezardan çıkartarak incelemeye gönderdi. Sonuç beklediği gibi çıkmıştı, beş yıldır gömülü olmasına rağmen kemikler yüksek oranda radyasyon yayıyordu.

Bu bulguların ışığında, genç kızların esrarengiz ve korkunç şekilde ölmelerinin nedeninin radyum içeren boya olduğu yavaş yavaş kabul görmeye başladı. Fabrikada çalışan tüm genç kızlarda çeşitli hastalık belirtileri görülüyor, çene kemiği erimesi, kapanmayan ağız yaraları gibi en vahim semptomlar boyadıkları rakamlar kusursuz olsun diye fırçayı ağzında sivrileştiren kızlarda ortaya çıkıyordu.
Dr. Martland, yapılan incelemelerin sonucunda saat boyayan genç kızların esrarengiz hastalıkların nedeninin radyum olduğu şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit etmişti. Bulgularını 1925 yılında JAMA (Journal of American Medical Association) dergisinde yayınladı.
Bulguların yayınlanmasını takiben çekişmeli bir hukuk savaşı başladı. Daha önce fabrikada çalışmış, ciddi şekilde hasta olan ve basın tarafından “Radyum Kızları” ismi takılmış olan beş genç kız (Grace Fryer, Quinta McDonald, Albina Larice , Edna Husman ve Katherine Schaub) Waterbury fabrikasını dava ettiler. Kısa bir süre sonra davaya hastalanmış başka eski çalışanlar da katıldı. Davacılar, kişi başına 250.000 dolar tazminat talep ediyorlardı. Ancak fabrikanın arkasındaki politik ve maddi destek çok güçlü idi ve dava uzadıkça uzuyordu. Dava sürerken Quinta’nın iki kalça kemiği de kırıldı, Albina tamamen yatalak hale geldi. Edna artık neredeyse yürüyemez hale gelmişti ve fabrikada çalışmayı bırakalı yıllar olmasına rağmen geceleri hala saçları parıldıyordu. Çene kemiği kopmuş olan Katherine, avukatına “Eğer 250.000 doları kazanırsam cenazeme bir sürü gül alabilirim değil mi?” diye soruyordu.
Dava, çekişmeli bir şekilde üç yıl sürdü, bu sırada davalı genç kızlardan 13 tanesi radyum zehirlemesine bağlı çeşitli nedenlerle hayatını kaybetti. 1928 sonbaharında, dava nihayet sonuca bağlandı ve jüri US Radium firmasının her bir davalıya 10.000 dolar tazminat ödemesine, ölene kadar da 600 dolar aylık bağlamasına ve tüm tıbbi bakım ücretlerini de üstlenmesine karar verdi. İlaveten, radyum boyası kullanımına ilişkin ciddi düzenlemeler getirildi. Undark boyası ise 1960 yılına kadar saatlerde kullanılmaya devam edecekti.
Gelelim radyum boyalı fırçayı yalamaktan nefret ettiği için kendisinden beklenen performansı gösteremediği için işten atılan Mae Kaene’ye…

18 yaşında Waterbury fabrikasında saat boyamaya başlayan Mae, birkaç hafta sonra işten ayrılmış olmasına rağmen 30’lu yaşlara geldiğinde tüm dişlerini kaybetti. İlerleyen yaşlarda meme ve kalın bağırsak kanserine yakalanmasına rağmen 107 yaşına dek yaşadı ve 1 Mayıs 2014 tarihinde hayata gözlerini yumdu.

“Hepimiz çok gençtik, boyanın ne olduğu hakkında hiç bir fikrimiz yoktu….”
— Mae Keane

.. .. .. .. .. .. .. .. .. .. .. .. ..

Çoğu kimse, bu denli yüksek enerji içeren bir maddenin mutlaka müthiş güçleri olacağında hemfikirdi. Hatta Pierre Curie, koluna 10 saat boyunca bir parça radyum bağladıktan sonra kolunda yanık olduğunu fark edince bu maddenin mutlaka kansere iyi geleceğine kanaat getirmişti. Tüm Avrupa ve ardından Amerika’yı bir radyum çılgınlığı sardı. Pek çok firma, el birliği ile güzellik kremlerinden diş macunlarına, çukulatadan boğaz pastillerine kadar radyum içeren ürünler satmaya başladı. Bu firmaların iddiasına göre radyum siyatiğe, lumbagoya, gut hastalığına, romatizmaya, hipertansiyona, kansere, körlüğe…. kısaca aklınıza ne gelirse, tüm hastalıklara iyi geliyordu. Radyum içeren su damacanaları şifa niyetine evlere girdi, kaplıcalarda radyum tuzu kullanılmaya başladı.
Bu radyum çılgınlığı sürerken, bir Alman biliminsanı radyum içeren ve geceleri parlayan bir boya imal etmeyi başardı. Amerika’nın savaşa girmesinden kısa bir süre sonra, önce New Jersey’de bulunan US Radium firması parlak kadranlı saat üretme içine girecek ve savaş sonrası ekonomisinde iş arayan genç kızları “Undark” adını verdiği radyum boyasını saat kadranındaki rakamlara sürmeleri için işe alacaktı.

Karanlıkta parıldayan bu mucizevi boya, çinko bir bileşim karıştırılmış radyoaktif radyum tuzlarından ibaretti. Bu karışımda, radyum atomlarından salınan parçacıklar, çinko atomlarının enerji seviyesini artırarak titreşmelerini sağlıyor, bu da ortama yeşilimsi bir ışık yayılmasını sağlıyordu. Yayılan ışık, çok kuvvetli olmadığından gündüzleri görünmüyor, ancak geceleri parıldayarak saat kadranının görülebilir hale gelmesini sağlıyordu. Düşman tarafından fark edilmeden askerlerin günün hangi saatte olduklarını anlamaya yarayan bu kimyasal karışım, savaşın bitmesiyle lüks evlerde aranan bir dekorasyon malzemesi haline gelmiş, artan talep firmanın hızla büyümesini sağlamıştı.


Curielerin müthiş keşfi: Radyum

Radyum, 1898 yılında Marie Curie ve eşi Pierre Curie tarafından bulunmuştu. O dönemde, çeşitli radyoaktif maddeler üzerinde deneme yapan Curieler, bir uranyum tuzu olan uranit örneği üzerince çalışıyorlardı. Tuzdan uranyumu izole etmelerine rağmen kalan maddenin hala radyoaktif özellikler gösterdiğini fark ettiler, detaylı incelemeler sonunda bunun yeni bir radyoaktif element olduğunu keşfettiler. 26 Aralık 1898’da Fransa Bilim Akademisi’ne bu yeni elementi sundular. Elementin ismi, Latincede ışın anlamına gelen “radius” kelimesinden ilham alarak radyum olarak belirlendi.
Gecenin karanlığında soluk yeşil ışıldayan bu yeni element Curieleri büyülemişti. İçinde radyum bulunan cam kavanozları yatak başında gece lambası olarak kullanıyorlar, radyum dolu tüpleri çekmecelerinde tutuyor, ceplerinde taşıyorlardı. Marie Curie, otobiyografisinde laboratuvarındaki yeşil ışıltılardan bahsediyor:

“En sevdiğimiz şeylerden biri gece çalışma odamıza girmekti, duvar dibindeki masanın üzerinde duran şişelerden yayılan soluk yeşil parıltıyı görmeye bayılıyorduk. Bu, bizim için yepyeni ve müthiş bir şeydi… Sanki karanlıktaki periler gibiydiler.”
Pierre Curie, parıldayan bu şişelerin ışık dışında havayı da elektriklediğini fark etti. İçinde bir elektrometre olan bir kutu imal etmişti ve bu kutuyu parıltılı tüplere yaklaştırdığında, elektrometreden zayıf bir elektrik akımı geçtiğini fark etti. Bu fenomene “radyoaktivite” adını verdiler.

mehmet temiz, Nutuk'u inceledi.
 03 Eki 18:20 · Kitabı okudu · 13 günde · Beğendi · 10/10 puan

'' Efendiler, bu nutkumla, Milli varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milletin, istiklalini nasıl kazandığını, ilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan Milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu açıkladım.''

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün bu sözleriyle tanımladığı ve 19/mayıs/1919 da başlayan, 29/ Ekim/1923 te Cumhuriyetin ilanına kadar geçen 4 yıllık sürede yaşananları, neredeyse saat saat anlattığı muhteşem eser.

Her Türk vatandaşının mutlaka okuması gereken bir kitap. Yok olmuş bir ülkenin ne zorluklarla, ne fedakarlıklarla yeniden nasıl kurulduğunun gerçek hikayesi. Binlerce şehidin kanıyla,binlerce gazinin mücadelesiyle, binlerce dul ve yetimin çektiği ızdıraplarla ve tüm Milletin büyük özverisiyle kazanılmış bağımsızlık ve demokrasi. Bütün bunları anlamak ve elimizdeki değeri kaybetmemek için her kesin okuması şart olan kitap.

Özellikle de gençlere sesleniyorum. Lütfen mutlaka okuyun. Şu anda bir çok yayınevi günümüz diliyle sade bir şekilde yazılmış baskılarını yapıyor. Sıkılmadan rahatlıkla okuyabilirsiniz. İnanın bana, bizim kuşağın o fırsatı da yoktu. Ben ilk defa 1970 li yılların sonunda MEB yayınlarının çıkardığı,3 ciltlik orjinal dille yapılan baskısını okumuştum. Ama ne güçlüklerle, ne kadar zorlanarak okumuştum. Oysa şimdiki baskılarda o kadar akıcı ve sade bir dil var ki, kendinizi olaylara kaptırıp gidiyorsunuz.

Son söz olarak tekrar tekrar söylüyorum.Okumayanlar mutlaka okuyun. Şehitlerimiz için,gazilerimiz için okuyun,onlar yurdumuzu işgal eden düşmanlarla savaşırken, arkadan saldıran isyan çıkaran hainleri öğrenmek için okuyun, ve bütün olanlardan ders çıkarıp ülkemizi tekrar aynı duruma düşürmemek için, elimizdekini kaybetmemek için okuyun.

Mâsiva, bir alıntı ekledi.
02 Eki 11:32 · Kitabı okudu · Puan vermedi

— Namık Kemal başka... Biz vazifemizi yapıyoruz. Alt tarafı bizi alakadar etmez. Biz askeriz. Siyasetten anlamayız.
— Eğer Mustafa Kemal de, 19 Mayıs'ta Samsun'a çıktığı zaman böyle demiş olsaydı, on, oniki kolordu kumandanı da böyle demiş olsalardı, memleket şimdi ne halde bulunacaktı? Siyaset ya iyidir, ya kötü, ya lazımdır, ya değil. İyi ve lazımsa bir memlekette herkes ondan anlamalı ve o işle uğraşmalı...

Karılar Koğuşu, Kemal TahirKarılar Koğuşu, Kemal Tahir

Mordad 41. Bölüm
Oldukça uzundu, anlamsız harfler sıralanmıştı. “Mordad tarafından cesedin üzerine yazılmış olan harfler gizemini koruyor…” Haber sırasında yazabildiğim kadarıyla elimde sadece “elypotesprt” yazısı vardı. Fakat yazamadığım bir o kadar kısım daha vardı. Haftalık programıma uymaya devam ettim. Tekrar haberleri yakaladığımda geri kalmış olan, bir kısmını daha yazdım “aniliksekuz” geriye çok az kalmıştı ama haberler yine bitti…
Gece haberlerinde kaldığım yerden ve en son olan kısmını da not defterime yazdım.
Onları birleştirdiğimde çok uzun ve karışık harfler çıktı ortaya.
“elypotesprtaniliksekuzodlıkaratıal” acaba küçük Mordad, cesedin üzerine neden böyle yazdı?
Düşün John.
Bu neyin nesi? Sen seversin bilmeceleri.
Bir insan ardı ardına sıralı karmaşık harfleri neden yazar?
Bir şeyi saklamak için olabilir mi?
Güzel, neyi saklayabilir harflerde?
Bir anlatımı.
Kesinlikle…
Peki, neden gizler? Ya da soruyu şöyle sorayım? Bir anlatım olmayacak harfleri neden yazar? Yazıyorsa, kime ve ne yazdı?
Bana yani sana yazdığını düşünüyorum. Çünkü beni taklit eden O…
Sana ne yazmış olabilir?
Bir söz olabilir veya bir buluşma teklifi.
Harikasın John. Buluşma teklifi üstünde yoğunlaş.
Nerde bulmak istiyor sence?
Bir şehir içinde herhangi bir yerde olabilir.
Oldukça fazla harf var John. Birçok yer adı çıkarılabilinir. Hızlı olmalısın eğer sana yazmışsa polislerden önce çözeceğini biliyordur.
Peki lanet olası ne yazdı o zaman!
Tarih mutlaka vermiştir John. Tarihe yoğunlaş saat, dakika, gün, ay…
Tarihi verilmeyen buluşma zaten mantıksız. Küçük Mordad o kadar salak değildir değil mi?
Kesinlikle…
İlk aylara bakalım.
Ocak çıkmadığına göre o değil. Haziran, Temmuzda ve Ağustos da değil. Şubat olabilir. Mart, Nisan, Mayıs, Eylül, Ekim, Aralık olabilir. Kasım bittiğinden onu es geçebiliriz…
Aralıkta olduğumuza göre Aralık olabilir. Olabilir diye ayırdığım aylarda Aralık aynın içerisinde ki harflerden ve küçük Mordad’ın sıralı harflerinde göze batan “D” harfi aralık olduğunun kesin kanıtı (İngilizce’de Aralık – “D”ecember)
Süpersin John! Aralığı çıkarınca geriye ne kalıyor?
(Tr.) -> “elypotesptniliksekuzodıratal” ve bulduğumuz “Aralık”
(İng.) - > “ixlespyprotestantnechunirch”,”December”
Güzel, şimdi saat ve gün üzerine yoğunlaş. Bugün 8.Aralık John ama ertesi güne geçtiğimiz için 9.Aralık diyebiliriz. Öncesi olmadığı için günlerden 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29 ve 30 olabilir, yoğunlaş.
Harflere bakıldığında 11 olmuyor. 12, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29 da olmayanların arasında.
9, 10, 13, 16, 30 olabilecekler…
Günler cepte kalsın, saat kısmına geçelim…
Saatlerde 1, 3, 6, 9, 10, 13, 16, 19 oluyor.
2, 4, 5, 7, 8, 11, 12, 14, 15, 17, 18, 20, 21, 22, 23, 24 olmuyor.
Saat ve gün mecbur olacağını düşünürsek John? Kombinasyonda o harflerin arasından kullanıldığında geriye yer ve mekan kalmış olacak. Peki, hangi gün ve saat kaçta?
Günlerden 9’u çıkarttığımızda, tek tek saatleri yanına koyduğumuz zaman. 9 ile uyumlu olan saatler 1, 3, 6, 9, 10 Uymayanlar 9, 10, 19
Aynı kombinasyonu tüm günlerde denemeden önce karışık harflerde gördüğüm kilise kelimesi…
Sanıyorum Tanrının bana vermiş olduğu bir işaretti.
Mekan Kiliseydi…
Peki hangi Kilise? Saat kaçta, ne zaman?
Karışık harflerin içinden kiliseyi de çıkarttım.
(Tr.) -> “elypotesptnkuzodıratal” ve bulduğumuz “Aralık”,”Kilise”
(İng.) - > “ixlespyprotestantneni”,”December”,”Church”
Çok az kaldı John, çok az…

yazan - e.a
41. Bölüm

Serkan Aktaş, bir alıntı ekledi.
30 Eyl 21:05

1933'lerde Atatürk'ün önünden "çıktık açık alınla, on yılda her savaştan" marşıyla başları dik geçen ilerici ve Atatürkçü gençlik yerine 1987'lerde, "Milliyetçilik ve muhafazakârlık" adı altında "Arap milliyetçiliği" ile koşullandırılmış, başı türbanlı genç kızlar, eli tespihli ve sakallı genç erkekler yetiştirdik.

Ne mutlu Türküm diyene!

Uğur Mumcu
Cumhuriyet, 19 Mayıs 1987

Son Yazılar, Uğur MumcuSon Yazılar, Uğur Mumcu
CaNSeL 1⃣ 9⃣ 0⃣ 7⃣ KIRAÇ, Tek Adam - Cilt 1'i inceledi.
30 Eyl 09:46 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 10/10 puan

#kitapyorum

Kitapta Mustafa Kemal ATATÜRK'ün doğumu öncesinden başlayıp ailesinin kendisinden önceki ve sonra ki yaşamı, kendi yaşamı, dostları ve düşmanları ile ilişkilerini ve çatışmalarını en ince ayrıntısına kadar anlatılıyor. Her ATATÜRK severin okuması gereken bir kitap. Bu ülkenin ne zor şartlar altında kurulduğu, bağımsızlık mücadelesinin ne zor şartlar altında çıktığını açık açık ortaya koyuyor. Mustafa Kemal Paşayı anlayabilmek için mutlaka okunması gereken bir kitap. Oldukça akıcı bir dille yazılmış... Sayfaları çevirdikçe bitmesini istemediğinin bir filmi izler gibi oluyorsunuz. Birinci cildin de Mustafa Kemal ATATÜRK'ün oluşumunu ve 19 Mayıs 1919 tarihin de Samsun'a ayak basışına geçen sancılı buhranlı geçirdiği dönemi anlatıyor, devamı 2.ciltte.


insan kendini yapma kudretinin bir hammaddesidir.

tek adam, bu hammaddeyi yoğurarak hem kendini yaratan, hem zuhuru, milletinin, kavminin, çağının tarihinde bir dönüm noktası olan adam'dır.

mustafa kemal, tek adam'dı. çünkü şartlar, olaylar ve yaşadığı atmosfer içinde kendi hammaddesini yoğurarak kendi kendini yarattı. mücadelesi milletinin kaderine damgasını vurdu ve hayatı, çağımızın yön tayin edici hadiselerinden biri oldu.

şevket süreyya aydemir
(kitabın girişinden alıntı)

selim koç, bir alıntı ekledi.
27 Eyl 08:41

"Daha saat erken"
7 Mayıs 1993-19:15

Artık hava tamamen kararmıştı. Ama ayın çıkmasına daha en az iki saat vardı. Uzandığı yerden yavaşça doğruldu. Boynundaki gece görüş dürbününü açıp gözlerine dayadı. Sağ tarafındaki sırt hattını inceledi. Yan yana dizilmiş yedi-sekiz roketçiyi gördü. Hepsi de tüm hazırlıklarını yapmışlar, sırt hattının karakoldan görünmeyen yüzünde uzanmışlardı. İçlerinden biri, dizlerinin üzerine çökmüş halde bir RPG-7 taşıyan PKK'lının önünde durmuş roketini yerleştiriyordu. Başını sol tarafa çevirip aynı manzarayı orada da görünce dürbünü indirip düğmesinden kapattı. Yanındakilere eliyle saatini işaret ederek vaktin geldiğini haber verdi.

Hemen altında oturan diğerleri de yavaş yavaş ayaklanıyordu. Yer yer ıslaklığı duran, birbirine birleştirilip elbise haline getirdikleri naylonları başlarından aşağıya geçirmeye başladılar. Sessizliği bu naylonların hışırtıları bozuyordu.

M-16'lının ilk hareketi ile hemen arkalarındaki sırt hattının boğaz yaptığı bir boşluğa doğru sürünmeye başladılar. Burası karakola görünmeden yaklaşabilecekleri en uygun yerdi. Birkaç metre ilerleyince projektörlerin güçlü ışığı kalın naylonu da geçip gözünü almaya başlamıştı. İkiyüz metre mesafedeki güçlü halojen lambalar, doğrudan bakıldığında geçici körlük yapabilirdi. Hemen başını indirdi. Sürünmeye devam ederken arada sırada geri dönüp diğerlerini kontrol ediyordu.

Sırt hattını aşınca kalp atışları hızlanmaya, vücudunu ter basmaya başlamıştı. Başını tekrar geri çevirip eliyle arkasından gelenlere yanına geçmelerini işaret etti. Kendiliğinden oluşmuş bir su oluğunun içinden aşağıya doğru sürünerek ilerliyorlardı. Karakolun ışıkları tam üzerlerindeydi. Bir süre sonra altı bombacı yan yana sürünmeye başlamıştı. Diğerleri de hemen arkalarındaydı. Nefes nefeseydiler. Görünmeden yaklaşmaları halinde, karakola elli metre kala termal kameranın göremeyeceği kuru bir dere yatağına ulaşacaklardı. Zaten buz gibi dere suyuyla ıslatılmış bu naylonlar sayesinde, bir süre daha termal kameradan gizlenebileceklerdi.

Arka taraftan bir metalin sürtünme sesi gelince aniden durdu. Başını yavaşça çevirip o yöne baktı. M-16'lı ile birlikte hepsi donup kaldı, kimse kıpırdamıyordu. Sessiz olmak zorundaydılar, çünkü artık karakoldaki sesler bile duyulmaya başlamıştı.

"Şu kum torbasını da versene. Burası boş kaldı."

"Abi bir ses duydun mu?"

"Yoooo. Telaş etme lan. Daha saat erken."

"Mukavele mi yaptın herifçilerle?"

"Yapmadım ama bir şey biliyoz da ona göre konuşuyoz herhalde."

"Ben olsam bu saatte başlardım tertip. Ay çıkmadan yani."

"İyi iyi, çok biliyon sen... Benim çişim geldi."

"Gitme ha bi yere. Şuraya işesene... Bana bak, şeyinden vurmasınlar..."

Yer Eksi İki, Hakan EvrenselYer Eksi İki, Hakan Evrensel
Sultan SALGIN, Sarı Zeybek'i inceledi.
20 Eyl 10:50 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · 10/10 puan

19 mayıs onun doğum günüydü.kutalamalar için her zaman ki şıklığı içinde stadyuma geldiğinde bütün gözler üzerindeydi.tribünler tıklım tıklım doluydu.Saat 15:00'te şeref tribününe girince büyük bir alkış koptu ardından tezahürat başladı.Bu Ankaralıların onu son görüşleriydi ve o günün anısına stadyumun adı 19 Mayıs stadyumu olarak değiştirildi.

IOS ve Android uygulamaları
İyi geceler sevgili okurlar.
Biraz sohbet edelim mi? -Cevabınızı evet kabul ediyoruz. :)-

Bu gönderiyi paylaşmamızın ana sebebi haklı olarak şu sıralar gerçekten çok sorduğunuz IOS uygulaması ve Android uygulamasındaki hatalar. Sevgili okurlar, IOS uygulamamız şu anda çok hızlı bir şekilde geliştirilmektedir. (Giriş ekranı ekran görüntüsü: https://i.hizliresim.com/POEaov.png) Bu tür geliştirmelerde doğrudan bir tarih vermek çok zor. Fakat uygulamamızın iskeletinin oturduğunu ve muhtemelen en geç 6 hafta içerisinde App Store'da yerimizi alacağımızı belirtmek isteriz. Bir sürpriz yapıp bu tarihten önce de gelebiliriz. :) İnanın en az sizin kadar heyecanlıyız.

Önemli bir nokta da şu: IOS ile beraber Android uygulamamızın da 2. sürümü çıkacak. Bu sürümde bir çok hata giderilmiş olacak. Örneğin ilk açılıştaki yavaşlık, fotoğraf yüklemedeki hatalar, uygulamanın bazı telefon sürümlerinde birden kapanması, mesajların silinememesi vs gibi bütün sorunlar çözülecek. Ek olarak arayüz çok hızlı ve daha modern olacak. Bu güncelleme de paralel bir şekilde geliştiriliyor.

Biliyorsunuz 19 Ağustos'ta büyük bir alt yapı güncellemesi yaptığımızı söylemiştik. Sevgili okurlar, farkında mısınız, 1k artık ülkemizin an aktif yerli platformlarından biri oldu. Günün bazı saatlerinde anlık olarak 1000'e yakın kullanıcı aktif olmakta. IOS ve Android güncellemesinden sonra bu sayı daha fazla olacağı için alt yapımızı güncelledik. Ayrıca uygulamalarımız yayına girdikten sonra çok daha büyük bir alt yapı için çalışmaya başlayacağız.

2 Mayıs 2012'de yani 5 sene önce, daha da yani 1962 gündür -boşuna hesaplamayın, sayı gerçektir. :)- beraberiz. 1000Kitap'ın ya da sizin daha çok kullandığınız ismiyle 1k'nın bu 5 sene 4 aylık geçmişinde çok güzel şeyler yaşadık. Büyük sıçramalar yaptık. Şubat 2017'de Android uygulamamızın gelmesi bu büyük sıçramalardan birisiydi. 2. sürüm ve IOS ile çok daha büyük bir sıçramanın geleceğini hissediyoruz.

Bu anlamda gerçekten çok yoğun ilginiz için teşekkür ederiz. Bu kadar güzel ve canlı bir ilgi kaç girişimin başına gelmiştir ki. Savsakladığımız anlarda sizin ilginizi ve heyecanınızı görünce hemen kendimize geliyoruz. :)

1k şu ana kadar hiçbir yerden bir yatırım ve maddi destek almadan bugünlere geldi. Buradaki en büyük emek sizin. Okurlar ilgi duymasa 1k 1 hafta bile dayanamazdı. Hatırlarsanız 25 Mayıs'ta, şimdi bile hatırladıkça üzüldüğümüz bir sıkıntı yaşadık ve 1 gün boyunca 1k kapalı kaldı. Fakat erişime açılır açılmaz sanki hiçbir şey olmamış gibi geri geldiniz. Bu güven ve bu bağı hiçbir tanıtım, arge çalışmasıyla kazanamayacağımzın farkındayız.

Çok uzattık ama bilin istiyoruz, farkındayız. Sizi seviyoruz. 1k'yı seviyoruz.
Teknik ve diğer hatalarımızın farkındayız. Sürekli geliştiriyoruz, geliştirmeye çalışıyoruz. Sizin olumlu ve olumsuz geri bildirimleriniz bizim için en iyi yol gösterici. Biz 1k'yı bir şey elde etmek, bir yere varmak için açmadık. Bizim amacımız, sloganımız 'herkesin 1000 kitap okuması'. Evet çok uçuk gibi duruyor farkındayız. Fakat bizim içim aslolan bunun için çalışmak. Dolayısıyla bir sonuca ulaştıktan sonra "tamamdır, artık bırakabiliriz" diyebileceğimiz bir yolculuk değil bu. Çünkü biz yolun ta kendisini seviyoruz. :)

Sağlıcakla kalın. İyi okumalar dileriz.
1000kitap ekibi