• 382 syf.
    ·10/10
    -Atatürk'e, düşmanlarından bir bayan, bir yabancı gazetede ''sokak çocuğu ve zalim'' diye yazılar yazmak küçüklüğünü göstermişti. Bir gün Yat Kulüp'te Atatürk, arkadaşlarına bu yazıdan söz ederek demiştir ki :
    ''Benim için 'sokak çocuğu ' diye yazmış... Ben pek küçük yaşta yatılı bir öğrenci olarak okullara girmedim. İdadi'den Harp Okulu'na, oradan da orduya hizmete gittim. Sorarım sizlere, benim sokakta oynamaya vaktim mi vardı ? Bana 'zalim' diyormuş... Ben eğer bu vatana ihanet eden birkaç adamı mahkemeye vererek, kanun çerçevesinde bu adamların cezalarını bulmalarını sağladımsa, bunun sebebi Türk milletine duyduğum sevginin onlara duyduğum sevgiden daha daha büyük olmasıdır... Bu nedenle Türk milletine onların zararlı vücutlarını feda ettim...'' demiştir.
    ...
    Kitabın incelemesine geçmeden önce bu güzel ve anlamlı anıyı paylaşmak istedim.Tek Adam Şevket Süreyya Aydemir’in uzun bir araştırma sonucunda 1963-1965 yılları arasında kaleme aldığı dünyada Atatürk üzerine yazılmış en iyi ilk biyografilerden birisidir.Serinin ilkinde Mustafa Kemal Atatürk’ün özel hayatıyla merak edilenler yerine daha ziyade öğrencilik ve askerlik hayatına değinmektedir.İlk cildinde Atatürk’ün doğumundan çocukluk yıllarına ve ilk gençlik yılları olan 1919 yılına kadar olan süreyi kapsıyor.Kitap sayesinde doğru bildiklerimin yanlış olduğunu kitap sayesinde görmüş oldum.Mustafa Kemal’in fikirlerinin oluşmasında yaşadığı olaylar ve dönemin koşullarının etkili olduğunu bilmekle beraber yakın arkadaşlarının onun gibi idealist ve ileri görüşlü olmadığını da görmekteyiz.Ali Rıza Bey’in yaşadığı maddi zorluklar erken yaşta hayata veda etmesi,Mustafa’nın üvey babasıyı kabul etmemesi,okul hayatı,ilk tayin yeri olan Şam’da yaptığı cesur çalışmaları,asker hayatının en zorlu kişisel mücadelesini Enver Paşa ile yaşamıştır.Enver Paşa Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki büyük başarısına rağmen ismini gölgede bırakmaya çalışmıştır.Siyasi ve askeri mevzulardan uzak tutabilmek içinde uzak yerlere tayin edilmiştir.İlk görev yeri olan Şam’dan kaçıp selanik ordusuna inkılaplar başlatmak istemesiyle önceden ne kadar cesur olduğunu göstermişti.Kesinlik tavsiye ederim okuyun ve okutup.Atamızı daha iyi anlamak için daha fazla okuyup çalışmalıyız.Sonsuz minnetle...
    Keyifli Okumalar Dilerim
  • 96 syf.
    ·1 günde·Beğendi·7/10
    Yazarın bu okuduğum kitabın konusu 1919 - 1925 yılları arasında İtalya'nın siyasi arka planı ( Yahudiler..) ve insan ruhu üzerine ...

    Tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.
  • 197 syf.
    ·12 günde·7/10
    Refik Halid Karay'ın okuduğum ilk kitabı. Kitap ilk kez 1919 yılında yayımlanmış.Türkiye'nin ilk dönemlerinin Anadolusunda geçen hikayelerden oluşan bir kitap.

    Her hikayede verilmek istenen bir mesaj vardı bence. Bazen üstü kapalı bazen daha açık bir dille ifade edilmişti.Yazarın ele aldığı konular, vermek istediği mesajlar bence gayet güzeldi.

    Beni hikayeler arasında en çok etkileyen ilk hikayeydi(Yatık Emine).

    ~
    "Aha karı buz kesmiş!..." diye haykırdı.
    Yatık Emine açlıktan ve soğuktan öleli galiba günler geçmişti.
    "Yetişemedik be gebermiş!..." dedi.
    Bir müddet, zihinlerinden fena şeyler geçirerek durdular sonra küfür ede ede uzaklaştılar.
    ~
    "Artık insanları, kadınları, çocukları böyle değersiz birer obje olarak görmeyi bırakmamız gerekiyor." bu hikayede verilmek istenen mesaj - ya da benim çıkardığım anlam- buydu. İyi birer insan olmak için hiçbir zaman geç değil bir yerden başlamak gerek.

    Gayet güzel bir kitaptı. Bence okumalısınız.
  • Birinci fotoğraf, Eylül 1919'da Erzincan Hükümet Konağı'nın girişini gösteriyor. Merdivenlerin hemen başında iki askerimiz ellerinde bir bez afiş tutuyor. Üzerinde şöyle yazıyor:

    "ViverArt 12 des Principes de Wilson."

    Türkçeye çevirisi:
    "Yaşasın Wilson Prensipleri'nin 12. Maddesi."

    "Yaşasın" denilen bu Wilson Prensipleri de nedir? Peki bu Fransızca bez afiş Erzincan Hükümet Konağı'nın kapısına -Türkler için olamayacağına göre- kimler için asılmıştır?

    Erzurum 1919, iki askerin ellerinde bir afiş. Üzerinde bu sefer Osmanlıca yazıyla "Wilson prensipleri Madde 12" yazıyor. Siz düşünedurun ben ikinci bombamı patlatayım.

    İkinci fotoğrafımız ise hemen aynı günlerde Erzurum'da çekilmiştir. İki dadaşın elinde bu defa bir pankart görülüyor. Etraf da kalabalık sayılır. Bir gösteri, muhtemelen.

    Pankart bu defa Türkçe konuşuyor:
    "Wilson Prensipleri Madde 12."

    Ne oluyor Allah aşkına bu Erzurumlulara ve Erzincanlılara? Kim bu çok sevdikleri Wilson ve dahi kendilerine "yaşasın" çığlıkları attıran bu 12. madde de neyin nesidir?

    Bugün ismi unutulmuş olan ABD Başkanı Woodrovv Wilson daha çok 8 Ocak 1918'de Birinci Dünya Savaşı'nın daha fazla kan dökülmeden sona erdirilmesi için bir barış planı olarak ilan ettiği "14 Nokta"sıyla tanınır. Türkiye'de "Wilson Prensipleri" adıyla tanınan, hatta adına bir dernek bile kurulan bu noktaların 12'ncisi, Osmanlı Devleti topraklarında Türk çoğunluğun yaşadığı bölgelerin Türklere bırakılmasını istemekteydi. Bu da her türlü hukukumuzun ayaklar allına alındığı bir zaman da Millî Mücadele kadrosuna ilaç gibi gelmiş ve dört elle sarılmışlardı ona. Nitekim bizzat Atatürk'ün söylediklerine bakılırsa Misak-ı Millimizin hukuki temelini de Wilson Prensipleri'nin 12. maddesi oluşturmuştur.
  • Hatırlarsınız, daha önceki bir kitabımda Sivas Kongresi günlerinde Mustafa Kemal Paşa ve Rauf (Orbay) Bey'in imzalarını taşıyan bir mektubun Louis Edgar Browne adlı bir gazeteci eliyle ABD Senatosu'na gönderildiğini ve mektupta Senato'dan bir inceleme heyetinin Anadolu'ya yollanmasının istendiğini ele almıştım. Gazi Mustafa Kemal Nutuk'unda bu mektubun gönderilip gönderilmediğini pek iyi hatırlamadığını söylemekteydi.

    Halbuki belgelerle gösterdim ki, mektup gönderilmiş, o kadar gönderilmiş ki mektup üzerine Sivas'a gelen General Harbord Mustafa Kemal ve Rauf Bey'le görüşmüş, sonra Erzurum'da Kâzım (Karabekir) Paşa ile incelemelerde bulunmuştu. (Yakın Tarihin Kara Delikleri'nde (Timaş Yayınları) mektubun orijinalinin fotokopisini bulabilirsiniz.)

    Şaşıranlar, hatta kızıp köpürenler oldu. Sözlerimi amaçlamadığım noktalara çekenler de eksik değildi. Ancak şunu söylemeye çalışmıştım:

    1919 şartlarında insanlara doğru ve normal görünen bir karar, 1927'de anormal görünmeye başlayabilir. Bunda tuhaf bir şey de yok. Bakın Ahmet Necdet Sezer'in 7 yıl önceki sözleri ile veda konuşması arasındaki dağlar gibi farka ve ondan sonra yeniden düşünün isterseniz söylediklerimi.
  • Atatürk 10 Kasım 1938'de 57 yaşında öldü. Böyle bir dahinin 1919'dan 1938'e değin önderlik yapmış olması Türklerin en büyük talihi, onun daha uzun yaşamamış olması da Türklerin en büyük talihsizliğidir.
  • 104 syf.
    ·1 günde·10/10
    Bu büyük yazarın okuduğum bu ilk eseri Kafka'nın babası Hermann Kafka'ya Kasım 1919 yılında yazdığı bir nevi iç dökmesi ve itirafları konu alıyor.
    Kafka okumaya başlamak için ideal bir tercih olan bu eserde suçlayıcı bir tonla hafif ironinin birbirine karıştığı ve Kafka'nın babası tarafından kabul görme talebini içerir.
    Babasının tek erkek evladı olması ve buna bağlı olarak işlerini devam ettirecek Kafka'dan babası geleneksel beklenti içerisindedir. Bu da doğal olarak Kafka üzerinde bir baskı oluşmasına sebep olmuştur.
    Filmlerde olduğu gibi eserlerde de empati yaparak kahramanın yerine kendini koyan bir birey olarak, dönemin aile anlayışında mevcut olan maddi olarak herseyin var ise başarılı olmak zorundasın, neyin eksikte başarısızsın sözlerini bende işittim.
    Ailelerde mevcut olan çocuğun sadece maddi ihtiyaçlarını karşılayıp manevi ihtiyaçları olan takdir edilme,ilgilenme,güleryüz ve hoşgörüden mahrum bırakma yanlışlığı her dönemde olmuştur. Bireyin nasıl ki yeme,içme ve kişisel ihtiyaçları gibi madde tarafının ihtiyaçları gideriliyor ise manevi ihtiyaçlarının da günlük yemek yeme gibi giderilmesi gerekir.
    Madde tarafından daha çok manevi tarafının bireyin sağlıklı birey olmasında etkili olduğunu düşünen bir birey olarak lütfen çevrenizden ve çocuklarınızdan takdir edilme ve sevgi ihtiyaçlarını karşılamaya çalışalım.
    Her bir insanın ve bilhassa babaların okuması gereken bu eseri sizlere tavsiye ederim. İstifadeli okumalar dilerim